Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

 

 

TÜRKİYE’NİN BİR ÇOCUK VE GENÇLİK REFAHI BAKANLIĞINA İHTİYACI VAR…
Aziz ŞEKER / Sitemiz Yazarı
shuaziz@gmail.com

Yüzyılın daha başlangıcında çocuğa yönelik suç olaylarında önemli bir artış söz konusu. Konuyla ilgili yapılan araştırmalar suç türleri içinde cinsel suçların özellikle de çocuğa yönelik bu nitelikteki suçların arttığı yönündedir. Suçluların yakalanması, mağdurun rehabilitasyonu süreciyle ilgili düzenlemeler bulunsa da sorun çözme anlamında derin bir yetersizlik var.

Çocuğa bakışta göz ardı edilen şeylerin başında değer yargılarıyla mücadele geliyor. Özellikle çocuğa yönelik cinsel içerikli suçta toplum olarak çoğu kez olay hukuki müdahale noktasına gelmediği sürece görmezden geliniyor. Geçenlerde (Nisan 2011) ortaya çıkan Orta Karadeniz’in bir ilinde yaşanan 13 yaşındaki kız çocuğu vakasında da birkaç yıllık bir istismar süreci var. Suça bulaşmış bireylerin sayısal çokluğuna baktığımızda, mağdurun korunmaması noktasında değer yargılarının ne kadar erozyona uğramış olduğunu görüyoruz. 13 yaşında bir kız çocuğunun uğratıldığı bu dramatik durum içinde, süreye baktığımıza çocuğun istismarının sürdüğünü ve bunun çevresindekiler tarafından fark edilmeyişinin, ya da göz ardı edilmesinin “vicdanen” sorgulanması gerekmektedir. İçimizi acıtan, insanlığı yaralayan da budur.

Güçsüz, korunmasız, dünyayı ve insanları zararsız algılayan çocukların karşılaştıkları acı olaylar aklımıza bir takım hukuksal düzenlemelerin varlığını getiriyor. Çocuk Hakları Sözleşmesi, Türk Ceza Kanununun ilgili maddeleri, Çocuk Koruma Kanunu, SHÇEK Kanunu gibi hukuksal bir arka planla karşılaşıyoruz. Çocuğu ihmalden ve istismardan korumaya yönelik düzenlemeler somut olarak toplumsal yapıya aktarılmalıdır. Toplumsal pratiğe özümsetilmelidir. Bakın kimi yerel ve ulusal kimi medya haberlerinde kız çocuğunun isim ve soy isminin baş harfleri, anne ve babasının da aynı şekilde isim ve soy isimlerinin ilk harfleri kullanılarak, yaşadığı şehir ve yakın çevresine dair bilgi verilerek, çocuğun yaşadığı toplumda “etiketlenmesi” için veri sunulmuştur. Çocuk Koruma Kanununun, çocuklar hakkında yürütülen işlemlerde yargılama ve kararların yerine getirilmesinde kimliğinin başkaları tarafından belirlenmemesine yönelik önlemler alınması ilkesi, ihlal edilmiştir.

Yine çocuk yetiştirme yöntemlerinin “ihmalin ve istismarın” gizli kalmamasını sağlayacak şekilde gözden geçirilmesi, eğitim sisteminin de bu altı çizilen noktada işlevsel olması için çaba harcanmalıdır. Çocuk, yetişkinler tarafından kendisine yaklaşım tarzının ne ifade ettiğinin bilincinde olmalıdır. Koruyucu servislerin, okul sosyal hizmetlerinin, hastanelerde çocuk rehberlik servislerinin hayata geçirilmesi, çocuğun güvenliğini gözeten düzenlemelerin yapılması bir zorunluluktur. Ayrıca toplum temelli çalışmalara ağırlık verilerek çocuğa bakıştaki algının değiştirilmesi üzerinde durulması gerekmektedir. Çocuğun bir birey olarak kavranması bu eğitim modeline katkı verebilir. Öte yandan çocuk refahı alanıyla ilgili olarak gerçekçi ve rasyonel bir ulusal çocuk politikamız yok.Şu tablo yüzyılımıza ait gerçekliklerimizi veriyor. UNICEF’in yakın bir geçmişte hazırladığı raporda Türkiye’de 600 bine yakın kız çocuğunun okula gitmediği belirtiliyor. Yine Türkiye nüfusunun %12,9’u engellilerden oluşuyor. Bu oranın 3,5 milyonu kadarı özel eğitime muhtaç çocukları kapsıyor. Suça itilen çocuklar olsun, cinsel istismara uğramış çocuklar olsun bu kategoriyle ilgili sağlıklı verilere ulaşmak bir yana, uğrayanlara verilen “bakım, tedavi ve destek” olanaklarının da yeterlilik açısından sorgulanması gerekir. Bu ve buna benzer çok sayıda örnek sosyal politikamızın çocuk refahı anlamında içinde bulunduğu durumu özetliyor.Çocuğa bakışta kurumsallaşma oturtulmalıdır. Halen 12 Eylül zihniyetinin “sosyal sorunlara” bakış açısıyla birçok sosyal soruna eğiliyoruz. Ve sorunlarımızı çözemiyoruz.Toplum olarak; korunma, gelişim, yaşam ve katılım haklarının bilincinde olan çocuklar yetiştirmek görevimizdir. Bir çocuk politikasına, ailede, sokakta, toplumsal yaşamda, okulda, çocuğu koruyacak bir denetim ve müdahale mekanizmasına gereksinimimiz var! Bu nedenle de Türkiye’nin bir çocuk ve gençlik refahı bakanlığına ihtiyacı var…Henüz daha oturmamış olan çocuk hukuk sisteminde ise bu konuyla ilgili olarak toplumsal sorumluluğumuzu nasıl geliştireceğimizi gelecek gösterecektir.

 



Bize Ulaşın