|
|
Her şehrin, şehir de her
semtin veya mahallenin bir delisi mutlaka vardır. Deliler, o muhitin renkli
kişilikleri olup bulundukları çevreye bir güzellik de katarlar. Akıllı
geçinen bizler, delilerin yaptıklarından daha delice işler yaparız; akıllı
olduğumuzdan mıdır nedir, işi deliliğe vururuz.
Bizim yurdun da delisi Oğuz idi. Aslında kendisi hiçbir zaman deli olduğunu
kabul etmemiştir, “kendisine sen deli misin” diyenlere “ben akıllıyım” diye
cevap verirdi. Belki de haklıydı, bilemiyorum…
Oğuz’un yurt ile tanışması sanırım bebekliğine kadar
iniyor. Şu an elli yaşlarında olsa, elli yıldır yurt yaşamı olmalı.
Birbirine yakın küçük kara gözleri, sivri burnu, çıkık alnı, bomba yağmuru
ile oyulmuşçasına şekilsiz kafası, üst tarafı geniş vücudu, yağlanmış
göbeği, ince bacakları, nasırlı el ve ayakları ile bir deli insanoğlu…
Hayata tek başına gelmiş gibiydi, ne arayanı soranı oldu. Bildiğim kadarıyla
ne ailesi ne de akrabası vardı.
Oğuz’u özel kılan tarafları saymakla bitmez. Yurtta kalan ya da çalışan hiç
kimse yaşamında onun yeri olduğunu inkâr edemez. Ben de etmiyorum ve Oğuz’a
hakkını onu yâd ederek teslim ediyorum. Kendisi, Kırşehir Yetiştirme
Yurdunun kayıtsız bir demirbaşı olarak yaşamını sürdürüyor. Belki, iyice
yaşlandıktan ve elden ayaktan düştükten sonra huzurevine gönderirler. Ömrü,
sosyal hizmetlerde geçen şans(lı)sız kişilerden sadece biri.
“Bir haziran günü, günlerden çarşamba, Ahmet hocanın nöbetinde, akşam
yemeğinde kuru fasulye, pirinç pilavı, salata mönüsü olan bir zamanda ve
Oğuz benzin varilinden yapılmış çöp bidonunda ateş yakarken” diye başlayan
tanışıklığımız yedi yıl boyunca sürdü. Oğuz’un, her sorduğumda eksiksiz
sıraladığı bu olay benimde çocuk yuvasından yetiştirme yurduna adım attığım
ilk gün için onun beyninde kodlanmış olan ve onunla birlikte mezara kadar
saklanacak olan bilgidir.
Bu durum sadece bana özgü değildir. Yurda gelen her çocuğun, geldiği ilk
güne ilişkin bir bilgi kodlaması onun hafızasında kayıtlıdır. Siz bu bilgiye
ihtiyaç duyduğunuzda ya da ilk geldiğiniz günü unuttuğunuzda çağırırsınız
Oğuz’u ve ondan gerekli olan bilgiyi alırsınız. Bütün çocukların seceresi
hafızasında mevcuttur.
Bütün bunlar nasıl oluyor bilmiyorum ama Oğuz yaşadığı olayları unutmuyor.
Garip bir şekilde sallanma hareketleri ile o gün için yaşadıklarını
tekrarlıyor ve hafızasına kodluyor olmalı.
O, Kırşehir yurdu için yaşayan bir tarihtir. Kırşehir’de Hirfanlı Yetiştirme
Yurdundan başlayarak, merkezdeki yanan yurt ve geçici bir süre sanayi
bölgesinde kurulan ve daha sonra şehir dışına taşınan yurtlar, yurtlarda
kalanlar ve yaşanan olaylar hakkında her türlü bilgi kendisinden tedarik
edilebilir.
Ateşle oynamak en büyük eğlencelerinden biridir. Ekseriya çöp bidonlarını
yakmak ve çıkan dumanda tütsüleniyor gibi hareketlerde bulunmak ilginç
davranışları arasındadır. Yaşar Kemal romanlarında ateş kıvılcımlarının dans
etmesinden bahseder. Kim bilir Oğuz içinde bu dans eden kıvılcımlar bir
şeyler çağrıştırıyordur.
Oğuz, karanlık koridorda tek başına durur. Ayaklarını adam atar gibi açarak
olduğu yerde ileri geri sallanmaya başlar. Sallanmaların hızı artmaya
başladığında garip sesler çıkarır ve bir yandan da kendi kendine kahkahalar
atar. Kafasını sağa sola doğru sallayarak tıslar. Aslında salıncak gibi
adamdır. Çünkü sallanmadan duramaz. Bazen gırgır olsun diye Oğuz sallanırken
arkasından onun sallanmasını engellemeye çalıştığımızda bizimle mücadele
eder, sallanmayı başaramazsa bizden biraz ileri kaçarak sallanmaya kaldığı
yerden devam ederdi.
Canı sıkılan ya da eğlenmek isteyen mutlaka ona çatar. Onu kızdırmak bütün
çocukların başlıca eğlencesidir. Oğuz’u sinirlendirmek, hoşuna gitmeyecek
işler yapmak ve sonrada kırmızı şal görmüş boğa gibi öfkelendirerek önü sıra
kaçmak büyük küçük bütün çocukların hoşuna giderdi. Çocukluk işte diyeceğim
ancak kimi zaman bu davranışlar eziyet boyutuna kadar varırdı. Bir kişinin
acısından zevk alan diğerleri. Kabul ediyorum, kimi zaman Oğuz’a yapılanlar
insanca değildi.
Oğuz kızmaya başladığında çok yüksek perdeden bağırır ve ortalığı inletirdi.
Koridorlar, merdiven boşlukları bu ses ile dolar taşardı. Böyle zamanlarda
küfür etmeye ve üstündekileri yırtmaya başlar, ayağındaki terliği çıkararak
dişleri ile parçalardı.
Bir keresinde yurdun ön kapısında Oğuz’u tahrik etmeye ve kızdırmaya
başladım. Kendimce dalga geçiyor ve eğleniyordum. Bir an da Oğuz’un yüzümde
patlayan tokatı ile gözümde şimşekler çaktı ve boylu boyunca yere
kapaklandım. Oğuz, kendisine karşı yapılanlar karşısında nadiren de olsa
şiddet kullanırdı. Çok sinirlendiğinde sinirlendiren kişiyi kovalamaya
başlar ve yurdun içinde dört dönderirdi. Tam yakalandığımız da “ayvalık” der
ve onu sakinleştirirdik. “Ayvalık” kelimesi nedendir bilinmez ama onun
üzerinde sihirli bir etki yapar ve sakinleşmesini sağlardı.
Oğuz, çocukların eğlencesi olduğu kadar çalışan personelinde eğlencesi
olurdu. Yurtta görevli personel tarafından beden gücünden yararlanılan
değerli bir eleman olarak da kullanılırdı. Kimi zaman elinde süpürge ile
bahçeyi süpürdüğü ya da yemekhaneyi temizlediği olurdu.
Makarna canavarı olarak nam salmıştır. Yemeklerden en çok makarnaya
düşkündür. Bu yüzden göbeği yağ bağlamıştır. Oğuz’un bir kere olsun meyve
yediğine şahit olmadım. Bir paket makarna ısmarlandığı zaman kendisine
dünyalar bahşedilmiş kadar mutlu olurdu.
Oğuz ile ilgili anlatılan ilginç olaylardan birisi de bir zamanlar İstanbul
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine yatırılması ve oradan bir
otobüse binerek hastaneden kaçıp tekrar yurda gelmesidir. Hastanede yatan
deliler onu canından bezdirmiş olmalı.
Oğuz’un bir şarkısı vardır. Dudağında hep aynı şarkı dizesi “olamadım,
olamadım, bir baltaya sap olamadım.” Yüksek sesle söylediği bu şarkıda
akıllı geçinen bizlere mesajlar mı gönderiyordu? Belki de…
Yurtta yaşayan herkese, Oğuz tarafından yakıştırılmış ve takılmış bir lakap
vardır. Benim lakabım terlik kardeşimin lakabı takunya idi. Beni gördüğünde
ayağındaki terliği çıkarır ve bana doğru sallayarak “bu ne” diye sorarak
benimle eğlenirdi. Ağzımdan “terlik” kelimesini duyduğunda ise keyfinden
yerinde tepinirdi.
Bizim yurdun delisiydi… Kendisine zarar vermediğimiz sürece kimseye zarar
vermezdi. Oğuz’u gördüğümüzde değneğini sallayan bizlerdik…
Belki de Oğuz, dediği gibi akıllıydı. Deli olan bizlerdik.
|
|
UYARI!
©Sitemize ait
yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep
etmekteyiz.Her hakkı saklıdır. |
|