ANA SAYFA

 

GÜNEYDOĞU’DA GÖÇ HAREKETLERİ ‘DİYARBAKIR ÖRNEĞİ’

                                                                                       Vefa AKDOĞAN /Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Ana Bilim Dalı

 

“ Baba ocağında kovuldu insanlar ya sokağa döküldüler ya

gecekondulara sığınmak zorunda kaldılar. Köyler boşaldı,

şehir işçisini koruyan loncalar oradan kalktı. Aile topluluğu

çöktü ev diye bir şey kalmadı. Kadınlar pazarda iş aramaya

başladılar…”                       

      “ Bir emirler ve yasaklar ağı ile kuşatılmışız. Bir sistemin

parçasıyız. Ferde kılavuzluk eden gönül değil, kendi dışında

bir kafa. Bir işletmeye giren herkes ruhunu vestiyere bırakıyor.

insanın gerçekten insan olduğu bir medeniyet sona ermiştir

artık”

Cemil MERİÇ

GİRİŞ :  Göç, idari bir sınırı geçerek oturma  yerini devamlı ya da uzun süreli olarak değiştirme olayını ifade etmektedir. Bu değişim kıtalararası, uluslar arası, bölgelerarası, kırdan şehre ya da şehirden kıra doğru herhangi bir ölçek ya da yönde meydana gelebilir. Bir ülkenin nüfus gelişme seyrini doğumlar ve ölümlerin yanında göçler de etkilemektedir.

   Göçler mesafeye, olayın gerçekleştiği yerlere ve sürekliliğine göre ele alınabileceği gibi, göç olayına yol açan nedenlere göre de ayırt edilebilir. Ayrıca göçler arasında önemli bir ayrım da göçlerin isteğe  bağlı ve zoraki göçler şeklinde meydana gelmesine  göre yapılandır. Günümüzde siyasi,, ekonomik, askeri (Mills’in  tabiriyle iktidar elitleri) gibi koşullar  gerek geçmişte gerekse şimdi birçok insanı göçe zorlamaktadır.

   Göç nedenleri göz önüne alarak çok sayıda itici ve çekici faktörler sıralanabilir. İtici güçler arasında çevresel, demografik, ekonomik ve siyasal baskılar sayılabilir. Göçe sevk eden çevresel güçler, kuraklıklar, su baskınları, depremler, yaşadığı yeri terk etmesini zorlayan ekonomik koşullar ise, yoksulluk, işsizli gibi nedenler, yaşadığı yeri terke zorlayan siyasal baskılar arasında da savaşlar, ihtilaller ve sıkı yönetim, totaliter-otoriter yönetimler gösterilebilir. Bu çalışmada daha çok göçün itici yönü üzerinde duracağız.

    Bu çalışmada zoraki göçün nedenleri ve modernleşme bağlamında sosyal-demografik niteliklere etkisini irdelemeye çalışacağız.Göçle ilgili, göçün tanım ve içeriği hakkındaki sorun esas itibariyle, özellikle bazı istatistiki verilerin anlamlı tablolar oluşturmasını sağlayabilmek açısından çok önemli olabilmektedir. Özellikle yaşadığımız ülkede Tanzimattan beri süregelen modernleşme çabaları ve bu doğrultuda hayatın her alanına (siyasi, ekonomi, kültürel ) eklemlenme çabaları trajik ve dramatik bir şekilde bir grup devletçi seçkin tarafından uygulanmaya çalışılmaktadır.

    Güneydoğu Anadolu bölgesinde son 25-30 yıldır yaşanan çatışma sürecinden (1985’ten  sonra hızlı bir şekilde artarak) sonra özellikle kırsal bölgelerden kentlere doğru zorunlu göçler yaşanmaya başlamış ve bölgede yaşayan insanlar yurtlarından, yerlerinden edilmiştir. Yaşanan bu göçle beraber beraberinde çok ciddi problemler ortaya çıkmıştır.

   Son onbeş yıldır. yaşanmakta olan zorunlu göç olayında,  Diyarbakır şehri hem çevre illerden hemde içelerden göç almış, hemde diğer bölgelere göç olayında bir tampon, geçiş merkezi haline gelmiştir. Diyarbakır yoğun göç almasında tarihi, kültürel, ticari  ve merkezi konumda olmasının yanında, Bu şehirlere göç etmiş olanlar büyük bir ihtimalle, ya daha uzak yerlere gitmeyi göze alamadıkları için veya geri dönme ihtimaline karşılık köyden fazla uzaklaşmamış olmak için en yakın yerlere göçedenlerden oluşmuş olmaktadır.

   Güneydoğu'da son onbeş yıldanberi yaşanmakta olan zorunlu göçün, bölgenin sosyolojik yapısının ciddi bir şekilde yeniden şekillenmesine yol açtığı bir gerçektir. Kısa vadede ciddi ekonomik ve sosyal sorunlara yol açan bu göçün, orta ve uzun vadede belli bir nüfusun şehirleşmesi ve modern hayatın bütün kayıtları altına girmesine yol açan boyutlara sahip olduğu görülebilir. Esasen daha önce yolun gitmediği, dolayısıyla modern hayatın gerektirdiği pek çok hizmetin ulaşmadığı köyler, doğal olarak modern bir hayatın gerektirdiği davranışlara, zihniyet dönüşümüne son derece kayıtsız bir hayat sürmekte,  sosyoloji çevrelerinin bu durumlar için uygun gördüğü yaygın tabiriyle âdeta "tarihin dışında" yaşamaktaydılar. Bu kayıtsızlığın ve "tarih-dışılığın", ülkenin diğer bölgelerinin yapısıyla herhangi bir bütünleşme durumunda olağandışı tepkimelere yol açan sonuçları olacaktı. Bu sonuçların en önemlisi demografik alanda cereyan edeniydi. Bir çeşit "kara para" nın ekonomi üzerinde gördüğü işleve benzer bir şekilde, kayıt dışı bir "nüfus"un bir çeşit "kara nüfus" etkisi yapması sözkonusuydu. Hiç hesapta olmayan, kontrol edilemeyen bir hızlı nüfus kaynağı, demografik planlamada modern devletin planlama insiyatifini derinden etkilemekte, demografik planlama üzerinde denge bozucu, hesaplanamayan sonuçlara yol açıyordu(r). Diğer yandan bu "kayıt-dışı nüfus" un kültürel sonuçları vardı(r). Bu da sözkonusu nüfusun hem Türkçe bilmemesi, hem de modern şehir hayatının gereklerine icabet etmeksizin her ân şehir hayatına katılma potansiyeli taşımasından ileri gelmektedir. Bu durum açıkça, katılan nüfusun şehirle uyumsuzluk sergilemesine, dahası şehrin belli bir düzene bir türlü oturamamasına yol açmaktadır.(  Aktay, 1999)   

     Oysa bu zorunlu göç sürecinde, oluşan bütün ekonomik sorunlar, işsizlik vs. olumsuz durumlarla birlikte, uzun vadede, modern bir hayatın gerektirdiği "kayıt altına alınmış bir nüfus", "kültürel olarak türdeşleşmiş ve planlanıp kontrol edilebilir bir nüfus" hedeflerine ya "kendiliğinden" veya devletin bazı çabaları sayesinde ulaşılmaktadır. Aslında yaşanan bu büyük göç de yukarıda zikrettiğimiz benzer sorunlara, demografik yapı üzerindeki "kara nüfus" etkisine sahip olmaktadır. Ancak bu etki, bir defalığına ve âdeta "kara nüfus" kaynağını kuruturcasına meydana geldiği için Türkiye'nin göç bağlamındaki modernleşmesi açısından ayrı bir öneme sahiptir.  (Aktay, 1999)

 

     Modernleşmenin kendisi bir bakıma büyük bir göçün sonucu, hatta bizzat kendisi olarak görülebilir.  Türkiye'nin Güneydoğu'sunda da son onbeş yıldır yaşanmakta olan göç, Türkiye'nin modernleşme sürecinden ayrı değerlendirilemez.

     Güneydoğu'daki göçmenin başka yerlerdekinde olmayan bir özelliği de, göç etmek sûretiyle merkezî devletin çok uzağından bir anda çok yakınına gelmek, merkezî kurumlarla irtibata geçmek gibi bir sürecin eşzamanlı olarak vukû bulmasıdır. Bu, Güneydoğu göçmenlerinin büyük bir kısmının, devletin pek çok kurumuyla, örneğin hastahaneyle, nüfus idaresiyle, askerlik şûbesiyle, banka ve pazarla, hatta okulla ancak köyden koptuktan sonra irtibata geçebilmesinden, aksi takdirde, yani köyde varolayı sürdürdükçe aynı zamanda "devletten de uzak" kalmaya devam etmesinden dolayı böyledir. Modernleşme süreci, aynı zamanda devletle, devletin gerektirdiği merkezî ilişkilere girme düzeyiyle ölçülebilir. (  Aktay, 1999)

Bu açıdan bakıldığında, bu göç sonuçları itibariyle,. bir bakıma modern ulus devletin "kayıt tutan", "kontrol eden", "merkezî millet" anlayışının bir nüfûz başarısına tekâbül etmektedir. Üstelik salt bu açıdan bile son onbeş yıldır bu bölgede yaşanmakta olan büyük çalkantının, terörün, ve bütün dramatik boyutlarıyla zorunlu göçün, modern devletin nüfûz sahasını genişletmek, daha basit bir ifadeyle modernleşmeyi artırmak gibi bir işlevi olduğu görülebilir. Zira modernleşmeyi karakterize eden en önemli gelişmelerden biri de millî devlet yapısının toplumsal düzeydeki kurumsallaşmasıdır. Modernleşme teorisyenleri, geleneksel toplumdan modern topluma geçişi, sağlık hizmetlerinden ne kadar insanın hangi düzeyde faydalandığı; eğitimin yaygınlaşması; nüfusun gelişme eğilimlerinin denetlenebilirliği; millî kimliğin türdeşleşme ve kollektif olarak benimsenme düzeyi ve sair tezahürlerin oluşturduğu endekslerle ölçmeye çalışmışlardır (Kumar, 1978: 64 vd; 1987; Giddens, 1991). Bu endeksler, bir ölçüde de millî devletin toplumsal çatısını da inşâ etmişlerdir.

DİYARBAKIR’A GÖÇ VE NEDENLERİ ÜZERİNE : Diyarbakır  ili Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yer almaktadır. ilin yüzölçümü 15058  km² ile Türkiye’nin yaklaşık %2’sini oluşturmaktadır. Nüfus büyüklüğü açısından 32. sırada yer almaktadır. son 73 yılda Türkiyenin nüfusu yaklaşık  beş kat artmış, Diyarbakır ilinin nüfusu ise yaklaşık yedi kat artmıştır. 1950 yılına kadar artış ve azalışlar bu yıldan sonar da sürekli artış göstermiştir. 2000 yılında şehirde yaşayan nüfus %60 çıkmıştır.(DİE, 2000) Türkiye’de özellikle 1950’lerden (Marshall  yardımları ve çok partili hayata geçiş) sonra kentleşme süreci  hızlanmıştır. Diyarbakır ili de bu gelişmelerden nasibini almış ve 1985  yılından sonra yaşanan çatışma ortamıyla beraber yoğun bir göç almaya başlamıştır.  1985 yılına kadar köy nüfusu şehir nüfusundan fazla iken, bu yıldan itibaren, şehir nüfusu köy nüfusundan  fazla  olmuuştur.  Yaşanan bu şiddet ortamından  sonra  devlet tarafından insanlar (güya  güvenlik, lojistik destek sağladıkları gerekçesiyle) zorla yerlerinden edilmişlerdir. Yaşanan bu süreçte kitleler halinde kırdan kente doğru, zoraki göç yaşanmıştır.

Göçlerin  sebeplerine gelince:

  

a) Olağanüstü hal uygulaması, olağanüstü halin baskıya dönüşen uygulamaları,                              b) Özel tim ve koruculuk sistemi, 

c) Yayla yasağı uygulaması,

d) Askeri çatışmalara dayalı olarak kır ve kent ölçekli yerleşim alanlarında can güvenliğinin kalmaması,

e) Hanehalkı reislerinin çocuklarının geleceğine ilişkin duydukları kaygılar,

f) Askeri çatışmaların yarattığı huzursuzluk, güvensizlik ortamı.

g) Çatışma ortamımın ailelerin ve işletmelerin ekonomik işleyişini bozması, gibi nedenler, ortaya çıkmaktadır.

     Yine Başbakanlık Aile Araştırma Kurumunun yaptığı araştırmaya göreDoğu ve Güneydoğu Anadolu verilerine göre göç olayının sebepleri olarak görüşülenlerin %44.5’i örgütü; %28.5’i Devletin görevini yapamaması % 12.5 köy korucularının baskı; %0.2’si hem örgütü, hem de devleti saymaktadırlar. Dolayısıyla güvenlik güçleri ile terör  örgütü arasındaki mücadele bölgeden göç etmek zorunda kalan insanların %85.7 sini etkilemiş görünmektedir. Göçün ikinci önemli sebebi olarak ekonomik şartların bozulması (%7.5) ve şsizlik (%4.2) gösterilmektedir. Kan davası (1.6), ağa baskısı (%0.1) vb. gibi diğer sosyal yapıdan kaynaklanan sebepler %0.5 gibi oldukça düşük bir seviyededir. (Başbakanlık, 1998)

 

Göç Veren İller sıralamasında

      Göç veren iller sıralamasında Diyarbakır (Merkez, Hazro, Bismil, Kulp, Dicle, Hani, Lice, Çınar, Silvan) %19.5 ile ilk sırayı almaktadır. Daha sonra sırayla Siirt (Eruh, Pervari, Şirvan) %10.8, Mardin (Merkez, Midyat, Derik, Savur, Mazıdağı, Ömerli, Nusaybin, Yeşilli) %9.5; Tunceli (Merkez, Pülümür, Pertek, Çemişkezek, Hozat) %8.9; Hakkari (Merkez, Şemdinli, Çukurca, Yüksekova) %6.2; Şırnak (Merkez) %5.4; Muş (Merkez Varto, Bulanık) %4.0; Van (Merkez, Özalp, Gürpınar, Bahçesaray) %4.0; Ağrı (Merkez, Eleşkirt, Hamur, Patnos) %3.7; Bitlis (Merkez, Mutki) %3.1; Bingöl (Kiğı, Solhan) %2.8; Batman (Merkez, Sason, Gercüş) %2.7; Kars (Digor, Arpaçay) %1.7; Erzincan (Merkez) % 0.9 ve Şanlıurfa (Siverek) %0.5 illeri gelmektedir. (Başbakanlık, 1998)

 Göç Alan İller

Köy ve mezra gibi kırsal kesimden kaynaklanan göç olaylarında göç eden kesimin öncelikli olarak kendi bölgesindeki büyük yerleşim merkezlerine yöneldikleri görülmektedir. Bu türden göç olaylarına göç eden kesimin büyük çoğunluğunun yakını kendi bölgelerindeki şehir merkezlerinde, diğerlerinin ise Akdeniz bölgesi veya Batı Anadolu’da ikamet ettikleri için bu illeri tercih ettikleri görülmektedir. Kendi yörelerinden göç alan iller arasında ilk beş sıra Diyarbakır (%14.71), Siirt (%7.34), Batman (%6.07), Mardin (%5.48) olarak tespit edilmektedir. Göç eden kesimin kendi yöreleri dışında tercih ettikleri iller ise, ilk beş sıra Adana (%7.08), Antalya (%5.0), İçel (%4.65), İzmir (%4.04), Manisa (%3.64) şeklinde sıralanmaktadır. (Başbakanlık,  1998)

Güneydoğu Anadolu aldığı-verdiği göç

 

Yıllar

Aldığı göç

Verdiği göç

Net göç

Net göç hızı

1995-2000

212. 425

422.315

-209.890

-36.2

 ( Hacettepe Üniversitesi  Nüfus Etütleri Enstitüsü)

Genel olarak bölgenin  aldığı göçün yaklaşık iki katını diğer bölgelere verdiği görülmektedir. Dolayısıyla bölge bir geçiş olma özelliğini göstermektedir. Bölgede üretim koşullarının iflas emesi, geçim kaynağı durumundaki tarım ve hayvancılığın bitme noktasına gelmesi ve ketlere olan yoğun neticesinde işsizliğin artması beraberinde başka bölge ya da illere  göçü zorunlu kılmıştır.

 

Diyarbakır ilinin net göç hızı

1985-1990

34.8

1995-2000

40.0

( Hacettepe Üniversitesi  Nüfus Etütleri Enstitüsü)

Yine Diyarbakır net göç hızına baktığımızda, bir artış görülmektedir. Bu artışta merkezi ve ticari  konumda olmasının yanında, sunduğu olanaklar (eğitim, sağlık, kültürel) açısından cazip gelmektedir. kentin çekiciliği yanında aile ve akrabalık ilişkilerinin devam ediyor olması, kır-kent arasında sürdürülen ilişkiler hem göçü artırmış hem de kırdan tamamen kopmayarak yaşamlarını sürdürmeye çalışmışlardır.

 14 İl için Net Göç Sayıları (1975-2000)

 

 

1975-1980

1980-1985

1985-1990

1995-2000

ADIYAMAN

-11.371

-13.614

-17.372

-40.745

AĞRI

-24.986

-19.005

-37.312

-26.213

BATMAN

-

-

3.925

-18.032

BİNGÖL

-10.678

-9.286

-19.888

-11.407

BİTLİS

-17.653

-9.240

-20.509

-7.104

DİYARBAKIR

-15.795

-12.550

-32.212

-48.064

ELAZIĞ

-17.366

-13.683

-21.164

-12.363

HAKKARİ

-2.064

-1.052

-4.472

-2.346

MARDİN

-28.919

-17.495

-34.750

-42.082

MUŞ

-16.937

-14.346

-33.829

-24.069

SİİRT

-10.922

-18.232

-31.311

-17.062

ŞIRNAK

-

-

-5.165

5.950

TUNCELİ

-13.318

-17.797

-20.332

-3.123

VAN

-7.627

-11.994

-20.780

-32.353

TOPLAM

-177.636

-158.294

-295.171

-279.013

 

( Hacettepe Üniversitesi  Nüfus Etütleri Enstitüsü)

    Diyarbakır ilinin net göç sayılarının yıllara göre dağılımda giderek bir  artış gösterdiği  görülmektedir. özellikle 1985’ten sonra çatışma süreciyle beraber, köylerin yakılması, yayla yasağı, korucu baskısı, hayvancılığın ve tarımın tamamen durma noktasına gelmesi, en önemlisi insanların artık kendini güvende hissetmemeleri, yıllarca sürdürülen baskı ve inkar politikaları insanları huzursuz  etmiş, bu noktada hiçbir çözüm üretilememiş, devlet ile örgüt arasında kalan halk mağdur olmuş, göçe zorlanmış ve dolayısıyla kentler kitlesel  bir göçle  karşı  kaşıya kalmıştır. Bu zoraki göçle beraber kent ve göç eden insanlar açısından ciddi problemler doğurmuştur.

1985-1990 Bazı İllerin Aldığı, Verdiği, ve Net Göç Sayıları

 

ALDIĞI

VERDİĞİ

NET

ADIYAMAN

19 370

36 742

-17 372

AĞRI

17 162

54 474

-37 312

BATMAN

20 542

16 617

3 925

BİNGÖL

9 878

29 766

-19 888

BİTLİS

13 606

34 115

-20 509

DİYARBAKIR

46 883

79 095

-32 212

( Hacettepe Üniversitesi  Nüfus Etütleri Enstitüsü)

1995-2000 Bazı illerin  Aldığı, Verdiği, ve Net Göç Sayıları

 

 

ALDIĞI

VERDİĞİ

NET

ADIYAMAN

17.624

58.369

-40.745

AĞRI

24.586

50.799

-26.213

BATMAN

20.133

38.165

-18.032

BİNGÖL

13.795

25.202

-11.407

BİTLİS

24.270

31.374

-7.104

DİYARBAKIR

62.996

111.060

-48.064

 

( Hacettepe Üniversitesi  Nüfus Etütleri Enstitüsü)

   Yine tablolara baktığımızda Diyarbakır ilinin göç almaya devam ettiği, ancak bölgeyle paralellik  göstererek,  aldığı  göçün iki kadar  diğer bölgelere göç vermektedir. Diyarbakır ili kendi kırsalından göç almaktadır. Ayrıca diğer il ve ilçelerden de göç almaktadır. Diyarbakır ili göç almaya devam ederken diğer yandan da göç vermektedir. Kent bir geçiş bölgesi konumundadır. Özellikle Diyarbakır iline  kitleler halinde zorunlu olarak yerlerinden edilen insanlar, şehirde az da olsa var olan işsizlik ciddi boyutlara  ulaşmış, yaşadıkları yerlerde yaşamlarını bir şekilde idam ettiren insanlar, şehirdeki iş olanaklarının kısıtlı olması nedeniyle bir kısmı (herhangi  bir mesleği olmadığı için) marjinal sektörlere (işportacılık,seyyar satıcılık,  hamallık..) yönelmiş, büyük bir  kısmı da iş bulma, yakınlarının yanına taşınma vb. diğer nedenlerden dolayı batıya göç  etmişlerdir. Dolayısıyla yaşadıkları  ve ürettikleri yurtlarından,  öne sürülen gerekçelerle (hiçbir haklı gerekçesi olamaz) koparılmış olan insanlar, şehirde tutunamayınca batıya göç etmeye, bir kısmı mevsimlik işçi olarak çalıştıkları yerlere yerleşmeye, diğer bir kısmı akraba ve iş olanağının bulunduğu şehirlere göç etmişlerdir.   

14 İl için Nüfus Artış Hızları (1975-2000)

 

1975-1980

1980-1985

1985-1990

1990-2000

Adıyaman

11,6

31,7

35.01

19,5

Ağrı

21,7

27,0

7.44

19,0

Batman

-

-

-

28,1

Bingöl

16,3

10,9

7,7

1,1

Bitlis

33,3

30,8

18,6

16,3

Diyarbakır

35,6

36,6

31,7

21,9

Elazığ

10,7

18,6

5,9

13,4

Hakkari

42,0

32,2

43,6

31,6

Mardin

16,7

28,7

25,9

23,4

Muş

24,8

23,1

20,7

18,6

Şiirt

31,0

32,8

12,5

8,0

Şırnak

-

-

-

29,9

Tunceli

-8,2

-7,8

-26,4

-35,3

Van

38,6

31,0

30,5

32,0

( Hacettepe Üniversitesi  Nüfus Etütleri Enstitüsü)

Diyarbakır ilinin nüfus artış hızında yoğun göç ve doğum oranının yüksek olmasına rağmen nüfus artış hızının düştüğü (1985-90 %  31.7 iken, 1995-2000 %21.9 olmuştur.) görülmektedir.(DİE, 2000) Nüfus miktarında artış ve azalışlar, doğum, ölüm ve göç olayları sonucunda meydana gelmektedir. Nüfus artışında doğumların ölümlere fazla olması ve göç olayları belirlemektedir. Diyarbakır ili kendi kırsalından beslenmektedir. Özellikle doğurganlık oranının yüksek olduğu kırsal alanın (doğurganlık oranları Diyarbakır merkezde 3.97, ilçelerde 4.24, köylerde 5.28) tasfiyesi sonucu, şehre göç eden insanlar da ekonomik koşullar ve sosyo-psikolojik nedenlerden dolayı doğum oranında azalmalar olmuş, şehirde yaşanan işsizlikte eklenince nüfus artış hızında azalmalar meydana gelmiştir. Yani  devlet’in yıllarca yapamadığı doğal nüfus planlaması gerçekleşmiş oluyordu. Bu sayede nüfus (yıllarca uygulanmaya çalışılan modernleşmenin bir gereği olarak) denetim altına alınmıştır. Bu göç, önemli bir nüfusu veya bölgeyi ciddi bir biçimde modernleştirici bir etkide bulunmaktadır. Modernleşme ve göç arasında zaten modernleşme tarihi boyunca hep bir nedensel ilişki varolagelmiştir. Aktay, 1999) modernleşmenin  temel argümanları, kentleşme,  sanayileşme, bireyselleşme ve bu modernitenin  esas  uygulayıcıları ulus-devletler bütün bunları  gerçekleştirmek için oluşturmş sistemlerdir. Modern ulus-devletler, ki aydınlanma felsefesinden ilham alan devletçi seçkinler( aydınlanma felsefesi eski yapıları tamamen bir kenara bırakarak) bir kültürü eksen alarak toplumu yeniden şekillendirip, biçimlendirip, farklılıkları benzeştirme esasına dayanan politikalar uygulamaya çalışmışlardır.     

14 İl için Kırsal Nüfus Oranları (1975-2000)

 

1975-1980

1980-1985

1985-1990

1990-2000

Adıyaman

68,2

65,0

57,3

45,7

Ağrı

70,5

66,3

63,7

52,3

Batman

-

-

43,8

33,4

Bingöl

76,0

74,7

65,5

51,3

Bitlis

63,7

60,2

56,7

43,5

Diyarbakır

51,9

49,5

45,2

40,0

Elazığ

57,6

51,7

45,3

36,1

Hakkari

71,6

69,6

58,8

41,1

Mardin

66,0

62,6

55,4

44,5

Muş

76,5

76,9

73,1

64,8

Şiirt

58,7

54,8

54,8

41,8

Şırnak

-

-

52,2

40,2

Tunceli

77,1

71,6

61,9

41,8

Van

66,5

65,4

59,4

49,1

 

( Hacettepe Üniversitesi  Nüfus Etütleri Enstitüsü)

Diyarbakır ilinin kırsal nüfus oranında 1985 yıllarından sonra (1980-85 %49,5  iken, 1990-2000 %40,0) şiddet ortamının artmasıyla özellikle devletin  güvenlik güçleri tarafından sistematik bir şekilde yerlerinden edilmiştir. Köyler boşaltılmış, yakılmış, ormanlar kamufle ediyor diye yakılmış, bir kısım köyler zorla korucu yapılmış, olmayanlar göç etmek zorunda kalmış ya da diğer korucu ve timler tarafından boşaltılmıştır. Ayrıca gıda ambargosu uygulanmış, bölgenin temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılık durma noktasına gelmiştir. Bütün bunların yanında en önemlisi güvenlik probleminin ortaya çıkması, devlet ile örgüt arasında kalan halkı bezdirme noktasına gelmiş, dolayısıyla bütün bu sebeplerden dolayı kırdan büyük kopuşlar yaşanmış ve bunun sonucunda kitlesel olarak insanlar göç edilmiş, ettirilmişlerdir.  Modernleşme bağlamında düşünürsek, tarımsal nüfus ve tarımsal oran kentleşme ve sanayileşme lehine evrim geçirmeli, iş bölümüne dayalı farklılaşma olmalı, kırdaki geleneksel toplum yerine, Durkheim tabiriyle mekanik dayanışmadan organik dayanışmaya geçilmesi öngörülmüştür. Modernite’nin bir gereği olarak tarımsal ve geleneksel yapılar yerini sanayileşmeye, bireyselleşmeye bırakmalıdır. Diyarbakır ilinin tarımsal oranı 1980 yılında %71.8 iken, 2000 yılında %63.9’a gerileyerek, şehirleşme oranında 1927 yılında %24.4 iken, 2000 yılında %6’a ulaşmış ve   böylelikle modernizasyon sürecinde büyük bir ivme kazanılmıştır. 

14 İlin Toplam Nüfusunun Değişimi (1985-2000)

 

 

1985

1990

1997

2000

ADIYAMAN

430.728

513.131

678.999

623.811

AĞRI

421.131

437.093

466.058

528.744

BİNGÖL

241.548

250.966

234.790

253.739

BİTLİS

300.843

330.115

339.645

388.678

DİYARBAKIR

934.505

1.094.996

1.282.678

1.362.708

ELAZIĞ

483.715

498.225

518.360

569.616

HAKKARİ

138.707

172.479

219.345

236.581

MARDİN

490.044

557.727

646.826

705.098

MUŞ

339.492

376.543

422.247

453.654

SİİRT

228.681

243.435

262.371

263.676

TUNCELİ

151.906

133.143

86.268

93.584

VAN

547.216

637.433

762.719

877.524

BATMAN

285.423

344.669

400.380

456.734

ŞIRNAK

215.614

262.006

316.536

353.197

 

 

 

 

 

TOPLAM

5.209.553

5.851.961

6.637.222

7.167.344

 

( Hacettepe Üniversitesi  Nüfus Etütleri Enstitüsü)

   Tabloya baktığımızda, Diyarbakır ilinin 1985’ten sonra nüfusunun hızla arttığı görülmektedir. nüfus artışında en büyük etken zoraki olarak yapılan göçler ve doğurganlık oranının yüksek olması gösterilebilir. Nüfus artışını etkileyen faktörler doğumlar, ölümler ve göçlerdir. Diyarbakır ili kendi kırsalından göç almaktadır. Bölgede 1985’ten sonra yaşanan çatışma süreciyle devlet tarafından birçok köy ve mezra boşaltılmış, bir kısmı yakılmış, örgüt, askerler, özel tim ve korucular baskıları sonucunda şehirlere kitleler halinde göçler yaşanmıştır. esasen modernleşme açısından uzun dönemde önemli sonuçlar doğurmuş,  aynı zamanda devlet politikaları yönünden önemli katkıları olmuştur. Çünkü Diyarbakır ilinin nüfusu artmasına rağmen nüfus artış hızı azalmış (1985-90 %  31.7 iken, 1995-2000 %21.9 olmuştur.), (DİE,2000) dağınık yerleşmeler ve nüfus kontrol altına alınmıştır. Ayrıca doğum da oranları düşmüş, şehre göçle beraber aidiyet duygularını da yitirmişlerdir. Kitlesel göçler kent nüfusunun artışına, alt yapı, sağlık, eğitim, hizmet sektörünün aksamasına, göç edenler açısından da kültürel bir şizofreniye dönüşürken, uzun vadede sistem açısından olumlu gelişmelere vesile olmuştur.  Bütün bu gelişmeler bir yandan da uygulanan inkar ve imha politikalarının da bir göstergesi sayılabilir.  

İlk etapta görünen şey, yaşanan hızlı ve "mecbur kalınmış" göçün hafızalarda bıraktığı bütün acı hatıralara; hâlihazırda bu göçü yaşamakta olanların çekmek zorunda kaldıkları katlanılması son derece zor bütün çilelere; bütün planlanmamışlığına, dolayısıyla hazırlıksız yakalamış olmasına rağmen,  bu göç, önemli bir nüfusu veya bölgeyi ciddi bir biçimde modernleştirici bir etkide bulunmaktadır. (Aktay, 1999)

İçişleri Bakanlığı Verileri (31 Ocak 2005)

 

İL

İLÇE

K

Ö

Y

MEZRA

GÖÇ OLGUSU ÖNCESİ

GENEL TOPLAM

 

 

 

 

KÖY

MEZRA

HANE

NÜFUS

 

 

 

 

HANE

NÜFUS

HANE

NÜFUS

DİYARBAKIR

12

134

304

4.789

26.966

2.775

16.698

7.564

43.664

 

Tablo 1: Olağanüstü Hâl Bölge Valiliği Kapsamında Göç Eden Vatandaşların Durumu (TBMM S Sayısı: 532)

 

GÖÇ EDEN

GERİ DÖNEN

GERİ DÖNÜŞÜ

UYGUN GÖRÜLEN

GERİ DÖNMEK İÇİN

MÜRACAAT EDEN

İLLER

KÖY

MEZRA

HANE

NÜFUS

KÖY

Mezra

HANE

NÜFUS

KÖY

Mezra

HANE

NÜFUS

KÖY

Mezra

HANE

NÜFUS

 

D.BAKIR

90

225

7745

50371

7

9

323

1820

2

0

55

449

24

59

1.895

10505

O

HAKKARİ

42

145

5026

41761

7

2

303

2720

2

0

126

972

3

1

331

4526

H

SİİRT

81

109

4908

31848

3

1

136

782

25

1

0

0

27

2

995

6006

A

ŞIRNAK

105

225

9734

71874

5

1

198

1016

10

3

591

3990

10

3

633

4365

L

TUNCELİ

183

823

8439

41939

10

2

213

714

32

29

600

2726

27

25

496

3111

 

VAN

16

87

1756

13573

2

3

118

826

2

3

118

826

4

40

820

5740

M

TOPLAM

517

1614

37608

251366

34

18

1291

6096

73

36

1490

8963

95

130

5170

34253

 

    Tablodaki verilerle görüleceği üzere,  resmî kayıtlara geçmiş olarak, güvenlik nedeniyle, ister devletin asayiş gereksinimlerinden dolayı, ister terörün güvenliksiz ortamından kaçmak için diyarbakır ilinin toplam 90 köy, 225 mezra, 7745 hane, 50371 kişi resmi verilere göre göç etmişlerdir. Bu verilerde gösteriyorki nüfusun büyük bir çoğunluğu yerlerinden edilmiştir. Bu da yaşanan trajedinin boyutunu oortaya koymaktadır. Dönemin Diyarbakır milletvekili Haşim Haşimi'nin söyledikleri bunu gözler önüne seriyor. "Köy boşaltmalar hukukî çerçevede yapılmadığnıdan devlet, hiç bir sorumluluk üstlenmemiştir (iaşe ve iskan gibi). Özel girişimlerle yapılan ekmek veya yiyecek-giyecek yardımları hiç bir sorunu çözmemiş, dramatik tabloyu gözler önüne sermiştir. Göç edenlerin yaşam, barınma, çalışma, mülkiyet, sağlık, eğtim, dolaşım gibi temel hakları ihlal edilmiştir. Göç edenler bazen 3-4 aile, iki göz evde ya da garaj, park gibi yerlerde naylon/çadır evlerde yaşamak zorunda kalmıştır (Van, Diyarbakır, Şırnak'ta bazı konutlar yapılsa bile bunlar oldukça yetersizdir. Ayrıca bazılarının doğru dürüst yolu bile yoktur). Cebrî ve ani olduğu için kentler göç edenleri özümseyememiş, tersine kentler köyleşmiştir. Ayrıca göç ettirilen vatandaşlarımıza kuşkuyla bakılmış, birçok yerde tehdit unsuru olarak görülmüşlerdir.

      Bölgede eğitim, sağlık, kültür ve benzeri hizmetler çökmüştür. Sorunlu olmayan alan kalmamıştır. Köye dönüş projesi ilgi görmemektedir. Göçzedelerin çoğu geri dönmeyi istediği halde uygulamaya gönüllülük ve ciddi bir destek temel olmadığı için sadece % 4'lük bir kısım geri dönebilmiştir. Özellike köy koruculuğunun şart koşulması geriye dönmek isteyenleri gönülsüz kılmaktadır. Ayrıca bir çok özelliği kaybettirilen köylere ancak ciddi bir yardım sağlanırsa insanlar geri dönebilir. Can ve mal güvenliği sağlanmadan yıkılan evler, yakılan yerler onarılmadan, tazminat ödenmeden kimse geri dönmeyi düşünmemektedir.

      Kısacası, hem bölgemiz, hem de zorunlu göçe tabi tutulan insanlarımız, toplumsal, siyasî, ekonomik, psikolojik bir çöküşe ve dağılışa maruz kalmıştır. En başta söylediğimiz gibi bölge halkı ve göç ettirilenler acı çekmektedir. Bu insanların sorunları ya göz ardı edilip reddedilmekte ya da sorunlara tek bir pencereden bakılarak, sorun daha da içinden çıkılmaz hale getirilmektedir. Bundan da öte, bu acıları çeken bütün kesimlerin gözlerinin içine baka baka yalan söylenmekte adeta onlara hakaret edilmektedir" (Haşimi, 1998: 21-23).

      Diyarbakır iline  Göç eden 90 köyden  9’u, 225 mezradan 9’u geri dönmesi uygun görülmüştür. Göç edenlerin geri dönme noktasındaki kaygıları olmakla beraber( koruculuk sistemi, güvenlik ortamı, ekonomomik koşullar vb.) belli bir süre şehre alışmayla, “şehrin en kötü koşulları köyün en iyi koşullarından yeğdir” anlayışı yerleşmeye başlandığı için geri dönüş ilgi görmemektedir.  bir süre şehirde kalıp şehrin cazibesine alışınca, şehrin önünde açtığı yeni yaşam standartları ve girişim ufuklarıyla tanışınca, köye dönmeme seçeneği daha ağır basmaya başlıyor. Bu sonucun, daha önce yapılmış ve başka nedenlere, örneğin köyün "itici" ve şehrin "çekici" faktörlerine bağlı olarak gerçekleşmiş olan göç hareketleri üzerine yapılmış araştırmalarda ortaya konulan sonuçlarla paralel bir sonuç olması başlıbaşına ilginç olmuştur. ( Aktay, 1999)

GÖǒÜN MODERNLEŞME BAĞLAMINDA SOSYO-DEMOGRAFİK NİTELİKLERE ETKKİSİ

       Türkiye'nin Güneydoğu'sunda da son onbeş yıldır yaşanmakta olan göç, Türkiye'nin modernleşme sürecinden ayrı değerlendirilemez. son onbeş yıldır bu bölgede yaşanmakta olan büyük çalkantının, şiddetin, hukuksuzluuğun ve bütün dramatik boyutlarıyla zorunlu göçün, modern devletin nüfûz sahasını genişletmek, daha basit bir ifadeyle modernleşmeyi artırmak gibi bir işlevi olduğu görülebilir. Zira modernleşmeyi karakterize eden en önemli gelişmelerden biri de millî devlet yapısının toplumsal düzeydeki kurumsallaşmasıdır. Modernleşme teorisyenleri, geleneksel toplumdan modern topluma geçişi, sağlık hizmetlerinden ne kadar insanın hangi düzeyde faydalandığı; eğitimin yaygınlaşması; nüfusun gelişme eğilimlerinin denetlenebilirliği; millî kimliğin türdeşleşme ve kollektif olarak benimsenme düzeyi ve sair tezahürlerin oluşturduğu endekslerle ölçmeye çalışmışlardır (Kumar, 1978: 64 vd; 1987; Giddens, 1991, Aktaran, Aktay ). Bu endeksler, bir ölçüde de millî devletin toplumsal çatısını da inşâ etmişlerdir. BU açıdan bakıldığında, modern devletin ulusal sınırları içerisinde, yoklamalara icabet etmeyen herhangi bir insan teki, millîleşme çabasının basit bir başarısızlığı olarak ifade edilebilir. O açıdan, her şeye rağmen, aşağıda da biraz daha açacağımız gibi, planlanmamış da olsa yaşanan göç, sonuçları itibariyle bu zaafın giderilmesinde önemli bir olaydır. (Aktay, 1999)

      Türkiye gibi millî kimliğin sâfiyeti konusunda son derece duyarlı; mîsâk-ı millî sınırları içindeki toplumsal bünyenin tek bayrak, tek dil, tek kültür şeklinde tezahür edebilmesi için Tevhid-i Tedrîsât gibi bir eğitim politikası ve uzun süre Tek Parti üzerinden unitarist siyasal refleksler geliştirmiş olan bir ülkede, sözkonusu  nüfus kaynağının sadece nüfus kayıtlarına geçmemiş bir nüfusu değil, aynı zamanda, tek dil ve tek kültüre de alabildiğine yabancı bir nüfusu toplumsal bünyeye sokan bir çeşit enfeksiyon kaynagı olarakg örülebileceğini ayrıca gözönünde bulundurmak gerekiyor.(Aktay, 1999)

     Daha önce belirttiğimiz gibi modernleşmekte olan ülkelerde (az gelişmiş, gelişmekte olan)  öncelikle köyden kente göç ve kentlileşme olgusu büyük önem arz etmektedir. Bunun ardından artan okur yazarlıkla beraber toplumda bir takım ekonomik, sosyal değişmeler meydana gelmektedir. Bu doğrultuda Berger’in deyimiyle zihinlerin modernleşmesi sağlanmaktadır. Köyler, Türkiye toplumunda (özellikle geleneksel diye adlandırılan toplumlar) geleneksel yaşam biçimini ve geleneksel değerleri yaşatmakta, modernleşmeye karşı direnişin güçlü kaleleri ola gelmişlerdir.

     İlk modernleşen ülkelerde değişim tedrici ve iç dinamiklerle olurken, bu sürece geç giren ya da girmeye çalışan ülkelerde dış dinamikler ile daha etkin rol oynamışlardır. Aynı zamanda bu ülkelerde modernleşme, sanayileşme olmadan da ve toplumun değerleri  ile bütünleşmeden tepeden inmeci ve gerektiğinde cebir kullanarak gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Bu durum ise toplumsal bütünleşmeyi ve gelişmeyi artırmak yerine çatışma ve gerginlikler yaratmış, kültürel, etnik, dinsel, bunalım ve tepkilere yol açmıştır. Yani hem epistemolojik hem  de ontolojik kopuş yaşanmıştır.

Güneydoğu Anadolu bölgesi’nin özelde Diyarbakır’a göç harekelerinin modernleşme bağlamında ele almak ve bunun sosyo-demografik niteliklere etkilerini ortaya koymak mümkün mü?

     Güneydoğu’da yaşanan  bu zorunlu göç sürecinde, oluşan bütün ekonomik sorunlar, işsizlik vs. olumsuz durumlarla birlikte, uzun vadede, modern bir hayatın gerektirdiği "kayıt altına alınmış bir nüfus", "kültürel olarak türdeşleşmiş ve planlanıp kontrol edilebilir bir nüfus" hedeflerine ya "kendiliğinden" veya devletin bazı çabaları sayesinde ulaşılmaktadır. Aslında yaşanan bu büyük göç de yukarıda zikrettiğimiz benzer sorunlara, demografik yapı üzerindeki "kara nüfus" etkisine sahip olmaktadır. Ancak bu etki, bir defalığına ve âdeta "kara nüfus" kaynağını kuruturcasına meydana geldiği için Türkiye'nin göç bağlamındaki modernleşmesi açısından ayrı bir öneme sahiptir. (Aktay, 1999) Hiç hesapta olmayan, kontrol edilemeyen bir hızlı nüfus kaynağı, demografik planlamada modern devletin planlama insiyatifini derinden etkilemekte, demografik planlama üzerinde denge bozucu, hesaplanamayan sonuçlara yol açıyordu(r). Diğer yandan bu "kayıt-dışı nüfus" un kültürel sonuçları vardı(r). Bu da sözkonusu nüfusun hem Türkçe bilmemesi, hem de modern şehir hayatının gereklerine icabet etmeksizin her ân şehir hayatına katılma potansiyeli taşımasından ileri gelmektedir. Bu durum açıkça, katılan nüfusun şehirle uyumsuzluk sergilemesine, dahası şehrin belli bir düzene bir türlü oturamamasına yol açmaktadır. (Aktay, 1999)

   Bütün bu analizler ışığında Diyarbakır iline göçün sosyo-demografik niteliklere etkisini istatistiki verilere bakarak anlamlı çözümlemeler yapmaya  çalışacağım.

Diyarbakır ilinin yıllık nüfus artışı (DİE,200)

1985-1990

31.70

1990-2000

21.87

 Diyarbakır ilinin genel şehirleşme oranı (DİE,2000) 

1927

%24.4

2000

%60

 İl kırsal nüfus oranları (DİE,2003) 

1980-1985

49.5

1985-1990

45.2

1990-2000

40.0

     Yukarıdaki tablolarda görüleceği üzere Diyarbakır ilinin kent nüfusu artarken, nüfus artış hızı düşme eğilimi göstermeye başlamıştır. Özellikle 1985 yılına kadar köy nüfusu şehir nüfusundan fazla iken, bu yıldan itibaren, şehir nüfusu köy nüfusundan fazla olmuştur. Aynı şekilde tarımsal oran 1980 ‘de %71.8 iken,  2000 yılında %63.9’a inmiştir. (DİE, 2003) Türkiye’nin modernleşme göstergelerinden ilki köylü toplumun, kentli topluma dönüşme süreciyle ilgili gelişmelerdir. Modernleşme köylülüğün tasfiye edildiği, kentin ve kentsel fonksiyonların toplumsal ilişkilere egemen olduğu  bir yapıdır. Durkheim tabiriyle benzer iş birliğinden, birincil ilişkilerden, farklılaşmamış toplumdan, yani toplum mekanik dayanışmadan, toplumun farklılaştığı, iş bölümüne dayalı, formel (resmi) ilişkilere dayalı organik topluma doğru bir evrimle yaşanmaya başlanmıştır. Kırsal nüfusun zoraki olarak kentlere göç edilmesiyle “nüfus kayıt altına” alınmıştır. Millî devletin gelişiminin sanayi toplumuyla ve artan düzenli kentleşme süreciyle ilgili olduğunu hatırlamakta fayda vardır

   Şehirleşme süreci ile birlikte, sosyo-kültürel yapıda değişmeler yaşanmıştır. Köy ya da kırsal bölgede yaşayan insanlar komşuluk, akrabalık, arkadaşlık, aile değerleri ile birbirlerine bağlanırken, şehirsel hayata geçiş ile beraber bu değerlerin yerini uzmanlaşma, sınıf, statü, hayat tarzı değerler almaktadır. İbn-i Haldun’un deyimiyle toplumlar “asabiye” lerini yitirmeye başlamışlardır. Marx’ın ifadesiyle toplumun yabancılaşması “kendisiyle, başkalarıyla, emeğiyle” biz buna bir de kültürel yabancılaşmayı da ekleyelim, süreci yaşanmaktadır. Şerif  Mardin bunu sosyal yapının kırılması olarak ifade etmektedir. Kırılma burada köyden şehre dönüşen yapılardaki topluluğun değerinin değişmesidir.

 Doğurganlık hızı (DİE,2000) 

 

Toplam doğurganlık hızı

Çocuk olmada ortalama yaş

1990

% 4.74

30.55

2000

% 4.51

30.96

Hanehalkı büyüklüğü (DİE,2000)   

 

Toplam nüfus

Toplam hanehalkı  nüfusu

Toplam nüfusa göre

Toplam  hanehalkı nüfusuna göre

1990

1.094.996

153.429

7.14

6.92

2000

1.362.708

205.208

6.64

6.76

Evlenme oranları (DİE,2000) 

1990

6.54

2000

6.14

 Ortalama evlenme yaşı (DİE,2000) 

 

Damat

Gelin

2000

28.1

24.0

     Diyarbakır ilinin 1970-2000 yılları arasında kadın başına düşen çocuk sayısı son 30. yıl içinde %38 azalmıştır. (DİE, 2000) yine veriler ışığında değerlendirmeler yaparsak, zoraki göçle beraber sadece nüfus kayıt altına alınmamış, aynı zamanda doğal bir( yıllarca başarılamayan) nüfus planlaması meydana gelmeye başlamıştır. Dolayısıyla yüksek doğurganlık hızının azalma eğilimi gösterdiğini söyleyebiliriz. Oluşturulan “milli devlet” lerin o günkü koşullar çerçevesinde nüfusun çoğunluğu göz önünde tutularak bir kültürün eksen alındığını düşünürsek, bu veriler çok anlamlı olmaktadır. Ayrıca evlenme oranları ve evlenme yaşında da azalma eğilimleri görülmeye başlanmıştır. Doğurganlığın azalması ve şehirleşme karşılıklı olarak birbirlerini güçlendiren süreçlerdir. Genç yaştaki yetişkinler kırsal alanlardan kentsel alanlara geçerken, daha düşük üreme eğilimi göstermeye başlamışlardır. Doğurganlık hızının düşmesi, evlenme yaşının yükselmesi, hane halkı büyüklüğünün azalma eğilimi göstermeye başlaması,  eğitim, bireyselleşme, geleneksel yapının çözülmesi, sosyo-kültürel  anlamda  bir değişimin göstergesi sayılabilir.

Sektörler bazında (DİE,2003)      

 

Hizmet

Sanayi

Tarım

1980-2000

%105.8

%65.6

30.9

     Modernleşme sürecinin diğer de ekonomik ilişkileri, tarımdan endüstri ve hizmet sektörüne kaymasıyla ilgili gelişmelerdir. Değişim ekonomisi, Pazar, ekonomik çıkar, vb. araçlar üzerinde yeni bir ilişki formunun kurulmasıdır. Bu anlamda modernleşme köylülüğün, tarımsal üretim ve iş gücünün tasfiye edilmesi, kentsel, sanayi ve hizmet sektörüne dönüşme süreciyle ilgili gelişmelerdir.

Eğitim (DİE, 2000)

 

Okuma-yazma bilmeyen

Bilenler

1990

386.088   ( %43)

496.650   (%56)

2000

341.295    (%30)

780.885  (%69.59)

 

 

Okuma-yazma bilmeyen kadın

Okuma-yazma bilmeyen  erkek

1990

135.952   (%78.36)

55.202  (%32.39)

2000

152.331    (%64.20)

48.45    (%21.10)

 

Güneydoğu Anadolu’nun  kültürel özellikleri açısından, türdeşleştirme, asimile etme noktasında eğitim alanında ve okuryazarlık oranlarında artış görülmektedir. Berger’in ifadesiyle modernleşmenin zihniyeti oluşturulur. Eğitim özellikle ulusal kültürle adaptasyonunu sağlamakta, ayrıca bölgede var olan yüksek doğurganlık hızını da yavaşlatabilmektedir. Özellikle okuma yazma bilmeyen kadın ve erkeklerde azalma eğilimi göstermesi açısından şaşırtıcıdır. Eğitimin yaygınlaştırılması ile “millileştirme” projesi çerçevesinde ulusal entegrasyona uyum sağlayarak, ulusal kültüre eklemlenmesi amaçlanmaktadır.

SONUÇ

    Genel olarak Güneydoğu Anadolu’da, özelde de Diyarbakır iline yapılan göç ve nedenleri, modernleşme bağlamında ele almaya çalıştık. 1985 ‘ten sonra özellikle  çatışma ortamının  yaşanmasına paralel olarak hızlanmaya  başlayan göçler, daha devletin güvenlik  kuvvetleri tarafından  sistematik bir şekilde uygulanmaya başlanmıştır. Güvenlik ve lojistik destek sağladıkları gerekçesiyle insanlar zorla yerlerinden edilmiştir. Güvenlik güçlerinin bizzat köyleri yakması, boşaltması, uygulanan koruculuk sistemi, gıda ambargosu,  örgütün  etkisi  gibi nedenler insanların kitleler  halinde  kente göç etmesine, ettirilmesine neden olmuştur. Bütün dramların ve trajedilerin ötesinde zorunlu göçe maruz kalmış bu insanlar, aidiyet duygularını yitirmeye başlayarak, toplumsal, siyasal,kültürel yapılarda büyük değişimler dönüşümler başlamışlardır.

       Bu çalışmada güneydoğuda 15-20 yıldan beri süren zoraki olarak yaşanan göçlerin  nedenlerini ve modernleşmeyle ilişkisine bağlı olarak sosyo-demografik niteliklere etkilerine dikkat çekmeye çalıştık. Zorla yerlerinden bu insanların  şehirler göçleri neticesinde, resmi verilere dayanarak,  bu  insanların geçirdikleri sosyo-kültürel, demografik(doğum, hane halkı büyüklüğü,evlenme yaşı ve oranları) değerler  açısından ( aile, arkadaşlık, akraba) değişimler, değişimler geçirerek, modernleşme yönüne doğru eğilimler göstermeye başladığını söyleyebiliriz. Yaşanan bu  göç (kırdan kente) olgusu toplumun yapıda değişmeye yol açmaktadır. Durkheim tabiriyle  mekanik dayanışmadan organik dayanışmaya doğru bir değişim, İbn-i Haldun’un deyimiyle toplumun “Asabiye” sini yitirtmesi, Marx’ın ifadesiyle “yalnızlaşma ve yabancılaşma” kendisiyle-kültürüyle-toplumla, modernleşmeye doğru bir seyir izlendiğini söyleyebiliriz. Netice itibariyle toplumsal kontrol ve denetim mekanizmaları önemini yitirmeye başlamışlardır.  Yine Diyarbakır iline yapılan göç ve modernleşme bağlamında sosyo-demografik niteliklere etkisine baktığımızda, şehrin nüfusu artmasına rağmen nüfus artış hızı düşmekte, hane halkı büyüklüğünde değişmeler olmakta, evlenme yaşı yükselmekte, tarımsal üretim  ve nüfus  şehirleşme ve hizmet sektörüne kaymakta, tarım ve hayvancılık önemini kaybetmeye başlamakta, eğitim olanakları ve okuma yazma oranında  artış görülmektedir.  bütün bu gelişmeler modernleşmenin temel dinamiklerine denk düşmekte, milli devlet açısından da,türdeşleştirmeye, asimile etmeye, merkezi yapının güçlenmesine ve yıllarca  bir türlü denetlenemeyen nüfusun kayıt altına almasına imkan vermektedir. 

            Türkiye'nin Güneydoğu'sunda da son onbeş yıldır yaşanmakta olan göç, Türkiye'nin modernleşme sürecinden ayrı değerlendirilemez. Modernleşme ve göç arasında zaten modernleşme tarihi boyunca hep bir nedensel ilişki varolagelmiştir. ikinci büyük kitlesel göç sanayii devriminder sonra, büyük kitlelerin kenttlere göçüyle başlamıştır. Dolayısıyla ulu-devletlerin gelişimi de sanayi toplumuyla ve artan düzenli kentleşmeyle ilgilidir. zorunlu göç sürecinde, oluşan bütün ekonomik sorunlar, işsizlik vs. olumsuz durumlarla birlikte, uzun vadede, modern bir hayatın gerektirdiği "kayıt altına alınmış bir nüfus", "kültürel olarak türdeşleşmiş ve planlanıp kontrol edilebilir bir nüfus" hedeflerine ya "kendiliğinden" veya devletin bazı çabaları sayesinde ulaşılmaktadır. Hiç hesapta olmayan, kontrol edilemeyen bir hızlı nüfus kaynağı, demografik planlamada modern devletin planlama insiyatifini derinden etkilemekte, demografik planlama üzerinde denge bozucu, hesaplanamayan sonuçlara yol açıyordu, Diğer yandan bu "kayıt-dışı nüfus" un kültürel sonuçları vardı. Dolayısıyla yaşanan bu zorunlu göçler sonucunda toplumsal, siyasal, kültürel ve ekonemik yapıda ciddi dönüşümler yaşanmasına sebep olmuştur. Özellikle Tanzimattan beri süregelen modernleşme çabaları  ve millileşme, uluslaşma açısından, Güneydoğu Anaddolu bölgesi  gerek toplumsal yapısının faarklılığı, gerek etnik ve siyasi farklılığı neddeniyle önem arz etmektedir  ve doğrultuda cazibe merkezi olmaya  devam edeceği  görülmekedir.

KAYNAKÇA

Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu,1998: Doğu ve  Güneydoğu Anadolu’dan Terör Nedeniyle Göç Eden Ailelerin Sorunları, Ankara 

Diyarbakır Müze Şehir, 1999: Hazırlayanlar: Şevket Beysanoğlu, Sabri Koz, Emin Nedret İşli, Yapı  Kredi Kültür Sanat Yayıncılık,  İsanbul

D.İ.E, Türkiye istatistik yıllığı, 1990, Ankara

D.İ.E, Başbakanlık Evlenme İstatistikleri, 2003, Ankara

D.İ.E, Türkiye İstatistik Yıllığı, 1996, Ankara

D.İ.E, Türkiye İstatistik Yıllığı, 2003, Ankara

D.İ.E, 2OOO Genel Nüfus Sayımı (Diyarbakır), Ankara

Haşimi, Seyyit Haşim, 1998, Göç Raporu: Zorunlu Göç Uygulaması ve Sonuçları, Ankara: TBMM

Aktay, Yasin, “Diasporanın Güneydoğusu”, VI. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi'ne sunulmuş tebliğ, ODTÜ, 18 Kasım 1999, Konya http://www.angelfire.com/art/yasinaktay/Guneydogu/Diaspora_n_n_G_neydogusu.htm  

Aktay, Yasin,  “Kadın ve Modernleşme”, Araştırma Raporu,  1999, Konya  http://www.angelfire.com/art/yasinaktay/Guneydogu/Guneydoguda_Goc__Modernlesme_ve_Kadin.htm   

Aktay, Yasin, “Umut ve Kaygı Arasında Göç”, Araştırma Raporu, 1999, Konya

http://www.angelfire.com/art/yasinaktay/Guneydogu/Umut_ve_Kaygi_Arasinda_Guneydoguda_Genclik.htm

ÜNALAN, Turgay, Türkiye’de Göç ve Yerinden Olmuş  Nüfus Araştırması (T-GYONA), Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, http://www.hips.hacettepe.edu.tr/tgyona/tgyona.htm