Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

 


Gençlik döneminde politik eylemler ve şiddet

  İnsan, gençlik döneminde düşünce yapısı olarak büyük dönüşümler yaşar. Gençlik dönemine girilmesiyle birlikte düşünce işleyişi somuttan soyuta doğru kayar; insanlığın durumu, moral ve etik değerler ve din konuları kökten ve yeni baştan ele alınır. Zekanın en işlek olduğu dönem olan 18-24 yaş arasında gençler, herşeyi sorgularlar. Kendileri, dünya, varoluşun nedenleri gibi konularda enine boyuna düşünmeye başlarlar. Genç insan, sadece görünen gerçekliğe bağlı değildir. Olabilecek alternatifler üzerine düşünebilir. Bu dünyanın nasıl başka türlü olabileceğini de kapsayan bir sorgulamayı getirir bu. Olumsuzlama bu dönemin en tipik özelliklerindendir ve politik seçimlerde dahil olmak üzere yaşamın tüm alanlarını kapsar. Anababanın sahip olduğu tüm değerler olumsuzlanabilir. Genç ailesinden kopmaya ve bireyselleşmeye başladıkça "ben kimim?" ve "nereden gelip, nereye gidiyorum?" soruları sorulmaya başlanır. Genç, kuralları incelemeye, bu kuralların ardında yatan ilkeleri tartışmaya başlar. Soyut ve kurgusal bazen de pratikle pek doğrudan ilişkisi olmayan bu düşünme tarzıyla genç insan, ahlaki, dini ve politik alanlarda varolan sistemi yetersiz bulabilir ve bu nedenle köktenci karşı çıkışlara yönelebilir. Çok ortada ve ayan beyan olan yanlışlıkları gördükleri halde düzeltmedikleri için erişkinleri ikiyüzlülükle suçlayabilir. Yaş ilerledikçe kafasında kurduğu ideal dünya ile gerçek dünya arasındaki fark ortaya çıktıkça hayal kırıklıkları yaşayabilir.

Gençlik döneminde ailenin dışındaki dünya ve arkadaş grupları daha birincil bir konuma geçer. Genç insan, kendisini akranlarının gözüyle değerlendirir; arkadaş grubunun normlarından sapma kendine güvenini azaltan ve istenmedik bir şey olur. Birçok insan için gençlik dönemi ahlaki gelişmenin ve değerlerin şekillendiği bir dönemdir aynı zamanda. Soyut düşünce döneminde artık sadece ailenin değil, geniş ölçüde toplumun ve insanlığın çıkarları da devreye girer.

Gençlik döneminin bir diğer özelliği de gençlerin kolaylıkla tehlikeli ve riskli davranışlar sergileyebilmesidir. Bunun için zaten toplumu savunmak hep onlara kalmıştır; toplumun vurucu gücü gençler olmuş, onlar öne çıkmıştır. Benzer şekilde ideolojik, ulusal mücadelelerde, spor karşılaşmalarında gençleri görürüz hep. Fiziksel bedensel gücün zirveye ulaştığı yaşlardır gençlik yılları. İstatistiklere göre gençlerin ölüm nedenleri arasında kazalar özellikle de motorlu taşıt kazaları birinci sırada yer almaktadır. Bu durumun kolay risk alıcı davranışlara girme eğilimi ile ilişkisi olduğu sanılmaktadır. Gençlerin kolay tehlikeye atılmaları yetersizlik duygularını örtmeye yönelik aşırı tepkiler, gruba benzeme ve uyma, kendisini çok güçlü, zedelenemez ve ölümsüz görme gibi nedenlerle açıklanmaktadır.

Gençlik döneminin bu özelliklerini alt alta sıraladığımızda tablo daha netleşiyor; gençlerin kurulu düzene olan sorgulayıcı tavırları, köktenci ve ödün vermez düşünce biçimleri, arkadaşlığa verdikleri önemleri, enerji dolu olmaları ve kolay tehlikeye atılabilmeleri neden siyasi mücadelelerde ön saflarda yer aldıklarını açıklıyor. Hele de böyle bir mücadele norm haline geldiğinde yani diğer gençler de aynı şeyi yaptıklarında arkadaş grubunun kuralları genç için önem kazandığından ailenin tutumu ne olursa olsun genç, politik grupların içinde yer alabiliyor. Gencin içinde yer aldığı politik grubu seçimi, bireysel özellikleri de hesaba katan ayrı bir tartışmayı gerektiriyor.

80 sonrası gençlerin siyasi katılımları, en azından görünürde de olsa azaldı. Bir kere genelde tüm toplum için siyasi mücadele daha az önemli hale geldi. Politikacılar özelinde tüm bir politika, olumsuzlandı, onların "uğruna mücadele vermeye değmeyecek insanlar olduğu" vurgulandı. İnsanların kendilerini tanımlamasında politik kimlik daha ikincil oldu. Bu gençleri de etkiledi ister istemez. 80 öncesinde hemen tüm gençler için siyasi tercih, kişisel kimliklerinin en önde yer alan bir bileşeni idi. Neredeyse bazı gençlerin bu alan dışında uğraşıları kalmamıştı: okul, eğitim, meslek, arkadaşlık ilişkileri, karşı cinsle ilişkiler, hobiler, özel zevkler, sanat ve güncel politika dışındaki düşünsel etkinlikler hep ikinci planda kaldı. Dolayısıyla gençlik döneminin diğer özellikleriyle birleştiğinde 80 öncesi yıllar, gençlerin "siyasi şiddet"e yönelmeleri için çok elverişli bir vasat oluşturdu.

Şüphesiz gençlik dönemininde hız kazanan siyasi ilgi ve etkinlikler, gençlerin sağlıklı bir gelişim gösterebilmesi için olduğu kadar dünyamızın yenilenmesi ve değişimi için de gereklidir. Üstelik bu tür ilgi ve etkinlikler, barışçı bir mecrada sürdürüldüğünde, gençlik dönemindeki şiddete yönelmenin de gerçek panzehiridirler. Ancak sağlıklı bir kişisel gelişim için gencin politik alanların dışındaki tüm diğer alanlarda da belli bir varlık gösterebilmesi, olgunlaşması, seçimler yapması gereklidir. Ülkemizin gençleri 1980'lerden yakın zamanlara gelene kadar politik alanının önceki kıyıcı ve bıktırıcı hegomonyasından kurtulmanın verdiği rahatlıkla hareket etmişlerdir. Artık enerjiler oralara akıtıldığından sanatta, ticarette, ekonomide gençlerin etkisi daha fazla hissedilmiş, Yuppiler her yerde boy göstermişlerdir. Politik olmak, belli bir siyasi gruptan yana tavır almak, bir norm olmaktan çıkmış, gençler hem kendi seçimlerini daha rahat belirleyebilmişler hem de seçenekleri daha fazlalaşmıştır. Ne var ki bu olumlu atmosferin ülke geneli için geçerli olduğunu söyleyebilmeye imkan yoktur. Tam tersine bir yandan depolitizasyon süreci işlerken diğer yandan toplumun bıçak sırtında duran dengeleri alt-üst olmuş, toplumun ve dolayısıyla gençlerin çok büyük kesimi için yoksullaşma, göç, ani kültürel değişim, teknomedyatik dünyadan gelen uyaran bombardımanı gündeme gelmiştir. Kaosa gidiş, gençlerin büyük bölümünün yaşam karşısındaki seçim yapma, sağlıklı bir bireysel kimlik oluşturabilme fırsatlarını ortadan kaldırmış, öfkelerini biriktirmiştir. Ortaya çıkan tablo, 1990-1996 arasındaki dönemin karakteristiklerini belirlemiş; özellikle daha tutucu bir ahlaki gelişim düzeyinde olan lise gençliğinin özellikle umutsuz ve lumpen kesimlerinin amaçsız ve sudan gerekçelerle birbirlerine kıyasıya saldırılarını ve çete cinayetlerini gündeme getirmiştir.

1996'dan sonra yeniden gençliğin siyasallaşması gündemdedir. Siyasallaşma ve barışçı bir siyasi mücadele ortamı olmadığından "siyasi şiddet"e yönelme eğilimi, yüksek okullardan liselere doğru hızla yayılmaktadır.

Biz, hepimiz, gençlerimizin neden şiddete başvurdukları olgusu üzerinde yeterince kafa yormazsak ve uygun tedbirler almazsak toplumumuzun yeni genç boğazlaşmalarına sahne olmasını istemesek bile en azından seyirci konumunu benimsediğimizi itiraf etmek, bu suçun sorumluluklarına hazır olmak durumundayız

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.