Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

HAYATIMIN DELİSİ

İlyas Ali DAŞTAN /  Sitemiz yazarı
Yazarımızın yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
 dastanilyas@gmail.com  ulaştırabilirsiniz


      Her şehrin, şehir de her semtin veya mahallenin bir delisi mutlaka vardır. Deliler, o muhitin renkli kişilikleri olup bulundukları çevreye bir güzellik de katarlar. Akıllı geçinen bizler, delilerin yaptıklarından daha delice işler yaparız; akıllı olduğumuzdan mıdır nedir, işi deliliğe vururuz.

Bizim yurdun da delisi Oğuz idi. Aslında kendisi hiçbir zaman deli olduğunu kabul etmemiştir, “kendisine sen deli misin” diyenlere “ben akıllıyım” diye cevap verirdi. Belki de haklıydı, bilemiyorum…




 
Oğuz’un yurt ile tanışması sanırım bebekliğine kadar iniyor. Şu an elli yaşlarında olsa, elli yıldır yurt yaşamı olmalı. Birbirine yakın küçük kara gözleri, sivri burnu, çıkık alnı, bomba yağmuru ile oyulmuşçasına şekilsiz kafası, üst tarafı geniş vücudu, yağlanmış göbeği, ince bacakları, nasırlı el ve ayakları ile bir deli insanoğlu… Hayata tek başına gelmiş gibiydi, ne arayanı soranı oldu. Bildiğim kadarıyla ne ailesi ne de akrabası vardı.

Oğuz’u özel kılan tarafları saymakla bitmez. Yurtta kalan ya da çalışan hiç kimse yaşamında onun yeri olduğunu inkâr edemez. Ben de etmiyorum ve Oğuz’a hakkını onu yâd ederek teslim ediyorum. Kendisi, Kırşehir Yetiştirme Yurdunun kayıtsız bir demirbaşı olarak yaşamını sürdürüyor. Belki, iyice yaşlandıktan ve elden ayaktan düştükten sonra huzurevine gönderirler. Ömrü, sosyal hizmetlerde geçen şans(lı)sız kişilerden sadece biri.


“Bir haziran günü, günlerden çarşamba, Ahmet hocanın nöbetinde, akşam yemeğinde kuru fasulye, pirinç pilavı, salata mönüsü olan bir zamanda ve Oğuz benzin varilinden yapılmış çöp bidonunda ateş yakarken” diye başlayan tanışıklığımız yedi yıl boyunca sürdü. Oğuz’un, her sorduğumda eksiksiz sıraladığı bu olay benimde çocuk yuvasından yetiştirme yurduna adım attığım ilk gün için onun beyninde kodlanmış olan ve onunla birlikte mezara kadar saklanacak olan bilgidir.

Bu durum sadece bana özgü değildir. Yurda gelen her çocuğun, geldiği ilk güne ilişkin bir bilgi kodlaması onun hafızasında kayıtlıdır. Siz bu bilgiye ihtiyaç duyduğunuzda ya da ilk geldiğiniz günü unuttuğunuzda çağırırsınız Oğuz’u ve ondan gerekli olan bilgiyi alırsınız. Bütün çocukların seceresi hafızasında mevcuttur.

Bütün bunlar nasıl oluyor bilmiyorum ama Oğuz yaşadığı olayları unutmuyor. Garip bir şekilde sallanma hareketleri ile o gün için yaşadıklarını tekrarlıyor ve hafızasına kodluyor olmalı.

O, Kırşehir yurdu için yaşayan bir tarihtir. Kırşehir’de Hirfanlı Yetiştirme Yurdundan başlayarak, merkezdeki yanan yurt ve geçici bir süre sanayi bölgesinde kurulan ve daha sonra şehir dışına taşınan yurtlar, yurtlarda kalanlar ve yaşanan olaylar hakkında her türlü bilgi kendisinden tedarik edilebilir.



Ateşle oynamak en büyük eğlencelerinden biridir. Ekseriya çöp bidonlarını yakmak ve çıkan dumanda tütsüleniyor gibi hareketlerde bulunmak ilginç davranışları arasındadır. Yaşar Kemal romanlarında ateş kıvılcımlarının dans etmesinden bahseder. Kim bilir Oğuz içinde bu dans eden kıvılcımlar bir şeyler çağrıştırıyordur.


Oğuz, karanlık koridorda tek başına durur. Ayaklarını adam atar gibi açarak olduğu yerde ileri geri sallanmaya başlar. Sallanmaların hızı artmaya başladığında garip sesler çıkarır ve bir yandan da kendi kendine kahkahalar atar. Kafasını sağa sola doğru sallayarak tıslar. Aslında salıncak gibi adamdır. Çünkü sallanmadan duramaz. Bazen gırgır olsun diye Oğuz sallanırken arkasından onun sallanmasını engellemeye çalıştığımızda bizimle mücadele eder, sallanmayı başaramazsa bizden biraz ileri kaçarak sallanmaya kaldığı yerden devam ederdi.


Canı sıkılan ya da eğlenmek isteyen mutlaka ona çatar. Onu kızdırmak bütün çocukların başlıca eğlencesidir. Oğuz’u sinirlendirmek, hoşuna gitmeyecek işler yapmak ve sonrada kırmızı şal görmüş boğa gibi öfkelendirerek önü sıra kaçmak büyük küçük bütün çocukların hoşuna giderdi. Çocukluk işte diyeceğim ancak kimi zaman bu davranışlar eziyet boyutuna kadar varırdı. Bir kişinin acısından zevk alan diğerleri. Kabul ediyorum, kimi zaman Oğuz’a yapılanlar insanca değildi.

Oğuz kızmaya başladığında çok yüksek perdeden bağırır ve ortalığı inletirdi. Koridorlar, merdiven boşlukları bu ses ile dolar taşardı. Böyle zamanlarda küfür etmeye ve üstündekileri yırtmaya başlar, ayağındaki terliği çıkararak dişleri ile parçalardı.

Bir keresinde yurdun ön kapısında Oğuz’u tahrik etmeye ve kızdırmaya başladım. Kendimce dalga geçiyor ve eğleniyordum. Bir an da Oğuz’un yüzümde patlayan tokatı ile gözümde şimşekler çaktı ve boylu boyunca yere kapaklandım. Oğuz, kendisine karşı yapılanlar karşısında nadiren de olsa şiddet kullanırdı. Çok sinirlendiğinde sinirlendiren kişiyi kovalamaya başlar ve yurdun içinde dört dönderirdi. Tam yakalandığımız da “ayvalık” der ve onu sakinleştirirdik. “Ayvalık” kelimesi nedendir bilinmez ama onun üzerinde sihirli bir etki yapar ve sakinleşmesini sağlardı.


Oğuz, çocukların eğlencesi olduğu kadar çalışan personelinde eğlencesi olurdu. Yurtta görevli personel tarafından beden gücünden yararlanılan değerli bir eleman olarak da kullanılırdı. Kimi zaman elinde süpürge ile bahçeyi süpürdüğü ya da yemekhaneyi temizlediği olurdu.

Makarna canavarı olarak nam salmıştır. Yemeklerden en çok makarnaya düşkündür. Bu yüzden göbeği yağ bağlamıştır. Oğuz’un bir kere olsun meyve yediğine şahit olmadım. Bir paket makarna ısmarlandığı zaman kendisine dünyalar bahşedilmiş kadar mutlu olurdu.

Oğuz ile ilgili anlatılan ilginç olaylardan birisi de bir zamanlar İstanbul Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine yatırılması ve oradan bir otobüse binerek hastaneden kaçıp tekrar yurda gelmesidir. Hastanede yatan deliler onu canından bezdirmiş olmalı.


Oğuz’un bir şarkısı vardır. Dudağında hep aynı şarkı dizesi “olamadım, olamadım, bir baltaya sap olamadım.” Yüksek sesle söylediği bu şarkıda akıllı geçinen bizlere mesajlar mı gönderiyordu? Belki de…


Yurtta yaşayan herkese, Oğuz tarafından yakıştırılmış ve takılmış bir lakap vardır. Benim lakabım terlik kardeşimin lakabı takunya idi. Beni gördüğünde ayağındaki terliği çıkarır ve bana doğru sallayarak “bu ne” diye sorarak benimle eğlenirdi. Ağzımdan “terlik” kelimesini duyduğunda ise keyfinden yerinde tepinirdi.


Bizim yurdun delisiydi… Kendisine zarar vermediğimiz sürece kimseye zarar vermezdi. Oğuz’u gördüğümüzde değneğini sallayan bizlerdik…


Belki de Oğuz, dediği gibi akıllıydı. Deli olan bizlerdik.
 

 


         UYARI!
©
Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.

Google