Sosyal Hizmet Mesleği

Bilgiler
Yayınları
Araştırmalar
 


Sosyal Hizmet Alanları

Çocuk
Gençlik
Yaşlılık
Aile
Sosyal Sorunlar
Engeliler
Tıbbi Sosyal Hizmet


Kaynak Bilgiler

Bireysel Gelişim
Sosyoloji
Psikoloji
İnsan Hakları
İletişim Bilgisi

 

 

 

 

 
 


ANA SAYFA


GENÇLİK ŞİDDETİ

Özge ÖZGÜR SAYAR

Sosyal Hizmet Uzmanı
 
ozgeozgur80@gmail.com

 

 Şiddet, günümüzün önemli sosyal sorunlarından biridir. Şiddetin tanımının da genişlemesiyle birlikte, bu konuya olan duyarlılığın arttığı söylenebilir. Ekonomik ve toplumsal şiddetten, iş yerinde şiddete kadar birçok geniş yaşam alanında ele alınan şiddet, okul şiddeti, gençlik şiddeti, kadına yönelik şiddet gibi yeni kavramları doğurmuştur.

Saldırganlık ve şiddet kavramları genellikle eşanlamlı gibi kullanılsa da aralarındaki sınır genellikle tartışma konusudur. Şiddet, saldırganlığın nefret, düşmanlık gibi duygu durumlarının daha da etkinlik kazandığı biçimi olarak tanımlanabilir. Terim olarak şiddet, Latince “violentia”’dan gelmektedir. Violentia, şiddet, sert ya da acımasız kişilik, güç demektir. “Violere” fiili ise şiddet kullanarak davranmak, değer bilmemek, kurallara karşı gelmek anlamını taşımaktadır (Polat, 2001:4).


Şiddet sözcüğü genel anlamda aşırı duygu durumunu, kaba ve sert davranışı, özel anlamda ise saldırgan davranışları, kaba kuvveti, beden gücünün kötüye kullanılmasını, yakan, yıkan, yok eden eylemleri, taşlı, sopalı, silahlı saldırıları, bireye ve topluma zarar veren etkinlikleri tanımlar (Köknel, 2000:20).

Dünya Şiddet ve Sağlık Raporu’nda şiddet, “Gücün ya da fiziksel kuvvetin; tehdit yoluyla ya da gerçekte; fiziksel zarar, ölüm, psikolojik zarar, gelişme engeli ya da yoksunluğa (ihtimalde ya da gerçekte) neden olacak şekilde; kendine, bir başkasına ya da bir grup veya bir topluma karşı niyetli biçimde kullanılması” olarak tanımlanmıştır. Bu tanımdaki “niyet” ve “motivasyon” anahtar kavramlardır.

Doğada, böcekler de dahil olmak üzere tüm hayvan türlerinde ve insanlarda “ işlevsel saldırganlık” bulunmaktadır. Bu, herhangi bir canlı türünün hayatta kalması, temel işlevlerini gerçekleştirebilmesi için işlevsel olarak kullandığı şiddettir. Ancak, bir başka motivasyona bağlı şiddet türü olan “düşmanca şiddet”, yalnızca insan türüne özgü bir şiddet türüdür ve amaç yalnızca bir başkasına zarar vermektir.


Gençlik şiddeti

Dünya Şiddet ve Sağlık Raporu’nda şiddet üç şekilde ele alınmıştır; birincisi, kendine yönelik şiddet, ikincisi kişilerarası şiddet ve üçüncüsü kollektif şiddet. Kişilerarası şiddet aile içi şiddet ya da eşler arası şiddet ve toplumsal şiddet olarak alt gruplara ayrılır. Bu rapora göre genç bireyler arasındaki şiddet olayları 2000 yılında 199.000 gencin ölmesine neden olmuştur ki bu da her 100.000 gençten 9.2’sinin hayatını kaybettiğine işaret etmektedir. Yine bu rapora göre gençler arasında şiddetin en yoğun yaşandığı yer Afrika ve Latin Amerika iken en düşük oranda yaşanan yerler ise Batı Avrupa, Asya’nın bazı kısımları ile Pasifik’tir. Amerika Birleşik Devletleri’nde ve hızlı değişim yaşayan ya da gelişmekte olan ülkelerde gençler arasında şiddet diğerlerine göre daha yoğundur.

Gelişimsel açıdan;
Saldırgan davranış, okul öncesi, okul dönemi ve ergenlik döneminde değişim gösterir. Okul öncesi çocuklar genellikle arkadaşlarıyla oyuncaklarını paylaşma konusunda şiddet davranışına başvururlar. Vurma, itme, nesne fırlatma gibi davranışlar bu yaşlarda gözlenir(Cairns ve diğerleri, 1989:1437-1452). Bu çağın sonuna doğru fiziksel saldırganlık gerilemeye başlar. Okul dönemiyle birlikte nesne merkezli saldırganlığın yerini kişi merkezli saldırganlık alır(Coie; Kagan; Mischel ve Selman. Akt. Douglas ve diğerleri, 2002:169-199).

Genellikle, ergenlik dönemine girmeyle birlikte saldırganlıkta gerileme olur. Ancak, gelişimsel açıdan saldırganlığı yönetme konusunda sorun yaşayan çocuklarda saldırganlığın daha çok şiddet içeren davranışa dönüşümünde artış olur. Bu çağda, 12-20 yaşlar arasında şiddet içeren ciddi olaylarda belirgin şekilde artış olmaktadır. Örneğin saldırı, hırsızlık ve tecavüz gibi (Coie ve Dodge, 1997. Akt. Douglas ve diğerleri, 2002:169-199). Öğülmüş (1995) yaptığı araştırmada, liselerde en sık görülen üç olayın, hırsızlık (%76.4), vandalizm (eşyaya zarar verme) (%74.6) ve bazı öğrencilerin yaralanmasıyla sonuçlanan kavgalar (%64.9) olduğunu bulmuştur. Bu araştırmadan on yıl sonra aynı tekrarlanmış ve benzer sonuçlara ulaşılmıştır.

İlk kez çocukluk çağında şiddet uygulayan çocuk, bu davranışı ergenliğe taşır. Gençlerin büyük bir bölümü şiddet davranışını ergenlik döneminde gerçekleştirir. Bazı gençler için şiddet, akranlarının saygınlığını kazanmak için, kendilik değerini yükseltmek için ya da yetişkinlerden bağımsız olduklarını göstermek için bir yol olarak görülür. Şiddet, ergenlerin yetişkinliğe geçerek yetişkin rollerini üstlenmeye başlamasıyla azalır (Laufer ve Harel, 2003:235-244). Balcıoğlu (2005:89), şiddet olaylarının ergenlik döneminde artmasının nedenlerini şöyle sıralamıştır:
• Göç nedeniyle başta büyük kentler olmak üzere çeşitli yerleşim birimlerinde oluşan kontrolsüz yapılaşma ve nüfus artışı.
• Son yıllarda toplumdaki gelir adaletsizliğinin ve yoksullaşma oranının artması.
• İşsizlik olgusunun verdiği güvensizlik.
• Kültürel yozlaşma ve yabancılaşma, arabesk ve fantezi müzik.
• Sosyal problemlerin çözümünde şiddete başvurma. Aile içi şiddetle okulda şiddet olgusunun olumsuzlukları.
• Kalabalık sınıflar, rehberlik ve yönlendirmenin olmayışı, yetersiz eğitim almış kişilerin bu alanda görevlendirilmesi. Öğretmen açıklarını kapatmak için her üniversite mezununun öğretmen olarak istihdam edilmesi.
• Silahlanma dürtüsünün güdülenmesi, kışkırtılması.
• Eğitim öğretim alanında yaratılan eşitsizliklerin ve haksız uygulamaların artması.
• Ortaöğretim disiplin yönetmeliğinin katı, yasakçı kuralları ve tek tipleştirme uygulamaları.
• Yazılı basınla görsel medyanın şiddet öğeleri içeren program ve haberleri. Düzeysiz, duygusallığı körükleyen dizi filmler.
• Gelecekten umudu kesme. Mutsuzluk ve kendine olan güven duygusunu yitirme.
• Ülkeyi yöneten siyasilere duyulan güvensizlik.
• Sürekli değişen eğitim programları, başarı oranının düşmesi, kalitesiz, ezberci, yarışmacı, niteliksiz eğitim sistemine duyulan tepki.

Şiddet, temelde toplumsallaşma süreci içinde gelişen bir olgudur. Gencin şiddet davranışı, bireysel faktörlerden, aile, okul, akran grubu faktörlerinden ve toplumsal faktörlerden etkilenir.

Bireysel Faktörler:
Bireysel faktörler, bireyin kendinden kaynaklanan faktörleri içermektedir. Bireysel perspektiften bakıldığında, bazı mizaç türleri şiddet içeren davranışa kaynaklık etmiş olabilir. Diğer faktörler, tepkiselliği, empati eksikliğini, bireyin kontrolündeki faktörlerin, davranışından sorumlu olduğu düşüncesini ve şiddetin kurbanı olma durumunu içerir (Bemak ve Keys, 2000:14-28).. Ergenlik döneminde, kolaylıkla risk alma özelliği, özellikle diğer etkenlerle birleştiğinde şiddet için güçlü bir belirleyici olmaktadır. Umursamaz bir ergen, duygularını ifade etmede şiddet davranışını uygun bir araç olarak görebilir. Saldırganlık ise her ne kadar az bir etkiye sahip olsa da bireysel özelliklerin içinde yer almaktadır. Antisosyal davranış ve düşük zeka da bireysel faktörlerin örneklerindendir (Laufer ve Harel, 2003:235-244).

Akran Grubu Faktörleri:
Akran grupları ergenlikte oldukça önemli bir yere sahiptir. Çünkü arkadaşlık ilişkileri ergenin yaşamında kendini kanıtlama için önemli bir kaynaktır. Gençler, yetişkinliğe yaklaştıkça akranların onayını kazanma isteği belirginleşir, akranların davranışı ve standardı onlar için önem kazanır. Arkadaşlık toplumsallaşma sürecinde önemlidir ancak gençlik döneminin özellikleri bu etkiyi artırmaktadır.

Zayıf sosyal bağlara sahip olan, yani uygun sosyal etkinliklerde yer almayan ve okulda popüler olmayan ergenler de, antisosyal, sapkın davranışlarda bulunan akran gruplarında yer alan ergenler kadar şiddet davranışına yönelme konusunda risk grubuna dahildir. Bu iki tür akran ilişkisi genellikle birbiriyle ilişkilidir. Akranları tarafından reddedilen ve sevilmeyen ergenler, antisosyal ya da sapkın davranışları olan arkadaş gruplarınca kabul görebilirler (Cairns&Cairns, 1991; Elliot&Menard, 1996; Ferguson&Lynskey, 1996; Patterson&Yoerger, 1997. Akt: Laufer ve Harel, 2003:235-244). Üçüncü bir risk faktörü ise çeteye katılmadır. Çeteye dahil olma, şiddet riskini artırır. Bu üç faktör bağımsız etkilere sahiptir. Bazen birbirleriyle ilişkilidirler ve ergenlikte şiddeti tahmin etmede güçlü belirleyicilerdendir (Thornberry, 1998. Akt: Laufer ve Harel, 2003:235-244).

Aile Faktörü:
Toplumsallaşma etmenlerinden bir diğeri ailedir. Her ne kadar ailenin davranışa olan doğrudan etkisinin, ergenlik döneminde yerini akran etkisine bıraktığı ve böylece, aileyle ilgili pek çok risk faktörünün etkisini kaybettiği söylense de bu dönemde ebeveynlerin yeterli gözetimi yani ergen-ana baba ilişkileri önem kazanır (Laufer ve Harel, 2003:235-244).

Yapılan araştırmalar anne, baba ve ergen arasındaki iletişimin niteliğinin ergenin kimlik gelişiminde etkili olduğunu vurgulamaktadır. Sıcak bir aile ortamının bulunduğu ve aynı zamanda ergenin özerkliğinin tanındığı aile ortamının, kimlik ve özgüven gelişimine olumlu etkisi olduğu ifade edilmektedir. Benzer şekilde, ülkemizde lise son sınıf öğrencileri ile yapılan bir çalışmada demokratik bir tutum sergileyen anne-babaların, ergenin başarılı kimlik geliştirmesine katkıda bulunduğu belirlenmiştir (Çakır, 2001).

Ayrıca bazı araştırmalar, aile içi çatışmaların ergen erkekler arasındaki şiddet için risk faktörü olduğunu bulmuştur (Laufer ve Harel, 2003:235-244).. Anne şefkatinden yoksun büyüyen çocukların saldırganlığa yatkın olduğu belirlenmiştir. Soğuk, itici tutumlarla çocuk yetiştirme, saldırganlığı geliştirmektedir. Çocuktaki saldırganlığın da ebeveynde itici tepkilerin oluşumuna neden olabileceği, bu durumun da saldırganlığı daha çok besleyeceği bildirilmiştir. Çocuk yetiştirme tarzı itibariyle gevşek çocuk yetiştirme tutumuyla birlikte, çocuğa karşı ,itici ve düşmanca bir tavır içerisinde olan ailelerde en yüksek oranda saldırgan çocuklar yetişmektedir (Feckbach, 1970. Akt: Aydın, 2004:130)..

Pek çok araştırmacı, şiddet döngüsünü sosyal öğrenme modeliyle açıklamaktadır. Yapılan araştırmalar, daha önce istismar geçmişi olanların olmayanlara göre daha fazla şiddet uyguladığını, daha saldırgan ve yıkıcı olduğunu ortaya çıkarmıştır (Lorber ve diğerleri, 1984; Matson, 1989; Sobsey, 1994). Ayrıca benlik kontrolü zayıf olan, saldırgan davranan ya da şiddet uygulayan ana babalar, çocukları için rol modeli olurlar. Araştırmalar, saldırgan ana babaların saldırgan çocuklara sahip olduğunu ana babaların cezalandırıcılığı ile akran grubu içinde gösterilen saldırganlık arasında ilişkiler olduğunu ortaya koymaktadır (Danziger, 1970:5-6:Akt. Uluğtekin, 1991).

Aileler bazen de çocuklarının şiddet kullanmasını kabul ederek bu tür davranışlara katkıda bulunurlar. Şiddeti açıklarken anne-baba tutumlarına değinen Köknel (2000:40-46)’e göre de çocuk için arkadaşlığı, paylaşmayı ve saldırganlığın boşalmasını sağlayan en doğal etkinlik oyundur. Ancak çoğu anne-baba oyun sırasında çocuğun arkadaşlarına ya da oyuncaklarına karşı sergilediği saldırgan davranışları “aferin”, “iyi yapmışsın” ya da “sen de vursaydın” gibi ifadelerle pekiştirmektedir.

Buna benzer şekilde çocuğun istediklerini bağırıp çağırarak, ağlayarak, vurup kırarak çevresindekilere kabul ettirmeye çalışması da engellenmez ve denetlenmezse ödüllendirilmiş olur. Bu durumlar, çocuğun saldırgan davranışları benimsemesine ve kişilik özelliği haline getirmesine neden olabilir. Aynı durum ergenlik dönemi için de geçerlidir (Köknel, 2000:40-46).
Çocuklarda şiddetin ve saldırganlığın nedenlerini açıklayan Dodson’a (1993, Akt., Turam, 1996:391-406) göre çocuklar;
• Anne-babaları psikolojik ihtiyaçlarını yerine getiremedikleri ve onda nefret, öfke, şiddet duygularını uyandırdıklarında,
• Şiddete başvuran anne-babalarını taklit etmeleriyle,
• Gösterecekleri şiddet hareketlerine (örneğin, bir başka çocuğu dövmesine) anne babaları karşı çıkmadığında,
• Genel olarak şiddet duygularını uygun şekilde boşaltma olanağı bulamadıklarında şiddete yönelebilirler.

Okul Faktörü:
Ergenlik döneminde ailenin yanında, okulun da ergen üzerinde önemli etkisi vardır. Okulda genç, yetişkin, eğitimci ve okulun idari personeli yanında akran gruplarıyla da önemli etkileşimlere girmektedir. Okulun yapısal özelliği, ergenlerin daha önce aileleri ile olan anlaşmazlıklarını tekrarlatabilmektedir ve bu da yeni krizlere yol açmaktadır (Berkovitz, 1987. Akt. Duman, 2000:2-21).

Çocuklardaki şiddet davranışlarının sıkça gözlendiği ortamlardan biri olan okulda, kimi zaman bireyin kendine ya da başkalarına zarar verici bir davranışı ortaya çıkmadan anlaşılamamaktadır. Şiddet eğilimi olan çocuklardaki belirtiler genel olarak,
• içine kapanma,
• sürekli yalnız kalma ve terk edilme duygusu,
• şiddetli reddedilme duygusu,
• şiddete maruz kalmış olma,
• aşağılanma duygusu,
• düşük akademik başarı ve derslere ilgisizlik,
• yazılarında ve resimlerinde şiddeti işleme,
• öfkesini kontrol edememe,
• sürekli başkalarına vurma, aşağılama ve rahatsız etme,
• hoşgörüsüzlük ve önyargılı olma,
• geçmişte disiplin sorunları yaşamış olma ve şiddet davranışları göstermiş olma,
• alkol ve madde kullanmadır (Early Warning Timely Responses: A Guide to Safe School, 1988, Akt., Kepenekçi ve Özcan, 2002).

Toplumsal Faktörler:
Tezcan (1996:105-108), şiddetin bugün toplumsal bir sorun olduğunu, çevreden kaynaklandığını ve engellenme sonucunda ortaya çıktığını belirtmektedir. Tezcan, gelişmekte olan toplumlarda bireyin kendini gerçekleştirme ve geliştirme konularında kısıtlı olanaklara sahip olduğunu, bu durumun bireyin yaratıcılığını engellediğini ve bireyin kendini kanıtlamak için şiddete yönelmesine yol açtığını ifade etmektedir.

Ekonomik ve toplumsal değişimlerle, göçün yaşanmasıyla, büyük oranda parçalanmış ya da tek ebeveynli ailelerin bulunmasıyla, yetişkinlerin sosyal kontrol üzerinde etki sahibi olmayışıyla karakterize edilen toplumlar, düzensiz toplumlardır.Bu çevrelerdeki ergenler yalnızca okul sonrası kendileri şiddet uygulamayacak , aynı zamanda çevredeki yetişkinlerin ve çetelerin şiddetine uğrayacaktır. Bu ergenlerin, yaşadığı çevrede okul dışı etkinlikler kısıtlıdır, iş olanakları azdır ve yaşadıkları yer bu tür olanakları onlara sunacak güce sahip değildir. Kısaca, yoksullukla birlikte göç olayının yaşandığı, parçalanmış ailelerin yoğunlukta olduğu düzensiz çevre ergen şiddetini belirlemede güçlü bir risk faktörüdür (Bursic ve Grasmic, 1993; Sampson ve diğerleri , 1997; Wilson, 1987 Akt. Laufer ve Harel, 2003:235-244).

Ateşli silahlara ulaşım, gençlerin şiddete yönelimini olumsuz yönde etkileyen faktörlerden biridir. Amerikan Psikologlar Birliği’nin Amerika’da yaptığı araştırmaya göre yaklaşık 270.000 öğrenci her gün okula silah taşımaktadır. Yine, ergenlerin rahatlıkla alkollü içeceklere ulaşabildiği toplumlar da risk grubunu oluşturmaktadır

Bütün bunlarla birlikte toplumların sahip olduğu kültürel özelliklerin de şiddete etkide bulunduğu düşünülmektedir. Köknel (2000:152-182), toplumumuzda “delikanlılık” ya da “kabadayılık” adı altında saldırganlık içeren davranışların birer erkeklik özelliği olarak hoş görüldüğünü ve bu davranışların birer kişilik özelliği haline geldiğini belirtmektedir. Eğitim yöntemi olarak baskı, korkutma ve dayak da benzer etkiyi yaratmaktadır.

Medyadaki şiddet gençlikte şiddeti etkileyen bir başka faktördür. Ülkemizde bazı çok sevilen ve çok seyredilen programlarda, televizyon dizilerinde, filmlerde, müzik kliplerinde, kamera şakalarında ve hatta asıl görevi tarafsız haber vermek olan haber programlarında ve şovlarda kişiler arası ve toplumsal şiddetin büyük ve asıl tema olarak verildiğini görmekteyiz.

Yapılan çalışmalarda, televizyonun olumsuz etkileri saptanmıştır. Bunlar;
• Saldırganlık ve şiddete neden olmak
• Bireyi, aile ve arkadaşlık ilişkilerinden uzaklaştırmak
• Tüketim davranışlarını değiştirmek
• Fantezi dünyasını çok canlı sunarak gerçeklerden uzaklaştırmak
• Hareketsizliğin, fiziksel gelişimi olumsuz etkilemesi
• Okuma zevkini azaltmak ve okuma süresini kısaltmak (Kocabaşoğlu ve Yavuz, 2000).

Televizyondaki şiddetin çocukları etkileme şekli ve süreci ile ilgili üç tür mekanizma ve etkiden söz edilmektedir: a) Gözlemsel öğrenme: Bireyler medyada gördükleri şiddet olayları ile daha önce davranış dağarcıklarında olmayan insanlara zarar vermenin ve şiddetin yeni biçimlerini öğrenerek davranış dağarcıklarına katmaktadırlar. b) Kontrolün kaybolması: Saldırgan davranış ve eylemleri izleyenlerin saldırganlık ve şiddete karşı olan engelleyici kontrol mekanizmaları gevşemektedir. c)Duyarsızlaşma: İzleyicilerin saldırgan davranışlar ve onun kurbanlarda yarattığı sonuçlarına karşı olan duygusal tepkileri azalmaktadır. Çünkü şiddet görüntüleri olağanlaşarak ve kanıksanarak, sanki gerçek değillermiş gibi algılanmakta ve zaten görüntüler asla gerçeğin yerini tutmamakta, şiddet medyaya olanca çıplaklığıyla yansıyamamakta, adeta tül bir perde altına alınmaktadır. Sonuç olarak kişi artık bu olaylara duygusal bir tepki gösterse bile bu çok az olmaktadır(http://saglik.tr.net/ruh_sagligi_genclik_siddet_1.shtml 31.01.06).

Görüldüğü gibi şiddet tek nedenle açıklanamaz, birçok bileşenin bir sonucudur. Gençlik döneminde şiddeti anlayabilmek ve önlemek için tüm bu faktörlerin göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Balcıoğlu, İ. “Şiddet, Gençlik, Uyuşturucu Maddeler”. Biyolojik, Sosyolojik Psikolojik Açıdan Şiddet. “Edt. İ.Balcıoğlu. Yüce Yayım. İstanbul, 2000.

Aydın, B. Çocuk ve Ergen Psikolojisi. 2. Baskı. Atlas Yayın-Dağıtım. İstanbul, 2005.

Bemak, F. ve S. Keys. Violent and Aggressive Youth. Corwin Press. California, 2000.

Cairns, R.B., B.D. Cairns, H.J. Neckerman, L.L. Ferguson ve J. Gariepy. “Growth and Aggression: 1. Childhood to Early Adolescence”. Developmental Psychology. 23, 320-330. 1989

Çakır, S.G. The Relationship of Identity Status with Parental Attitudes, Family Type and Parentel Education Level in Adolescents. Orta Doğu Teknik Üniversitesi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. 2001.

Douglas, W.N., C. Erdley, E. M. Carpenter ve J.E. Newman. “Social Skills Training as a Treatment For Aggressive Children and Adolescents: A developmental- Clinical İntegration”. Aggression and Violent Behavior, 7(2), 169-199. 2002.

Duman, N. Ankara Liselerinde Çeteye Katılma Potansiyeli Olan Öğrenci Grupları ve Okul Sosyal Hizmeti. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Ankara, 2000.

Kepenekçi, Y.K. ve A.Y. Özcan. Okullarda Çocuk Suçluluğunun Önlenmesi. 1. Ulusal Çocuk ve Suç: Nedenler ve Önleme Çalışmaları Sempozyumu. Tisamat. Ankara, 2002.

Köknel, Ö. Bireysel ve Toplumsal Şiddet. Altın Kitaplar Yayınevi. İstanbul, 2000.

Laufer, A. Y. Harel. “The Role of Family, Peers and School Perceptions in Predicting İnvolvement in Youth Violence”. Adolescent Medical Health, 15(3), 235-244. 2003.

Öğülmüş, S. “Okullarda (Liselerde) Şiddet ve Saldırganlık”. Yayınlanmamış Araştırma Raporu. Ankara. 1995.

Polat, O. Çocuk ve Şiddet. Der Yayınları. İstanbul, 2001.

Uluğtekin, S. Hükümlü Çocuk ve Yeniden Toplumsallaşma. Bizim Büro Yayınevi. Ankara, 1991.

World Report on Violence and Health. Edt. E.G.Krug, L.L.Dahlberg, J.A.Mercy,A.B.Zwi, R. Lozano. World Health Organization. Geneva, 2002.

Turam, E. “TV’deki Şiddetin Çocuklara Etkileri Üzerine Farklı Bir Bakış”. Cogito, 67, 391-406. 1996.

http://saglik.tr.net/ruh_sagligi_genclik_siddet_1.shtml 31.01.06
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak göstermek ve izin almak etik kuraldır.

 



Editörler




Google
 

 


 


KURUMSAL VE BİREYSEL İŞ İLANLARI

 


 

SOSYAL MEDYA




 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.