Sosyal Hizmet Uzmanları Web Sitesi
  

    SOSYAL

    HİZMET

    MESLEĞİ

 HAYIRSEVERLİK ‘TEN SOSYAL HİZMET’E   ÇOCUK DAHİL KORUMA (MA) BOYUTU VE BİR   YUTTURMA 

SOSYAL İNCELEME RAPORU;
SOSYAL ÇALIŞMA (MA) GÖREVLİSİ;
ANAYASA’YA AYKIRLIKLAR,
AFGANİSTAN ÖTESİ BİR DURUM

Aile ve Sosyal Politikalar (?)Bakanlığı ;
Sosyal Hizmet Merkezleri” gibi Yönetmelikler, Oluşan Keyfilikler
TESPİT, GÖRÜŞ VE ÖNERİLER
 

Nihat Tarımeri
Sosyal Hizmet Uzmanı
  ntarimeri@gmail.com 

*Zürih Gençlik Savcılığı (eski) Sosyal Hizmet Uzmanı

 

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Kültür/Sanat
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji

Meslek Elamanı Arayan Kurumlar ve İş Arayan Meslek Elamanları


Sitemiz Yazarları

   Bütünü kavramayan,parçanın işlevini anlayamaz.

GİRİŞ

1.Günümüzde internet ve digital gibi bir ortamın oluşturulması her türlü bilgiye ulaşımı da daha kolaylaştırdı.Böyle bir gelişme özellikle kamusal açıdan ayrı bir önemi de arttırdı..Sosyal medya gibi ayrı bir bilgi ve iletişim şekli oluşurken bu alanda çeşitli doğru ve yanlış bilgilere ulaşabilmek de aynı zamanda söz konusu.Bunların arasında doğru bilgilerden ve görüşlerden yola çıkıldığı takdirde ise ek bir önem daha da arttı..Bu aynı zamanda vergi verence karşılaşılan harcamaların “İdare” tarafından yönetimi ve sunulması ; hizmet alanlar için gerekli bir sorgulanma zemini de oluşturmaktadır.

2.İnternet gibi böyle bir gelişimin söz konusu olduğu ortamda geçenlerde tesadüfen bir bilgiye ulaşmam mümkün oldu.”TC.Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı-Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Başkanlığı / İl Müdürleri İstişare Toplantısı-Ağustos 2014” başlıklı (Ek : 1) bir bilgiye sahip oldum.Bir bilgilenme için hazırlanmış bu sunum ile verilmiş bu bilgi anomim ve kaynağı tam olarak belli değildi. Ancak bilindiği gibi her bilgisayarın başına olduğu gibi bir çökme ve bazı bilgiler de kayboldu.Ancak bazıları yeniden kazandırıldı. Kurtarılmış/kazanılmış olunan bu aleniyet özelliğinde ki bilgi ve Prof Dr.Tekin Akıllıoğu tarafından Aralık 2015 de yayımlanmış olan “Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı ve Türkiye” başlıklı bu çalışma , Sosyal Hizmetler ile ilgili söz konusu olan önemi de attırmıştır. Gene buna ek olarak 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun' a yönelik Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri Hakkındaki Yönetmeliğin 17.03.2016 yayınlanması ve bu yönetmelikte yer alan “Sosyal İnceleme Raporu/SİR” ve uygulamasına yönelik yapılmış olunan düzenlemelerin gene aynı yönde olması , bahse konu olan bu “Sosyal İnceleme Raporu”nun özelliğini ve bu raporlamanın kimin tarafından düzenlenilmesinin gerektiği bir durum da özellikle ortaya çıkmıştır.

3.03/06/2011 tarihli ve 633 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan Bakanlık tarafından düzenlenmiş diğer yönetmelikler bu önemi daha da arttırmıştır..Kamusal bir sosyal hizmet olarak Bakanlık tarafından görev kabul edilen bu hizmet(ler) için öngörülen bu uygulamalardan birisi de Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğünü tarafınca 9.Şubat.2013 tarihli ve 28554 sayılı Resmi Gazete de yayınlanmış olan “Sosyal Hizmet Merkezleri Yönetmeliği”dir.Sosyal Hizmete yönelik temel bir uygulama alanı için öngörülen bu yönetmelikte ise 1.8.2013 de bir değişikte yapılmıştır.”sosyal çalışma görevlisi” yerine “sosyal inceleme” ve “meslek elemanı” gibi tanımlar üzerinden de gene benzer bir uygulama öngörülmüştür.Yapılan bu düzenleme ile de teknik bir uygulamaya yönelik temel bir araç olan SİR ; bu yönde bir yetki ve görev ile de idari bir yönetimin de öne çıkarılmıştır. Hizmetten yararlanan hak sahipleri için ortaya çıkan bu durumun hem teknik hemde hukuksal açıdan değerlendirilme de bir zorunluluk olmuştur. “Keyfi” ve bilimden uzak özellikler ile tarihsel süreçte inanca dayalı bir hayırseverliğin kamusal açıdan dünyevileşmesi ve bilim ile de ilgili uyumun aranılması da gerekmiştir..Bu yönetmelikler ise; toplumsal bir sosyal koruma boyutuna dayalı olarak kamusal bir görev için bir hak olarak öngörülen sosyal hizmetlerin nitelik ve düzeyi de yansıtılmaktadır.Lütfedilen bir hizmet değil özellikle ve öncelikle SOSYAL ve HUKUK devletinin de temel bir göstergedir. Aynı zaman da yapılmış bir tercihi de. Özellikle de Afganistan gibi bazı uygulamaların karşılaştırılması bu özelliğin ve niteliğin ayrı bir şekilde değerlenlendirilmesini de gerekmektedir.Adalet Bakanlığı içinde geçerli olan bu durum aynı zamanda söylemler üzerinden yürütülen Çocuk Hakları veya İnsan Hakları gibi temel hakların somut bir şekilde ele alınması ve sorgulanmayı da gerektirmektedir... Hem teknik hemde hukuksal açıdan ele alınması gereken bu durum sosyal hizmet açısından yapılmış tespitlerin hedeflenmesi , değerlendirilmesi için bir çalışmadır..”Şİddet ve İzleme Merkezi Yönetmeliği/ ŞÖNİM” gibi en son düzenlenmiş bu yönetmelik dahil diğer yönetmeliğin değerlendirilmesi için de yapılan bu çalışma , alan ve uygulamanın özelliğinden dolayı bir süreç için de devam edecektir.Öncelikli olarak bu çalışmada ise; Uluslararası Sosyal Hizmetler Kuruluşu/ISS ile oluşan durum birinci bölümde yer almaktadır.İkinci bölümde ise “Sosyal İnceleme Raporu/SİR” ve “Sosyal Çalışma Görevlisi” gibi öngörülen garabet ile Çocuk /Gençlik Adalet (?) bağlamında öngörülen uygulama sonucu oluşan koruma ve cezalandırma boyutu bir çok boyuttan da ayrıca ele alınacaktır.Üçüncü bölümde ise teknik ve hukuksal açıdan yapılan değerlendirme sonucu ortaya çıkan aykırılıklara yer verilmiştir.Dördüncü bölüm de ise bir örnek olan Sosyal Hizmet Merkezleri Yönetmeliği ayrı bir şekilde ele alınacaktır.Beşinci bölümde Sosyal Hizmet Uzmanlar Derneğinin savunuculuk boyutu ayrıca ele alınmıştır.Yansıyan bu teknik özellik ve durumların öncelikle uluslararası sözleşmeler ve T.C.Anayasası açısından da ayrıca ele alınması vede sosyal hizmet mesleğinin sorumluluğu ,var olan bu aykırılıkların engellenmesine yönelik bu görev için sonuç ve önerilere de altıncı bölüm de yer verilmiştir...ÇOCUK KORUMA(MA) KANUNU başlıklı çalışma dizisinin dördüncüsü için devam edilecek olan bu çalışma Adalet Bakanlığı bağlamında “müdafii” dahil SİR üzerinden yürütülen uygulamanın Sözleşmeler dahil T.C. Anayasasına aykırılıkları da ayrıca ele alınacaktır... . Bilindiği gibi Türkiye de asırlardan beri inançlar üzerinden yürütülen hayırseverlik/yardımseverlik yerine sosyal hizmet üzerinden yürütülmesi gereken bir uygulama için var olan bir direnç ve bilime karşı red etmeye yönelik uzun bir sürecin de en azından bir başlangıcıdır.Bu başlangıç aynı zamanda 14-15 Temmuz 2016 tarihlerin de yaşanılan süreç ,oluşan önemli sonuç/lar demokrasi ve yurttaş olmanın yeniden ele alınmayı da gerekli kılmıştır. Kamusal bir hizmet olan sosyal hizmet ve sosyal yardım boyutu için ayrı bir yeni başlangıçda ayrıca gerekmiştir.Özellikle de Afganistan örneğinden yola çıkıldığın da teknik açıdan oluşan bu ayırım ve ayrışmanın en kısa zaman da anlaşılması ve/veya anlaşılmaması gibi bir tercihte ortaya konacaktır. Utanma ile utanmama gibi bir tecihi de belirleyecektir. Oluşan bir yanıltmaya /yutturmaya/kandırmaya da artık yeter denilecektir veya denilmeyecektir. Vicdan dahil duygu ile ilişkili kişisel bir tutum ve davranış için de yapılan bu tercihler ise bu süreci ya kısaltacaktır.Yada uzaklaştıracaktır.Özellikle ”merhamet” ile “vicdan” arasında ki duygu ve ilişki bu tercih ve süreci de yansıtacaktır. “Hukuk” yerine bahşedilmiş bir “adalet” için uyumlu olunma,itiraz etmemek ve adil bir yönetimin yeterli kılınması “merhamet” için yeterli olacaktır. En azından bir hak aramanın “vicdan” üzerinden geçerli kılınması ile de kısalacak bu süreç daha da kısalacaktır. Veya;T.C. Devletinde ÇHS,ASŞ gibi sözleşmeler için taraf olması bağlamında ASPB ve Adalet Bakanlığınca hak sahiplerine yönelik öngörülen uygulamalar için öne çıkarılan özellik ve niteliklere rağmen SOSYAL ve HUKUK Devlet niteliğini aramak için AİHM e kadar devam eden yorucu , engelleyici/önleyici bir süreci de ortaya koyacaktir.Buda; bu tespitlerin maalesef diğer bir gerçeğidir. Urla/24.8.2016

I.BÖLÜM

ALMANYA DA YAŞAYAN (T.C.) VATANDAŞLARI İLE TÜRKİYE DE Kİ (T.C.) VATANDAŞLARI EŞİT DEĞİL Mİ ?

DURUM


Bir bilgi ve bilgilenme

4) Aile ve Sosyal Poliitikalar Bakanlığı (ASPB) tarafından düzenlenmiş olunan bir eğitim çalışması kapsamında Avrupa Birliği ve Dış İşler Daire Başkanlığınca, Bakanlık İl Müdürlerine yönelik Ağustos 2014 de yapılan bilgi için yer verilmiş olunan sunumda bazı önemli bilgilere de ayrıca yer verildiği görülmektedir. 02 Kasım 2011 tarih ve 662 sayılı “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname” ile görüldüğü gibi Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı kurulmuş. 20 slayt arasında yer alan bu bilgilere göre de (Ek:1;slayt/4) Müsteşer Yardımcılığı ile de Bakanlık Müsteşarlığına bağlıdır. Görevlerinin arasında “Yurtdışında yaşayan, çalışan veya yurtdışıyla bağlantısı olan kişi ve ailelerin, sosyal, kültürel, ekonomik ve ailevi nedenlerden kaynaklanan sorunlarına çözüm bulmak üzere uluslararası teşkilatlarla işbirliği yapmak ve uluslararası vaka çalışmalarını yürütmek. “ şeklindeki bir görev den de bahsedilmektedir..(Slayt-6) Dolayısı ile başta Almanya olmak üzere yurtdışında yaşayan en azından 3 milyondan fazla T.C .vatandaşları dahil diğer ülkeleri de yaşayan kişilere yönelik Başkanlığın yardımcılığına bağlı ayrı bir birim ve görev de kabul edilmiştir.

5)Protokol ve dış görevler için AB ile ilgili oluşan ilişki ve hizmetlere yönelik bilgilere de ayrıca yer verilirken “Uluslararası Sosyal Hizmetler” başlığında ayrı bir bilgilere de görüldüğü gibi yer verilmiştir.Bu bölümde ki “Çözümlerine aracılık ettiği konular” ise “Aile parçalanmasının önlenmesi ;Ebeveyn ayrılığında çocuğun korunması (velayet, görüşme hakkı, nafaka vb.);Çocuk kaçırma ;Koruyucu bakım; Köklerin araştırılması ;Ebeveyn hakları ;İkamet Hakkı ; İletişimin yeniden kurulması ;Çocuk refah” şeklinde açıklanmıştır.(Ek:1/ Slayt 9-10) Özellikle yurtdışında Yurttaş/Medeni Hukuk ile ilgili adalet sistemi ve idari sisteme yönelik çocukların korunması ile ilgili konuların ayrıca ele alındığı görülmektedir. Bu iki slaytda ise ”ISS /Internaonal Social Services-Uluslararası Sosyal Hizmetler.” şeklinde logosu ile birlikte yer alan bu yapıya yönelik “Uluslarası Sosyal Hizmet Vaka Çalışmalarında İl Müdürlükleri ile Yaşanan Güçlükler” başlığı altında 3 slayta ayrıca yer verilmiştir.(Ek:1/Slayt 11-12-13)

6)Bu yönde yaşanılmış güçlüklerin bazıları ise şu şekilde yansıtılmıştır;

*İncelemelerde uyulmasını istediğimiz konulara gerekli özen gösterilmemektedir.
* İncelemelerde vaka notunda istenilen bilgiler göz ardı edilmektedir.
* İnceleme sırasında yeterince gözlem yapılmamaktadır
*.Hazırlanan sosyal inceleme raporlarında hizmete ve amaca uygun bilgiler içermemesi söz konusu olabilmektedir.
*Hazırlanan sosyal inceleme raporlarında vakaya bir açılım getirmeyecek, vakanın çözümüne bir katkısı olmayacak bilgilere yer verilmektedir.
* Sosyal İnceleme raporlarında uzun, anlaşılmaz ifadeler kullanılmakta çok fazla tekrara yer verilmektedir.
* Takip raporlarında ilk hazırlanan rapor tekrarlanmakta ek olarak bir iki bilgi verilmektedir.
* Hazırlanan inceleme raporlarında sosyal çalışmacının görüş ve önerilerine çoğunlukla yer verilmemektedir.
* İstenilen raporların Bakanlığa iletilmesi süreleri oldukça uzun olmaktadır.
* Zaman zaman sosyal inceleme raporları sosyal çalışmacı olmayan personelce hazırlanmaktadır ancak uluslararası vakalarda raporun sosyal çalışmacı tarafından hazırlanması gerekmektedir.

7) Görüleceği gibi karşılıklı olarak işbirliği ile çalışan Uluslararası Sosyal Hizmetler tarafından çocukların kamusal açıdan korunması ile yarar ve esenliğinin gözetilmesi için Bakanlık için yapılmış olan bu taleplere yönelik düzenlenmiş olan SİR için var olması gereken bir özenin özellikle gösterilmediği gibi içerik ve nitelik açısından önemli sorunların söz konusu olduğu açıklanmıştır.Sosyal hizmetlerin Uluslararası boyutunun yurtdışında uzun zamandan beri kamuya mal olması ve bu yönde kamusal bir görevin yerine getirilmesi için gereken önemli bir durum da ortaya çıkmıştır. Bu durum sadece yurtdışında ki SIR nun düzenlenilmesi ile de ilgili de değildir..Şayet Türkiye uluslararası bir toplumun parçası ise Türkiyedeki uygulama içinde ilgili olup 3.7.2005 tarihinde yürülğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında benimsenen düzenleme ile de ilgilidir. 2005 yılından beri yurtiçinde yaşayan çocuklar dahil diğer kişileri de ilgilendiren bir durumu da ortaya koymuştur.

8) Bakanlıkça saptanan bu güçlükler arasında görüleceği gibi sosyal çalışmacılar dışında ki personel tarafından düzenlenilmesi sonucu sosyal çalışmacılar dışında düzenlenmemesinin gerektiği de özellikle vurgulanmış.Çare olarak yapılan öneriler ise gene üç slayt da kısaca bildirilmiştir.(Slayt 14-15-16) Raporlara yönelik yer alması gereken bilgiler için aranılması gereken belli bir nitelik ve içeriğin giderilmesi yönünde mesleki değerlendirilmeler dahil dikkate edilmesi gereken konular da bildirilmiş.Dolayısı ile kamusal bir alan da yer verilen “sosyal hizmetler” ile ilgili belli bir eğitim ve mesleksel bir özellikte aranılmıştır. Özellikle de uluslararası sosyal hizmet bağlamında temel bir yöntem olarak kabul edilen vaka çalışmaları (casework) için sadece sosyal hizmet uzmanları tarafınca düzenlenilmiş olan SIR lerce kabul edilmekte olduğu da vurgulanmıştır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı(ASPB) ve AB ve Dış İlişkiler Daire Başkanlığı

9) 81 İl Müdürlüğüne yönelik Bakanlık tarafından düzenlenen bu toplantıda Daire Başkanlığınca “Ağustos 2014” şeklinde verilmiş bu bilginin tarihi ise internet ortamında yer almaktadır.(Ek ;2)Görüleceği bu toplantı “Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürleri İstişare Toplantısı (22-24 Ağustos 2014)” şeklinde yayınlanmıştır.”Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Doç. Dr. Sayın Ayşenur İSLAM’ ın katılımıyla Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı koordinesinde “Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürleri İstişare Toplantısı” 22-24 Ağustos 2014 tarihleri arasında Afyonkarahisar ilinde gerçekleştirilmiştir...Merkez Teşkilatında görev yapan birim amirlerimiz; genel müdürlükleri/başkanlıkları hakkında bilgi ve İl Müdürlerinden beklentilerini içeren sunumlarını gerçekleştirmişlerdir. Toplantıda, karşılıklı beklentiler, görüş ve öneriler değerlendirilmiş, toplantı genel bilgi paylaşımı çerçevesinde devam ederek taşra ile merkez teşkilatının iletişimine katkı sağlamıştır.” şeklinde olup Bakanlığın web sayfasında yer alan bilgiler ile AB ve Dış İlişkiler Başkanlığınca beklentileri içeren sunum ve “Ağustos 2014” yönündeki toplantı ve bilginin içerik açısında uyumlu olduğu da açık bir şekilde görülmektedir.Bir alaniyette söz konudur.

10) Bakanlığın web sayfasında yer alan ASPB ile bilgiler arasında ise yer verilen “Merkez Birimler” arasında görüleceği gibi “Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Daire Başkanlığı” da ayrı bir başlık olarak yer almaktadır.(Ek:3) 3/6/2011 tarihli ve 633 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 6.ncı maddesinin birinci fıkrasına istinaden de Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı kurulduğu da açıklanmıştır.Yayınlanan bu bilgiler arasında “Başkanlık Görev ve Yetkileri” de açıklanmaktadır. Bunların arasında “Yurtdışında yaşayan, çalışan veya yurtdışıyla bağlantısı olan kişi ve ailelerin, sosyal, kültürel, ekonomik ve ailevi nedenlerden kaynaklanan sorunlarına çözüm bulmak üzere uluslararası teşkilatlarla işbirliği yapmak ve uluslararası vaka çalışmalarını yürütmek.” şeklinde ki bir açıklamaya da yer verilmektedir.Ayrıca ; Bölgesel ve Uluslararası Kuruluşlarla İlişkiler Birim Sorumlusu, Protokol ve Dış İlişkiler Birim Sorumlusu, Uluslararası Sosyal Hizmetler Birim Sorumlusu ve Yönetim Hizmetleri Birim Sorumlusu şeklinde ki birimlere yer verilirken “Uluslararası Sosyal Hizmet Birimi “ nin halen bir psikolog tarafından yürütüldüğü de görülmektedir.


Uluslararası Sosyal Hizmetler Biriminin Görevleri

11) Başkanlıkça yer verilen bu birimlere yönelik yer verilen görevler ise halen aynen şu şekilde yansıtılmaktadır:

*Uluslararası göçün veya yer değiştirmenin sonucu olarak, sosyal, kültürel ve ekonomik problemlerle karşılaşan bireylere, çocuklara ve ailelere sosyal hizmet sunmak,
*Uluslararası sosyal hizmet vaka çalışmalarını Uluslararası Sosyal Hizmetler Organizasyonu (ISS) ile işbirliği halinde yürütmek,
*Birey, çocuk ve ailelerin sorunlarının çözümüne yardımcı olmak üzere yurt içinde ve yurt dışında gerekli sosyal incelemelerin yapılmasını ve bunun sonucunda sosyal inceleme raporlarının hazırlanmasını temin etmek,
*Sosyal çalışmacılar tarafından hazırlanan sosyal inceleme raporlarını uluslararası sosyal hizmet vaka çalışması kapsamında değerlendirerek, gerekli olduğunda rehberlik etmek,
*Yurtdışından sosyal inceleme raporu talep etmek ve yurtdışına sosyal inceleme raporu göndermek,
 
*Uluslararası Sosyal Hizmetler Organizasyonu (International Social Service) tarafından düzenlenen eğitim seminerlerinde ve toplantılarda Türkiye’nin uluslararası sosyal hizmet vakaları ile çalışan meslek elemanlarınca temsil edilmesini sağlamak,
*Uluslararası Sosyal Hizmetler Organizasyonu’nun düzenlemiş olduğu seminer, konferans ve toplantılara katılmak suretiyle, uluslararası sosyal hizmet vaka çalışmalarında kullanılan yöntem ve metotlardaki yenilikleri izlemek, değerlendirmek ve uygulamaya geçirmek,
*Ülke sınırlarını aşan sosyal sorunların cevaplandırılmasında, danışma işlemini yerine getirmek üzere ilgili kurum ve kuruluşlarla koordinasyonu sağlamak ' dır..

12) Dolayısı ile “Uluslararası Sosyal Hizmet Organizasyonu/USHO) ile yurtdışından SİR nu talep edip yurtdışına sosyal inceleme raporunu düzenlemeyi Başkanlık bir görev olarak kabul ederken sosyal çalışmacılar tarafından bunun değerlendirilmesi ve bu yönde bir rehberlik etmenin de bir görev olduğu da gayet açıktır.. Bu açık bilgi ile 2014 de yapılmış olan toplantıda verilmiş olan bilgiler ise görüleceği gibi aynen ve uyumlu bir şekilde halen devam etmektedir. Ayrıca bu kapsamda SİR na yönelik ayrı bir nitelik ve içeriğinin önemi arttırılırken aynı zamanda alınmış olunan eğitim ve mesleksel bir durum vede farklılığın önemi daha da artmaktadır.Bir kimsenin, kendisine iş vermeye uygunluk veya yaraşırlık durumu diye de adlandırılan “LİYAKAT” için de gereken bu önem; yurtdışındaki uygulama ile yurtiçinde ki yasal düzenlemeleri ve uygulama arasında bir uyum arandığında bu yönde ayrı bir ayrışmaya da neden olmaktadır.Liyakat açısından oluşan bu ayrışma aynı Bakanlık çatısında yer alan diğer merkez birimler açısından ayrı bir ayrışma ve sorunu da ortaya çıkarmaktadır.Özellikle de hizmet alanlara yönelik aranılması gereken belli bir nitelik ve görevin sorgulanması ve değerlendirmesini de ayrıca gerektirmektedir.

13)Gene Başkanlıkça web sayfasında yayınlanmış olan bilgilere (Ek :4 /A-B) ek olarak “ABDİDB İç Kontrol Sistemi Dökümanları”na da ayrıca yer verilmektedir.Bunların arasında yer alan (G/a) da ise “Görev Tanımları ve “İş Akışları” dökümlarına da yer verilmiştir..Bu dökümanlar ise 4 Nisan 2016 yılında kadar yayınlanmış olup web sayfasında Kİ bu bölüm 5.Nisan 2016 tarihinden sonra “Uluslararası Sosyal Hizmet Vaka Çalışmaları”nın şeklinde yayınlandığı da görülmektedir. Yayınlanan bu dökümanlar arasında ise yer alan “Görev Tanımları”nın yer aldığı (Ek : 4) deki dökümanda “İŞ TANIMLARI” ve “İŞ ÜNVANLARI” na yer verilmektedir. Bu dökümanda yer alan bilgilerin arasında ise “Görev ve Sorumlulukları” kısmında yer alan 4 üncü paragrafta aynen “Sosyal çalışmacılar tarafından hazırlanan sosyal inceleme raporlarını uluslararası sosyal hizmet vaka çalışması kapsamında değerlendirerek, gerekli olduğunda rehberlik etmek,” şeklinde bilgiye de yer verilmektedir .Gene (5) inci paragrafta “Yurtdışından sosyal inceleme raporu talep etmek ve yurtdışına sosyal inceleme raporu göndermek,” ile (6) ıncı parağrafta “Uluslararası Sosyal Hizmetler Organizasyonu (International Social Service) tarafından düzenlenen eğitim seminerlerinde ve toplantılarda Türkiye’nin uluslararası sosyal hizmet vakaları ile çalışan meslek elemanlarınca temsil edilmesini sağlamak,” şeklindeki görev sorumluluğu açıklanmaktadır.Gene ekte yer alan diğer “Temel Süreç Tanım Formu” başlıklı dökümünda görüleceği gibi “ Sosyal İnceleme Raporu” ayrı bir başlık altında yer almaktadır. Dolayısı ile Bakanlığın iç denetim açısından ayrıca ele alındığı somut bir görev ve süreçte gaye açık bir şekilde yansıtılmaktadır.

14)Bakanlığın Merkez birimde yer alan ve Müsteşara bağlı Başkanlık tarafından yayınlanan açık bilgilerin yanı sıra Bakanlık tarafından yayınlanan 2015 tarihli Faaliyet Raporunu da ayrıca yer verilmektedir. (Ek:5) Başkanlığa da yer verilen bu faaliye raporunun 307 si sayfasında “Uluslararası Sosyal Hizmetler Faaliyetleri” ne de yer verilmektedir. Yer verilmiş olan bu bilgiler ise aynen şu şekilde yer almaktadır.. “Uluslararası Sosyal Hizmetler Organizasyonu ile işbirliği halinde; Aile Birleşimi, Ayrılık, Çocuk refahı, Ebeveynlik, Velayet, Vesayet, Kurumsal Yerleştirme, Ziyaret Hakları, Çocuk İstismarı ve İhlali, Çocuk Kaçırma, İletişimin Yeniden Kurulması, İkamet Hakları gibi konularda, 2015 Ocak ayından itibaren, yeni başlayan 165 vakayla birlikte halen devam etmekte olan yaklaşık 700 vaka dosyası ile çalışmalar sürdürülmektedir.” Bu çalışmalar kapsamında ise Almanya, Hollanda, Fransa, Avustralya, Avusturya, İsviçre, İsveç, Belçika, KKTC, Norveç, Kanada, İngiltere, İsrail, Romanya, İrlanda, Beyaz Rusya, Bulgaristan gibi ülkeler ile çalışmalarını sürdürüldüğü görülmektedir.Tablo 20 de ise bu ülkeler arasında 165 vakadan Almanya 'ya yönelik 40;İngilte'den 11; Fransa 'dan 9; Hollanda dan 6;Avusturya 4;İsviçre 4 vakadan bahsedilmektedir.Ayrıca 2014 Faaliyet Raporunda (Ek :6) ise bahsi konular içinde 2013 Ocak ayından itibaren, yeni başlayan 137 vakayla birlikte halen devam etmekte olan yaklaşık 700 vaka dosyası ile çalışmaların sürdürüldürüldüğü görülmüştür.(sf 286)

15) Dolayısı ile Ağustos 2014 tarihin de Başkanlıkça yapılmış olan bu bilgilenme ile Bakanlıkta yer alan bilgilerin gayet bir şekilde uyumludur.Yurtdışında olunmasına rağmen seçmen özelliğine de sahip olunduğu 3 milyona yakın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının dışında diğer ülkelerdeki kişilere de yönelik sosyal hizmet uygulamaları için temel bir araç olan SIR vede bunun ancak sosyal çalışmacılar tarafından düzenlenilmesinin talep edildiği “Uluslararası Sosyal Sosyal Hizmet ISS ( INTERNATIONAL SOCIAL SERVICES AGENCY”) ile ilgili bu kurumsal yapı yönelik bazı bilgilere ise internet ortamında ulaşılmak mümkündür.(Ek:7) İngilizce ve Fransızca web sayfasında yer alan bu bilgilere göre web sayfasında bazı Türkçe bilgilere ulaşmakta mümkündür.(Ek:8) Yaşanılan savaşlara bağlı olarak 1924 yılında Cenevre’de toplanan otoriteler, özel bir amaca yönelik, bağımsız ve uluslar arası bir organizasyona ihtiyaç olduğunu kabul etmiş. Aynı yıl Cenevre’de İsviçre Medeni Kanunu’nun 60 uncu maddesi gereğince de hukuki bir varlık olarak Uluslararası Sosyal Hizmetler Organizasyonu’nu kurmuşlardır .Halen Türkiyenin dahil olduğu çocukların korumasına için sosyal hizmetlere yönelik 120 ülkeye amaç edindiği görülmektedir.

16) Çocukları aileleri ve sınırlar arası (sınır-aşırı) göç sonucu ayrılmış bireyleri korumak, savunmak ve desteklemek için uğraşırken her bireyin, özellikle çocukların insan haklarının verilmesine riayet edildiğini garantiye almayı bir vizyon olarak amaçladığını da belirtmektedir. Ülkelerarası sosyal ve yasal danışmanlık ve aile izleme ,evlat edinme öncesi ve sonrası yardım , uluslararası aile arabuluculuğu ; aile parçalanmasında çocuk koruma; reşit olmayan yalnız kalmışların koruma ve bakımı , alternatif bakım / Koruyucu bakım ;kökenini arama gibi hizmetler öne çıkarılmaktadır.Bağlı büro ve temsilciler üzerinden de bu hizmetler verilmektedir.Özellikle de Çocuk Hakları Sözleşmesi bağlamında sosyal hizmetin temel bir parçası olan savunuculuğun yanı sıra gene sosyal hizmet ile ilgili bir temel yöntem olarak ele alınan “casework/vaka çalışması” ayrı bir başlık altında yer almaktadır.Bu yapılanma ile farklı ülkeler arası farklılıklar gözetilmek için de sosyal servisler ile kurulan ilişkilerin doğru bilgiye sahip olmaları vede ilgililere doğru çözümlerin sunulması da hedeflenmiştir. Bahse konu olan bu hizmetler ise görüleceği gibi Başkanlıkça verilen bilgiler ile de gayet uyumludur. Sosyal Hizmetlere yönelik bir görev olarak öngörülen Bakanlık için de ayrı bir birimin parçası doğal olarak kabul edilmiştir.

17) Diğer bilgilere bakıldığında ise 1963-64 yılları arasında, Sağlık Bakanlığı bünyesinde yer alan Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü tarafından Uluslararası Sosyal Hizmetler Organizasyonu ile bağlantıya geçilmiştir. İkili görüşmeler sonucunda ise bu organizasyonun Türkiye Temsilciliği’ni de üstlenmiştir . SHÇEK Genel Müdürlüğünün 2828 sayılı Kanun ile kurulması ile de bu temsilcilik aynen devam ettirilmiştir.Böyle bir süreçte ISS’in Türkiye Temsilcisi olarak 1964 yılından beri hizmet verilen SHÇEK Genel Müdürlüğünün, yurtdışından sosyal inceleme raporlarının sağlanması için yetkili tek makam olduğu ve yapılan düzenleme ile bu temsilciliğin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca da aynen devam ettiği görülmektedir.Dolayısı ile yapılan talebe bağlı olarak SIR düzenlemesi ile aranan bir niteliğin ve özelliğinin de bir parçası olduğu görülmektedir.
Pekin Kuralları ve Sosyal Araştırma/İnceleme

18) Bakanlığın idari yapılanmasında bir temsilcinin yer aldığı (ISS) kapsamında ki sosyal hizmet yöntemlerinden temel biri olan “casework/vaka çalışması” kapsamında temel bir teknik araç olan SİR nun düzenlenmesini de öne çıkarmaktadır.Özellikle de uygulamalı bir bilim olarak kabul edilen Sosyal Hizmetlerin uygulanmasına yönelik bu düzenlemenin ise ancak ve ancak sosyal çalışmacılar tarafından raporlanacağı ve eğitim ve mesleksel özellik dahil likayatı da içeren bir niteliğin arandığı da söz konusu olmuştur.Öncelikle BM Çocuk Hakları Sözleşmenin “iyilik” ve buna bağlı olarak yarar ve esenliğinin gözetilmesi için ilgililer tarafından bir karar almadan önce değerlendirilmesi gereken SİR nun ve mesleksel dahil bu özelliklerinin uzun zamandan beri Türkiye açısından gözetilmesi de gerekmiştir. Buna bağlı olarak Uluslararası Sözleşmesi açısından SİR nun hukuksal bir metin olarak ele alındığı bilgi ise görüleceği gibi “Pekin Kuralları” diye kısaca adlandırılan metinde yer almaktadır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 29 Kasım 1985 yılında “Çocuk Adalet Sisteminin Uygulanması Hakkında Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları (Pekin (Beijing) Kuralları)” ise kabul edilmiştir. Çocuk/Gençlik adalet sistemindeki kurallar benimsenmiştir.(Ek:9) Bu kuralın İngilizce Orijinal metni de “40/33 sayılı “United Nations Standard Minimum Rules for the Administration of Juvenile Justice ("The Beijing Rules") “Adopted by General Assembly resolution 40/33 of 29 November 1985 (Ek: 10)” aynen bu şekildedir.Bu metin arasında yer alan 16 ıncı madde ise “Sosyal araştırma raporları” başlığında ayrıca ele alınmıştır
18) Orjinal İngilizce metnin çeşitli ve farklı bir şekilde Türkçe ye çevrilmiş metinler arasında ki en iyi bir çevrinin yapıldığı bu metinde “Sosyal Araştırma Raporları” ise görüleceği gibi “Küçük ve önemsiz suçların dışında kalan bütün davalarda, yetkili makamca vereceği kararın adil olmasını sağlamak üzere çocuğun suçu işlemeden önceki yaşam koşulları hakkında ve suçu hangi şartlar altında işlediği hususunda, nihai hükümden önce doğru bir araştırma yapmalıdır.” şeklindedir.Yorumları ise aynen şu şekildedir. “Sosyal araştırma raporları (sosyal raporlar ya da hüküm öncesi raporlar) davaların bir çoğunda önemli ve vazgeçilmez bir yardım sağlar. Yetkili makam, sosyal ve ailevi geçmişi, okul kariyeri, eğitim deneyimleri vb. gibi çocuğa ilişkin konularda bilgi sahibi olmalıdır. Bu amaçla bazı hukuk sistemlerinde mahkemeye veya kurula bağlı sosyal servisler ve personel bulunmaktadır. Denetimli Serbestlik memurları dahil, diğer tüm görevliler de bu işi yapabilirler. Sonuç itibariyle, yukarıdaki kural, nitelikli sosyal araştırma raporlarının hazırlanabilmesi için nitelikli personele olan gereksinimi ortaya koymaktadır.” Dolayısı ile ister zivil/yurttaş/medeni hukuk isterse ceza hukukunu da içeren bir uygulamaya yönelik adil bir araştırma ve bir karar için gerekli olan bir sosyal inceleme raporunun temel bir araç olması temel bir kural olarak kabul edilmiştir.

19)Ayrıca Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 20 Kasım 1989 tarih ve 44/25 sayılı Kararıyla Çocuk Hakları Sözleşmesi kabul edilip imza, onay ve katılıma açılmıştır. Bu Sözleşme 49. maddeye uygun olarak 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Sözleşmeyi ise 14 Eylül 1990 tarihinde imzalamış ve 9 Aralık 1994 tarihinde ihtirazi kayıtla onaylamıştır. 4058 Sayılı Onay Kanunu ise 11 Aralık 1994 gün ve 22138 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.Sözleşmenin önsözünde yer alan onikinci paragrafta ayrıca bu Pekin Kuralı diğer kurallarla birlikte anımsanarak anlaşmaya varıldığı da kabul edilmiştir. Kabul edilmiş olunan hukuksal bir metine de yönelik Avrupa İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammerberg tarafından yayınlanmış 19 Haziran 2009 tarihli çalışma bu kapsamda ayrıca ele alınmıştır (Ek:11). “Çocuklar ve Çocuk Adalet Sistemini İyileştirmeye Yönelik Öneriler” başlıklı çalışmanın “Çocuk Adalet Sistemiyle İlgili Birleşmiş Milletler Rehber Araçları” ile ilgili bir tespite de yer verilmiştir (sf 5) . Birlesmis Milletler Genel Kurulu Kararları olarak onaylanan bu üç temel uluslararası araç, çocuk/gençlik adalet sistemiyle ilgili detaylı bir kılavuz olarak karşıya çıkmaktadır şeklinde de değerlendirmiştir. Bunlar ise kısaca Riyad İlkeleri. Pekin Kuralları ve Havana Kurallarıdır.Buna ek olarak 2005 yılında Suç Mağduru ve Tanığı Çocuklara İliskin Konularda Adalet Hakkında Rehber İlkelerinin kabul ettiği de belirtilmiştir.Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin ve benzeri araçlarda yer verilen hükümlerinin cocuk adalet sistemi ile ilgili pek çok konuya açıklık getiren bu rehber ve kuralların Sözleşme ile birlikte ele alınmasının gerektiği de özellikle vurgulanmıştır.Bu bağlamda 18 yaşına kadar “Çocuk” olarak tanımlanan çocuk ve gençler için Medeni/Yurttaş Hukuk açısından ayrı bir şekilde korunup kollanmasına ve iyilik halinin gözetilmesine yönelik hem idari hemde yargısal uygulamaların da birlikte alınmasının gerektiği de görülmektedir.

20) Dolayısı ile SİR ile ilgili olarak “Sosyal Araştırma Raporları” başlığı ile 16 ıncı madde de ayrıca yer verilen Pekin Kurallarının Türkçe ye çevirisin de tartışmaya açık bazı durumlar olmasına rağmen BM de kabul edilmiş olan Pekin Kuralllarının İngilizce orginal metni görüleceği gibi “Social inquiry reports” dir (Ek:12).Yorumda ise ayrıca “social report-sosyal rapor” dan bahsedilirken bu raporun İngilizce sözlüklerde yer alan bilgide görüleceği gibi bahsedilen raporun “social worker/sosyal çalışmacılar” tarafından bu özelliğin yansıtıldığıda görülmektedir (Ek ;13-14). Ayrıca “inquiry” nin ise araştırma ; inceleme veya sorgulama gibi Türkçe ye çevrildiğinin görülmesi (Ek : 15-16) ile Pekin Kurallarında Türkçeye çevirilen “Sosyal Araştırma Raporu”nun aynı zamanda “Sosyal İnceleme Rapor/SİR” ile de işlev açısından gayet uyumlu olduğu da gayet açıktır. İngilizce olarak kavramda yer verilen bu bilgi ve çalışanların özelliğini içeren ve Birleşmiş Krallık da (İngiltere'de) bahsedilen uygulamalarda yansıtılmaktadır . Bunların yanı sıra internet ortamında ulaşılabilecek bir çok bilgilerin arasında Unicef 'in Afganistan için yapmış ve Türkçeye de çevrilmiş bir çalışmadan da bahsedilmektedir (Ek :17).2009 yılında yayınlanmış bu bilgiye göre de Afganistan da 2005 yılında “Juvenile/Gençlik Kanunu” üzerinden bir uygulama söz konusudur. Görüleceği gibi çocuklar için adalet sistemi ile ilgili yapılan bu UNICEF üzerinden yayınlanan bilgilendirme de ise Social inquiry reports/ Social Investigation Report/Sosyal İnceleme Raporu da ayrıca ele alınmaktadır.Kısaca bakıldığında çocukların haklarına ulaşım için sosyal çalışmacılar/social worker ile child advocates/ çocuk avukatları üzerinden yürütüldüğü, kurumsal yapı gibi bilgiler kısaca de görülmektedir.Sosyal incelema raporunun Pekin Kuralı 16.maddes üzerinden ve de bu yönde bir nitelik bağlamında sosyal çalışmacı gibi eğitime dayalı bir yetkinliğinin de öne çıkarımasıyla SİR nu düzenleyen kişi ve özelliğinin “social worker/sosyal çalışmacı” olarak belirtildiği de açıkça görülmektedir.Bu durum ;Türkiye için de ayrı bir önemde olup önemli bir göstergeyide yansıtmaktadır.Oluşan bu farkın ise teknik ve bilgi açısından anlamak ve anlamamak ile de ilgili olup aynı zamanda utanma ve utanmama arasındaki yapılması gereken tercihi de somut bir şekilde belirleyecektir.

II.BÖLÜM

TÜRKİYE DE SOSYAL İNCELEME RAPORU/SİR VE SOSYAL ÇALIŞMA(MA) GÖREVLİLERİ

5395 sayılı “Çocuk Koruma Kanunu” öncesi

21) ASPB tarafından USHO bağlamında yer verilen uygulamada SİR ve bu yöndeki raporun sosyal çalışmacı tarafından düzenlenilmesinin gözetildiği böyle bir durumda bu raporun Pekin Kuralları ile aynı özellikte olduğu gayet açıktır. Hukuksal açıdan adli ve idari bir uygulamada yer verilmesine yönelik adil bir uygulama için ise çocuk/gençlik adalet sistemin de karar verilmeden önce temel bir araç olarak kabul edilmesi ile teknik bir raporlama bir zorunluluk olarak da kabul edilmiştir.Böyle bir uygulama ,yasal düzenleme ve talep 2005 yılında Afganistan gibi bir ülke için de geçerli ve uyumludur. Yaşam koşulları bağlamında sosyal ve ailevi geçmişi, okul kariyeri, eğitim deneyimleri vb. gibi gelecek beklentisinin toplumsal/ kamusal açıdan gözetilmesi için çocuğa ilişkin konular da bilgi sahibi olunması ile de verilen kararın somut bilgilere dayandırılması da böylece öngörülmüştür. Özellikle de adli veya idari açıdan karar vericiler tarafından oluşabileceği bir keyfiliğin ve/veya sorgulanılması için de ÇHS deki ilkelerin güvenceye alınması bir görev ve yükümlülük olarak kabul edilmiştir.

22) Türkiye de ise Bakanlık tarafından da temsilci olarak da kabul edilen İSS/USHO (Uluslararası Sosyal Hizmetler ) için sosyal hizmet uygulamaları ve yöntemler için talep edilmiş olunan SİR ve düzenleyen kişinin sosyal çalışmacı tarafından raporlanmasının uzun zamandan beri söz konusu olduğu da bilinen bir gerçektir.Fakat bu bilinen gerçeğin sadece Uluslararası bir uygulamaya yönelik olduğu da görülmektedir.Bu yönde de yapılan talebe yönelik içerik ve nitelik de aranmıştır.Türkiye dahil uluslararası açısından SİR nun Türkiye de ki yasal düzenlemelere yanısımaları ise ancak 7.11.1979 da 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu,Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun tarafından kısmen olsa da ele alınmıştır.(Ek :18)Uzun süre yürürlüğe ve uygulamaya geçilmeyen bu kanun da ”Ceza veya tedbir uygulanmasından önce yapılacak inceleme” başlığında yirminci madde de bir düzenleme de kabul edilmiştir. Görüleceği gibi küçüğün işlediği suçun anlam ve sonuçlarını kavrayabilme yönünden bedeni, akli ve ruhi durumu mütehassıs kimselere tespit ettirildiği de kabul edilmiştir.Buna ek olarak gerekirse küçüğün aile, terbiye, okul durumu, gidişatı, içinde yetiştiği ve bulunduğu şartlar veya bunlar gibi gerekli görülen sair hususlar çocuk mahkemeleri nezdinde görevlendirilmiş olan sosyal hizmet uzmanları veya yardımcıları veya pedegog veya psikolog veya psikiyatr gibi uzmanlar marifetiyle araştırılacağı belirtilmiştir.Dolayısı ile ; 765 sayılı TCK nun 54 üncü maddesine yönelik 1981 de yapılan yeni düzenleme ile iki farklı içerik ve işleve yönelik bir “inceleme” den bahsedilirken çocuk mahkemelerlerinde görevlendirilmiş sosyal hizmet uzmanları ve yardımcıları dışında pedagog veya psikolog veya psikiyatr gibi uzman kişilerce bir inceleme ve raporlama da söz konusu olmuştur.Sosyal hizmetler konusunda eğitim almış kişiler dışında belli kişilerce incelenip düzenleneceği bir raporlamanın söz konusu olduğu da görülmüştür.Bu düzenleme ise 3.7.2005 yılında yürürlüğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Konunu 'a kadar aynen devam etmiştir.Dolayısı ile görüleceği gibi uluslararası talepte söz konusu olan SİR ve bu raporu düzenleyen için bilgi ve meslek açısından bir nitelik aranırken Türkiye deki yapılan düzenleme ile de bu niteliğin gözetilmediği de açıkça görülmektedir. Aslında bu durum özellikle uluslararası açısından da temel bir ayırıma da neden olunmaktadır.

23) 2005 yılına kadar çok sınırlı şekilde uygulanılmış olan 2253 sayılı Kanunda yer verilen çocuk mahkemelerince bu inceleme ve raporlamaya yönelik aralarında yer verilmiş olan “sosyal hizmet uzmanı” şeklindeki yasal bir ünvanın söz konusu olması aynı zamanda Türkiye de bahsedilen Sosyal Hizmetler ile ilgili bir süreci de yansıtmaktadır.Bilindiği gibi Türkiye’de mevcut sosyal hizmetlerin bilimsel ve mesleki bir yaklaşımla yeniden örgütlenmesi ve sosyal hizmetlerin daha profesyonel olarak verilmesi bir ihtiyaç olarak öngörülmüştür.Buna bağlı olarak 22.06.1959 tarihli ve 10233 sayılı resmi gazetede yayınlanan, 12.06.1959 tarihli ve 7355 sayılı Sosyal Hizmetler Enstitüsü Kurulmasına Dair Kanun ile de , Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına bağlı olarak, alanda araştırma yapmak, yayın ve görüş oluşturmak vb. işleri yapmak ve Sosyal Hizmetler Akademisini kurmak üzere 1959 yılında Sosyal Hizmetler Enstitüsü kurulmuştur Buna bağlı olarak, yapılan bu kanunun (1/h) maddesi ile de “sosyal hizmet mütehassıslarıyla sosyal yardımcıları yetiştirmeye mahsus, yüksek ve orta dereceli öğretim yapmak üzere Sosyal Hizmetler Akademisi tesis etmek ” kabul edilmiştir. 1961 yılında Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'na bağlı olarak da Sosyal Hizmetler Akademisi faaliyete geçmiş ve Türkiye’de sosyal hizmet uzmanlarının eğitim süreci başlamıştır.1965 yılında ilk mezunların diplomalarında “Sosyal Hizmet Mütehassısı” unvanı verilmesiyle unvan kullanımı da ortaya çıkmıştır.Dolayısı ile sosyal hizmetlerin teknik bir uygulama ve yöntem olarak yer almasının gerektiği vede SİR nun bu kişiler tarafından düzenlemesi için ise bir görev ve yetki de söz konusu olmuş olup 2253 sayılı Kanun böyle bir dayanağa da dayanılmıştır.

24) 2547 sayılı YÖK kanununun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ise, 20 Temmuz 1982 tarihinde çıkarılan 41 sayılı “Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin” 9.Maddesinin a) bendinin 6.fıkrasıyla “Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına bağlı Sosyal Hizmetler Akademisinin yüksekokula dönüştürülmüştür. Oluşturulan ve rektörlüğe bağlanan Sosyal Hizmetler Yüksekokulu” kurulmuştur. Böylece Sosyal Hizmetler Akademisi her hakkı ile Hacettepe Üniversitesine devredilmiş ve Sosyal Hizmetler Yüksekokulu adını aldığı 1982 yılından itibaren de “sosyal hizmet uzmanı” ünvanı ile mezun vermeye devam etmiştir.Bu süreçte, 24/5/1983 tarih ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun 38.Maddesi gereğince, sosyal hizmetler mütehassısı yetiştirilmesini öngören Sosyal Hizmetler Akademisinin kuruluş dayanağını da oluşturan 12/6/1959 tarih ve 7355 sayılı Sosyal Hizmetler Enstitüsü Kurulmasına Dair Kanun yürürlükten kaldırılmıştır 1981 yılında YÖK'ün kuruluşunun ardından, 1983 yılında H.Ü. Sosyal Çalışma bölümü de kapatılmıştır. Öğretim üyeleri ve öğrencileri, Hacettepe Üniversitesine bağlanarak Yüksekokula dönüştürülen Sosyal Hizmetler Akademisine aktarılmıştır. Ancak bu bölüme girmiş olan öğrencilerin "müktesep haklarından dolayı" bölüm, 1987'ye kadar “sosyal çalışmacı” unvanıyla mezun vermeye devam etmiştir.Mesleksel bir uzmanlık eğitiminden akademik bir eğitime dönüşen böyle bir süreç uluslararası akademik açıdan da yansıtılılmıştır. Bir bilim olarak kabul edilen Sosyal Hizmetler uygulamalı akademik bir eğitime de dönüşmüştür. 2253 sayılı Kanun dahil eğitim ve unvan ile ilgili bu süreç bilindiği gibi 3.7.2005 yılına kadar aynen devam ederken 5395 sayılı ÇKK ile yapılan düzenleme ile de yeni bir süreç başlatılmıştır.

25) 7355 sayılı Kanun ile 1961 de kamusal açıdan Sosyal Hizmetlerin uygulamasına yönelik bu süreç görüleceği gibi ayrı bir kurumsal yapıya da dönüşmüştür. 24.05.1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunuyla , sosyal hizmetler alanındaki hizmetler ve kurumlar birleştirilerek Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) kurulmuştur., Kuruma devredilen hizmetler çerçevesinde SSYB’nda bulunan 329 Sosyal Hizmet Uzmanı kadrosu iptal edilerek, yerine SHÇEK bünyesinde 848 Sosyal Hizmet Uzmanı kadrosu ihdas edilmiştir.Dolayısıyla Uluslararası Sosyal Hizmet Kuruluşu ile oluşan ilişki ve temsilcilik SHÇEK tarafından aynen devam ettirilmiştir.Raporlamanın bu kişiler tarafından düzenlenmesi de gerçekleştirilmiştir.Fakat bu yasal düzenleme de görüleceği gib somut bir SİR nun tanımı yoktur.

26)Yapılan düzenleme de yer verilen tanımlar ile ilgili üçüncü madde de ise "Sosyal Hizmetler" tanımlanmıştır.”Çocuk Esirgeme Kurumu” başlığında yer alan kurumsal yapı ortadan kaldırılırken aynı zamanda bazı maddeler de yürürlükten kaldırılmıştır.Buna rağman “Sosyal Hizmetler Kanunu” başlığı altında halen yürürlükte bulunan bu tanım “Kişi ve ailelerin kendi bünye ve çevre şartlarından doğan veya kontrolleri dışında oluşan maddi, manevi ve sosyal yoksunluklarının giderilmesine ve ihtiyaçlarının karşılanmasına, sosyal sorunlarının önlenmesi ve çözümlenmesine yardımcı olunmasını ve hayat standartlarının iyileştirilmesi ve yükseltilmesini amaçlayan sistemli ve programlı hizmetler bütününü “şeklindedir. Aynen de devam etmektedir..Halen yürürlükte olan maddeler arasında 21.Madde de aynen devam etmektedir. “Tespit ve İnceleme “” başlıklı bu düzenleme “Kurum, korunmaya, bakıma, yardıma ihtiyacı olan aile, çocuk, engelli ve yaşlılar ile sosyal hizmetlere ihtiyacı olan diğer kişileri tespit ve incelemekle görevlidir. Bu kişilerin Kuruma duyurulmasında ve incelemeye ilişkin olarak Kurum ile işbirliğinde bulunulmasında mahalli mülki amirler, sağlık kuruluşları ve köy muhtarları ile genel kolluk kuvvetleri ve belediye zabıta memurları yükümlüdürler.” şeklinde aynen devam etmektedir.Böylece “Kurumun” diğer bir deyimle Bakanlık tespit ve incelemek ile de bu görevi aynen devam etmektedir.Bu bağlamda ISS ile ilgili yapılan talep ve buna yönelik Bakanlıkta yer verilen bir birim ve görevlendirme bir biri ile uyumlu olup yapılan bu talebe göre de yapılması gereken bir inceleme için mesleksel dahil belli bir niteliğin gözetilmesi de yüklenilmiştir.Aranılan bu nitelik sadece çocuk ile de ilgili olmayıp korumaya,bakıma,yardıma ihiyacı olan aile,engelli ve yaşlılar ile sosyal hizmetlere ihtiyacı olan diğer kişiler için de aranılması gerekmektedir.Bu gereklilik aynı zaman kamusal harcamanın verimi ve uygunluğu için de geçerlidir.

5395 sayılı “Çocuk Koruma Kanunu” ve sonrası

Uluslararası Sözleşmeler ve TC.Anayasası
27) Bilindiği gibi Türkiye açısından Avrupa Birliği ile oluşan süreç TC.Anayasa'sı dahil yeni yasal düzenlemelere de neden olmuştur. 2001 de 4721 sayılı “Türk Medeni Kanun”,2004 de 5237 sayılı “Türk Ceza Kanunu” ve 2004 de 5271 saylı “Ceza Muhakemesi Kanunu” gibi temel yasalar düzenlenmiştir.Bunlara ek olarak 3.7.2005 tarihinde 5395 sayılı “Çocuk Koruma Kanunu” başlığı altında bir düzenleme de yayınlanıp yürürlüğe girmiştir (Ek:19).AB ile ilgili bu yasal süreçte en temel düzenleme ise T.C. Anayasası nın (90) ıncı maddesi olmuştur.”Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma” başlığı altında yapılan düzenleme ile 7.5.2004 tarihinde ek bir düzenleme yapılmıştır.“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” şeklinde yapılan düzenleme ile kabul edilmiş sözleşmeler temel bir uygulamanın parçası da kabul edilmiştir.

28) Böylece uluslararası sözleşmelerinin taahhüt altına alındığı bir yükümlülük/sorumluluk ile hukuksal güvencelerin gözetilmesi gerektiği böyle bir durum yapılan düzenlemeleri daha da önemli kılmıştır.Bu gözetilen durum diğer uluslar içinde karşılıklı olmuştur.Böyle bir hukuksal güvencenin gözetildiği uygulamalardan birisi de 3.7.2005 tarihli ve 5395 sayılı “Çocuk Koruma Kanunu” olup başta Çocuk Hakları Sözleşmesi olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Sosyal Şartı gibi sözleşmelerin de güvence altına alınmıştır.Temel bir kanun olarak bir Hukuk Devleti bağlamında iç hukukun da bir parçasının olunması kabul edilmiştir. Gençler dahil “ÇOCUK” olarak toplumsal ve kamusal açıdan korunup kollanması ve gözetilmesi için SOSYAL ve HUKUK DEVLETİ niteliğini kazandıran bu özellik için ise 2253 sayılı kanun yürürlükten kaldırılmıştır.Türkçeye çevrilmiş ve kanunlaşmış olan ÇHS ile uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, onsekiz yaşına kadar her insan görüleceği gibi “çocuk” sayılmıştır (mad.1).Hiç bir ayırımın gözetilmediği taahüt edilirken Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde çocuğun yararı temel düşünce olarak da kabul edilmiştir (mad.3).

29) Başta taahüt altına alınan ve iç hukukun bir parçası olan ÇHS sininde ki bu ilkeler ayrıca ÇKK nun 4 üncü maddesin de yer verilen ilkelere de aynen yer verilmiştir.Yarar ve esenliğin gözetilmesi bir yükümlülük olarakta kabul edilmiştir (mad.4-1/b).Tanımların yer aldığı 3 üncü maddede ise “çocuk”; daha erken yaşta ergin olsa bile, onsekiz yaşını doldurmamış kişi olarak kabul edilmiştir.Onsekiz yaşına kadar ile onsekizi doldurmamış gibi çocuğu belirlemede bir çelişki olsa bile CHS deki tanımın geçerli olduğu bir durumda söz konusu olmuştur.(For the purposes of the present Convention, a child means every human being below the age of eighteen years unless under the law applicable to the child, majority is attained earlier.) Ayrıca,bir “kişi” den bahsedilmesi ile de ister Türkiye Cumhuriyeti sınırında yaşayan kişiler ile diğer uluslardaki kişiler için de aynen geçerli olduğu bir durumda söz konusudur..Bir ayırım da söz konusu değildir. ÇKK nun daki kapsama bağlı olarak da ; bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç mağduru çocuğu “korunma ihtiyacı olan çocuk “(ÇKK 3/1-a/1) olarak tanımlanırken ; kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuk ise “suça sürüklenen çocuk”(ÇKK 3/1-a/2) olarak tanımlanmıştır. Gene bu bağlamda “Tanımların” arasında yer verilen “sosyal çalışma görevlisi “ (ÇKK/3/1-e)şeklinde bir düzenleme de yapılmıştır. Psikolojik danışmanlık ve rehberlik, psikoloji, sosyal hizmet alanlarında eğitim veren kurumlardan mezun meslek mensupları şeklinde bir düzenleme de öngörülmüştür.

30) 2828 sayılı Kanun halen geçerli olup kamusal bir uygulama alanı olarak “sosyal hizmetler” in tanımı ise aynen devam etmektedir.Ancak kamusal bir uygulama alanı olarak “Sosyal Çalışma” şeklinde uygulamaya yönelik her hangi bir yasal düzenleme de ise bir tanıma yer verilmemektedir.Bir bilim olarak da kabul edilen ”Sosyal hizmetler” eşittir “sosyal çalışma” veya sosyal hizmetlere yönelik ayrı bir uygulamadan da bahsedilmemektedir.Buna rağman “sosyal çalışma” gibi böyle bir uygulama alanına yönelik bir görev ve yetki de görüleceği gibi 3.7.2005 tarihli ÇKK ile de oluşturulmuştur.Daha doğrusu uydurulmuştur. Dolayısı ise kamusal açıdan hizmet alanlara yönelik somut bir teknik hizmete yönelik bu şekilde uydurulan/oluşturulan (garabet) görev ve yetki için söz konusu olan bu özelliğe ise “13/6/2012-6327/38 md.” bir ek yapılmıştır. “Sosyal çalışma görevlisi” tanımı görüleceği gibi yeniden düzenlenmiştir. Psikolojik danışmanlık ve rehberlik, psikoloji, sosyoloji, çocuk gelişimi, öğretmenlik, aile ve tüketici bilimleri ve sosyal hizmet alanlarında eğitim veren kurumlardan mezun meslek mensupları için böyle bir görev ve yetki yeniden düzenlenmiştir.Böylece uygulamalı bir bilim olarak kabul edilen sosyal hizmetler konusunda lisans eğitimi almış kişiler dışında sosyolog gibi uygulamalı eğitim almamış kişilere de yer verilmiştir. Psikolog,çocuk gelişimci,öğretmen gibi kendi alanları dışında ki mesleklerin yanı sıra ayrıca “pedagog” gibi Türkiye de karşılığı olmayan PDR şeklinde ki bir mesleksel ünvana da yer verilmiş olup aile ve tüketici gibi mesleğin ne olduğu doğru dürüst bir şekilde anlaşıl(a)mayan bir meslekte böylece söz konusu olmuştur.

31)Tanım ve ilkeler dahil 50 maddeyi içeren ÇKK nun yurttaş/medeni hukuk ile ceza hukuk bağlamında birlikte ele alınan bu düzenleme ile de hem çocukların korunup kollandığı vede korunduğu iddia edilmiştir. Hemde yaptırım dahil adil bir ceza uygulamasının iddia edildiği böyle bir uygulama da benimsenmiştir. ”Çocuk Koruma Kanunu” gibi çocuklara yönelik sanki çocukların korunduğu yönünde bir görüntü de oluşturulmuştur.Çocuk dahil kişilerin kamusal açıdan korunup kollanması ve gözetilmesine yönelik “koruma” ile ilgili bu boyut 5 ile 14 inci maddeleri arasında yer almaktadır. Yasa,yürütme ve yargı gibi erkler arası bir ayırımın gözetildiği Devlet yapılanmasında ise çocuk dahil kişilerin medeni/yurttaş hukuk açısından korunmasına yönelik kamusal bir görev söz konusu olmaktadır..Hukuksal açıdan “yerindelik” gibi bir ilkeye rağmen bu görev ise “idare” yerine yargısal bir görev şeklinde de öngörülmüştür.Aynı hukuk sistemine dahil olunmasına rağmen bir asırdan beri var olması gereken yapısal ve teknik bir uygulamaya yönelik “İdare” bu bağlam da ek bir yargısal vesayeti de kabul ederek 1926 dan beri var olan uygulama aynen devam ettirilmiştir. Fakat bu arada hem teknik hemde uygulama açısından uzun zamandan beri var olan kargaşa gene olduğu gibi aynen devam etmiştir.Çocuk yerine ise tercih edilen bu yapısal kargaşa öncelikli olarak korunmuştur.

“ÇOCUK/GENǔ YERİNE “CEZA” VE CEZALANDIRMA Boyutu..

32) Hukuksal ve uygulamalı karşılaştırma açısından karşılığı olmayan böyle bir özgün yapılanma için ÇKK nun da ; toplam 10 madde dışında ki diğer düzenlemelerin arasında dünyada karşılığı hiç bir şekilde olmayan çocuk ağır ceza mahkemeleri gibi bir uygulama da benimsenmiştir. Ceza hukukuna yönelik bu uygulamalar ise görüleceği gibi daha fazladır. Koruma ile ilgili bu boyut yerine 2005 den önce söz konusu olan bazı olumsuz uygulamalar kısmen olsa da ortadan kaldırılırken cezalandırmayı hedefleyen klasik temel yaklaşım ise aynen devam etmiştir.Çocuk ve çocuk ağır ceza mahkemeleri bir ceza mahkemesi görevi için hedeflenmiştir.2016 da bile 18 yaşına kadar çocuk ve gençlerin % 50 si için bu mahkemeler hala kurulmamıştır.Yetişkinler için kurulmakta olan mahkemeler aynı bu görevi de aynen devam ettirmektedir. BU uygulama aynı zamanda bir kandırmadır. Bir asırdan beri var olabilecek özel uygulamalar yerine ağır cezaların da uygulabileceği bir yaklaşımın öncelikle korunması da böylece devam ettirilmiştir. “Çocuk” yerine “ceza”nın korunduğu böyle yaklaşım ile aynı zamanda Türk Medeni Kanunu na yönelik ayrı bir görevlendirmeyi de içeren kendine “özgün” bir uygulama da kabul edilmiştir.Bu özgünlüğe yönelik yer verilen diğer bilgiler ile kaynak kanunlar açısından karşılaştırmalı uygulamalar birlikte ele alındığında ise bu özgünlük aynı zamanda evrimleşme ile oluşan bu sürecin bilgi dahil uygulama düzeyini ve kalitesini de yansıtmaktadır (Ek :20).

33)Kısaca ÇKK ile kazandırılan bu özgünlük ile 5 -14 maddeleri arasında ki “koruyucu ve destekleyici tedbirlere” yer verilirken diğer bölümler de tamamen ceza hukukuna yöneliktir. 15 ile 25 inci maddeler arası “soruşturma ve kovuşturma” ile 25 ile 32 inci maddeler arası “Mahkemeler ve Cumhuriyet Başsavcığı” ile ilgili olup yetki ve görevler içindir. 33 ile 35 inci maddeler arası ise “Sosyal İnceleme” başlığı altında ayrı bir düzenleme kabul edilmiştir .Bu başlık ve uygulama ise özellikle koruma ve ve ceza ile ilgili önemli boyutu vede yaklaşımı da önemli bir şekilde yansıtmaktadır.36 ile 41 inci maddeler arasında ise “Denetim” başlığında ayrı bir uygulama da kabul edilmiştir.Hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı verilmesi ile TCK ve CMK da öngörülen uygulama bağlamında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı onanan ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen çocuğun denetim altına alınmasına karar verilebileceği de kabul edilmiştir (md.36).Bu yönde bir denetim görevlisinden bahsedilmiş olup denetim altına alınan çocukla ilgili olarak denetimli serbestlik ve yardım merkezi şube müdürlüğü tarafından bir denetim görevlisi şeklinde bir görevli ve görevlendirme söz konusu olmuştur.Bu arada 3.7.2005 tarihinde kabul edilen 5402 sayılı Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanununun da yer verilen uygulama ile de böyle bir ilişki de söz konusu olmuştur. Korunma ihtiyacı olan çocuklar veya suç tarihinde oniki yaşını bitirmemiş suça sürüklenen çocuklar ile çocuğun aileye teslimi yönünde karar verilmesi hâlinde, bu çocuklar hakkında denetim görevi gözetim esaslarına göre Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu veya Bakanlık tarafından yerine getirileceği de benimsenmiştir.Benimsenen bu uygulama bağlamında söz konusu olan denetim görevlisinin görevleri ayrıca belirtilirken (md.38) bir denetim plânı ve raporu da söz konusudur.Çocuğa uygulanacak denetimin yöntemi, denetim görevlisince, sosyal incelemeyi yapan uzman veya mahkeme nezdindeki sosyal çalışma görevlisi ile birlikte, görevlendirmeyi takip eden on gün içinde hazırlanacak bir plânla belirleneceğini de kabul edilmiştir (mad.39).Böylece söz konusu olan bir sosyal inceleme raporu için aranılan bir nitelik ve süreç ÇKK açısından ayrıca söz konusu olmuştur.

KORUMA(MA) Boyutu..

34 )Aslında “korunma” yerine çocukların öncelikle yetişkinler gibi cezalandırılmasına yönelik bu uygulamanın aynen devam etmesi için onbir seneden beri yürütülen böyle bir uygulama da “koruyucu ve destekleyici tedbirler” ise çocuğun öncelikle kendi aile ortamında korunmasını sağlamaya yönelik olduğu da bu şekilde ileri sürülmüştür.Bu yönde ; danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma gibi bu konularda alınacak tedbirler de öngörülmüştür (mad.5)Bu bağlamda ; adlî ve idarî merciler, kolluk görevlileri, sağlık ve eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, korunma ihtiyacı olan çocuğu Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bildirmek ile yükümlü kılınmıştır.(Kısaca SHÇEK olarak bahsedilen ÇEK ise 2011 de 633 sayılı KHK ile ortadan kaldırılmış olup bu bildirim yeri Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı olmuştur.) Çocuk ile çocuğun bakımından sorumlu kimseler de çocuğun korunma altına alınması amacıyla Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna/ Bakanlığa başvurabileceği gibi kendisine bildirilen olaylarla ilgili olarak gerekli araştırmanın derhâl yapılması da öngörülmüştür.Bu bildirim yükümlülüğü görüleceği gibi Milli Eğitim Bakanlığı kapsamında eğitime yönelik yatılı eğitim kurumlarında yer alan kamu ve özel görevlileri de içermektedir. Görüleceği gibi bu yükümlülük adalet sisteminde yer alanlar için de aynen geçerlidir.Buna STK diye adlandırılan dernek ve vakıflar ile bu yöndeki görevliler için de geçerli bir durum söz konusudur.ÇHS nin 3 üncü madde de yer verilen gözetim görevi gibi bu yöndeki bu görevlere de bağlı olarak TCK nun 98 ile 278 ve 279 uncu maddeler ayrı bir yaptırıma da neden olmaktadır. Bakanlık açısından da yerine getilmesi gereken böyle önemli bir görev ve bir araştırma (mad.6) gerekli kılınmıştır. Koruyucu ve destekleyici tedbir kararı alınması ile ilgili 7.inci madde de ise bu tedbir kararlarının çocuk hâkimi tarafından alınacağı hükmedilmiştir. Tedbir kararı verilmeden önce ise çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılabileceği de kabul edilmiştir.

35)Dolayısı ile adli bir görev bağlamında karar vermeden önce görüleceği gibi zorunlu bir uygulama söz konusu değildir.ÇÇK nun daki 6 ıncı madde de öngörülen bu yükümlülüğe yönelik ayrı bir ayrım ve çelişki de ortaya çıkmaktadır.Aynı zamanda idari açıdan sosyal hizmet yöntemi açısından bir müdahale yetkisi gibi bir yetki,görev ve işlev de söz konusu değildir. Ama buna rağmen bu yönde belli bir nitelik ve özellik aranılmıştır.Delil gibi işlev/araç yerine ise bilirkişi gibi yetkili tarafından yapılan talebe göre bir işlev/ araç öne çıkarılmıştır.Bu yöndeki diğer uygulamalar dahil bu uygulamalar ise hâkim tarafından yürütülmekte ve aynı zamanda gözetmektedir. Diğer mahkemeler dahil “mahkeme-çocuk mahkemeleri ile çocuk ağır ceza mahkemelerini, çocuk mahkemesi bulunmayan yerlerde aile ya da asliye hukuk mahkemeleri ile ceza mahkemeleri” aynı zamanda, korunma ihtiyacı olan çocuk hakkında, koruyucu ve destekleyici tedbir kararının yanında 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre velayet, vesayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında da karar vermeye de yetkili kılınması ceza hukuku ile birlikte öngörülmüştür.Yargısal bir vesayet ile ilgili sulh hukuk mahkemeleri gibi bir yetki söz konusu olup tedbirler ile ilgili olarak yetki ise çocuk hâkimince alınmaktadır (mad.8).

36)Bu arada acil korunma kararı alınması durumun da bu kararın en fazla otuz günlük süre ile sınırlı olmak üzere verilebilirken bu süre içinde çocuk hakkında sosyal inceleme yapılacağı da kabul edilmiştir.Ve sonucun da, hâkime bildirilmesi gibi bu yetki ve görev ile ek bir vesayet uygulaması oluşturulmuştur (mad.9) Böylece sosyal çalışma görevlilerce düzenlenecek bir sosyal inceleme raporu böyle bir uygulamada da söz konusudur.Yargısal bir görev kapsamında müdahale dahil çocukların korunmasına yönelik vesayet gibi bir görev de benimsenmiştir. Kamusal bir teknik uygulamaya yönelik barınma ve bakım hizmeti gibi sosyal hizmetlerinin “idari” açıdan öne çıkarıldığı diğer bir durum da ortaya çıkmaktadır.Bir asırdan beri kaynak hukuk olarak kabul edilen İsviçre de ki vede Almanya da ki medeni hukuk bağlamında kamusal müdahale yetkisini içeren resmi bir vesayet kurumu gibi kurumsal yapı görmezden gelerek böyle bir özgünlükte hala devam ettirilmiştir.İdari açıdan gerekli ve zorunlu olan bir raporlama ise Türkiye deki uygulama açısından da görmezden gelinmişitir.Bu zorunluluk , uzmanlığın talebine dönüşerek “bilirkişi” şeklinde bir işlev ve konuma da dönüştürülerek kasıtlı da dahil bilinçli bir kargaşa ve/veya sulandırmaya yönelik teknik bir beceri de yansıtılmıştır.

37) Özellikle Sosyal Adalet ve sosyal koruma açısından da oluşan bu özgünlük için idari bir yapılanmada ki uygulamalara yönelik söz konusu olan bu raporlamanın ise psikolojik danışmanlık ve rehberlik, psikoloji, sosyoloji, çocuk gelişimi, öğretmenlik, aile ve tüketici bilimleri ve sosyal hizmet alanlarında eğitim veren kurumlardan mezun meslek mensuplarınca düzenleneceği de görüleceği gibi kabul edilmiş olup halen yürürlüktedir.Uygulamalı bir bilim olarak kabul edilen sosyal hizmetler dışında teoriye dayalı bir bilim de yer alan sosyoloji konusun da lisans eğitimi almış kişiler ile sosyal hizmetler dışında lisans eğitim almamış öğretmen,psikolog,çocuk gelişimci, PDR gibi diğer meslekler de böylece yetkilendirilmiştir.Görevlendirilmiştir (Ek:20/4).Kendi meslekleri ile ilgili yetki ve görevin dışındaki bu yetki ve görev 13/6/2012 tarihin de ÇKK da yapılan düzenleme ile aslında daha da genişletilmiştir.(Ki ilk düzenlemede bu yetki ve görev psikolojik danışmanlık ve rehberber ,psikoloji ve sosyal hizmet alanlarında eğitim veren kurumlardan mezun meslek mensuplarıca düzenleneceği kabul edilmiş idi.) Ayrıca; yer verilen koruyucu ve destekleyici tedbirler için ise suça sürüklenen ve ceza sorumluluğu olmayan çocuklar bakımından, çocuklara özgü güvenlik tedbiri olarak bunların anlaşılması ile de TCK nun yer verilen uygulamalar aynı zamanda bu sürecin de bir parçası olarak kabul edilmiştir (mad.11) İlişkilendirilmiştir.

38)Dolayısı hem TCK ile de ilişkilendirilen hemde çocukların korunmasına yönelik ÇKK yer verilen bu 5-14 üncü maddelere yönelik ayrı bir yönetmelikte düzenlenmiştir.24.12 .2006 tarihin ise “Çocuk Koruma Kanununa Göre Verilen Koruyucu ve Destekleyici Tedbir Kararlarının Uygulanması Hakkında Yönetmelik” de yürürlüğe girmiştir (Ek:21).31 maddeyi içeren bu Yönetmelik hükümlerini ise Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakan (ki ASPB) ile Adalet Bakanının birlikte yürüteceği de kabul edilmiştir. Korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocukların korunmasına, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınmasına ilişkin usûl ve esasları düzenlemek amacı ile bu yönetmeliğin düzenlendiği de görülmektedir. Bu özellikteki ve nitelikteki çocuklar hakkında uygulanacak güvenlik tedbirlerinin usûl ve esaslarına (ki ÇKK/ mad.11), bu kararların yerine getirilmesinde kurumların görev ve sorumluluklarına ilişkin hükümlerde bu kapsam da belirlenmiştir.Böylece ÇKK nun da yer verilen tanımlar yönetmeliğe aynen yansırken ÇKK da öngörülen 5 – 14 üncü maddeler idari açıdan daha da detaylandırılmıştır.

39)Sosyal İnceleme raporu ve sosyal çalışma görevlisi şeklinde raporlama dahil koruma boyutu ile ilgili bu görevlere idari açıdan da yer verilirken aynı zamanda “mahkeme” gözetiminde ki bir uygulama için süreçler de belirlenmiştir.Bu arada sosyal inceleme raporu için yönetmelikte de öngörülen sosyal çalışma görevlileri için aranılanılan nitelik ve özellik 13.6.2012 tarihinde yapılan ÇKK nun daki ( 3-1/e) deki düzenleme ile de genişletilmiştir.Uluslarası uygulamalar dahil Sosyal Hizmetlerin bir yöntemi olan vaka yönetimi gibi bir temel yöntemin aranılan özelliği de tamamen ortadan kaldırılmıştır.Bu yönde oluşan garabet daha da artmıştır.Söz konusu olan hukuksal güvence vede adil bir uygulama da bu şekilde gene yok edilmiştir. Yönetmelikle yürütmenin bir parçası olan ASPB tarafından idari açıdan 3.6.2011 den beri yürütülen uygulamalara yönelik oluşturulmuş olan bu durumun nedense “Uluslararası Sosyal Hizmetler Organizyonu/USHO” gibi müşteşarlığa da bağlı böyle bir birimde yer alması ve aranılan özelliğin gözetilmediği de görülmektedir.


“SOSYAL İNCELEME/araştırma RAPORU /SİR” Boyutu

40)Çocukların korunması iddiası ile ÇKK da öngörülen koruyucu ve destekleyici tedbirlerin aynı zaman ceza ve cezalandırma ile oluşturulan bu ilişkisi ”Sosyal İnceleme” başlığı ayrıca ele alınmaktadır.Ama tanımlar ile ilgili her hangi bir tanımda yapılmamıştır. Bu başlık altında yer alan uygulama ise sosyal inceleme ile ilgili ÇKK/35 inci maddesin de ayrıca ele alınmıştır.Somut bir bilgiye dayalı bir inceleme ile “sosyal” gibi bir özellik ve alana yönelik özel bir teknik inceleme de böylece öne çıkarılmıştır. Bu Kanun kapsamında çocuklar hakkında mahkemeler, çocuk hâkimleri veya Cumhuriyet savcılarınca gerektiğinde çocuğun bireysel özelliklerini ve sosyal çevresini gösteren incelemenin yaptırıldığı kabul edilmiştir.Bu yöndeki incelemenin ise “Sosyal inceleme raporu” şeklinde olduğu belirtilirken (ki dolaylı bir şekilde bir tanım da oluşmuştur.) ; çocuğun, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin mahkeme tarafından takdirinde göz önünde bulundurulacağı da öngörülmüştür.

41)Dolayısı ile ancak bir gerek görüldüğü takdirde bireysel özellikler ile sosyal çevrenin incelemesi söz konusu olurken TCK nun ceza sorumluluğu ile ilgili 31 inci maddesinde aranan araç ve işlev ile de oluşan durumun ele alınması ve değerlendirilmesi de gerekli kılınmıştır. Hem 2353 sayılı Kanun ile yaş küçüklüğü ilgili eski TCK nunda yer verilen 54 üncü madde ye yönelik farik ve mümeyyiz gibi adlandırılan raporun sağlıkla ilgili bir incelemenin ve raporlamanın yanı sıra sosyal inceleme rapor şeklinde ki iki farklı rapor tek bir rapora da dönüşmüştür.Tek bir rapora indirgenen bu gereğin ise söz konusu olmaması durumun da bunun gerekçesi de açıklanmalıdır.

42)Aslında iç hukukun bir parçası olan ÇHS nin 4 ve 40 ıncı maddelerine bağlı olarak Pekin Kuralının 16 ıncı maddesinde yer verilen “Sosyal Araştırmada/İnceleme/Social inquiry reports” nin içeriği ile işlev açısından bir çelişki hatta somut bir aykırılık da söz konusu olmaktadır.Fakat ,sosyal hizmetler ile ilgili böyle bir içerik ile tıp açısından belirlenecek bir durumun belirlemesi de böylece söz konusu olmuştur. Kişilerin davranışları dahil gelişimin aile dahil eğitim ve sosyal çevreleri ile ilgili olması bağlamında sosyal yönünde teknik bir ihtiyacın ve bilgilerin incelenmesi ile sağlık gibi tıp açısından teknik bir ihtiyacın belirlenmesi yönelik böyle bir araç ve işlev de farklılaştırılmıştır.

43)Bu bölümde yer verilen düzenleme ile aynı zamanda tanımı yapılmış olan sosyal çalışma görevlileri için ÇKK/33 üncü madde de bir düzenleme de yapılmıştır.Tanımı yapılmış olan bu görevliler için Adalet Bakanlığınca mahkemelere, en az lisans öğrenimi görmüş olanlar arasından yeterli sayıda sosyal çalışma görevlisi atanacağı da belirtilmiştir.Bu tanım aynı zamanda ASPB içinde geçerlidir.Fakat ; bu arada sosyal çalışma görevlileri için aranılanılan nitelik ve özellik 13.6.2012 tarihinde yapılan ÇKK nun daki ( ÇKK/3-1/e) deki düzenleme ile de bilineceği gibi genişletilmiştir. Dolayısı ile ; psikolojik danışmanlık ve rehberlik, psikoloji, sosyal hizmet alanlarında eğitim veren kurumlardan mezun meslek mensuplarınca atanması kabul edilirken bilindiği gibi yapılan bu düzenleme ile sosyoloji, çocuk gelişimi, öğretmenlik, aile ve tüketici bilimleri alanlarında eğitim veren kurumlardan mezun meslek mensupları da eklenmiştir. Hem idari hemde yargısal açıdan bu uygulamalara yönelik raporlama için ise uygulamalı bir bilim olarak kabul edilen sosyal hizmetler dışında teoriye dayalı bir bilim de yer alan sosyoloji konusun da lisans eğitimi almış kişiler ile sosyal hizmetler dışında lisans eğitim almamış öğretmen,psikolog,çocuk gelişimci, PDR ve aile ve tüketici gibi diğer meslekler de böylece yetkilendirilmiştir.

44)Aslında Afganistan da bile karşılığı olmayan böyle bir uydurma tanım bağlamında yapılan bu atamada; çocuk ve aile sorunları ile çocuk hukuku ve çocuk suçluluğunun önlenmesi alanlarında lisansüstü eğitim yapmış olanların tercih edildiği de kabul edilmiştir. Bu görevlilerin bulunmaması, görevin bunlar tarafından yapılmasında fiilî veya hukukî bir engel bulunması ya da başka bir uzmanlık dalına ihtiyaç duyulması gibi durumlarda, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar ile serbest meslek icra eden birinci fıkrada öngörülen nitelikleri haiz kimseler de sosyal çalışma görevlisi şeklin de görevlendirilebilecektir. Sosyal çalışma görevlilerinin görevlerinin yer verildiği (ÇKK/34) üncü madde de ise görevlendirildikleri çocuk hakkında derhâl sosyal inceleme yapmak, hazırladıkları raporları kendilerini görevlendiren mercie sunmak öncelikli bir görev olarak da kabul edilmiştir.

45) Çocukların davranış dahil kişisel gelişimine dayalı bireysel özellikleri ile aile ve okul gibi sosyal çevreleri için gerekli bilgiler için ihtiyaç duyulan bir incelenmenin ise özellikle TCK nun 31 inci maddesi ile ilişkilendirilmesi bu önemi daha da artmıştır.Bu önem adil bir uygulama için daha da gerekli olmuştur. TCK inci 31 inci maddesine yönelik aranılan hal/durumun belirlenmesi için de bir araç olarak kabul edilmiştir.Bilindiği gibi 5237 sayılı TCK nun ceza sorumluluğunu kaldıran ve azaltmaya yönelik yer verilen bu bölümde ki 31 inci maddesi “Yaş Küçüklüğü” başlığı altında ele alınmaktadır.Aynı zamanda kusur yeteneğinin belirlemesine de yöneliktir. Aynı aranılan yeteneğe/ceza sorumluğuna da yönelik 32 inci maddesi ise “Akıl hastalığı” ile de ilgilidir (Ek:22). Bu madde de aranan hal/durum da görüleceği gibi aynıdır.Ama ; TCK/32 madde de aranılan hal/durum tıp alanın da görev alanlar tarafından doğal olarak aranırken, TCK/31 inci madde de aynı şekilde aranan hal/durumda ise teknik ve hukuksal açıdan karşılığı olmayan sosyal çalışma görevlilerce ele alındığı diğer bir durum da ortaya çıkmaktadır. Üstelik mevcut yasal düzenlemede kamusal bir uygulama alanı olarak yer verilen “sosyal hizmetler” gibi bir tanım söz konusu iken her hangi bir yeni tanımlama yapılmadan “sosyal çalışma” gibi bir tanımdan bahsedilmesi ve/veya sosyal hizmetler ile bir ilişkisi kurulmadan böyle bir uygulamaya yönelik bir görevliden bahsedilmesi özgünlüğün dışında ayrı bir garabete de neden olmuştur.Bu garabet/özgünlük/tuhaflık onbir seneden beri de devam ettirmektedir.

Kaynak kanunlar ile karşılaştırma

46)Aslında her hangi bir fiil söz konusu olduğunda çocuk ve gençlere yönelik korumayı da içeren özel bir uygulama şimdiye kadar benimsenmemiştir.Bir bedel ödetmeye/kafarete yönelik yaklaşım ve uygulama çocuklar dahil yetişkinlere yöneliktir. Türkiye açısından kaynak kanunu olarak 1926 da da kabul edilen İsviçre ,İtalya ve Almanya da ise bir asırdan beri var olan uygulamalar ve bu yönde ki dönüşüm/evrimleşmeye rağmen 2005 yılında kabul edilmiş olan TCK ve yaklaşım aynen devam etmiştir. 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu nun 1926 da aynen kabul edilmesi bağlamında 765 sayılı Türk Ceza Kanunun da ceza sorumluluğu bağlamında aynı maddeleri de içeren eski TCK /54 üncü madde de ”ceza” yı öne çıkaran uygulama da aynen devam etmiştir (Ek : 20/7) .1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunundaki madde de olup içeriğide aynıdır.

47)Diğer yandan 1907 de kabul edilip 1912 de yürürlüğe giren kaynak kanun İsviçre Yurttaş Kanunu (ZGB) nun da çocuklara yönelik müdahale yetkisi dahil “vesayet” için kurumsal bir yapı ve uygulama idare kapsamın da öngörülürken ceza ile ilişki öncelikli olarak da kabul edilmiştir.Bu yönde zorunlu bir idari raporlama süreci de belirlenmiştir.Fakat bilindiği gibi bir asırdan beri var olan bu yapı ve ilişki Türk Medeni Kanununda görmezden gelinmiş olup teknik ve akademik açıdan oluşan direnç ve red etme “koruma” boyutunu da engellemiştir.İsviçre ,İtalya ve Almanya gibi kaynak kanunlarının bir Aydınlanma süreci bağlamında 1926 da Türkiye Cumhuriyeti tarafından benimsenmiş olması sadece bir karşılaştırma için değildir. Hukuksal ve idari açıdan Roma Hukukuna ve Aydınlanma sürecine dayalı bir sisteme bağlı olan bir ilişkinin de ayrıca ve özellikle değerlendirilmesini de gerektirmektedir.

48)Bu özellik açısından hem (ZGB) hem de ceza usulü açısından bir kaynak kanun olarak alınan Almanya daki uygulama da ise çocuk ve gençlere yönelik ayrı iki yasa 1922 da düzenlenmiştir. Bu uygulama ve özellik halen aynen devam etmektedir.Gene Alman Yurttaş Kanunu (BGB) bağlamında korumaya yönelik idari bir yapılanma da benimsenmiş olup gençlik başlığı altında ayrı bir yargılama sistemi ilişkilendirilmiştir.Sosyal çevre ile ilgili bir raporlama ise idari bir görev ve delil olarak kabul edilmiştir.İsviçre ,Almanya ve diğer ülkelerde yer verilen uygulamalar dolayısı ile Pekin Kurallarında yer verilen Sosyal Araştırma ile ilgili 16 ıncı maddeye de belli bir süre sonra aynen yansıtılmıştır.Böylece evrensel bir uygulama öne çıkarılmıştır. 1926 yılında Türkiye de benimsenen ve 1889 tarihli Zanerdelli İtalya Ceza Kanunu ise 1930 a pozitif hukuk bağlamında yeniden düzenlenmiştir.Hammurabi dahil cezayı öne çıkaran klasik hukuk yerine Rocco İtalyan Ceza Kanunu benimsenmiştir. Çocuklara yönelik idari işlem ve yapılanma ayrışmıştır. Özel oluşturulan mahkemeler de kadın ve psikiyatri alanında hukuk dışındaki kişilerin yargıç olarak yer verilmesi gibi önemli uygulamaları da benimsemiştir.Raporlamaların da idare bağlamda yer almaları da kabul edilmiştir. Görüleceği gibi sistem açısından böyle bir evrimleşme/dönüşme Türkiye de hala söz konu ol(a)mamıştır.Hatta aynı sistemde olmamasına rağmen Afganistan da 2005 de olan düzeye bile gelinilmemiştir.Aksine 1889 tarihli yaklaşım 2005 yılında çocuklar açısından da aynen devam etmiştir. “Ceza” ve cezalandırılmanın öne çıkarıldığı bir uygulama benimsenirken aynı zamanda sosyal inceleme raporu gibi delil nitelikteki özellik ve de sosyal çalışma görevlileri gibi sosyal hizmetler alanı dışında ki kişilerce yetki ve görevinin yerine getirilmesi ile karşılığı olmayan bir durumda ortaya çıkmaktadır.Böyle bir “torba” görevlendirme de uydurulmuştur.Teknik ve mesleksel açıdan uzmanlık bağlamında aranılan “bilirkişi” gibi bir kavram ve uygulama ile söz konusu olan bu zorunluluğun engellenmesi de sağlanmıştır.Özelliklede karşılaştırmalı uygulama bağlamında teknik dahil kavramsal açıdan oluşan bir kargaşanın sağlanmasına yönelik somut bazı bilgilerin doğru olmayan bir şekilde Türkçe ye çevrilmeleri de dahil bu yöndeki büyük bir beceri (?) akademik ve teknik bir uzmanlık ile sergilenmiştir. Bu bağlamda da sadece sosyal çalışmacı tarafından düzenlenmesi gereken raporlama da aranılan somut bilgilerin bir “delil” niteliği de özellikle kaybettirilmiştir..Sosyal çalışmacılar dışında diğer kişilerin kendi meslek ve uzmanlık alanları ile de sınırlı bilgiler hem bu zorunluluğu rahatlıkla sulandırılmıştır.Özellikle mahkemede konumlandırılan bu kişilerinin nitelikleri ile de içerik ve işlev içinde aranılan “delil” niteliğindeki bilgilerin karartılması da mümkün olabilmektedir...Kısaca yanlış uzmanlıkla yanlış bilgi ve sonuca ulaşabilinmesi sağlanmakta olup karar alanın, sonuca göre kararı yönetip kararlaştırdığı böyle bir durum ve ilişki söz konusudur.Bu açıdan da dolayı,”sosyal çalışma görevli”leri şeklinde böyle bir görevlendirilmenin özellikle “sosyal çalışma(ma) görevlisi” şeklinde bir işlev ve görevin yer almaları da öne çıkmıştır.Böylece; hem adil olmayan ve hemde “ayıplı” bir uygulamanın söz konusu olduğu da görülmektedir.El Kaide veya Taliban gibi oluşan yapılar dışında Afganistan da öngörülen devlet yapılanması ile de ilgili böyle bir durum; kaynak kanunlar ve karşılaştırmalı uygulama açısından bile ayrışırken 2004 yılından beri iç hukuk bir parçası olan sözleşmeler açısından hukuka aykırı bir durumda dolayısı ile ortaya çıkmaktadır.

Aranılan kusur yeteneği/ceza sorumluluğu ve etkisi

49) Bu bağlamda; yaptırımla ilgili azaltma ve ortadan kaldırılması için söz konusu olan “ceza sorumluluğu/kusur yeteneği” açısından bir unsur olan bu “yaş küçüklüğü” ve bu yöndeki yaklaşım ve uygulama görüleceği gibi TCK/31 inci madde de aynen korunmuştur.Bu yönde söz konusu olan “ceza sorumluluğu” ise 11 yerine 12 yaş olarak kabul edilmiştir.Buna bağlı olarak ise oniki yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu olmadığı da kabul edilmiştir. Ancak özel güvenlikle ilgili tedbirlerin uygulanması ve buna bağlı olarak koruyucu ve destekleyici tedbirlerin göz önüne alınmasıda gerekli kılınmıştır (mad.TCK/31/1). Böylece korumaya yönelik medeni/yurttaş hukuk ile bir ilişki de bu şekilde söz konusudur .Oniki yaşını doldurmuş ile onsekiz yaşını doldurmamış kişilerin ise ceza sorumluluğunun var olduğu öncelikli olarak kabul edilmiştir.Ancak yetişkinlere yönelik uygulamayı benimserken kısmen olsa da bazı indirim dahil diğer uygulamaların onlar için geçerli olduğu da kabul edilmiştir. Yaptırım ve uygulamalar ise TCK üzerinden bir yetişkin gibi yürütülmesi öngörülmüştür.

50)Aranılan kusur yeteneği için de ceza sorumluluğu kabul edilen bu grup için ise bir ayırım söz konusu olmuştur. Oniki yaşını doldurmuş ile onbeş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukuki ve anlam ve sonuçlarını algılayamaması ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olmaması ceza sorumluluğun olmadığını da kabul etmiştir.(TCK mdç 32/2) Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirleri hükmolunmuştur.. ÇKK nun 5 inci maddesinde yer ver verilen koruyucu ve destekleyici tebirlerin uygulaması mümkün olmuştur.Ceza sorumluluğu söz konusu olduğu takdirde kişisel ve sosyal çevresi gibi bilgilerin her hangi bir değeri olmadığı da kabul edilmiştir.Buna bağlı olarak da işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde, bu kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde oniki yıldan onbeş yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan onbir yıla kadar hapis cezasına hükmolunacağı da görüleceği gibi kabul edilmiştir..Ayrıca diğer cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamayacağı da kabul edilmiştir.Diğer grup için ise görüleceği gibi fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında bir suç kabul edildiğinde akıl sağlığı dışında bu yönde aranan bir hal/durum da söz konusu olmamıştır.(TCK md.31/3).Bu açıdan oniki yaşını doldurmuş ile onbeş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukuki ve anlam ve sonuçlarını algılayamaması ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmiş olmaması ile akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olmasını nedeniyle kişiye ceza verilmediği gibi aynı yönde bir ceza sorumluluğunun söz konusu olmadığı da görülmektedir. Fakat aynı işlev ve yöntem ise görüleceği gibi farklılaşmştır..

BİR GÖREV VE YETKİLİ OLARAK “ SOSYAL ÇALIŞMA(MA) GÖREVLİLERİ

51)Öngörülen bu uygulamalara yönelik ise 24.12.2006 da Resmi Gazete de ise “Çocuk Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” de yayınlanmıştır (Ek: 23).Adalet Bakanlığı tarafından yürütülen bu yönetmelikte yargısal süreç ile ilgili soruşturma ve kovuşturma gibi uygulamalara yönelik bu yönetmelikte tanımlar aynen devam etmektedir.Bu düzenlemelere ek olarak “Sosyal İnceleme” ayrı bir başlık altında ele alınmaktadır. Sosyal çalışma görevlilerinin atanmaları ve çalışma esaslarına yer verilen 17 inci madde de ; her mahkemeye en az birer ve iş durumuna göre yeterli sayıda psikolojik danışmanlık ve rehberlik, psikoloji, sosyal hizmet alanlarında en az lisans düzeyinde eğitim veren kurumlardan mezun olan sosyal çalışma görevlisinin Adalet Bakanlığı tarafından atanacağı aynen kabul edilmiştir.Sosyal Hizmetler konusunda lisans eğitimini almış kişiler dışında kabul edilen bu yetki ve görev daha sonra bilindiği gibi daha da genişletilmiştir. Sosyal inceleme raporlarının ise ; öncelikle mahkemelere atanan birinci fıkrada sayılan görevliler tarafından düzenleneceği belirtilmektedir.Ancak, Çocuk Koruma Kanununa Göre Verilen Koruyucu ve Destekleyici Tedbir Kararlarının Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 6 ve 7 nci maddesi hükümleri ise saklı tutulmuştur.Ayrı yönetmelik ile de bir ilişki kurulmuştur.. Kovuşturma sırasında çocuğun korunma ihtiyacı içinde olduğunun anlaşılması ve sosyal inceleme raporunun alınmamış olması hâlinde mahkemelerin rapor talepleri hakkında da Çocuk Koruma Kanununa Göre Verilen Koruyucu ve Destekleyici Tedbir Kararlarının Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 6 ncı maddesi hükmü uygulanacağı ayrıca belitilmiştir.

52)Görüleceği gibi eğitimleri,görevleri ve meslekleri bir birinden farklı psikolojik danışmanlık ve rehberlik, psikoloji,sosyoloji,eğitim ,çocuk gelişimci,aile ve tüketici ile sosyal hizmet alanlarında eğitim veren kurumlardan mezun meslek mensuplarınca sosyal çalışma görevlilerce düzenlenmesi kabul edilen bu uygulamaya yönelik ise sosyal çalışma görevlilerinin görevleri ile ilgili düzenlemeler 19 uncu madde de ayrıca yer almaktadır. Hâkim veya mahkemenin çocuk hakkında bir karar vermesinden önce onun içinde bulunduğu koşulları, çocuğun özelliklerini ve çocuğun toplumda yapıcı bir rol üstlenmesini ve yararlanılabilecek toplumsal kaynakları tanımasını sağlamak üzere görevlendirildikleri çocuk hakkında sosyal inceleme yapmak, hazırladıkları raporları kendilerini görevlendiren mercie sunmakta kabul edilmiştir.

53)Uygulamayı ve niteliğide yansıtan bu yönetmeliğin 20 inci maddesin de ise sosyal inceleme talebi, yaptırılması ve değerlendirilmesi şeklinde de bir düzenleme de söz konusudur.ÇKK bağlamında çocuklar hakkında mahkemeler, çocuk hâkimleri veya Cumhuriyet savcılarınca zorunlu olmayıp bir ihtiyacın giderilmesi için gerektiğinde çocuğun bireysel özelliklerini ve sosyal çevresini gösteren inceleme yaptırılabilir.TCK nun 31/1 maddesine yönelik bir ihtiyacın karşılanmasına yönelik bu talep ile de fiili işlediği sırada oniki yaşını bitirmiş onbeş yaşını doldurmamış bulunan çocuklar ile onbeş yaşını doldurmuş ancak onsekiz yaşını doldurmamış sağır ve dilsizlerin işledikleri fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdiri bakımından sosyal inceleme yaptırılması zorunlu olarak da kabul edilmiştir. Takdir yetkisi ise münhasıran mahkemeye ait olup sosyal incelemeyi yapan bilirkişi olarak kabul edilirken yapılan bu talebe göre şekillenen raporunda bir bilirkişi olarak ele alınması da istenmiştir. Bu ilişki aynı zamanda ÇKK /5 inci maddesinde öngörülen “koruyucu ve desteklekleyici tedbirler” ile de ilişkili olup ASPB tarafından yürütülen uygulama ve yönetmelik ile de ilişkilidir.Bu ilişki aynı zamanda sosyal çalışma görevlisi ile yapılan (ÇKK .3/1-e) ile bu yönde ki iki yönetmelik ile de ilişkilidir.Birincisi ;ÇKK nun uygulanmasına ilişkin usul ve esas ile ilgili yönetmelik olup tanımlarda ki (4/2-f) deki sosyal çalışma görevlileri ile de ilişkilidir. İkincisi ise koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının uygulanması ile ilgili yönetmelik olup tanımlar ile ilgili (4/2-e) de yer verilen sosyal çalışma görevlileri ile de görüleceği gibi ilişikilidir.

54)Özelllkle Afganistan için de geçerli olan Pekin Kuralları arasında yer verilen Sosyal Araştırma raporu ile ilgili 16 ıncı madde de yer verilen bilgilerin karar verilmeden önce bir zorunluluk öngörülmektedir. Böyle bir düzenleme ile birlikte ortaya çıkan bu durumun birlikte değerlendirilmesi bağlamında böyle bir inceleme için ise ancak “gerekirse” bile denilecek bu zorunluluk 15-18 yaş aralarındaki çocuklar için tamamen görmezden gelinmek istenmiştir. Bu zorunluluk aslında ÇKK nun 35 inci maddesinde öngörülen TCK nun 31/1 ile ilgili maddesi ile de bir öncelik kazandırılmıştır. 12-15 yaş grupları için yönetmelik ayrı bir şekilde kabul edilmiştir. Aynı zamanda söz konusu olan bilgilerin karartılma dahil bir delil niteliği özelliği “bilirkişi” özelliğine de bilinçli bir şekilde dönüşmüştür.Bu yönetmeliğin 20/3 maddesinde de görüldüğü gibi ; çocuğun içinde bulunduğu aile ortamı, sosyal çevre koşulları, gördüğü eğitim, fiziksel ve ruhsal gelişimi hakkında bir rapor düzenlenirken bu yaş grubuna giren çocuğun kusur yeteneğinin olup olmadığını takdir ederken, görevlendirdiği bilirkişinin hazırlamış bulunduğu raporda yer verilen gözlem, tespit ve değerlendirmeleri gözönünde bulundurulacağı da diğer yandan vurgulanmaktadır.

55)Mahkemede görevlendirilen kişilerin özellikle “bağımsızlık” açısından özlük hakları ile bağlı olması gibi adil bir yargılama açısından aranılan bir özellik ise gözetilmemektedir..İç hukukun da bir parçası olan Pekin Kurallarının arasında yer alan 16 ıncı madde de ki çocuğun sosyal ve ailevi geçmiş,okul durumu ,eğitim deneyleri gibi konular için zorunlu olan bu gerekli bilgiler de bu şekilde sınırlanabilmektedir. “Bilirkişi” gibi talebe bağlı olarak yapılan bu sınırlandırma ile de kusur yeteneğinin belirleneceği bir işlev böylece geçerli kılınmıştır.Aranılan özellik ve nitelik ise bu şekilde yok edilmiştir.Sosyal Çalışmacılar dışında öngörülen “uzman” kişilerin sahip olduğu mesleksel bir uzmanlık ile de aslında aranılan zorunluluk da böylece red edilmiştir. Adil bir yargılama için tarafsız ve bağımsız bir konum açısından aranılan “bilirkişi” gibi SÇG de yer verilmesi ile birlikte nötr gibi bir yansızlık ve tarafsızlığın yargıç gibi karar veren açısından uyumlu olunması adil bir özelliğinin gözetilmediği de yansıtmaktadır. Bunun için ise sosyal hizmet alanında lisans eğitimin dışında kalan psikolojik danışmanlık ve rehberlik ve psikoloji konusunda lisans eğitimi almışlara ek olarak sosyolog,öğretmen,çocuk gelişimci gibi kişilerce düzenlenmesi de bir görev olarak belirtilmiştir.Bilgiler ve içerik bu şekilde farklılaşırken sadece kusur yeteneğinin aranılması bu 12-15 yaş gurupları içinde böyle öne çıkarılmıştır. Sosyal hizmet yöntemi açısından bir vaka yönetimi bağlamında aranılması gereken eğitim ve mesleksel bir nitelik de görüldüğü gibi gözetilmemiştir.Sosyal çalışma görevlisi şeklinde ki böyle bir uydurma ile de gereken uygulama böylece sulandırılmıştır.

56) Sadece oniki yaşını bitirmiş onbeş yaşını doldurmamış bulunan çocuklar için bilindiği gibi bir zorunluluk böylece söz konusu olurken onbeş yaşını doldurmuş ancak onsekiz yaşını doldurmamış çocuklar ise kapsam dışına da alınmıştır.Bir yetişkin olarak da kabul edilmiştir. Buna ek olarak oniki yaşını bitirmiş onbeş yaşını doldurmamış bulunan çocuklar için söz konusu olan sosyal inceleme raporu ile birlikte çocuğun işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin belirlenebilmesi amacıyle aynı yönde bir inceleme ve raporlama için ise adlî tıp uzmanı, psikiyatrist ya da zorunluluk hâlinde uzman hekim tarafından görüş alınacağı da ayrıca belirtilmiştir.Yönetmeliğin 20/4 maddesi ile de ÇKK da ve TCK de böyle bir zorunluluk söz konusu olmamasına rağmen böyle bir uygulama da oluşturulmuştur.Bu öncelik bağlamında da 12 yaşındaki çocukların bir yetişkin olup olmadığı öne çıkarılmıştır. Yargısal uygulama ve denetim içtahlar ile de görüleceği gibi desteklenmiştir.(Ek:24)Sosyal araştırma açısından zorunlu olan Pekin Kuralının 16 ıncı maddesi ;sosyal çalışmacılar dışında SİR unun psikolog,çocuk gelişimciler tarafından düzenilmesi;kovuşturma sürecinda karar verici olan yargıcın raporlamayı düzenleyen ile oluşturulan konumunun tarafsız ve bağımsızlığının gözetilmemesi gibi uygulamalar vede farik ve mümeyiz raporu gibi böyle bir ikinci raporlama ile onbir seneden beri oluşturulan kargaşalar ve mağduriyetler bazı kararlara da somut bir şekilde yansıtılmaktadır.Bu yansımalar hem uygulamanın düzeyini hemde hukuka rağmen adil bir uygulamanın gözetilmediğini göstermektedir.Bu gözetmeme, avukatlık hizmeti açısından da geçerlidir.Özellikle AİHS nin 6 maddesi ile oluşan adil yargılama konusundaki gibi temel hak ihlali için de öngörülen hukuksal bir görev 11 seneden beri yerine getirilmemektedir. ÇHS ve özellikle çocukların yarar ve esenliğinin gözetilmesi ile BM in aralarında yer alan kurumsal yapılardan biri olan UNICEF gibi Afganistan daki uygulama ile Türkiye açısından oluşan farklılaşmayı da ele almayan veya kaçınan bir yararcılık ile akademik ve teknik bir ek destekleme de söz konusudur.(Ek:24) Aslında 1889 tarihli İtalya Ceza Kanununun 1930 yılına kadar devam ettiği böyle bir süreçte yer verilen temyiz kudreti şeklinde kavramlaştırılan kusur yeteneğinin/ceza sorumluluğunun farik ve mümeyyizlik raporu şeklinde belirlenmesi ile de 1926 tarihli TCK tarafından da benimsendiği böyle bir uygulamanın 2005 yılında yönetmelik ile de birlikte aynen devam ettirildiği görülmektedir.Bu durum üstelik kanunda bile gözetilmeden ve sorgulanmadan mümkün kılınmıştır.

57)Ayrıca ; bu yönetmelik ile içerik ve işlev açıdan iki farklı rapor bu şekilde söz konusu olurken hem 2253 saylı Kanun hemde eski TCK da bahsedilen düzenlemenin aynen devam edilmesi de sağlanmıştır. 2005 yılına kadar eski TCK / 54 üncü madde ile devam edilen ve 2005 yılından sonra ise TCK nın 31/2 inci maddesine yönelik devam ettirilen bu farik ve mümeyyiz gibi tıp alanına dayalı bir raporlama ÇKK na rağmen böylece benimsenmiştir.Bu yöndeki raporlamanın ve özelliğinin Yargıtay da farik ve mümeyyiz rapor şeklindeki kararlara yansıtılması ise bu uygulamanın ve yaklaşımının aynen devam ettirildiğinin de somut bir kanıtıdır.Hukuka aykırlıkların yanı sıra “ayıp” bir uygulama kararlar ile de meşrulaştılmıştır.Özelliklede kanunda yer almamasına rağmen yönetmelik ile farik ve mümeyiz rapor ile 12-15 yaş grubundaki çocukların/gençlerin bir yetişkin olarak belirlemesi ile çocukların koruma boyutu içtihat ile de tamamen ortadan kaldırılmaktadır.Bu durum ÇKK nun 6 maddesindeki görev ve yükümlülükte gözetilmeden de sağlanmıştır. 2015 yılında Seçkin Yayınevleri tarafından Doç.Dr.Yusuf Solmaz Balo tarafından “Çocuk Ceza Hukuk Hukuku” başlıklı bu çalışma bu açıdan ayrı bir önemdedir. Türkiye deki uygulamayı ve yaklaşımı bu çalışmada yansıtırken farik ve mümeyizlik şeklinde bahsedilen raporlar ile SİR un psikolog,çocuk gelişimci ve sosyal hizmet uzmanları tarafından düzenlenmesi ile ilgili Yargıtay da alınan kararlara da dipnot dahil yer verilmiştir.(Ek:24)Özellikle bu çalışmada -sf.166-”Bazı görüşlere ve Yargıtay’ın bazı kararlarına göre,bu yaş grubunda bulunan çocuklar hakkında Kanun Koyucu sadece indirimli ceza uygulanmasını öngörmüş,bunlar hakkında güvenlik tedbirine hükmetme yolunu kapatmıştır.Dolayısıyla bu yaş grubunda yer olanların cezai sorumluluğu bulunmaktaysa bunlar hakkında aynı zamanda güvenlik tedbiri uygulanması mümkün değildir..”  şeklinde değerlendirme aslında Türkiye de ki bir çocuk ve gençlik adaletin,korumasından,ceza hukukundan bahsedilmesini de engellemektedir. Yer verilen bu bilgiler bağlamında da ;bu yönde bir yeteneğinin var olduğu raporlandığı takdir de ise koruyucu ve destekleci tedbirlerin uygulanması da böylece engellemektedir.Sadece yetişkinlere yönelik bir uygulama uygun ve yeterli kılınmıştır. 12-18 yaş grubundaki çocukların öncelikle cezalandırılması görüldüğü gibi öne çıkarılmıştır. Yarar ve esenliğinin gözetilmesine yönelik aranılan “koruma” için var olması gereken görev ve yükümlülük ise sözde kalmıştır. Böylece sosyal inceleme raporunda yer verilen bilgilerin gözetilmesi aslında bu şekilde de engellenmiştir.Var olması gereken böyle bir görev ve işlev de ortadan kaldırılmıştır.Halbuki ÇKK nun ihbar yükümlülüğü ile ilgili 6 ıncı madde avukat dahil savcı ve yargıçları da kapsar ve bu yükülüğün yerine getirılmemesi ÇKK nun 44 ün cü kapsamında ayrı bir yükümlülüğü de gerektirmektedir.Fakat böyle bir yükümlülük onbir seneden beri görmezden gelindiğide gayet açıktır.

58)Özellikle ÇKK nun da sadece SİR da bahsedilirken ve bu yönde bir ikinci raporun açık bir şekilde yer verilmemesine rağmen 20 inci madde de yapılmış olan bu yönetmeliğin 21 inci maddesinde ise sosyal inceleme raporlarında yapılan incelemenin özelliğine ve verilen görevin niteliğine göre hususların tamamına veya bir kısmına yer verilen bilgiler de açıkça belirlenmiştir.Sadece sosyal hizmet açısından ele alınması gereken bu hususların ise başta psikoloji,PDR,öğretmen,çocuk gelişimci,sosyolog gibi bu alanlarda eğitim almış kişilerce incelenmesi de sağlanmıştır.Fakat sınırlı sayıda ki 12-15 yaş gruplara yönelik böyle bir uygulama da öne çıkarılan farik ve mümeyyiz gibi bir raporlamanın eski uygulamada olduğu gibi belirleyici olması nedeni ile 21 inci madde de yer verilen içerik te anlamsızlaştırılmıştır..Bu SIR na yönelik mesleksel bir yetkinlik ve nitelikte aranılmamış olup bu özellik de yok edilmiştir.Böylece bir iç hukukun bir parçası olan Pekin Kuralının 16 maddesinde öngörülmüş olan sosyal araştırma/SIR hem 15-18 yaş grupları için yok sayılırken buna 12-15 yaş grupları da dahil edilmiş olup oluşan bu aykırlık için ayrı bir teknik bir idari beceri de gösterilmiştir.Örneğin Adalet Bakanlığı tarafından 2010 da yayınlanmış olan “Ceza Sorumluğunun Değerlendirme Rehberi” gibi bir çalışmanın 22-29 sayfalarında yer verilen 24 adet Yargıtay Kararı da dahil verilen bilgiler ile de oluşan bu hukuka aykılıkların ve ayıbın meşrulaştırılmasına yoğun bir katkı verildiği de görülmektedir.Özellikle de Türkiye de Çocuk Adalet (?) Sistemi başlığı altında danışmanlık hizmetinde de ayrıca yer alan “UNICEF Türkiye” ve bu yöndeki eğitim çalışmaları ile yayınlardaki bilgiler ile de bu yönde ek bir katkı verilmektedir. SİR açısından ve de bu raporlamanın sosyal çalışmacılar dışında düzenlenilmesi ile oluşan bu hukuka aykırılıkların meşrulaştılması ve bu ayıbın görmezden gelinmesinin de aslında hala UNICEF Afganistan dahil Afganistan Devleti düzeyinde olun(a)madığını da kanıtlamaktadır.

III . BÖLÜM

DEĞERLENDİRME VE AYKIRIKLAR

Özgünlük ve...

59)Dolayısı ile çocuk ve gençlere yönelik toplumsal ve kamusal açıdan hem korunması hemde yargılanmasına yönelik 2005 yılında düzenlenmiş olan ÇKK ile Afganistan düzeyine uluşılmadan ayrı bir özgünlük kazandırılırken kaynak kanun olarak 1926 da aynen uyarlanan İsviçre,İtalya ve Almanya gibi bu ülkelerin karşılaştırılması bu özgünlüğü daha da arttırmaktadır.Özellikle akademik ve teknik bilgi düzeyi dahil siyasi açıdan da orta çıkan bu irade(ler)e bağlı olarak bir asırdan beri var olan idare ile yargısal arasındaki ilişkinin ayrı bir şekilde yapılanması ve kurumsallaşmanın hala görmezden gelinmesi ise belirleyici bir unsurdur. 3.7.2005 tarihinden beri benimsenen ve yürütülen ÇKK nün sosyal çalışma görevlisi şeklinde (ÇKK.3/1-e) maddesinde yapılan tanım ile sosyal inceleme ile ilgili (ÇKK./35) inci maddeler ile de başta Adalet Bakanlığı ile SHÇEK ile oluşan gelişim bağlamında Aile ve Sosyal Politika Bakanlığınca yürütülmesi gereken böyle bir uygulama aynı zamanda öngörülmüştür.Fakat ;T.C.Anayasanın 90 ıncı maddesi bağlamın da öngörülen uluslararası sözleşmeler ile gene Anayasa da yer alan diğer maddeler birlikte ele alındığın da söz konusu olan bu özgünlüğün ötesinde teknik ve hukuksal açıdan önemli aykırılıklara neden olduğu da açık bir şekilde görülmektedir.

Uluslararası Sözleşmeler ve Hukuksal Boyut

60)Görüleceği gibi ÇKK nu ve Adalet Bakanlığınca suça sürüklenen çoçuk gibi karşılığı olmayan bir tanım üzerinden 5237 sayılı TCK nun 31 inci maddesi ile çocukların öncelikle korunması yerine cezalandırılmanın hedeflendiği bu yargısal uygulamanın başta ÇHS ve Pekin Kuralları gibi taahüt edilen yükümlülükleri yerine getirmek istemediğini de göstermektedir. .Bunlara ek olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde öngörülen adil bir yargılamaya yönelik (mad.6) bir çok açıdan hukuka aykırılıklar da ortaya çıkarken aynı zaman da T.C. Anayasasının 90 maddesi bağlamın da ayrı aykırılıklara da neden olunmaktadır.Üstelik ÇHS ; ÇKK nun 4 maddesi ilkelerine aynen yansıtılmıştır. Bu bağlamda ; ÇKK nun da öngörülen “sosyal inceleme rapor/SİR” u ile bu yönde ki bir yetki ve görev olarak öngörülmüş olan sosyal çalışma görevlilerinin işlev ve özelliklerinin vede niteliğinin bu kapsamda değerlendirilmesini de ayrıca gerekli kılmaktadır.Özellikle sosyal hizmetler uygulamasına yönelik sosyal hizmetler konusunda lisans eğitimi dışında ki çeşitli kişilerin de yetkin kılınması ile verilen hizmetin niteliğinin özellikle aranılması ayrı bir önemi arttırmaktadır.

Avrupa Sosyal Şartı (ASŞ)

61)Bu önem aynı zamanda iç hukukun bir parçası olan Avrupa Sosyal Şartı/ASŞ ile ayrı bir önemi de arttırmaktadır.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin idari ve teknik boyutunu tamamlayan ve temel haklarınıda içeren ASŞ ınde çocuk dahil kişilerin toplumsal açıdan korunması ile ilgili boyutu ayrıca ele alınmıştır.İç hukukun bir parçası olan bu sözleşmenin Türkçeye çevrilmiş olan bu metin (Ek;25) de görüleceği gibi çalışma hayatı ile ilgili hakların yanı sıra toplumsal açıdan söz konusu olan koruma boyutu ile ilgili yükümlülükler de yansıtılmıştır.Bunların bazıları ise ; “Çocuklar ve gençler, uğrayacakları bedensel ve manevi tehlikelere karşı özel korunma hakkına sahiptir.” (mad.7);”Çalışan kadınlar, anne olmaları durumunda, özel korunma hakkına sahiptir”(ma.8).;”Yeterli kaynaklardan yoksun olan herkes, sosyal ve tıbbi yardım alma hakkına sahiptir.”(md.13); “Herkes sosyal refah hizmetlerinden yararlanma hakkına sahiptir.”(mad.14);” Toplumun temel birimi olarak aile, tam gelişmesini sağlamaya yönelik uygun sosyal, hukuksal ve ekonomik korunma hakkına sahiptir.” (mad.16); “Çocuklar ve gençler uygun sosyal, hukuksal ve ekonomik korunma hakkına sahiptir.” (md.17);”Bir Akit Taraf vatandaşı olan göçmen işçiler ve bunların aileleri herhangi bir başka Akit Taraf ülkesinde korunma ve yardım alma hakkına sahiptir.”(md.19) ; “Herkes, yoksulluğa ve toplumsal dışlanmaya karşı korunma hakkına sahiptir.”(md.30); “Herkes konut edinme hakkına sahiptir.” Md.31)

Çocuk Hakları Sözleşmesi ile Pekin Kuralları /Sosyal Araştırma (mad.16) ve ilişki

62)Dolayısı ile ÇKK ile öngörülen uygulama ile ister yargısal ister idari olsun vergi verenlerce karşılanılan kamusal bir hizmetin niteliğine yönelik ortaya çıkan bu hizmetler bağlamın da koruma boyutu ile ilgili ASŞ ile gene ÇHS na bağlı olarak Pekin Kuralların da özellikle yer verilen 16 ıncı maddesinde ki “Sosyal Araştırma” başlıklı yükümlülük bu açıdan ayrıca değerlendirildiğinde ise öncelikle ve özellikle açık bir aykırılıkların ortaya çıktığı da görülmektedir.Bu durum sadece yargısal bir görev ve uygulama ile de ilgili olmayıp idari açıdan koruma boyutu hem birlikte hemde ayrı ayrı ele almayı da ayrıca gerektirmektedir. Özellikle çocukların indirim dahil bir yetişkin gibi cezalandırılmasının öncelikle engellenmesi yönelik böyle bir işlev ve görev ile bu yönde özel bir “koruma” boyutunun birlikte ele alınması bu aykırılığı daha da artırmaktadır.Aslında çocuk adalet sistemi diye hala “çocuk” kavramını kullanarak bir taraftan çocuk ağır ceza mahkemesi gibi çocuklara yönelik bir uygulama meşrulaştırılmaktadır.Diğer yandan gelişime bağlı olarak çocuk ve genç gibi var olan kavramlaşma ve ayırım da bu arada engellenmektedir.Özellikle toplumsal açıdan söz konusu olan sorumluluğun yerine getirilmesi için var olması gereken “koruma” boyutunun ve aranılan niteliğin engellenmek istendiği de bu şekilde söz konu olmaktadır.Örneğin bu engelleme, iç hukukun da bir parçası olan Pekin Kuralları ile ilgili somut bir örnektir.Bir yanıltmadır.Bilindiği gibi BM Genel Kurulu 29 Kasım 1983 tarihli 40/33 sayılı kararı ile “ United Nations Standart Minimum Rules for The Administration of Juvenile Justice-The Bejing Rules” kabul etmiştir.Bu İngilizce orijinal metin ise 20 Kasım 1989 da kabul edilen BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin “Başlangıç” bölümde de aynen yer verilmiştir.

63)Fakat İngilizce Orijinal metinde yer verilen “Juvenile” kelimesi Türkçeye farklı farklı şekilde görüleceği gibi çevirilmiştir. 4.9.1990 imzalanıp 9.12.1994 tarihinde TBMM de onaylanıp kanun haline gelen ve 27.1.1995 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren bu sözleşmenin Türkçe metinde ki Pekin Kuralları “Çocuk Mahkemelerinin Yönetimi Hakkında Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları ( Beijing Kuralları) “şeklin de çevrilmiştir.Bu metin bazı yerlerde de “Küçükler için Adalet Sistemine Dair Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları (Pekin Kuralları)” gibi de çevrilmiş olup akademik dahil çeşitli metinlere de yansıtılmaktadır.Halbuki BM de yayınlanan Almanca metinde “Juvenile” kelimesi “Jugend” kelimesi ile Almancaya çevrilmiş olup bu Almanca kelimenin Türkçeye çevrisi ise “gençlik” tir. İngilizce karşılığında ise bu kelimenin “child/çocuk” olmayıp olmayıp “gençlik” kelimesininin de karşılığıdır (Ek :26) Bir asırdan beri İsviçre ve Almanya gibi kaynak kanunun ülkelerinde çocuk yerine gençlik kavramı akademik ve teknik açıdan benimsenmiş olmasına rağmen Türkiye de ise hala çocuk ve çocuk adalet sistemi üzerinden akademik ve teknik bir israr ve inatlaşma bu yöndeki somut bir durum ve düzeyi de yansıtmaktadır.Çocukların Haklarının engellenmesine yönelik kavramsal açıdan bu yönde bir yanıltmada söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum; 2005 yılındaki ÇKK ile “çocuk/child-children” üzerinden hala evrimleşilmemesi ile gene 2005 yılında Afganistan da “Juvenile Code” şeklinde ki “gençlik” kavramı üzerinden evrimleşmesi değerlendirildiğinde vede Pekin Kuralının 16 ıncı maddesi ile sosyal çalışmalar tarafından düzenlenecek bir raporlamının benimsenmiş olunması somut bir düzey farklılığını da ortaya koymaktadır.

64)Çocuk ve Gençlik bayramı gibi ayrı bir bayramlardan ayrıca sahip olunması nedeni ile bir kıvancın duyulmasına rağmen kavramsal açıdan oluşturulan bu kargaşa(ları)nın yanı sıra gene 27.Ocak.1995 de Türkiye de Resmi Gazete de yayınlanan ÇHS de yer verilen 3 üncü maddede çocukları ilgilendiren tüm faaliyetlerde yarar ve esenliğinin gözetilmesi gibi bir yükümlükte bilindiği gibi söz konusudur. Bu sözleşmenin 40 ıncı maddesinde geniş bir şekilde yer alan maddenin kısaca ise “Yasalarla sorunu olan çocuklar bu durumdan tek başlarına sorumlu değildir. Çocuklar farkında olarak kimseye zarar vermez. Suça itilen çocuklar, yetişkinler gibi cezalandırılamaz, özel yasalarla yeniden topluma kazandırılırlar.” şeklinde ilkede ayrı bir yükümlülüğüde öne çıkarılmış. Afganistan da dahil bu esenliğe yönelik gerekli olan bakım ve korumayı sağlamının üstlenilmesi için ise tüm uygun yasal ve idari önlemleri almaları da bir görev olarak kabul edilmektedir.Özellikle de çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların; hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülere uymaları görüldüğü gibi taahhüt edilmektedir.Uluslararası işbirliği çerçevesinde her türlü önlem (mad.4) ile birlikte 5 inci madde de yer verilen “ Taraf Devletler, bu Sözleşmenin çocuğa tanıdığı haklar doğrultusunda çocuğun yeteneklerinin geliştirilmesi ile uyumlu olarak, çocuğa yol gösterme ve onu yönlendirme konusunda ana-babanın, yerel gelenekler öngörüyorsa uzak aile veya topluluk üyelerinin, yasal vasilerinin veya çocuktan hukuken sorumlu öteki kişilerin sorumluluklarına, haklarına ve ödevlerine saygı gösterirler.”şeklinde çocukların yeteneklerine yönelik aranılan bir saygıda söz konusu olmaktadır.Dolayısı ile bu yönde temel bir araç olan “sosyal araştırma” başlığı altında var olması gereken bilgilerin böyle bir süreçte zorunlu olarak sahip olunmasına yönelik Pekin Kuralında ki 16 ıncı maddenin sözleşmeye aynı şekilde yansıtılması da söz konusu olmuştur.Afganistan gibi ülkeler dahil bu yönde de ayrı bir nitelikte aranılmıştır .Fakat bu yükümlüğün ÇKK nun da yerine getirilmediği aksine engellendiği de açıkça görülmektedir.Bu durum; BM de yer alan UNİCEF tarafından Afganistan da bile bu niteliğin arandığı görülürken bu niteliğin Unicef dahil Türkiye açısından bile hala aranılmadığı diğer açık bir durumdur(EK:17/a ,e).

Çocuk Koruma(ma) Kanunu ve Türk Ceza Kanununun 31.Maddesinde ki aykırılıklar boyutu

65) Dolayısı ile ASŞ ile ÇHS ve Pekin Kuralları bağlamın da belli yaştaki çocukların kesin bir şekilde korunduğu kabul edilirken vede bu yönde bir gençlik kavramı üzerinden özel bir uygulamaya yönelik belli bir asgari kuralların Türkiye de yerine getirilmesi yerine çeviri dahil bu engellemelerin sağlanması ve bu yönde verilen katkılar ÇKK da da aynen devam etmiştir. TCK 31 ünci madde ile de ÇKK daki (3/1-e); 11 ; 33,34 ve 35 inci maddeleri de bu engellemeye yönelik olup koruma boyutunu “sözde” hale de dönüştürülmüştür.Özellikle de 35 inci madde de söz konusu olan içeriğe rağmen aranılan halin/durumun TCK nun 31 madde ile oluşturulan ilişkisi ve işlevi sonucu 12-18 yaş grubu içinde 12-15 ile16-18 yaş grubu şeklinde iki farklı ayrı bir ayırım da ortaya çıkarılmıştır.Aslında ASŞ nın 14 üncü maddesin de sosyal hizmet yöntemlerin öngörülmesinin kabul edilmesi içinde gerekli olan Pekin Kuralın da ki içerik ve işlev açısından öngörülen 16 ıncı maddeye yönelik zorunluluk her iki açıdan da bu şekilde ortadan kaldırılmaktadır.Aslında Pekin Kuralının 16 ıncı maddesi ile ÇKK nunda ki 35 in de söz konusu olan işlev ve içerik açısından bir uyum da bulunmamaktadır.Buna rağmen 12-15 yaş grupları için SİR ile ilgili sanki bir zorunluluk şekilsel olarak aranmış olup yapılan ilgili yönetmeliğin 20/4 üncü maddesi ile oluşturulan bu ek zorunlulukla da farik ve mümeyyiz gibi bir raporlama ile de Pekin Kuralının 16 ıncı maddesinde yer verilen bilgilere yönelik işlev tamamen yok etmiştir. Ancak TCK daki 32 inci madde de aranılan aynı benzer bu duruma yönelik tıp alanında yapılan bir değerlendirme sonucu ÇKK nun 5 inci maddesinde öngörülen koruyucu ve destekleyici tedbirlerden yararlanılmaması da böylece sağlanmıştır.Ama böyle bir benzerin görülmek istenmemesi ise bilgi dahil bir çok konuda en azından ek bir üzüntüye de neden olmaktadır. 1889 dan beri var olan cezalandırma ve uygulama buna rağmen böylece aynen devam ettirilmiştir.Yapılan bir çalışma da ise bu yaş gruplarında ki çocukların “farik ve mümeyyize” diğer bir deyimle işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığına sahip olmalarının sağlık açıdan öncelikli olarak kabul edilmesi ile ÇKK nun 5 inci maddesinin işletilmediği ve bu yönde SİR nun bir öneminin olmadığı; çocuk mahkemeleri ve çocuk ağır ceza mahkemeleri ile yetişkinlere yönelik mahkemeler arasında her hangi bir farkın olmadığı da görülmektedir (Ek : 20/5).

66)Diğer taraftan ÇKK nun 35 inci maddesinde SİR na yönelik bir talep söz konusu olmadığı takdirde ise bunun gerekçesinin karara yer verilmesi de bu şekilde kabul edilmiştir. Yapılmış bu düzenleme aslında yargılama açısından Pekin Kuralların da yer verilen Sosyal Araştırma ile gayet açık bir aykırılığı oluşturuken 15-16 yaş grubundaki gençlerin kapsam dışında kalması ile de aynı zamanda T.C. Anayasası açısından ayrı bir aykırılılıkta söz konusu olmaktadır.Bu bağlamda devlet ilkeleri ile ilgili 2 inci maddesi ile 10 uncu maddesin de öngörülen eşitlik ilkesine rağmen bu yönde açık bir aykırılık oluşmaktadır.Bilindiği gibi TC nin Anayasasının 2 inci maddesi “Cumhuriyetin nitelikleri” ile ilgili olup bu şekilde düzenlenmiştir .” Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” Dolayısı ile Anayasa nın 90 ın maddesi bağlamında Çocuk Hakları Sözleşmesi ,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi vede Avrupa Sosyal Şartı dahil Temel Haklar ile ilgili sözleşmelerde yer verilen ilkelerin bir HUKUK DEVLETİ açından güvence altına alınmasının yanı sıra çocuk dahil bireylerin toplumsal ve kamusal açıdan korunmasının bir SOSYAL DEVLET olarak yükümlü olunması da hükmedilmiştir.

SOSYAL VE HUKUK DEVLETİ ve T.C.Anayasası 10.Madde

67)Ayrıca “Kanun önünde eşitlik” başlığı altındaki 10 uncu madde ise aynen şu şekildedir. “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. (Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 12/9/2010-5982/1 md.) Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. (Ek fıkra: 12/9/2010-5982/1 md.) Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. “ Dolayısı ile kusur yeteneğinin/ceza sorumluluğunun kabul edildiği TCK nun 31 inci maddesi ile 12-18 yaş gruplarına yönelik Pekin Kurallarında yer verilen sosyal araştırmanın içerik ve işlev açısından zorunlu olarak değerlendirilmesi yerine hem işlev ve içerik açısından ayrı bir ayrıma gidilerek eşitliğe aykırı bir durum söz konusu olmaktadır.Hem de 12-15 ile 16-18 gruplarına yönelik ayrı bir ayırım ile eşitliğe aykırı bir durumda söz konusudur.Bu durum aynı zamanda Anayasanın 11 inci maddesi açısından ayrı bir yükümlülüğü de getirmektedir. Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu da gayet açık olup bu yönde de açık bir aykırılık da oluşmaktadır.

68)Ayrıca bir temel hak olarak kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ; Çocuk Hakları Sözleşmesi ; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa Sosyal Şart gibi Temel Haklar ile de ilgili olarak “Temel hak ve hürriyetlerin niteliği” ile ilgili 12 madde ise şu şekildedir.” Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.” denilmektedir. Aynı zamanda “Ailenin korunması ve çocuk hakları” başlığında ayrı bir düzenlemeye de yer verilmektedir.41 inci bu madde ise şu şekildedir. “(Değişik: 3/10/2001-4709/17 md.) Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar. (Ek fıkra: 12/9/2010-5982/4 md.) Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. (Ek fıkra: 12/9/2010-5982/4 md.) Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.” Dolayısı ile çocuklara yönelik hem yarar ve esenliğinin gözetilmesi hemde korunması sözleşmeler de yer verilen ilkeler açısından ek bir görev olarak da hükmedilmiştir.

69)Gene T.C. Anayasasının “Temel amaç ve görevleri” 5.Madde de hükmedilmiştir. “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” şeklinde ki bu amaç ve görevler görüleceği giibi temel bir yükümlülük olarak kabul edilmiştir.Özelikle de temel hak ve hürriyet ile sosyal hukuk devleti vede sosyal adlet dahil adil bir adalet ilkelerine uyum temeldir.Ayrıca bu görev bağlamında ;herkesin, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip kılınması 17 inci madde de ayrıca vurgulanmaktadır. Temel hak ve hürriyetlerin korunması ile ilgili 40 ıncı maddesi ise “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.(Ek: 3.10.2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.” şeklinde hükmedilmiştir.Özellikle Anayasa da yer alan görev ve yükümlülüklerin gözetilmesi ile resmi görevlilerce haksız işlemler sonucu bir zarar söz konulması olduğun da bunun tazmin edilmesi ayrıca güvence altına alınmıştır.Eğitim,meslek ve nitelik bağlamında görev ile sorumlu olana bunun yansıtılması da hükmedilmiştir.Dolayısıyla resmi görevliler ile liyakat dahil niteliği de içeren bir sorumluluğun arandığı bir hukuksal güvencede de aranmıştır.Bu durum aynı zamanda kamu hizmetlerine girme hakkı ile de ilgilidir.70 inci madde de ; her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir denirken hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemeyeceği de özellikle vurgulanmıştır.Liyakatı/Yeterliği da içeren nitelik bir yükümlülük olarak da hükmedilmiştir. Kamu personel yönetimin en temel ilkelerinden birini de Liyakat belirler.Böylece söz konusu olan kamusal bir hizmette öne çıkarılan bir işe en uygun seçilmesini vede belli özellikler taşıyan bir personel sistemini de gerektirmektedir. Bu gereklilik ; kamusal bir hizmette yararlananların Anayasanın 90 ın cı maddesi bağlamında öngörülen sözleşmeler ile de açık bir şekilde uyumlu ve yükümlü olunduğu vede bunun gözetilmesi de hükmedilmiştir.

70)Hem ÇHS ve Pekin Kurallarının özellikle 16 ıncı maddesi ile ASŞ deki sosyal koruma ile ilgili diğerleri de dahil özellikle 14 üncü maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ıncı maddesi ile Anayasamızın 2. ,5.,10,17.,40, 41 .ve 70 inci maddeleri bağlamında ÇKK nun 35 inci maddesi başta yargısal açıdan özellikle usul açıdan önemli bir aykırılığa neden olmaktadır. Bir taraftan ÇKK nun sosyal çalışma görevlisi şeklindeki 3/1-e maddesi ile oluşan bu niteliğe yönelik bir aykırılıkta ayrıca söz konusu olmaktadır.Diğer taraftan ÇKK nun 34 üncü maddesin de özlük hakları dahil çocuk ve çocuk ağır ceza mahkemelerinde sosyal çalışma görevlileri şeklinde görevlendirilmeleri ve bir bilirkişi olarak SİR nun düzenlenilmesi bağlamında ayrıca aranılması gereken “tarafsız ve bağımsızlık” ile ilgili bir çatışmaya neden olması da söz konusudur.Bu yönde gözetilmesi gereken otonom uygulama mahkeme için de ek geçerlidir.Bilgiye sahip olması yönünde bir daraltma ile giderler için bile müdahale edilebileceği bir çalışma ortamı gerekli olan bu otonomluğuda zedeyebilmektedir. Böyle bir yapılanma ve raporlama özellikle sosyal hizmetler dışında eğitim ve mesleksel açıdan ayrı bir niteliğinin de de aranılmaması özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde söz konusu olan Adil bir yargılama ile ilgili 6 ıncı maddesine yönelik ayrı ve önemli bir aykırılığa da neden olunmaktadır. Çünkü ;Afganistan için bile dahil Pekin Kurallarında yer verilen 16 ıncı madde ile bir “çocuk” un geleceği bağlamında öne çıkarılması gereken yarar ve esenliğinin gözeltilmesi için gerekli bilgilerin belirlenilmesi yerine sosyal çalışma görevlileri şeklinde ki bu uydurma ile de sosyal hizmetler konusunda lisans eğitim dışında psikolog ,psikoloji danışmanlık ve rehberlik,eğitim,sosyolog,çocuk gelişimci ile aile ve tüketici konusunda lisan eğitim almış kişilerce SİR nun düzenlenmesi ile oluşan bu hak ihlali de görmezden gelinmektedir.Bu yönde Yargıtay kararları da hukuka aykırılıklar dahil bu aykırılığı görmezden gelerek bu hak ihlallerine yapılan bir destekte söz konusudur. (Ek :24). Özellikle AB tarafından maddi katkıları ile “UNİCEF Türkiye” tarafından yapılan danışmanlık hizmeti kapsamında “Çocuklar için Adalet” gibi proje ve bu yöndeki bazı çalışmalar da öne çıkmıştır.Çocukların yarar ve esenliğin gözetilmesi bağlamında ÇHS gibi sözleşmeler dahil diğer sözleşmeler bağlamında bir araç olarak öngörülen SİR nun ise bir UNICEF Afganistan düzeyine bila hala ulaşılmadığı da görülmektedir.Kavramsal kargaşalar ile de oluşturulan bu hukuka aykırlıkların meşrulaştılmasına yönelik yayınlanmış olan bu yöndeki rehber kitaplar ile de önemli bir katkının da söz konusu olabilmesi de sağlanmıştır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Boyutu

71)Tabi ki çocukların hayatlarının rahatlıkla karartılmalarına neden olabilecek bu yargısal uygulama görüldüğü gibi sadece Adalet Bakanlılığı ile ilgili değildir.ÇKK unda (3/1-e) deki yetki ve görevlilerin daha sonra genişletilmesi ile sosyal hizmetler dışında ki lisans eğitimi almış kişilerin sosyal çalışma görevlisi şeklinde ki bu uygulamaya 2005 den beri yer almaları sağlanırken temel bir araç olarak kullanılan SIR nun da bu kişiler tarafından da düzenlenmesi ile oluşan bu durum ASPB nı da ilgilendirmektedir.Özellikle de hayırsever ve/ veya yardımsever gibi özel bir alanda yer alanlar dahil kamusal açıdan bir görev olarak yürütülmesi için sosyal hizmetlere yönelik uygulamanın hala 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunun yürürlükte olması nedeni ile Bakanlık tarafından en son ŞONİM dahil çeşitli şekilde yönetmelikler de söz konudur. SİR ları ve sosyal çalışma görevlilerince bu raporlama için bir yetki ve görevin de söz konusu olduğu bu düzenlemelere bilindiği gibi yer verilmektedir. Çocuk dahil bireylerin/kişilerin başta insan hakları dahil bu hakların da öncelikle gözetilmesi bağlamın da korunup kollanmasına yönelik sosyal hizmetlerin bir bilim olarak kabul edilmesi ile belli bir nitelikte verilmesi gereken bu hizmetlerin gene sosyal hizmetler yöntemler ile verilmesi de gerekmektedir. Bu bağlamda öyle bir durumun hem hak sahiplerine verilecek hizmetin niteliğini ve ihtiyaç duyulan bir müdahale için ise temel bir araç olarak kullanılan SIR nun özellikle belirlenmesi içinde ayrı gereklilik te söz konusudur.İç hukukun bir parçası olan sözleşmeler ise bir yükümlülüğü daha da gerekli kılarken aynı zaman Sosyal ve Hukuk Devlet niteliğinin yerine getirilmesi için de sağlanır.”Ama” lar gibi mazeretler ise ortadan da kalkmaktadır.

72)Aranılan bu özellik ve nitelik aynı zamanda vergiler ile verilen bu hizmetin uygun görevlerce verilmesine yönelik aranılması da gereken bir uygunluluk ve verim için de ek bir nedendir.Kamusal bir savurganlık ile birlikte bir keyfiliğin ve/veya bu yönde oluşan bir hak ihlalleri de engellenmelidir. Örneğin kamusal bir uygulama alanı olan sağlık ile ilgili bir uygulama tarım üzerinden verilemediği gibi; insan sağlığı ile ilgili tıp eğitimi konusunda almamış kişilerin teşhis,raporlama ve bu yönde bir müdahale yetkisinin kullanılması bilindiği gibi akademik , teknik vede idare açıdan günümüz de mümkün değildir.Gene veterinerlik gibi hayvan sağlığına yönelik ayrı bir sağlık alanı söz konusu olmasına rağmen bu hizmetin Tarım Bakanlığı yerine Sağlık Bakanlığınca insan ile ilgili bu alana yönelik ek bir görev ve yetkinin kulllanılması vede istihdam edilmesi de mümkün değildir. Veya bu insan alanını yönelik aranılan uzmanlık bağlamında bir ürologun bir kadın ve doğum uzmanını yerine teşhis ve müdahale etmesi de mümkün değildir.Veya teşhiş için aranılan bir biyokimya tahlillerinin rontgen cihazları tarafından belirlenmesi ve yetkin kılınması da mümkün değildir.Teknik uygulama açısından aranılan bu nitelik aynı zamanda yaşam alan açısından da aranılan bir yetkinlik ile mümkün olup bir berberin eğitim almadan bir tornacı konusunda eğitim almasına rağmen bir bedel karşılığı saç traşını yapması da günümüzde mümkün değildir.,Bir ruhsatlandırma da bilindiği gibi söz konusu değildir.. Fakat bir kamusal alan yönelik verilmesi gereken sosyal hizmetlere yönelik Adalet Bakanlığı ve ASPB da yer verilen uygulamalar ve bu yönde oluşturulan aykırıklara rağmen ÇKK nun (3/1-e) maddesi mümkün kılınmıştır. Sağlıkta bir doktor yerine kamusal açıdan bir veterinerin görevlendirilmesi gibi bir uygulama mümkün olup keyfinin ötesinde ayıplı ve kusurlu bir hizmetin benimsenmesi de sağlanmıştır.Böylece çocuk dahil bireyler/kişiler “insan” yerine konulmadığı da görülmektedir..Bu durum, sosyal hizmetler konusunda eğitim almamış kişilerce de bu yönde ayrı bir katkı ve yarar da sağlanmıştır.

73)Bu bağlamda; ASPB ve Bakanlıkta müsteşara da bağlı olan AB ve Dış İşleri Başkanlığı vede bu başkanlıkta yer verilen Uluslararası Sosyal Hizmetler birimi görüleceği gibi aynı zamanda “Uluslararası Sosyal Hizmetler Organizasyonu (ISS)” nunda temsilcisidir.Bu temsilcilik ve ilişki bağlamında yurtdışında yaşayan ve oy kullanma da hakkına da sahip olan T.C. vatandaşlarının yanı sıra diğer kişilere yönelik bu birime bir görevde yüklenilmiştir.Bu bağlamda yer alan görevlerin arasında görüleceği gibi
“Birey, çocuk ve ailelerin sorunlarının çözümüne yardımcı olmak üzere yurt içinde ve yurt dışında gerekli sosyal incelemelerin yapılmasını ve bunun sonucunda sosyal inceleme raporlarının hazırlanmasını temin etme” ile
“ Yurtdışından sosyal inceleme raporu talep etmek ve yurtdışına sosyal inceleme raporu göndermek” vede
“ Sosyal çalışmacılar tarafından hazırlanan sosyal inceleme raporlarını uluslararası sosyal hizmet vaka çalışması kapsamında değerlendirerek, gerekli olduğunda rehberlik etmek bir görev olarak yerine getirilmesi de gerekmektedir.

Yurtdışı için aranılan nitelik ile Türkiye de aranılan nitelik farkı

74) Dolayısı ile Almanya dan,İsviçre’ye,Afganistan’a veya ABD,Birleşik Krallık dahil diğer ülklerde yaşayan T.C. vatandaşları dahil diğer kişilere yönelik kamusal bir sosyal hizmet uygulamasında ya yargısal yada idari açıdan ihtiyaç duyulan bir SİR nun Türkiye için söz konusu olması durumunda ise 1924 den beri var olan Uluslararası Sosyal Hizmetler Organizasyonu (International Social Service) üzerinden yapılan bu talebe yönelik bir görev Türkiye açısından kamusal bir görev olarakta ayrıca kabul edilmiştir. İhtiyaç duyulan ülkelere yönelik bu talep ek bir bedel ödenmeden de bu şekilde sağlanmaktadır.Ek bir bedel ödettirilmeden ve kamusal bir görev bağlamında sosyal hizmetler ile ilgili yöntemlerden temel biri olan sosyal hizmet vaka çalışması için de bir meslek adı da özellikle belirtilerek “sosyal çalışmacılar” tarafından bir SİR nun değerlendirilmesi ve gerektiğinde rehberlik etmek görüleceği gibi bir görev olarak da kabul edilmiştir.Bu aranılan nitelik aynı zamanda Türkiye ve ISS içinde gene geçerlidir. Mesleksel bir niteliğin aranmadığı bir durum söz konusu olduğu takdir de mağduriyet olmada dahil bu durumun engellenmesi de mümkündür.Ayrıca Türkiye dışında SIR nun sosyal çalışmacılar dışında düzenlenmesi bilim ,teknik ve hukuksal açıdan zaten mümkün de değildir.Ve bilindiği gibi YOK hükmündedir.

75)1982 den beri SHÇEK dahil yurtdışından sosyal hizmet yöntemine yönelik teknik bir temel ve zorunlu araç olarak öngörülmüş SİR için yapılmış bir talep için aranılan mesleksel bir nitelik ve görev vede görevlendirilme bu şekilde söz konusudur.Üstelik SHÇEK dahil Bakanlık tarafından bir temsilci özelliğine de sahip olunması bağlamında Uluslararası Sosyal Hizmetler Organizasyonu (International Social Service) tarafından düzenlenen eğitim seminerlerinde ve toplantılarında Türkiye’nin uluslararası sosyal hizmet vakaları ile çalışan meslek elemanlarınca temsil edilmesini sağlamak da ayrı bir görev olarak kabul edilmiştir. Böyle bir uluslararası mesleksel bir ilişki ve bilgi alışverişte sosyal çalışmacılar dışında bu yönde bir görevlendirme soz konusu olmamalıdır. Bakanlık tarafından karşılanılacak bu görev için aranılması gereken teknisyenlik boyutu bağlamında mesleksel bir nitelikte aranılmalıdır.Şayet bu yönde bir nitelik gözetilmemiş ise ve sosyal çalışmacılar dışında sosyolog veya psikolog,öğretmen gibi kamusal bir ek gider de söz konusu olmuş ise en azından böyle bir keyfi uygulamanın engellenmesi de gerekmektedir.Ancak görüldüğü kadarı ile bu birimin halen bir psikolog tarafında da yürütülmesi ve Bakanlıkta mesleksel bir sıkıntı olmaması ayrı bir keyfilik ve nitelikle ilgili bir durumu da aslında yansıtmaktadır.Bu bağlamda yurtdışı bağlamında yapılmış bir harcama söz konusu olduğu takdirde oluşan bir harcamanın da kamusal açıdan geri alınılması da gerekmektedir.

76)Ayrıca Başkanlık tarafından yayınlanlar arasında “Uluslarası Sosyal Hizmet Vaka Çalışmaları “ başlığı altında bu bilgilere ek olarak 5.Nisan.2016 tarihinden itibaren yer verilmeye de başlamıştır. “Türkiye’den başka bir ülkeye herhangi bir nedenle göç eden ya da yurtdışıyla bağı bulunan Türk vatandaşlarının veya Türkiye’de bulunan yabancı uyruklu vatandaşların karşılaştığı ailevi ve sosyal sorunlarının çözümü için Bakanlığımız Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı / Uluslararası Sosyal Hizmetler Birimi tarafından vaka çalışmaları yürütülmektedir” şeklinde açıklanırken aynı zamanda sosyal hizmetler ilgili alanlar ve konular da açıklanmıştır (Ek:27).Bu konular ise görüleceği gibidir:Yaşlı ,Engelli,Kadın Refahları;İletişim,Farklı Vatandaşlar evliliği,Aile Birleşimi,Ayrılık,Sağlık,Çocuk refahı;Ebeveyn Hakları,Vesayet,Velayet,Kurumsal Yerleştirme,Ziyaret Hakları,Çocuk İstismarı ve İhmali,Çocuk Kaçırma,İletişimin yeniden kurulması,Köklerini araştırma,Geri Dönüş ve İkametgah haklarıdır.Bunlar aynı zamanda Bakanlığın hizmeti alanlara da yöneliktir. Bakanlık birimlerinde yer alan ilgili Genel Müdürlük üzerinden de bu görev yerine getirilmektedir.Bakanlık müsteşarlığına bağlı olan Başkanlıkça iç dokümanlarda da görüleceği gibi aranılan bu nitelik ve özellik bu birimler içinde de geçerlidir. 2014 de 81 il müdürlüğüne yönelik sunum bu bilgilendirme için de görüldüğü gibi yapılmıştır.Diğer yandan bilindiği gibi Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müd.;Çocuk Hizmetleri Gen.Müd.;Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Gen.Müd.;Kadının Statüsü Genel Müd.;Sosyal Yardım Gen.Müd. gibi uygulamaya yönelik bu birimlerin yanı sıra Hukuk Müşavirliğı gibi bu birimler tarafından sosyal hizmetlere yönelik verilmesi gereken bu hizmetler için çeşitli yönetmelikler de düzenlenmiştir. Ancak ; yurtdışında yaşayan T.C. yurttaşları dahil diğer ülkelerdeki kişiler için USHO/ISS tarafından yapılan bir talep için ek bir bedel söz konusu değildir. Bu birimlere bir yönlendirme ve görev söz konusu iken bu birimlerde ise yer alan sosyal çalışmacılarca yerine getirilen bu SIR için böyle bir nitelik aranırken ve yurtdışındaki kişilerin yararlandırılması sağlanırken Türkiye de ise böyle bir nitelik ve özellik farklılaşmaktadır. Bir hizmet sunmak için yönetmelikler de yer verilen SİR ve sosyal hizmet konusunda eğitim almış sosyal çalışmalar dışında ÇKK 3/1-e maddesi ile de sosyolog,psikolog,öğretmen,PDR gibi meslek sahibi görevli kişiler tarafından yerine getirilmesi ile de aranılan benzer bir uygulama ve nitelik görüldüğü gibi ayrışmaktadır.Buna dayalı olarak yararlana yönelik benzer bir hizmetten yararlanılması da böylece engellenmektedir.

77)Kanunda böyle bir düzenlemeye dayanak olsa bile oluşan bu ayrışma hizmetten yararlannılması hem teknik hemde hukuk açısından bir ayrımcılığa da neden olmaktadır. Sosyal adalet dahil bu yönde bir eşitsizlik vede bir ayırımcılık söz konusu olurken özellikle ASŞ nın 13 ve 14 üncü maddesinde öngörülen sosyal hizmetlere yönelik belli bir nitelikte yararlanılması Türkiye de yaşayanlar açısından görmezden de gelinmektedir.Özellikle ÇHS ve ASŞ baplamında ister idare isterse yargısal/adli bir uygulama da yararlananlar için bir karar verilmeden önce sosyal araştırma/inceleme gibi bir raporlamanın ancak ve sadece sosyal hizmet konusunda eğitim alan kişilerce düzenlemesi ile SİR nun bir teknik araç olarak öngörülmesi de red edilmektedir.Aslında bu yönde söz olan yükümlülük hem yasa koyucu hemde idari açıdan keyfi bir şekilde uygulanması ise ek bir keyfileşmeye de ayrıca neden olunmaktadır.Anayasanın 90 ıncı maddesi bağlamında Anayasasının temel haklar ve özgürlükle ilgili 5 inci maddesi ile herkesin kendini koruması ve geliştirilmesi hakkını içeren 17 nin yanı sıra kişilerin resmi görevlerce haksız uygulanması özellikle 40 ıncı madde de öngörülmektedir.Ailenin ve çocukların korunmasının güvence altına alındığı 41 inci madde ile de öngörülen bu görevde aranılan bir niteliğin özellikle gözetilmesi 70 inci maddede vurgulanmıştır. Özellikle de bu yetki ve görev kapsamında sosyal çalışmacılar dışındaki kişilerce sağlanan mesleksel sorumluluk ve özelliklerin dışını da çıkılarak oluşan bu ek yetki ve görev gaspı ile de haksız bir maddi yararlanma da mümkün kılınmıştır.Hukuğu gözetmek yerine ÇKK yasası ve yönetmelikler ile keyfileşen bu uygulamalara yönelik çelişen vede ortaya çıkan bu hak ihlallerin giderilmesi için ise hukuksal açıdan ek bir yükümlülük mesleksel açıdan ayrı bir önem ve çabayı gerektirmektedir.Bakanlığın; “aile” ile birlikte icracı/uygulayıcı bir özellik yerine “sosyal politika” şeklinde birlikte adlandırılması ; Bakanlık birimlerce sosyal hizmetler ve bu yönde vaka çalışması dahil diğer yöntemler ile birlikte mevcut 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununa dayalı sosyal hizmete yönelik yönetmelikler de bu şekilde söz konusudur.Bu bağlamda; SİR ve sosyal çalışma görevliler gibi sosyal çalışmacılar dışında söz konusu olan diğer meslek sahibi kişilerce de bu yönde ayrı bir görev ve yetkinin hem teknik hemde hukuksal açıdan değerlendirilmesi bu önemli keyfilikleri vede Anayasa da öngörülen bu hakların ve yükümlülüklerin yerine getirilmemesi önemli hak ihlallerini de neden olunmaktadır.Çocuk dahil kamusal bir hizmet olarak öngörülmesi gereken sosyal hizmettten yaranlanan hak sahiplerine yönelik oluşan bu yöndeki aykırılıklar ve hak ihlaller sadece ASPB ile ilgili değildir. Adalet Bakanlığı ve “müdafii” dahil adil bir yargılama bağlamında söz konusu olan yargısal bir süreç içinde geçerlidir.Bu durum aynı zamanda oluşan kamu zararları açısından Sayıştay gibi kurumun yanı sıra Kamu Denetçiliği Kurumu(Onbusman) ve Türkiye İnsan Hakları Kurumu gibi kurumsal yapılar açısından da ayrı ele alınmayı da gerektirmektedir. Ayrıca, Avrupa Birliği ülkelerinin vergileri ile karşılaşılan AB projeleri bağlamında çocukların yarar ve esenliğinin gözetilmesini de içeren bu sürece yönelik bir danışmanlık hizmetini veren “UNICEF Türkiye” ve SİR na yönelik yaklaşımının da bu açıdan ele alınmasını da gerektirmektedir.
 

LÜTFEN DEVAM EDİNİZ

 
 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org