Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Sitemizin Yazarları

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

 

Göçmen İşçi Yasaları
Rıza Doğan

Kapitalist emperyalist ülkeler özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra büyük ölçüde yıkılmış ekonomilerini yeniden düzeltmek ya da büyüyen ekonomilerinin ihtiyaç duyduğu işgücü açığını gidermek için az gelişmiş ülkelerden ucuz işgücü alımına gittiler. Bu akışın sağlanması için önemli teşvikler, düzenlemeler yapıldı. 1980 yıllarına kadar bu böyle devam etti. Sonrasında ve şimdi, dışardan işgücü istihdamı politikasını ihtiyaçlarına göre tamamen değiştiriyor. Ancak yoksul ülkelerden ekonomik ve politik nedenlerle gelişmiş kapitalist ülkelere iş ve daha iyi bir yaşam umuduyla göç akışı devam ediyor.


BM verilerine göre yoksulluktan, baskı ve kıyımlardan kaçarak, göç eden insanların dünya ölçeğindeki rakamsal ifadesi 200 milyon. Göçmen işçi çalıştıran gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin sayısı 1970-1990 arasında 42’den 90’a çıkıyor. Yine tahminlere göre AB ülkelerinde 3 milyonu kaçak olmak üzere, 22 milyon göçmen var. ABD’de ise 30 milyon göçmenden 11,5 milyonu kaçak işçi konumunda.

Göçmenlerin, “ekonomilerinin sırtında bir kambur” olduğunu ileri süren ABD ve AB ülkeleri, göçmen işçilere yönelik yeni sınırlama ve baskı yasalarını peş peşe uygulamaya sokuyorlar. Bu ülkelerde göçmenlerle ilgili baskı yasaları incelendiğinde hepsinin birbirinin kopyası olduğu görülecektir. Hepsinin ortak amacı, ülkelerine denetimleri dışında gerçekleşecek göçmen akışını engellemek. Sadece kendilerinin ihtiyaç duyduğu ucuz, yüksek vasıflı iş gücünü getirip, uzun süre işsiz olan veya ihtiyaç duyulmayan göçmenleri sınır dışı etmek. Çünkü uluslararası büyük sermaye, artık vasıflı işçi gerektirmeyecek malların üretimini, ucuz işgücünün olduğu ülkelere kaydırıyor.

Bu yasalara, sayıları milyonlarla ifade edilen kaçak işgücünün önüne geçmek gibi nedenler de gerekçe gösteriliyor. Gerçekte, uzun yıllar oturum kartı vermeyerek, yeni yasalarla şartları daha da ağırlaştırarak, göçmen işçileri kaçak çalışma kosullarına razı olmaya zorlayan ve buna göz yuman da sermaye ve onun temsilcileridir.

Örneğin Fransa’da 700 binin üzerinde kaçak işçi olduğunu resmi makamlar kendileri dile getiriyor. Hiçbir sosyal haktan yararlanamayan, yasal olarak çalışma hakları olmayan göçmenlerin bu kesimi yıllarca asgari yaşamını nasıl sağlayabiliyor? Tek çıkar yol kalıyor, o da kaçak olarak en ağır koşullarda, en az ücretle çalışmaya razı olmak. Kaçak da olsa, ülke ekonomisine büyük katkılar sağlayan bu isçiler diğer işçilerin yararlandığı sosyal ve sağlık hizmetlerinin hiç birinden yararlanamıyor.

Amerika’da durum daha da vahim; 11,5 milyon göçmen işçi kapitalizmin en vahşi sömürüsü altında yaşama savaşı veriyor.

Sermaye, ucuz emek gücü olarak sömürdüğü göçmen işçilerden olağanüstü karlar elde etmenin yanısıra, ülkede ücretlerin aşağı çekilmesi ve sosyal kazanımların yok edilmesinde de önemli bir araç olarak yararlanıyor. Bu kez yeni çıkarılan yasalarla ve bunu gerekçelendiren savlarla kapitalizmin kendi iç çelişkilerinden kaynaklanan işsizlik, iç güvenlik gibi temel sosyal sorunların nedeni olarak göçmenleri gösterip, geniş emekçi yığınlarda bilinç ve hedef bulanıklığı yaratılmak isteniyor.

Yabancılara yönelik neoliberal politikalar, yabancı düşmanlığından beslenen ırkçı-faşist parti ve güçlerin de önünü açıyor, cesaretlendiriyor. Yabancı düşmanlığı, yabancılara dönük saldırılara dönüşüyor. Irkçı saldırılar artık günlük, olağan olaylar haline geldi. Burada göçmen işçilerin bilinçli olarak çekilmek istendiği etnik, kültürel çatışma tuzağı söz konusudur. İşçi sınıfının birliğinin engellenmesi için aralarına yapay etnik ve kültürel duvarlar örülmek istenmektedir. Göçmenler içinde buna dünden hazır bazı çevreler de vardır. Bunlar işçi sınıfını bölmeyi, parçalamayı, örgütsüzleştirmeyi amaçlayan sermayenin manüpülasyonlarıdır.

Sermaye bilinçli olarak, “yabancı” sorununu kiristalize ederek, bir yandan göçmen işçilere gözdağı verirken, genel olarak da işçi sınıfının anti-kapitalist mücadelesini sindirmeyi amaçlıyor. Dahası, bugün göçmenleri “kara koyun” yapan sermaye, dün olduğu gibi, yarın da ucuz emek gücüne ihtiyaç duyacaktır. Kendisiyle çelişse de kar ve rekabet hırsı onu buna zorlar.

Örneğin Almanya, İş Bulma Kurumu’na başvuran on binlerce işsiz bilgisayar uzmanını işe almazken; Rusya, Türkiye, Pakistan gibi ülkelerden daha düşük ücretle çalışacak bilgisayar uzmanları getiriyor.

Konuyla ilgili Alman Sanayiciler Birliği’nin yayınladığı “Göç Tezleri”nde şu paragraf konu açısından çarpıcıdır: “Almanya kalifiye eleman arayan tek ülke değil, şu an ABD her yıl ortalama 327 bin, Japonya 609 bin, İngiltere 114 bin ve Fransa 99 bin kalifiye göçmeni ülkelerine getiriyor.”

Göçmen işçiler, emeğinin sömürülmesine olduğu kadar, sermayenin kendileri üzerinden politika yapmasına karşı da mücadele vermek zorundadır. Bugün göçmenlere yönelik baskılar, emperyalist kapitalist sistemin emekçilere yönelik neoliberal saldırılarının bir halkasıdır. Bu saldırıları durdurmanın, demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesinin tek yolu; işçi ve emekçi kitlelerin birliği ve örgütlü mücadelesidir. Sendikal mücadeleye katılınmalı, demokrasi ve özgürlükler mücadelesinde emekçilerle birlikte saf tutulmalıdır.

 

Rıza Doğan
Yaşanacak Dünya gazetesi