Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Sitemizin Yazarları

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

 

Göç yolları kapanıyor mu? 

‘Bu ülkeye geldik çünkü burada insan hakları ve özgürlük olduğunu duyduk. Başımıza gelenlere inanamadık. Hiçbir temel insan hakkına sahip degiliz şimdi. Hayvanlar gibiyiz. Diğer insanlar gibi normal bir yaşamımız yok artık. Hisslerimizi kaybettik. Düşünebilme gücümüzü kaybettik. Her şey için o kadar üzgünüz ki, artık gülemiyoruz.’ 2004,Avustralya’ya sığınan bir mülteci- İbrahim Ishreti.

 

Sanırım bu alıntı bize mültecilere ve göçmenlere ‘hoş geldiniz’ diyen, onları karşılayan insanların artık olmadığını çok açık bir dille anlatıyor. Göç konusunda  ülkelerin politikaları günden güne değişmekle kalmıyor, insaların göçmenlere karşı hoşgörüleri de giderek azalıyor. Avustralya’da istenmeyen uzak doğuluların sayısı artarken, Fransa kuzey Afrikalıları sınır dışı etmek için çaba sarfediyor. Diğer tarafta; Almanya’da ve Hollanda’da göçmenlere uygulanan ‘hoşgörü’ testleri ve en büyük göç kotasına sahip olan Amerika’da yoksulluk sınırı altına düşen göçmenler; Afrikalılar ve Hispanikler. Bunun kader olmadığı herkes tarafından bilinmesine rağmen, hükümetler göçmenler için değil; göçmenlere karşı politika ekseninde siyasetlerini yapmaya devam ediyorlar.  

Yasal olarak kabul edilme ama toplumsal olarak dışlanma. 11 Eylül ile başlayan paranoya giderek büyüyor. İktidarın korkusu yine göçmenlere ve mültecilere yansıyor. Kültürel ve ekonomik olarak uyum sağlayaman göçmenler gelişmiş ülkelerin gündemlerinde baş sıraya oturmuş gibi görünyor. Bu korkular ve paranoya yoksulluk, işsizlik gibi olgularla buluşunca milliyetçilik ve yabancı düşmanlığı ürkütücü bir seviyeye ulaşıyor ve ne yazık ki bu düşmanlık çok kolay bir şekilde iktidar tarafından meşru zemine oturtuluyor. İngiliz gazetesi The Guardian’dan Mark Lupton 9 Ocak 2006 tarihli bir yazısında ülkenin popüler gazetelerine gelen mektupların büyük çoğunluğunun sığınmacılara,göçmenlere karşı dışlayıcı refleksi yansıttığını belirtiyor. ‘Evlerine geri gönderin’ kampanyaları sağcı ve milliyetçi siyasi partilerin ajandalarında politika malzemesi olarak yerini korurken; Avrupa ülkelerinde artan işsizlik oranları ‘işlerini ellerinden alan’ bu yabancılara karşı hareketi de beraberinde getirmekle kalmıyor sözkonusu dışlayıcı politikaların elini de güçlendiriyor.

Almanya’da Wüttemberg eyaleti vatandaşlığa başvuran göçmenlere uygulanmak amacıyla bir ‘vicdan testi’ geliştirdi. Bu testte dil bilgisi ve genel kültürün yanısıra müslüman göçmenler için de ‘vicdanları rahatsız’ eden bir kısım yer alıyor. Ülkelerin göçmenleri sosyo-ekonomik alana yönlendirme (orientation) isteği anlaşılabilir ve gerekli bir şeydir. Fakat, aşağılayıcı ve kültürel farklılıkları ortadan kaldıran bir kültürel uyum projesi de kabul edilebilir bir uygulama değildir.

‘Kızınız müslüman olmayan biriyle evlenirse ne yaparsınız?’, ’11 Eylül hakkında ne düşünyorsunuz’, ‘Töre cinayetlerini haklı buluyor musun?’ türü soruların göçmenleri caydırıcı ve dışlayıcı bir politikanın ürünü olduğu apaçık ortadadır. Bu da bize Almanya’nın II.Dünya Savaşı sonrası yapılanma sürecinde göçmen işçileri çiceklerle karşıladığı dönemin sonuna gelindiğini gösteriyor.

Son olarak, Hollanda da ‘uyum testi’ adı altında aile birleşimi ve diğer yollarla vatandaşlığa başvuranlar için birtakım ölçme ve değerlendirme metodları geliştirmiştir. Hollanda dili ve kültürü ile ilgili soruların yanında testin görsel kısmında mültecilere, göçmenlere oldukça sarsıcı ve kültürel olarak kabul edemeyecekleri bir video gösteriliyor. Öpüşen eşcinsel erkeklerin ve kadınların yer aldığı bir videonun gösterilmesi ve ortaya çıkacak tepkilerle kişilerin vatandaşlık haklarının değerlendirilmesi insan hakları açısından kabul edilemez bir konu olmakla beraber kültürel uyumu da destekleyen bir girişim degildir.

En son olarak da, Almanya’da gösterime giren ‘Yeni Başlayanlar İçin Türkçe’ adlı dizi kültür çatışmasını ve Almanların Türklere; Türklerin Almanlara alışma sürecini ve bu süreçte yaşanan ilişkileri anlatıyor. Aslında, kendilerini izole eden, Almanlarla zorunlu haller dışında iletişim kurmayan diğer tarafta Türkler hakkında hiçbir şey bilmeyen ve birtakım ön yargılarla hareket eden Almanların hikayesi. Bir bakıma oldukça gecikmiş bir proje olarak görülebilir. Çünkü kültürel oryantasyon sürecinin, tarafların birbirini tanıması ve birarada yaşamaya alışması bölümü sancılı bir bölüm olarak tanımlanırsa bu çok önceden yapılması gerekenlerden sadece küçük bir kısımdı. Diğer nokta ise, doğal olarak, bu ve diğer görsel projelerde olduğu gibi birtakım yanlış anlaşılmalar ve yanlış aktarımlar kültürel ve dinsel olarak hassas tabir edebileceğimiz kitlelerin tepkisini çeker. Bu dizide de bunu daha başından beri görmek mümkün. Bu gösteriyorki uyum sürecinde tarafların farklılıklara hoşgörüsü olmazsa olmazlardandır.

Kültürel oryantasyon kapsamında ülkenin dilini ve beraberinde kültürünü öğrenmek, hizmetlere ve kaynaklara ulaşmayı öğrenmek yer alır. Sırasıyla eğitim,sağlık,iş edinme,tam yasal statüye ulaşma,günlük hayatın tüm ihtiyaçlarını başkalarına bağımlı olmadan karşılayabilme kültürel oryantasyonun en temel öğeleridir. Bu çabaların hedefi mülteci ve göçemenlere yeni vardıkları ülkede kendi kendilerine yetecek yetenekler kazandırmak olmalıdır. Bütün bu alanlarda programlar yürütüldükten sonra kişilerin dil ve uyum seviyesini ölçen sınavlar insanın sahip olduğu inançları zedelemeden ve aşağılamadan yapıldığı takdirde oldukça normal ve gereklidir. Bununla beraber kültürel farklılıkların varolduğu, daha renkli ve birarada yaşanabilir bir toplum projesi dururken; tekleştirilmiş toplum ve birbirinin aynı insanların yaşadığı toplum projelerin insan doğasına aykırılıkları her zaman bir çatlak oluşturacaktır.

Ali İstanbullu

Sosyal Çalışmacı

aliistanbullu@gmail.com