Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

 



                      Türkiye-Göç-Sosyal Hizmetler

                                          Ali İstanbullu
                                
Sosyal Çalışmacı/Eğitmen
                                   aliistanbullu@gmail.com


   
Bugün dünyada milyonlarca insan  evinden, doğduğu topraklardan uzaklara savaşlardan ve katliamlardan, doğal afetlerden dolayı göç ediyor. Yalnız göç etme nedeni değil aynı zamanda da sığınılan ülkeye varışla beraber yaşadıkları travmatik süreçler atlatılması kolay olmayan yaralar açmaktadır bu insanlarda. Birden bire dilini bilmedikleri bir ülkede geride bıraktıkları insanların özlemi ve yokluğu içinde buluyor kendilerini. Ne kadar zorlu ve hayatlarını tehdit eden yaşamdan kurtulmuş olsalar da yeni vardıkları ülkedeki koşullar  ‘yorucu’ ve ‘tüketici’ olabilmekte hatta çoğu zaman ülkelerini terk etmenin acısıyla karşılaştıralamaz sevide de olabilmektedir. Bu sorunların çözümünde profesyonel yardıma gereksinim duydukları tartışılmaz bir konudur.

Sığınmacılar kadın, erkek, çocuk, asker, bilim insanı olmakla beraber geldikleri sığınma ülkesine ve sonrasında yerleştirildikleri ülkeye yalnız sorunlarını değil aynı zamanda birikimlerini ve kültürel farklılıklarını getirmektedir. Buna rağmen göç ve göçmenler her zaman hem iktidar hem de halk için tartışma konusu olmuştur ve olmaya devam edecektir.

Ülkemizin konumu ve sınır politikaları Ortadoğulu, Afrikalı ve Afgan sığınmacılar için bir çekim merkezi olmaya devam etmektedir ve bu bölgelerdeki sosyal, politik  dalgalanmalara bağlı olarak bu göçlerin yoğunluğu ve insan hareketleri günden güne değişmektedir. İlerisi  için tahminde bulunmak oldukça güç olsa da yakın gelecekte doğudaki komşularımızdan ve Ortadoğu’ndan gruplar halinde olmasa bile ülkemize sığınanlar her zaman olacaktır. Bununla beraber Sudan, Somali ve diğer Afrika ülkelerindeki açlık ve iç savaşlar son bulmadıkça Avrupa’ya gitme umuduyla yola çıkan sığınmacıların seyahatleri büyük ihtimalle  ülkemizde son bulacaktır.

Son dönemlerde, özellikle Paris’te yaşanan olaylardan sonra, hükümetler her ne kadar sınırları kapatmaktan ve daha ‘güvenli’  topraklar için politikalar üretmekten  bahsetseler de göç, sığınma ve iltica insanın en temel hakkı olmakla beraber; toplumların dinamizmi ve gelişimi için oldukça önemlidir ve bu inanç çerçevesinde faaliyetlerimizi  ögütlememiz esastır. Hem tarihe baktığımızda hem de bu alanla ilgili çalışmalarda  tüm getirdiği sorunlara rağmen göçün toplumların dinamizmi için olumlu, ileriye taşıyan bir hareket ola geldiğini görmek mümkündür. 

Bugün, Avrupa’da başta Fransa olmak üzere iktidarın korkusu her şeyiyle göçmenlere yansıyor. Yalnız Fransa değil tüm dünya ülkelerinin benzer iktidar korkuları göçmenlere yansımaktadır. Yabancıya karşı gösterilen dışlayıcı toplumsal refleksi son yıllarda ABD, Hollanda, Fransa, İspanya, Türkiye, İrlanda ve daha pek çok ülkede gördük. Bu ülkeler göçmenlerin sosyal ve ekonomik oryantasyonu konusunda pek de geçer not alamadıklarını gördüler ve bunun doğurduğu sancıları yaşadılar yine de bu sancıların yakın gelecekte de bitecegini söylemek oldukça zordur.  

Bu insanlar kaçakçılar tarafından getirildiklerinde ya da kendi başlarına ülkemize girdiklerinde yaşanan trajedileri, bir çoğu ölümle sonuçlanan gemi kazalarını ya da acımasız sınır dışı etmeleri hep duymaktayız. Ama yolculuklarda yaşanan trajediler gidilen ülkeye varmakla da bitmiyor. Çoğu zaman ‘güzel’ topraklarımıza gelen bu ‘beyaz’ olmayan insanlara ya kızmışızdır ya da acımışızdır. Oysa bugün bu insanların ihtiyaç duyduğu hizmetler bizim acıma duygumuzdan ve iyi niyetimizden öte bilimsel çerçevede örgütlenmeyi gerektirmektedir.  

Mülteciler ve sığınmacılar vardıkları ülkede genellikle kentin yoksul bölgelerinde ve sağlıklı olmayan konutlarda yaşamak zorunda kalıyorlar.  Bazı zamanlar da bu yoksulluğa ve sağlıksız koşullara ırkçılık ve aşağılama da eklenebilmektedir. Bu sığınmacılar sosyal hizmetlere ulaşmakta sorun yaşamaktadırlar ya da bu söz konusu hizmetler oldukça sınırlı kalmaktadır ama her iki durumda da olumsuz etkilenen kendileri olmaktadır. Sağlık, eğitim, barınma gibi temel haklardan yoksun kalmakla beraber dil sorunu ile birlikte kendilerini izole etme eğilimi göstermekte ve kendilerini güvende hissetmemektedirler. Güvende hissetmemekten öte geleceğin belirsizligi bu bekleme sürecini daha da zorlaştırmaktadır. Bugün Türkiye’de mülteci ve sığınmacılara yönelik devlet kurumlarının verdiği hizmetlerden bahsetmek oldukça zordur. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) sığınmacıların statüsünü belirleme ve üçüncü ülkeye yerleştirme konusunda temel sorumluluğu ve iş yükünü üstlenmiştir fakat temel sosyal hizmetlerin sağlanmasında bu kurumun da  önemli adımlar attığı kesinlikle söylenemez ama yerel ve uluslararası sivil toplum örgütleriyle beraber projeler  üretme konusunda istekli olduğunu belirtmektedir. Fakat tüm bu çabalar mültecilerin ülkemizde legal statüye, geçici de olsa, sahip olmalarında yetersiz kalmaktadır. Bununla beraber, AB sürecinde sınır ve göç politikası yeniden tanımlanırken BMMYK birtakım görevlerini yerel resmi ve sivil kuruluşlara devretmeye çalışmaktadır. Türkiye’nin ve sosyal hizmet kurumlarının buna ne kadar hazır olduğu da tartışılması gereken bir diğer noktadır. İnsan hakları çerçevesinde, gereken alt yapı sağlandıkça altından kalkılmayacak bir hizmet değil ama karşılaşılacak sorunlar kültürel anlamda farklılaşan bir müracaatçı grubu çerçevesinde düşünüldüğünde hiç de kolay olmayan bir yapılanmaya ihtiyaç olduğu kesindir.  

Başta barınma ve sağlık hizmetleri olmak üzere sosyal hizmetlerin de ihtiyaçlara göre yapılandırılması gerekecektir. İlk olarak bu kitlenin ihtiyaçlarının tanımı yapılmalıdır. Bunun için göç hareketlerini incelemek, göç eden kitlelerin kültürel ihtiyaçlarını bilmek ve bu çerçevede hareket planı oluşturmak önemlidir. İkinci nokta ise travma yaşamış insanların psikolojik ihtiyaçlarının belirlenmesi ve bu konuda çalışacak mültecilerin dillerini konuşabilen kişilerin yetiştirilmesi gerekmektedir. Üçüncü olarak; legal anlamda gerekli bilgilendirmenin yapılması ve yerleşme/yerleştirilme sürecinde doğabilecek sorunların altından kalkılması gerekmektedir. Bu nedenle mülteci hukuku alanında uzmanlaşmış kadrolarla beraber çalışmak önem kazanmaktadır. Son olarak; bu alanda çalışacak sosyal hizmet uzmanlarının olası göç gönderen ülkelerin kültürel, sosyal yapılarıyla ilgili eğitimlere yönelmesi gerekmektedir.  

Bunlarla beraber yerel ve ulusal sivil toplum örgütleri arasında koordinasyon kurularak ırkçılık, ayrımcılık konusunda çalışmalar örgütlenmelidir. Bu amaç doğrultusunda polis, medya ve milli eğitim ile çalışılmalıdır.  Ama sosyal hizmetlerin insan hakları savunuculuğu her zaman ön planda olacak şekilde hizmetler örgütlenmelidir.  

Bizim için çok yeni olan bu alanda sayıları bir elin parmakları kadar bile olmayan kurumların ve kişilerin ortak çalışmaları bizi iyi bir noktya taşıyacaktır elbette.