Sosyal Hizmet Uzmanları Web Sitesi
  

SOSYOLOJİ

GÖZETİM, KAPATMA KURUMLARI VE SINIRLAR

Arş. Gör. Emre Özcan/Sitemiz Yazarı
Sosyal Hizmet Uzmanı
Başkent Üniversitesi
eozcan@baskent.edu.tr

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Kültür/Sanat
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji

Meslek Elamanı Arayan Kurumlar ve İş Arayan Meslek Elamanları


Sitemiz Yazarları

   

Bauman, baştan çıkarılmaya uygun olmadıklarını kanıtlamış olanların bekleyebilecekleri tek şeyin, bastırma olduğunu belirtiyor. Bauman’ın Kierkegaard’dan ve Baudrillard’dan esinlenerek kullandığı baştan çıkarılmaya uygun olmayanlar, yani sınırların dışında kalanlar, yani ayartılamayanlar, Foucault terminolojisiyle söyleyecek olursak dışarıda kalanlar…

Uğur Dolgun’dan alıntı yapmak gerekirse, pastoral döneme ait gözetim pratiklerinin temelinde; birinci olarak, yazının aracılık ettiği bilginin sistematikleştirilmesi ve kayıt sistemiyle nüfusun devlet denetimi altına girmesini, ikinci olarak ise ordu devlet işleyişinin getirdiği askeri kamp gibi yapılandırılan gözlemevlerini görmekteyiz. Aslında asıl gözetim pratiklerinin ortaya çıkışını feodalizm sonrası kapitalizme geçişle birlikte ortaya çıkan kapatma kurumlarıyla düşünmek gerekiyor. Modern dönem öncesine ait gözetim tekniklerinin neler olduğunun hala muğlâk ve bilenemez olduğunu söyleyebilirim. Yine Uğur Dolgun’un belirttiği gibi Batı’daki kapatılma pratikleri, gözetimin modern anlamda kurumsallaşması açısından ilk evreyi oluşturur.

 Ayrıca şunu da eklemekte yarar var: Gözetim mefhumu, klasik ve modern dönemde kapatma kurumlarıyla özdeşleşirken post-modern dönemde ise tüketim toplumuyla birlikte ele alınmaktadır.

Feodalizm, bugün sadece tarihsel dönüşüm süreçlerinden biri olarak düşünülmektedir. Oysaki Marx’ın da dikkati çektiği gibi kapitalizmin ve modern toplumun çözümlemelerini ancak feodal yapıyı irdeleyerek yapabiliriz. Kapatma kurumlarının analizi için de kuşkusuz başlangıç noktası olarak feodalizmi seçmek gerekir. Feodalitenin çözülmesiyle kırsal alanda ikamet eden hareketsiz nüfus burjuva sınıfının ortaya çıkmasına paralel olarak oluşan kentlere bir anda göç etmeye başlamıştır. Orhan Tekelioğlu’nun belirttiği gibi daha önceden derebeyine çalışan nüfus; kentlerde işsiz, evsiz ve yoksul olarak kalakalmıştır. Bu doğrultuda bu nüfusa yönelik kiliselerin metafiziksel eksenli yardımı ile orta sınıfların seküler hayırseverlik anlayışı ortaya çıkmış ve hayırsever anlayıştaki bu iki yapılanma kentin yapısını bozan bu nüfusu barındırmada yetersiz kalmıştır. Oysaki kentlerde kaosa ve yasa dışılığa yol açan bu kitle, denetim ve gözetim altına alınmak zorundaydı. Dolayısıyla yaşam tarzını ve entelektüel dünya görüşünü hakim kılma adına burjuva sınıfı çözümü kendi sınırlarının dışında kalan bu kitleyi bir kurum çatışında kapatmakta bulmuştu ki bu kurum L'Hôpital Général ( Genel Hastane) idi. Bu kurumda, burjuva sınıfı için sakıncalı ve zararlı görülen, yani sınırlarının dışında kalan bireyler gözetim ve denetim altında tutulmaktaydı, hapsedilmekteydi.

 Foucault, bu kurumdaki bireylerin temelde bedensel veya başka özürleri nedeniyle çalışamayan nüfustan oluştuğunun altını çizse de kurumda evsizler, deliler, hastalar, yoksullar, dilenciler, aylaklar, bohemler ve eşcinseller gibi burjuva sınıfına göre farklı özellikler taşıyan, dolayısıyla onların yaşam sınırlarının içinde kalamayanların hapsedildiğini belirtmekteydi. Kanımca modern anlamda gözetim ve denetim tekniklerinin vücut bulduğu ilk alan, ilk kapatma kurumu olarak belirlenen L'Hôpital Général ( Genel Hastane) ile başlamıştır. Bu da demek oluyor ki devletin; nüfusunu tanıma, onlara ilişkin verileri kurgulama, onları gözleme ve denetleme, dolayısıyla dışarıdakini içeriye dâhil etme, kendi sınırlarını çizme, toplumu homojenleştirme projeleri modern anlamda ilk kez kapatma kurumlarının kurumsallaştığı kapitalizme geçiş dönemine denk düşmektedir.

 Fransız Devrimi’nden sonra ise kurumsal ayrımlar başladı ve deliler tımarhaneye, suçlular hapishaneye vb. kapatılmaya başladı. Böylece, gözetim altında tutma, hizaya sokma, baskı ve denetim modernizmin çocukluk aşamasında emeğin-emek gücünün denetimi ile fabrikalarda ivme kazandı ve hastanelerden, hapishanelere, hapishanelerden eğitim kurumlarına ve elbette ki toplumsal yaşamanın her anına/her alanına kadar geniş bir yelpazeye uzandı. Artık Revel’in söylediği şekliyle; bireylerin zaman, mekân ve hareketin sistematik bir bölgesel düzenine göre uygulanan ve özellikle tutumları, davranışları, bedenleri kuşatan belirli bir sayıdaki zorlama tekniklerden oluşan disiplinci iktidar modeli / disiplinel toplum yerini modern manada gözetim toplumuna bırakmıştı. Dolayısıyla bedene yönelik baskı, cezalandırma ve denetim artık ruha yönelmeye başlamıştı.


Modernizmin en temel özelliği kendisine ait bir ötekiyi yaratıyor olmasıdır. Çünkü modernleşme, ontolojik kökenini “öteki” ye borçludur. Doğal olarak devlet mefhumu da aynı amacı gütmektedir. Nitekim her devlet modeli, (buna her toplum modeli de diyebiliriz) boyunduruğu altındaki nüfusun bazı kesimlerinin dışlanmasıyla, kısıtlanmasıyla işlev görür. Devletin toplumsallaşamayanlar olarak adlandırdığı kesim daima gözetim ve denetim nesnesi olarak, toplumsallaşanlar özellikle orta ve burjuva sınıf ise koruma nesnesi olarak görülmektedir. Sınırlar meselesinin de, gözetim ve denetimin de kapatılmanın da temeli işte bu cümlede yatmaktadır. Çünkü devlet denen aygıt normalleştirme ve düzeltme ( düzen getirme) temellerine oturur. İşte bu noktada ve bu eksende devlet sınırlar çizer.

Çizdiği sınırları da sürekli olarak yeniden üretir, yani dinamik bir noktadadır. Sınırlar, toplumsal olarak yalıtılmış, inşa edilmiş bir kategoridir. Eğer baştan çıkarılamıyorsanız, yani sınırların dışında kalmakta diretiyorsanız sizi bekleyen şey Bauman’a geri dönecek olursak bastırmadır. Devlet de normalleştiremediğini ve düzeltemediğini bastırır. Bastırmanın ve sindirmenin en temel aracı da gözetleme ve denetlemedir. Nitekim devlet normal dışı olarak tanımladığı bireyleri gözetleyerek ve denetleyerek sınırları içine dâhil eder. Gözetim ve denetimin temel aracı da kapatma kurumlarıdır.

 Bu kapatma kurumları da Foucault’ya göre çifte bir tarzda işlev görür: Birincisi, ikili ayrımdır (deli-akıllı, tehlikeli-zararsız, çalışkan-tembel). İkincisi ise ayırıcı ve farklılaştırıcı dağıtım ( kimdir, nerede olmalıdır, nasıl tanınmalıdır). Orhan Tekelioğlu ise hapsetme pratiğine ilişkin üç temel unsurdan söz ediyor: Cinsellik, din ve kamu ahlakı… Bu üç yapıya iş gücü/emek kavramını da eklemekte yarar var diye düşünüyorum. Bu dörtlü sadece bir iktidar noktası değil, yeniden üretime tabi bir transfer noktasıdır. İşte devletin çizdiği sınırların dayanak noktası ve temellendiği merkez bu dörtlü saç ayağıdır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta kapatma kurumlarının, nüfusun belli bir kesimini dışlamanın-gözetim ve denetim altına almanın-baskı uygulamanın aracı olarak indirgenemeyeceğidir. Çünkü devletin yapılandırdığı ve denetim altına aldığı bu dörtlü olmadan gözetimden, kapatmadan ve sınırlardan daha doğrusu hiçbir iktidar tekniğinden söz edemeyiz.

Bauman, Kaufmann’ın “bütünleyici topluluklar” kavramından yola çıkarak sınırlar meselesine dair çözümlemeler yapıyor: “Bütünleyici topluluk panoptik çağdan kalma bir kavramdır. Bu kavram bizi onlardan, içerisini dışarıdan ayıran sınırı muntazaman çizme ve güçlendirmeye yönelik düzenli çabalara gönderme yapar; bu çabalar yabancıların girişini kısıtlayıp mensupları içeride tutmaya ve içerdekilerin normlarını çiğneyip rutinin kıskaçlarını engellemeye yöneliktir. Netice de bu tek biçimliliği teşvik etmeye ve davranış üzerinde katı bir sınırlama uygulamaya gönderme yapar.” Bauman’ın bu sözleri, daha doğrusu “bütünleyicilik” kavramı bizi gözetime ve içeride tutmaya, yani sınırların içine hapsedilmeye/dâhil edilmeye götürüyor. Dolayısıyla özelleşmiş, sınırları çizilmiş bir alana ve muhafazakârlaşmış bir yapıya…

Bauman şöyle devam ediyor: “Geleneksel biçimiyle gözetim araçları; dışlanmışların, tüketim toplumunun içine yeniden girişini önlemek ve kovulmuşların taşkınlıklarına engel olmak amacıyla toplum periferisinde kullanılıyor.”
Mesele dışarıda bırakma/sınırların dışında bırakma gayretidir. Örneğin, Bauman’a göre yoksullar, bu sınır çizgisini geçememiş olanlardır. Çünkü onlar tüketici veya tüketim toplumunun nesnesi değiller. Bu sebeple onlar, devlet için gözetim altına alınması, denetime tabi tutulması, bastırılması ve disipline edilmesi gerekenlerdir. Tıpkı eşcinseller, anarşistler, sosyalistler, engelliler, suçlular gibi…

Fakat burada farklı bir durumla karşı karşıyayız. Sınır çizgisinin dışında kalanlar nasıl gözetim ve denetim altında ise, sınırın içinde kalanlar da gözetim nesnesi haline gelmiştir. Sınırın içinde kalanlar, örneğin Bauman’ın söylediği gibi tüketiciler, tüketim toplumun vazgeçilmez unsurları ile tüketim toplumuna bağlanırlar. Bu da onları sınır çizgisinin iç tarafına dâhil eder. Bir diğer anlamda bu topluluklar komik bir şekilde kendi kendilerini gözetim altına sokarlar, teşhir edilirler, yani tuzağa düşerler. Bu durum da post-modernizmin gözetim meselesinde geldiği son noktayı, zirve noktayı işaret ediyor kanımca.

Son kertede, Klasik dönemden veya geleneksel toplumdan modernizme, modernizmden post-modern döneme kadar uzanan süreçte gözetim pratikleri daima sınırların dışında tutmaya/dışarıda bırakmaya aracılık eder. Kendini mutlu toplum yaratma projesi olarak gören devlet çizdiği sınırlara, yani kendi ifadesiyle toplumsallaşanlara karşılık, normal dışı olarak adlandırdığı toplumsallaşamayanları kapatarak, denetleyerek ve gözetleyerek dâhil etmez. Ayrıca bu süreçte sınırın iç tarafındakileri de gözetim ve denetim altına almayı ihmal etmez. Böylelikle devlet aygıtı tek bir bakışla sınırın iç ve dış tarafını görme kabiliyetine erişir.
Şu da unutulmasın ki siz devletin ve iktidarın çizdiği sınırlar dâhilinde bu oyunu oynuyorsanız, Coser’ın söylediği gibi ancak devlet ve iktidar için “emniyet sübapı” olursunuz.


Arş. Gör. Emre Özcan
Başkent Üniversitesi

Bu yazı Kaos- Gl dergisinin 2012 Mayıs ve Haziran sayısında yayınlandı.


 

 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org