Sosyal Hizmet Uzmanları Web Sitesi
  

    SOSYAL

    HİZMET

    MESLEĞİ

 HAYIRSEVERLİK ‘TEN SOSYAL HİZMET’E   ÇOCUK DAHİL KORUMA (MA) BOYUTU VE BİR   YUTTURMA 

SOSYAL İNCELEME RAPORU;
SOSYAL ÇALIŞMA (MA) GÖREVLİSİ;
ANAYASA’YA AYKIRLIKLAR,
AFGANİSTAN ÖTESİ BİR DURUM

Aile ve Sosyal Politikalar (?)Bakanlığı ;
Sosyal Hizmet Merkezleri” gibi Yönetmelikler, Oluşan Keyfilikler
TESPİT, GÖRÜŞ VE ÖNERİLER
 

Nihat Tarımeri
Sosyal Hizmet Uzmanı
  ntarimeri@gmail.com 

*Zürih Gençlik Savcılığı (eski) Sosyal Hizmet Uzmanı

 

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji

   Bütünü kavramayan,parçanın işlevini anlayamaz.

IV BÖLÜM
AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞINDAKİ BAZI YÖNETMELİKLERDEN BİR ÖRNEK : “SOSYAL HİZMETLER MERKEZİ YÖNETMELİĞİ” , SOSYAL İNCELEME VE MESLEKLER İLE YANSITILAN GÖREV VE GÖREVLİLER

Sosyal Hizmetler Merkezi Yönetmeliği

Durum

78)SİR ve Sosyal Çalışma Görevlisi üzerinden de ASPB tarafından kamusal bir hizmet kapsamında verilmesi gereken sosyal yardım dahil 2828 sayılı Sosyal Hizmet Kanunu kapsamında öngörülen hizmetler için yönetmelikler üzerinden bu hizmetler kabul edilmiştir.Bakanlıkta yer alan birimler ile yönetmelikler (Ek: 28) arasında Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından ise 9.Şubat.2013 tarihli ve 28554 sayılı Resmi Gazete de bilindiği gibi “Sosyal Hizmet Merkezleri Yönetmeliği” yayınlanmıştır.”Uluslarararası Sosyal Hizmet Organizasyonunu/USHO-ISS” bağlamın da yapılan talep dahil sosyal Hizmetin temel bir uygulamasına yönelik Bakanlık tarafınca yürütülen bu düzenlemenin amaç ve kapsam vede dayanağı belirtilirken 4 üncü madde de tanımlara ayrıca yer verilmiştir.Bunların arasında ”Değişik:RG-1/8/2013-28725” ile (i) fıkrada “Sosyal inceleme : Birey, aile, grup ve toplulukların sosyal hizmet ve sosyal yardıma ilişkin ihtiyaç ve sorunlarının tespiti ile hangi sosyal hizmet uygulamalarından yararlandırılması gerektiği önerilerini içeren inceleme ve değerlendirme faaliyetini” şeklinde tanımlarken” ; gene değişik (Ek:RG-1/8/2013-28725) ile (J) fıkrasında “Meslek elemanı “ ise “Sosyal hizmet, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, psikoloji, sosyoloji, çocuk gelişimi, öğretmenlik ile aile ve tüketici bilimleri lisans programlarından mezun olup merkezde çalışanlar” olarak tanımlanmıştır.9 Şubat 2013 tarihli ilk bu düzenleme de ise sadece (i) fıkra ile “Sosyal çalışma görevlisi: Psikolojik danışmanlık ve rehberlik, psikoloji, sosyoloji, çocuk gelişimi, öğretmenlik, aile ve tüketici bilimleri ve sosyal hizmet alanlarında eğitim veren kurumlardan mezun meslek mensuplarını “şeklinde tanımlanmıştır (EK :29). Dolayısı ile ÇKK nunda öngörülen 35 inci madde de yer verilen “Sosyal inceleme” ile (3/1-e) maddede yer verilen “Sosyal Çalışma Görevlileri” üzerinden yapılan bir tanımlama daha sonra meslek üzerinden yürütülmek istenmiştir.

79)Yönetmelik amaç görüleceği gibi amaç;”sosyal hizmet müdahalesinin ve takibinin gerçekleştirilmesi, çocuk, genç, kadın, erkek, engelli, yaşlı bireylere ve ailelerine koruyucu, önleyici, destekleyici, geliştirici, rehberlik ve danışmanlık odaklı sosyal hizmetlerin, hizmete erişim kolaylığı esasıyla bir arada ve gerektiğinde kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve gönüllüler ile işbirliği içinde sunulduğu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı sosyal hizmet merkezlerinin, kuruluş ve işleyişine, yürütecekleri hizmetlere ilişkin usul ve esaslar ile merkezde çalışan personelin görev, yetki ve sorumluluklarını belirlemek” içindir. (mad.1).Bu merkezlerin esasları,hizmet ilkeleri ve görevleri ise 5,6 ve 7 inci maddeler de düzenlenmiştir.Bu düzenleme aynı zamanda ÇKK nun 6 ıncı maddesi kapsamında yapılan ihbar yükümlüğünde aynı zamanda yerine getirilmesi ile de ilişkilidir. Bu bağlamda bir sosyal hizmet komisyonunun oluşturulması ve yöndeki görev ve yetkileri ile karar alma süreçleri 8,9,10 uncu maddelerde de belirtilmiştir.Sosyal hizmete yönelik birim ve branşlar ile yardımcı dahil merkez müdürlüğünce idari açıdan oluşan bu komisyonun il müdürlüğünce onaylandığı bu komisyon ile sosyal hizmetlere yönelik bu hizmetlerin idari açıdan bir değerlendirilmesinin söz konusu olduğu idari bir işlemde kabul edilmiştir.Fakat sosyal hizmetlere yönelik bu konuda eğitim almış bir niteliğin aranmadığı ve bu yönde bir çoğunluğun da gözetilmediği bir durumda ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda “müdahale” gibi sosyal hizmet alanına yönelik kendi bilim ve teknik açıdan ayrı bir ayrışma /branşlaşma şeklinde ayrı bir özellik yerine bu yönde bir karmaşa da sağlanarak meslek ve branşların somutlanması da engellenmiştir.Aranılması gereken teknik özelliklik ve beceri de yok edilmiştir.Böylece kamusal
açıdan sosyal hizmete sunulanların yararlanılması önemli bir hak ihlali boyutuna da neden olmaktadır.

Görevler

80)Yönetmelikte yer verilen “hizmet birimleri ve görevleri” ise 11-15 inci maddeler de içermektedir.Dolayısı ile öngörülen bu birim ve görevler ile gene Bakanlığın merkez biriminde yer verilen AB ve Dış İşler Başkanlığınca yurtdışında yaşayan TC vatandaşları dahil diğer kişilere yönelik talebin Uluslararası Sosyal Hizmet Burosunca görevlendirilmeleri sağlanmaktadır.Yönetmelik ile oluşturulan bu Sosyal Hizmet Merkezlerine yönlendirilmeleri sonucu bu görevin yerine getirilmesi de gerekmiştir.. “Merkezde Çalışan Personelin Görev ve Yetkileri” başlığı altında ise müdür ve yetki görevleri 16 ıncı madde de belirlenirken bu görevlerin arasında yer verilen (d) fıkrasında “Merkez tarafından elde edilen verilerin analiz edilerek sosyal hizmet modeli geliştirilmesine katkıda bulunulmasını ve ilgili sosyal hizmet modellerinin uygulanmasını sağlamak.” da ayrıca öngörülmüş. Ancak hem idari yönetim hemde teknik açıdan sorumlu olan bu görev için özellikle sosyal hizmet modelini geliştirip uygulaması için aranılmış olan mesleksel bir nitelik ise söz konusu olmamıştır.Bu aynı zamanda oluşturulan komisyonun hizmet alan açısından değerlendirilmesi ve gözetilmesini de belirleyerek bu yönde bir keyfiliğin oluşmasına neden olabilmektedir.

Sosyal Çalışma Görevlisinden... Mesleklere vede SİR ...

81)Bu bölümde yer verilen 18 inci madde ise 9.Şubat 2013 tarihinde “Sosyal Çalışma Görevlileri” başlığı iken 1.8.2013 tarihinde bu başlık “Meslek elemanı” başlığı şeklinde değiştirilmiş olup içerik aynen devam ettirilmiştir.18/A madde ile de Sosyal Çalışmacı başlığı altında ayrı bir düzenlemeye de yer verilmiştir. Bu 18 inci madde ile de; merkezde, sosyal çalışmacı, psikolog, sosyolog, çocuk gelişimcisi, öğretmen, psikolojik danışman ve rehber öğretmen ile aile ve tüketici bilimleri bölümü mezunu olan meslek mensupları tarafından belirtilen görevler de belirtilmiştir.Sosyal hizmet sunulacak birey ve ailelere yönelik, sorunların çözümü için mesleki çalışmalarda bulunmak, rapor düzenlemek ve bunlarla ilgili işlemleri yürütmek ile ilgili mevzuat uyarınca öngörülen tedbirlerin uygulanması ile gerekli hizmet modelinin bireylere ve ailelere sunulmasına yönelik sosyal inceleme raporunu düzenlemek ve amirine sunmak şeklinde bir görev de öne çıkarılmıştır.Dolayısı çocuk dahil bireylere yönelik Bakanlıkça yürütülecek sosyal hizmet için öngörülen bu görevin yerine getirilmesi için raporlama dahil bu yönde ki işlemlerin sosyal hizmetler konusunda eğitim almış sosyal çalışmacılar dışında ki diğer meslek elemanlarınca da yerine getirilmesi sağlanmaktadır. ÇKK da özellikle öngörülen sosyal inceleme raporunun düzenlenmesi de görüldüğü gibi sağlanmaktadır..Amirlerine bu şekilde sunulması ile de teknik boyut yerine idari yönetimsel boyut öncelik olarak da çıkarılmıştır.

82)Diğer yandan altı ay sonra 1.8.2013 tarihinde 18 inci madde de sosyal çalışma görevlilleri yerine yapılan bu düzenlemeye ek olarak sosyal çalışmacı başlığı altında (18/A) maddede yapılan düzenleme ile daha önce soz konusu olmayan “sosyal çalışmacı” bir mesleksel olarak yer alması sağlanmıştır.Görüleceği gibi bu düzenleme ile sosyal çalışmacının 18 inci madde de belirtilen görevlerinin yanında diğer görevler de belirtilmiştir. Bu şekilde söz konusu olan raporlama vede bu yöndeki yetki ve görev mesleksel bir ilişki ile ayrı bir şekilde kurularak sanki bu bağlamda bir görev ve yetki söz konusu oluşturulmuştur..Bu ilişki ile de bağlı olarak ; sosyal hizmet sunulacak birey, aile, topluluk ve topluma yönelik sorunları tespit etmek, değerlendirmek ve ihtiyaç duyulan hizmetleri belirlemenin öngörülmesi ile planlanan hizmetlere yönelik bilimsel yöntemlerde öngörülen müdahale tekniklerine uygun mesleki çalışmalarda bulunmak için ihtiyaç duyulan bir müdahale konusu ile ilgili yetkinlik için bu yönde bir bilgi ve mesleksel bir nitelikte aranılmıştır.Birey ve ailelerin desteklenmesi ve güçlendirilmesini sağlayacak mesleki müdahaleler yapmak ile buna yönelik mesleki uygulamaları değerlendirmek, izleme çalışmalarını yürütmek ve yeni hizmet modelleri önermenin yanı sıra bir yükümlülük olarak sunulan hizmet için sunulan birey ve aileler hakkında düzenlenen form ve raporlarla ilgili iş ve işlemlerini de yapma konusun da mesleksel bir yetkinlik ile bu görevin yerine getirilmesi de öngörülmüştür. Aslında 18/A madde de sunulması gereken sosyal hizmetler uygulaması ve bu yöndeki niteliğin 18 inci madde ile bir ilişkisi de kurularak özellikle kamusal bir harcamanın yanı sıra sunulan bu hizmet için gerekli ihtiyacın buna göre belirlenmesi için dayalı teknik bir bilgiye sahip olunması bu şekilde gözetilmemiştir. Bu yönde ki bir raporlama sonucun da uygun araçların belirlenmesi ve müdahale konusun da yetkilendirip işlemlerin yerine getirilmesi için de gereken nitelik bu şekilde genişletilmiştir.

83)Sosyal çalışma görevliler yerine yapılan bu düzenleme ile de sosyal çalışmacılar dışında meslek elemanları olarak psikolog başlığı altında 19 incı madde de , çocuk gelişimcisi için 20 inci madde, psikolojik danışman ve rehber öğretmen için ise 21 inci madde ,sosyolog için 22 inci madde , 24 inci madde de öğretmen vede aile ve tüketici bilimleri bölümü mezunu olanlar 25 inci maddelerde ayrıca düzenlenmiştir.Bu düzenlemelerde de görüleceği gibi bu meslek elemanlarının sahip olunduğu eğitim ve ve özelliklerinin yanı sıra alanlarına yönelik mesleksel görevler ayrı bir şekilde belirlenmiştir.Bunların önüne ise meslek elemanları başlığı ile 18 inci madde de yer verilen görevler görüleceği gibi öncelikli olarak her madde de öne çıkarılmıştır.Mesleksel özellik ikinci plana atılmıştır.Sosyal hizmet müdahalesi dahil öngörülen işlemin belirlenmesi bu şekilde kabul edilirken aynı zamanda yönetimsel görevde ek olarak yer almaları da sağlanmıştır.Sorumlu bir yetki konusunda da ayrı bir yetkinlik kazandırılmıştır.Aslında 18 inci madde de yapılan bu iki düzenleme hizmeti sunmak için değil idari açıdan oluşan bir keyfiliği öne alarak bu yönde teknik bir beceri ve/veya iyi niyetten uzak bir kurnazlığı da yansıtmaktadır.Yönetmelikte ayrıca “ortak görevler” başlığı altında 27 inci madde de yapılan bu düzenlemler ile 18 inci madde dahil diğer meslekler için öngörülen görev ve yetki daha da genişletilmiştir.

Nitelik ve Hukuka ayırılık boyutu

84)Böylece kendi meslek alanlarının dışında böyle bir yetkinlik ve görev kendileri açısından da benimsenmiştir.Örneğin bir öğretmenin ;öğretmenlik dışında görev yapabilme veya bir psikologun,PDR nin bir psikolog ve PDR gibi kendi alanına çıkması bir veterinin kendini tıp doktoru gibi zannetmeleri de gibidir.Özellikle de kişilerin yuttaşlık bağlamında toplum açısından korunup kollanmasına ve özgürleşmesi için temel haklardan biri olan insan hakları dahil diğer temel hakların gözetilmesi vede bu yönde kamusal bir yükümlülük olarak öngörülen ve uygulamalı bir bilime de dayalı olan sosyal hizmetler ile ilgili böyle bir kamusal durum diğer mesleksel durum ve düzeyi de aynı zamanda yansıtmaktadır.Ben her işi yaparım yaklaşımı ile de uygulamalı bir bilim olmayıp teoriye dayalı sosyoloji de lisan eğitim almış kişilerin bir sosyolog olarak bir uygulamada bir meslek olarak yer almasının sağlanması ile de; bu şekilde yer verilen diğer meslekler tarafında da yapılan bu cüret ötesi benimsenme mesleksel açıdan var olması gereken bir sorumluluğu ve “etik” gibi değerleri de anlamsızlaştırmaktadır.Görüldüğü gibi Afganistan dahil yurtdışında sosyal hizmetlere yönelik böyle bir mesleksel uygulama ise söz konusu değildir.Özellikle de Kıta Avrupasın da mümkün olmayıp toplumsal açıdan gerekli bu boyut Afganistanın da ötesinde gözetilmeyerek siyasi ve idari yönetim açısından “memurlaşma” gibi bir yaklaşıma ek bir katkı da verilmektedir. Ayrıca bu mesleklerin maddi açıdan haksız bir şekilde yararlanması da görüleceği gibi mümkündür.

Mesleksel boyut

85) Bu özellikler bağlamında eğitim,sağlık veya bayındırlık gibi ilgili bakanlıklar şeklin de yönetim yapısında yer verilen kurumsal bir yapı da bu açıdan ayrıca ele alınmayı da gerektirmektedir. Böyle bir teknik yapılanma da uygulama alanlarının somut bir şekilde belirlenmesi de gerekmektedir. Kamusal açıdan bu yönde sunulan bu hizmet için ise bir bilim ve mesleğe dayalı bir nitelikte söz konusudur.Kamusal açıdan sunulan bu hizmete yönelik Afganistan için bile aranılan bu nitelik gözetilmediği ve bu yönde bir mağduriyet söz konusu olduğu takdirde ise idari bir kamu hukuku kapsamın da ayrı bir hukuksal süreçte söz konusu olmaktadır.Devletin nitelikler arasında yer verilen sosyal ve hukuk Devleti bağlamında hukuksal açıdan da değerlendirilmesi gereken bu boyut ele alınmayı da gerektirmektedir.Böyle bir uygulama da örneğin bir psikolog veya bir sosyolog için sahip olunan lisans eğitiminin dışında kamusal açıdan söz konusu olan “eğitim” gibi bu alanda sunulan bir hizmet için ek bir eğitim alınmadan bir “öğretmen” olarak görevlendirilmesi ve bir “meslek elemanı” başlığı altında yer almaları bilindiği gibi mümkün değildir.Böyle bir durum çocukların hem eğitim haklarını hemde geleceklerini de karartmak demektir.

86)Meslek gibi bir başlık altında “öğretmen” ler için bilindiği gibi ek bir görev ve yetkiside mümkün değildir. Bu mesleklerin yanı sıra eğitim hizmetinin özelliğinden dolayı ayrı bir şekilde de yer alan “çocuk gelişimci” veya “PDR” gibi meslek sahibi kişilerin bir “öğretmen” olarak görev ve yetkiye sahip olmaları da gene mümkün değildir.Liyakatında aranılması gereken bu meslek sahibi kişiler için aynı zaman da yönetim idaresinde bir müdür gibi her iki görevini de içeren bir yetki ve görev de bilindiği gibi mümkün değildir.Ancak bu şekilde somut konulan alanların bir dalı olarak kabul edilen branşlar ise bilindiği gibi kendi alanlar için de geçerlidir. Matematik konusunda bir öğretmenin edebiyat öğretmeni gibi bir görevi yerine getirmesi de teknik açıdan söz konusu olmadığıda bilinmektedir..Olduğu takdirde ise hukuksal açıdan böyle bir durumun engellenilmesi de gerekmektedir.Böyle bir hizmet sunumun da ek bir bir mağduriyet oluşturulduğu takdirde ise tazmin dahil gerekli önlemlerin HUKUK Devleti açısından engellenmesi de önemli bir görevdir.

87) Böyle bir durum örneğin sağlık ile de ilgilidir.İnsan sağlığı için kamusal bir hizmet olarak sunulan sağlık hizmeti bilindiği gibi tıp konusunda lisans eğitim üzerinden yürütülmektedir.Uygulamalı bir bilime de dayalı bu uygulama bağlamında temel ve yardımcı olmak üzere tıp dışında görev almış diğer meslekler birlikte öngörülürken temel uygulama hekimler/doktorlar üzerinden yürütülmektedir.Hizmet sunulana yönelik teknik ve idari sorumluluk dahil bu yönde ki görev ve yetki açısından bir meslek olarak kabul edilen hekimliğin yanı sıra yardımcı sağlık hizmeti ve tanım bağlamında kişilerin gelişimi ilgili bir psikologun bir tıp eğitimi almış gibi görev yapmaları ise bilindiği gibi mümkün değildir.Gene böyle bir uygulama da yer alan bir sosyal çalışmacı için de böyle bir görev mümkün değildir.Sağlık alanına yönelik tıp eğitimi bağlamında hekim/tabib/doktor olarak teşhis dahil müdahaleyi de içeren bir iyileştirme sürecine yönelik böyle bir uygulama bir meslek olarak kabul edilirken bir branş olarak tıp alanın da bir uzmanlaşma da söz konusudur. Bir üroloğun göz doktoru gibi teşhis ve müdahale etmesi mümkün değildir.Söz konusu olması ise sadece “absürd” dur.İdari ve teknik açıdan yönetim ise hekimler üzerinden yürütülürken sunulan/verilen hizmetin niteliğinin belirlemesi sorumluk açışından da öne çıkarılmaktadır.Gene bu sorumluluk bağlamında ;başka bir meslek elemanının görev ve yetkilerini kullanıp, o unvanla imza atanlar/attıranlarında bir suç olarak nitelenmesi ceza hukuku ile de ilgili bu boyutun da değerlendirilmesi gerekirken ÇKK nun 44 üncü maddesi ile çocuklar ile ilgili idari bir süreçte soz konusu da olmamaktadır.

88) Sağlık açısından insanlar dışında hayvanlar açısından ayrıca ele alınması ve bu yönde de ayrı bir lisans eğitimi sonucu veterinerler de bir meslek olarak kabul edilmektedir.Tarım bakanlığına bağlı sunulan bu hizmet için de bir veterinerlik hizmeti söz konudur.Sağlık açısından iki farklı şekilde hizmet sunulan bu iki farklı hizmete yönelik bu şekilde bir uygulama söz konusu iken tıp ile ilgili bir kurumsal yapı da hekimler yerine veterinerlerin bir meslek olarak görev ve yetkisine sahip olması ise bilindiği gibi mümkün değildir.Bu durum bayındırlık hizmeti içinde aynı şekilde geçerlidir.Bir evin inşaatında aranılan mimar, inşaat mühendisi veya elektrik mühendisi gibi mesleksel bir yetki ve görev öngörülürken inşaaat mühendisi olmadan bir binanın inşaasının olmaması da mümkün değildir.Mimar veya elektrik mühendisine bu yönde ek bir yetki ve görevde söz konusu değildir.Ayrıca bu meslekler açıdan bir cüret ve talepde söz konusu değildir.Hukuksal yaptırımıda içeren kamusal bir uygulama da öngörülmüştür.Ayrıca bir inşaat mühendisi tarafından düzenlenen proje aynı SİR için de benzer bir temel özelliği ve işlevide içermektedir. Ancak sağlık, eğitim gibi kamu hizmetine yönelik sunulan bu temel hizmetler için mümkün olmayan bu durumlar ise başta ASPB olmak üzerinden sosyal hizmet merkezleri dahil diğer uygulamalar üzerinden böylece mümkün kılındığı açık bir şekilde görülmektedir.

89)Bilindiği gibi ister hekim,psikolog veya veteriner,sosyolog,gıda mühendisi gibi toplumsal ve kamusal açıdan bir hizmetin sunulması için meslek gibi bir tanımın ayrıca öne çıkarılması tarihsel bir süreci de yansıtmaktadır.Bir toprak feodal sistemden sanayiye de dönüşmesi ile birlikte kentleşmeye de dönüşmesi söz konusu olurken bir beceriye dayalı el sanat çalışanlar düzenli bir çalışma hayatına dönüşmüştür.Bu süreci yansıtan bir çalışmanın önsözü bu gelişmeyi de aydınlatmaktadır (EK : 30) Bu sürece bağlı olarak büyücülükten, şifacılığa ve hekime kadar bir mesleğin günümüze kadar dönüşen ve gelişen bu durum bilindiği gibi söz konudur.Bilindiği gibi aynı zamanda bilim ve bilim bağlamında yapılan bilimsel araştırma bir hipotezle (faraziye/varsayım) başlar. Gözlem ve deneylerle teori (kuram) haline gelir. Her hal için ispatlandığında ise artık “bilimsel kanun” gibi herkes tarafından da kabul edilir.Çünkü diğer bilimler ile de bir ayrışma ve benzerleşme de söz konusu olamaz.Bu yönde bir ikna için bile zaman harcanmaz. Bazı uygulamalar için teoriler/kurumlar ise tartışmaya açıktır. Aynı konuda birden fazla kuramlarda olabilir. Bu yüzden bazı saçmalılıkları bile rahatlıkla konuşmak mümkündür. Fakat bu saçmalık için ise yanlıştır yerine nezaket olarak bu görüşler sadece bu bir bir teori/kuram denilerek geçiştirilebilinir.Ciddiye bile almamak gerekmelidr.. .Bu bilim ile teori ilişkisi bağlamında sosyal hizmetlerin bilim olarak kabul edilmesi bağlamında bu bilim yerine sosyoloji gibi uygulamalı bir bilimle asla benzeşilemeyeceği gibi psikolog veya PDR gibi bilimsel çalışma benzerleşemez.Bu benzerleşme ancak bir “absürd” dur. Aile veya hayırseverlik gibi somut olmayan; ancak bazı öğretilere dayalı kuramlar üzerinden yapılan eylem ve söylemler ise gözlemlerden üzerinden bir uygulama ve değerlendirmeyi mümkün kılmaktadır. Bu ilişki bilimsel niteliğe ise asla dönüşülemez.

90)Neden sorusu ile bir varsayım için başlanılan bir bilimsel süreçte kuram üzerinden uygulamaya dönüşmesi ve bir öğreti yerine bilime dayalı bir eğitim sonucu profesyoneleşmeye dayalı bir meslekleşme de söz konusu olmuştur..Bu bağlamda örneğin din görevlilerin aynı zamanda bir öğretinin sağlanması için de görev alması yerine pedagoji dahil bir bilime dayalı öğretmene de dönüşmüştür. Bir toplulukta dayanışma ve hayırseverliğin zekat memuru gibi bir görev tarafından yerine getirilmesinin de böyle bir tarihsel süreçte bilim ile birlikte dönüşmesi sonucu sosyal hizmete ve bu bağlamda sosyal çalışmacılara dönüşmesi de böylece mümkün olmuştur.Kuram yerine gelişen bu süreç bağlamında 1900 lerden itibaren yurttaş/medeni hukuk bağlamında inanca dayalı dinsel toplululuklar tarafından yerine getirilen hayırseverliğin kamusal bir sosyal hizmete vede sosyal çalışmacı/sosyal hizmet uzmanı gibi bir mesleğe dönüşmesi de uluslarararası bir boyuta taşınmıştır.Mesleksel açıdan IFSW (International Federation of Social Workers-Sosyal Hizmet Uzmanları/Sosyal Çalışmacıları Uluslararası Federasyonu) ve IASSW (International Association of Schools of Social Work-Sosyal Hizmet Okulları Uluslararası Birliği) gibi Birleşmiş Milletler kapsamında yer ver verilen uluslararası kurumsal yapı ile de SİR gibi araç bu hizmetin belirlenmesine dönüşürken 1924 den beri söz konu olan bu talep aynı zamanda Türkiye de ki sosyal hizmetlerin niteliğini, profesyonelleşme vede hukuksal açıdan güvence düzeyini de ortaya koymaktadır.Bireylerin özgürleşmesi dahil sosyal adalet gibi adil bir uygulamaya yönelik böyle bir süreç bu açılardan ele alındığında hem sosyal hizmet hemde meslek açıdan hala 1924 ler de ki bir düzeye bile ulaşılmadığını da göstermektedir.Afganistan ile yansıtılan bilgi bile bu düzeye ulaşılmak istenmediğini de yansıtmaktadır. Özellikle yurtdışında ki kişiler ile yurt içinde yaşayan kişiler için sosyal hizmetler açısından benzer bir niteliğinin göründüğü gibi aranmadığı vede bu bağlamda sosyal çalışmacılar dışında temel sosyal hizmetlere yönelik yöntem ve uygulamaların diğer meslekler tarafından rahatlıkla yerine getirilmesi bir zekat memuru gibi bir görevin yerine getirilmesi halen sağlamaktadır.

91)Böylece 2828 sayılı Sosyal Hizmet Kanunu gibi temel bir uygulamaya yönelik yasal düzenleme ile mesleksel bir teknik özellik ve nitelik aranılmadan öngörülen sosyal hizmetlerin bilim ve profesyonelleşme açısından hala bir asırdan beri o düzeye ulaşılmadığını da somut olarak göstermektedir.Bilindiği gibi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında 6.4.2011 tarihli ve 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlemek için öngörülmüştür. 2 inci maddesi ile de görevleri belirlenmiştir.Bunların arasında ise sosyal hizmetler ve yardımlara ilişkin ulusal düzeyde politika ve stratejiler geliştirmek, uygulamak, uygulanmasını izlemek ve ortaya çıkan yeni hizmet modellerine göre güncelleyerek geliştirmek için görevlendirlmiştir. Sosyal ve kültürel dokudaki aşınmalara karşı aile yapısının ve değerlerinin korunarak gelecek nesillere sağlıklı biçimde aktarılmasını sağlamak üzere; ulusal politika ve stratejilerin belirlenmesini koordine etmek, aile bütünlüğünün korunması ve aile refahının artırılmasına yönelik sosyal hizmet ve yardım faaliyetlerini yürütmekde temel bir görev olarak kabul edilmiştir. Bu alanda ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile gönüllü kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyonu sağlamak.; Çocukların her türlü ihmal ve istismardan korunarak sağlıklı gelişimini temin etmek üzere; ulusal politika ve stratejilerin belirlenmesini koordine etmek, çocuklara yönelik sosyal hizmet ve yardım faaliyetlerini yürütmek, bu alanda ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile gönüllü kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyonu sağlamak öngörülmüştür.

92)Bu arada Sosyal Politika kavramı ele alındığında hukuksal yapı dahil oluşan farklılığın da ele alınması gerekmektedir.Bilindiği gibi Anglo Sakson (Commen Law) ile Roma Hukuku üzerinden iki farklı hukuksal sistem ve uygulama söz konusudur.Sosyal Politika bu açıdan tercih edilen sisteme göre belirlenmektedir.Buna bağlı olarak “sosyal politika” ,Anglo Sakson sistemine bağlı olarak İngiltere ve ABD gibi ülkelerde daha fazla öne çıkarılmaktadır.Bu kavram aynı zamanda eski Doğu Blok ülkeler içinde ele alınmıştır.Sağlık, eğitim, hukuk ve sosyal hizmetler gibi uygulamalar genel bir çerçeve içinde birlikte ele alınmıştır.Ayrıca ;Birleşik Krallığın (ingiltere dahil) resmi devletinin Anglikan Kilisesi özelliğini de yansıtması ile sosyal politika, sosyo-ekonomik açıdan ayrı bir şekilde ek olarak ele alınmıştır. Böyle bir tarihsel süreçte inanca dayalı hayırseverlik ve/veya yardımseverlik sosyal hizmetlere de özellikle sosyal politika böyle bir bütünlük içinde de yer alması da mümkün olmuştur.Aranılan sosyal hizmet ise sosyal dayanışma dahil öncelikle “iyilik” ve “yardım” içindir.Türkiye’nin de dahil olduğu Roma Hukuku üzerinden ise sosyal politika bilindiği gibi Kıta Avrupası üzerinden yürütülmektedir.İyilik ve yardım ise tarisel sürece bağlı olarak “yurttaşlık” üzerinden ve emek üzerinden sosyal hizmetler tarafından kamusal bir yükümlülüğü de öngörmektedir.Dayanışma dahil özel alan ile kamusal alan arasında oluşan yaklaşım ile kamusal bir kurumsal yapı öne çıkarılmıştır.”Merhamet” ile “vicdan” arasındaki fark bağlamında hukuksal açıdan da güvence altına alınması da ayrıca hedeflenmiştir. Özellikle de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa Sosyal Şartı vede buna bağlı olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları uygulamayı da belirlerken bu yönde bir taahüt ve güvenceye dayalı bir ilişkide öne çıkarılmıştır.Özellikle toplumsal koruma bağlamında Birleşik Krallığın Avrupa Birliğine girmesi ile de hayırseverlik/yardımseverlik üzerinden yürütülen sosyal hizmetler dahil sosyal politika kavramı kısmen olsa da dönüşmeye de başlamıştır. AİHM kararları ile Anglo Sakson hukukunun Kıta Avrupasına yaklaşılmasına da neden olması sosyal politika kavramını farklılaştırılmıştır.ABD de ise 2008 yılında yaşanan ekonomik kriz ve Obama’nın başkanlığında sağlık sigortasının kısmen olsa kabul edilmesi bir sosyal devletleşmeye dönüşmek olarak ele alınması ile bu yönde bir sert tepkiye neden olmaktadır.Sert tepki de içeren bu durum ; Kıta Avrupasındaki sosyal devlet niteliğinin öneminin ve farklılığında somut bir örneğidir.

93)Özellikle de yapısal ve kurumsal açıdan söz konusu olan böyle bir dönüşümde Türkiye nin sahip olduğu hukuksal ve kurumsal özelliğinin gözetilmediği vede sosyal politika gibi tanımı yapılmamış böyle bir uygulamanın bir bakanlık ile yansıtılmış olunması aslında anglo sakson sistemin de ötesin de bir ayrışmayı ve kargaşayı da ortaya koymaktadır. Özellikle de vakıflar üzerinden yürütülen sosyal yardımlar ile sosyal hizmet ile ilgili uygulamalar sonucu oluşan bu iki sistem arasındaki ayrışma da ayrı bir göstergedir.Yer alanın hukuk sistemine rağmen Sosyal Devlet niteliğinden uzaklaşmanın hedeflendiği de görülmektedir. Ayrıca bilindiği gibi sosyal politika gibi uygulayıcı/icracı bir bakanlık Bulgaristan dışında Kıta Avrupasın da da rastlanılmamaktadır.Buda eski bir geleneğin devamı olmasına rağmen Kıta Avrupasında ki sisteme göre de bir uygulanma yütülmektedir.Bu açıdan ASPB bu özgünlüğünü ve kargaşasını daha da artırmaktadır.Bu yöndeki diğer bir gösterge ise “Aile ve sosyal politikalar uzmanlığı” şeklindeki idari bir uzmanlık içindir. Sosyal hizmet ve sosyal yardım gibi somut bir uygulamaya yönelik bir uzmanlık yerine karşılığı olmayan somut olamayan bir uygulama için ek bir uzmanlık alanının oluşturulması/uydurulması bu kargaşayı en azından daha da arttırmak da içindir.Bu bağlamda ; sosyal politika gibi tanımı yapılmamış böyle bir kurumsal bir yapı ve uygulamada ise sosyal hizmetler halen 2828 sayılı kanun ile yapılan tanım ile öngörülürken diğer taraftan “sosyal hizmetler” ile ilgili temel bir uygulama Bakanlıkça da görev kılınmıştır.Bakanlık tarafın yönetmelik ile de Merkez teşkilatı: Bakanlık merkezinde yer alan birimleri merkez teşkilatları olarak tanımlanırken , merkez teşkilatı kadrolarında çalışanlar da merkez teşkilatı personeli olarak da tanımlanmıştır.Merkezi yönetim kapsamın da yer alan Bakanlık kadrolarında 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi olarak görev yapan Devlet memurlarının kurum içi atama ve yer değiştirmeleri ile geçici süreli görevlendirilmelerine ilişkin usul ve esasları kapsayan bu yönetmeliğe göre ise il müdürlükleri ile bunlara bağlı kuruluşları olarak taşra teşkilatı olarak adlandırılmaktadır.Bakanlığa bağlı taşra teşkilatı kadrolarında İl müdürlükleri ile bunlara bağlı kuruluşları ise İl müdürlükleri ile bunlara bağlı kuruluşları olarak da tanımlanmıştır. İl müdürlüğü ve il müdür yardımcılığı kadroları ise bu yönetmelik hükümlerine ise tabi değildir.

94)Yardımcı personeli de içeren düzenlemeler dahil Bakanlık tarafınca Sosyal Hizmet Merkezleri için yapılan bu düzenleme ile de sosyal hizmete yönelik öngörülen uygulama ve buna yönelik yapılmış olan bu tercih ve niteliğin teknik açıdan düzeyi de yansıtılmıştır. Bu bağlamda kamu hizmeti açısından belli bir niteliğin gözetilmemesi vede temel bir sosyal hizmet uygulaması için sosyal çalışmacılar dışında yardımcı olarak diğer meslekler tarafından da sunulan hizmet bağlamında kendi görev ve yetkileri dışında ek bir görev ve yetki de benimsenmiştir.Özellikle de belli bir sosyal hizmet yöntemlerinin belirlenmesi ve SİR ile de öngörülmesi gereken müdahaleler yerine hayırseverlik/yardımseverlik üzerinden vergi verenlerce sağlanan kamusal gelirin parasal bir dağıtım şeklinde yerine getirilmesi sosyal hizmet gibi teknik uygulamayı da engellemektedir. Yasal çerçeveler ile belirlenen ve ihtiyaç duyulan kişilere sunulan bu hizmetlerin yanı sıra çocuklar,gençler, kadınlar, engelliler bağlamında ihtiyaç duyulan kişilere yönelik başta ÇKK da dahil inceleme ve müdahaleye de yönelik böyle bir süreç kendine özgü bir şekilde de öne çıkarılmıştır.. Liyakat gibi bir özellikle de aranılmadan keyfiliğe dayalı sosyal hizmet yöntemlerinin belirlenmesi için ise gerekli olan SİR gibi temel bir uygulamanın sosyal çalışmacılar dışında sosyolog,psikolog ,PDR ,öğretmen gibi diğer meslek elamanlarınca düzenlenmesi de görüldüğü gibi böylece sağlanmıştır.Afganistan ötesi bir uygulama 2005 yılından beri de benimsenmiştir.

95)Diğer yandan;müdür ve yardımcısı gibi yönetimin yanı sıra oluşturulan komisyon ile böyle bir merkezin sosyal çalışmacılar dışında bir psikologun,öğretmenin sosyologun ,aile ve tüketici eğitim almış kişilerin müdür tarafından yerine getirilmesi ile sunulan hizmetin ve niteliğin sosyal hizmet açısından ayrıca gözetilmesi de engellenmektedir.Teknik ve mesleksel bir sorumluluk yerine parasal bir dağıtım üzerinde idari bir yönetim öne çıkarılmıştır.”Zekat memur”luğu ve baş zekat memurluğu gibi hiyerarşik bir yapı da benimsenmiştir.Böylece, bir sosyolog/çocuk gelişimci sorumlu müdür alarak atanmasının yanı sıra yardımcısı için PDR ve öğretmen tarafından teknik ve yönetim için meslek elemanlarınca sosyal hizmete yönelik bir hizmetin sunulması da böylece mümkün kılınmıştır..Bir meslek elemanı olarak sosyal çalışmacının yer alın(a)madığı böyle bir süreç vede teknik,mesleksel ve idari sorumluluğun yanı sıra sosyal çalışmacı olmadan da bir komisyonun oluşturulması sonucu yararlanan hak sahbi kişiler ve özel sosyal hizmet kuruluşlarına da yönelik yaptırımlarda dahil oluşan idari bir işlem ile de sunulması/verilmesi gereken bir hizmet artık başka bir hizmettir. “Sosyal hizmetler” başlığı ise hiç şekilde değildir.Ayrıca toplum da yanıltılmaktadır. Bu özellikle öngörülen bu idari yapı da ise hem SİR da yer verilen içerik ve nitelik hemde teknik ve idari yönetimin onayı üzerinden verilen sorumluluğun gözetilmesi de bu şekilde engellenmektedir.Ayrıca SİR bu hizmetin somut da bir göstergesidir.Bu arada öngörülen hizmet için yapılan başvuran ile ilgili aranılan bilgilerin sosyal anket gibi herkes tarafından düzenlenebileceği bir bilgilenmenin SİR özelliği şeklinde kazandırıldığı ise diğer başka bir gerçektir. Aslında “hizmet kusuru” ve/veya “yetki gaspı” gibi de öne çıkabilen böyle bir durum psikolog veya öğretmen gibi kişilerin kendi mesleklerinin uygulanmalarını da engellerken ek bir kamusal savurganlık da öne çıkmaktadır.Haksız yararlanma gibi hukuksal sorunlara neden olunmaktadır. Böyle bir adsürd durumun sağlık için mümkün olduğu düşünüldüğün de ve somut bir örnekten yola çıkıldığında sağlıkla ilgili sunulan hizmetin durumunun nasıl olacağı ayrıca düşünülmeyi de gerekmektedir.Bir veterinerin başhekim olarak atanmasının yanı sıra tıp doktorları dışında idari bir yönetim modelini ve bu yöndeki yetkinliğin benzer bir şekilde düzenlenip benimsendiği gibi bir durum da mümkün olabilmektedir. Kanun veya yönetmelik söz konusu olsa bile Anayasa ve sözleşmelerin hukuk açısından gözetilmemesinin yanı sıra kamusal açıdan söz konusu olan mesleksel bir sorumluluğun gözetilmemesi sonucu bir veterinerin kendi bilgi ve mesleğinin alanını dışına çıkarak parasal ve kariyer gibi ek bir yararlanmanında söz konusu olduğu gibi böyle bir benzer durum da ortaya çıkabilmektedir.

96)ASPB tarafınca 2015 faaliyet raporuna göre Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü kapsamında kurulan Sosyal Hizmet Merkezleri sayılarının 175 e ulaşıldığı da görülmektedir (sf.165).Büyükşehir illerde de bazı merkezlerin kurulduğu görülmektedir.Bu merkezler başlık adı ile ve Kıta Avrupasında uygulamalar karşılaştığında doğru bir modeldir.Örnekleride vardır.Türkiye dışında vergi dahil merkez bir yönetim/sistem yerine federal ve yerel yönetim sistemi nedeni ile de sosyal hizmet uygulamaları öncelikle yerel bir kamusal hizmet şeklinde yapılandırılmaktadır.”Subsiadiarite” dayalı mahalle ve/veya belli bir nüfusa dayalı bir modelde öne çıkmaktadır.İşsizlik sigortası veya bakım hizmeti gibi prime dayalı uygulamaların dışında sosyal yardım ve kamusal müdahale yetkisi dahil çocuk ile yetişkinler için idari bir vesayet kurumu gibi bir uygulamaların da yer aldığı bu kurumsal yapı sosyal çalışmacılar ve SİR üzerinden yürütülmektedir.Bir asırdan beri var olan bu yapıya bağlı olarak danışma merkezleri gibi alan çalışmaları bir birleriyle uyumlu bir hizmeti de öngörülmektedir.Dolayısı ile merkezi yönetim modeli açışından yürütülen sosyal hizmet merkezleri gibi bir uygulama da kendine özgü bir niteliktedir. Bu yönde ki yönetmelikle öngörülmüş olan bu “absürd” uygulama sonucu da ortaya çıkan sorunlar ise bilindiği gibi en azından 22/24 Ağustos 2014 tarihli sunum ile de somut bir şekil de ortaya çıkmıştır. En azından Uluslararası Sosyal Hizmetler Birimi tarafından yurtdışındaki kişiler için böyle bir uygulanmanın engellenmesi için bilindiği gibi bu öneriler de açıklanmıştır (Paragraf 6-9-10).Yurtdışından yapılan talep bağlamında da Türkiye de olduğu gibi SİR larının diğer meslek elamanları tarafından değil sadece sosyal çalışmacılar tarafında düzenlenmesinin gerektiği de açıkça belirtilmiştir.Yurt içinde olanlar için aranılan bir sosyal hizmetin Afganistan dahil diğer uygulamalar için de söz konusu olmaması gereken bir uygulama ise hala benimsenmektedir.Bir itiraz bile şimdiye kadar dile getirilmemektedir. Aslında üst yönetim dahil Bakanlık tarafından oluşturulan bu “absürd” gibi bir durumun üst yönetim açısından da ayrıca gözetilmediği de açıkça görülmektedir..Bilindiği gibi 3/6/2011 tarihli ve 633 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 6.ncı maddesinin birinci fıkrasına istinaden müsteşarlığa bağlı olarak Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı kurulmuştur.Ayrıca Bakanlığın görevleri arasında bilindiği gibi “Sosyal hizmetler ve yardımlar alanındaki uluslararası gelişmeleri ve faaliyetleri izlemek, bunlara katkı vermek ve yürütülecek çalışmalarda yararlanmak üzere değerlendirmek, bu alanda taraf olduğumuz uluslararası sözleşme ve anlaşmaların ulusal düzeyde uygulanmasını sağlamak.”(md.2/1-j) yer alınırken “Mevzuatla Bakanlığa verilen diğer görev ve hizmetleri yapmak.(md.2/1-k)da ayrı bir görevi de öngörülmüştür.

97)Bu görev aynı zamanda Anayasa’nın 90 ıncı maddesi bağlamında uluslararası sözleşmeleri uygulamak için bir taahüt etmeyi ve bir yükümlülüğü bir görev olarak öngörülmüştür. Bu kararname de Bakanın görevlerinin yanı sıra Müsteşar ise Bakandan sonra gelen en üst düzey kamu görevlisi olarak da kabul edilmiştir (md.5).Bakanlık hizmetlerini, Bakan adına ve onun emir ve yönlendirmesi doğrultusunda, mevzuat hükümlerine, Bakanlığın amaç ve politikalarına, stratejik planına uygun olarak düzenleyeceği ve yürüteceği de öngörülmüştür.. Bu amaçla, Bakanlık birimlerine gereken emirleri verir, bunların uygulanmasını gözetir ve sağlar denilirken bu hizmetlerin yürütülmesinden Bakana karşı sorumlu olarak da kabul edilmiştir.Hukuka uygunluk dahil bu yönde bir gözetim görevini de yerine getirmesi gerekmektedir.Bakanlığın birimleri arasında ise ayrıca “Hukuk Müşavirliği” olarak bir birime de yer verilmiştir(md.15).Hukuk Müşavirliğinin görevleri arasında ise Bakanlığın taraf olduğu adlî ve idarî davalarda, tahkim yargılamasında ve icra işlemlerinde Bakanlığı temsil etmek, dava ve icra işlemlerini takip etmek, anlaşmazlıkları önleyici hukukî tedbirleri zamanında almak bir görev öngörülmüştür.Bu bağlamda Bakanlık hizmetleriyle ilgili olarak diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından hazırlanan mevzuat taslaklarını, Bakanlık birimleri tarafından düzenlenecek her türlü sözleşme ve şartname taslaklarını, Bakanlık ile üçüncü kişiler arasında çıkan her türlü uyuşmazlığa ilişkin işleri ve Bakanlık birimlerince sorulacak diğer işleri inceleyip hukukî mütalaasını bildirmek gibi bir görev ve yükümlük hükmedilmiştir.

98)Bakanlık birimlerince hazırlanıp Bakanlıkça yürütülen yönetmeliklerin hazırlanması dahil bu yönde bir görevin yerine getirilmesi gerekmektedir.Bu aynı zamanda Anayasanın 90 ıncı maddesinde öngörülen uluslararası sözleşmeler bağlamında özellikle ve öncelikle ÇHS;AİHS;ASŞ, gibi sözleşmelerin de gözetilmesi gerekmektedir. Sadece kanunları ve yönetmelikleri gözetmek yerine öncelikle bu uygunluğunun gözetilmesi bir HUKUK Devletinin gereği iken sosyal hizmetler gibi kamusal bir görevin Bakanlık tarafından yürütülmesi SOSYAL Devlet için bu gerekliliği daha da artırmaktadır.Ayrıca; Hukuk Müşavirliği gibi görüşlerinin de hukuka uygun olması gerekirken örneğin ÇHS ve ÇKK nun 4 üncü madddesi bağlamında bir aykırlık olduğu takdirde ÇKK nun 44 üncü maddesi kapsamında ek bir sorumluluk ve görevde öngörülmektedir.Gene bu bağlamda her türlü dava ve takip işleri ile diğer görevler, Bakanlığın Hukuk Müşavirleri ile Avukatları aracılığıyla yerine getirileceğide öngörülmüştür. Gerekli hâllerde dava ve takip işleri Hazine Avukatları aracılığıyla veya ihtiyaç duyulması hâlinde Bakanlıkça belirlenecek usûl ve esaslar çerçevesinde 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 22 nci maddesinde öngörülen doğrudan temin usûlü ile avukatlar veya avukatlık ortaklıkları ile yapılacak avukatlık sözleşmeleri yoluyla yürütülür şeklince bir görev öngörülmüştür.

99)Diğer yandan Bakanlıkça birimlerin arasında yer alan Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri arasında Bakanlığın aile ve topluma yönelik koruyucu, önleyici, eğitici, geliştirici, rehberlik ve rehabilite edici sosyal hizmet faaliyetlerini yürütmek ve koordine etmek gibi bir görevin(md.7/1-a) ögörülmesi bağlamında sosyal hizmetin kamusal bir görev için “sosyal hizmet merkezleri”de öngörülmüştür.Hem düzenlenmenin sırasında hemde öngörülen uygulama Bakanlık açısından birimleri ile ilgili teknik bir sorumluluğu da öne çıkarken yönetmelikler üzerinde yapılan düzenlemeler Müsteşarlık dahil gene bağlı olan AB ve Dış İşler Daire Başkanlığı ile özellikle Hukuk Müşavirliği ayrı bir sorumluluğun aranılmasını da gerektirmektedir. Görüldüğü gibi Sosyal Hizmetler Merkezleri için yayınlanmış olan yönetmelik için ilgili birimler üzerinden de görüş alınması ile bu merkezler ise 9.Şubat.2013 tarihin de de yayınlanmıştır.SİR ve meslek üzerinden bir değişiklik içinde bir görüş alınmıştır. AB ve Dış İşler Daire Başkanlığı ve Hukuk Müşavirliği dahil diğer birimlerin görüşleri doğal olarak müsteşar gibi bir üst yönetimi açısından da ele alınmıştır. Bu gözetim ile de aslında böyle bir absürdlüğe neden olunması da sağlanmıştır.SİR gibi temel bir aracın özellik ve niteliğinin aranılması gereken bu süreçte Hukuk Müşavirliği ile AB ve Dış İlişkiler Başkanlığınca böyle bir uygulama da sosyal çalışmacılar dışında diğer meslek elemanları tarafından temel bir araç olan SİR için bir özellik ve niteliğin bilinmesine rağmen aranılmadığı ve bu yönde bir uyarının bile yapılmadığı da aynı zamanda anlaşılmaktadır.Ayrıca; bu yönetmelik bağlamında yurtdışında sorunların yaşanması ile de yaşanılan bu sorunun giderilmesi için Afyonkarahisar da Bakanlık tarafından yapılan 22/24 Ağustos 2014 tarihli bu toplantıya katılan 81 İl Müdürlüğüne ayrıca bildirilmesi aslında Türkiye açıdan yaşanılan bu sorunu ve ayrımcılığı da somut bir şekil de yansıtmaktadır.Ama buna rağmen TC vatandaşları için Afganistanın da ötesinde ki bu “adsürd” durum aynen devam ettirilmiştir.Bir hak arama veya tepkiye de rastlanılmamıştır.

 Sosyal Hizmet Uzmanı/Sosyal Çalışmacı Mesleğinin Uluslararası Boyutu

100)Vergi verenlerce toplanan vergiler ile 2016 yılı için 24 Milyar TL gibi önenli bir bütçeyi yönetmeye de yönelik ASPB da ; AB ve Dış İlişkiler Başkanlığınca talep edilen SİR larının Uluslararası Sosyal Hizmetler Birimi üzerinden “Sosyal Hizmetler Merkezleri” de dahil görev almakta olan sosyal çalışmacılar tarafından düzenlenmesi ve bu yönde bir görev ve yetkinin söz konusu olması “sosyal çalışmacı/sosyal hizmet uzman”lığı mesleğinin uluslararası boyutunu da ayrıca gerektirmektedir.1963 yılından beri Uluslararası Sosyal Hizmetler Okulları Birliği ve Avrupa Sosyal Hizmetler Okullar Birliğininde bir parçası olarak 1965 den beri Sosyal Hizmetler konusunda uygulamalı bir eğitim bilindiği gibi Türkiye de söz konusudur. Aynı zamanda bu eğitim sonucu sosyal hizmet mütehassısı/uzmanı’nın bir meslek olarak kabul edilmesi ile de mesleksel açıdan bir örgütlenme de de söz konusu olmuştur.Bu tarihsel süreçte bir meslek örgütü olarak yer olan Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği aynı zamanda IFSW (International Federation of Social Workers-Sosyal Hizmet Uzmanları Uluslararası Federasyonu) nun bir üyesidir.Bu üyelik IFSW-Europa -Avrupa Sosyal Hizmet Uzmanları Federasyonu-da içermektedir.

101)Afrikadan Asya ya Amerikadan Avrupa’ya kadar sosyal hizmet uzmanları/sosyal çalışmacılar 116 ülke de kurulan meslek örgütleri tarafınca bir üst yapılanmayı da oluşturulmuştur.Böyle bir yapı da 2014 yılında IFSW (International Federation of Social Workers-Sosyal Hizmet Uzmanları Uluslararası Federasyonu) ve IASSW (International Association of Schools of Social Work-Sosyal Hizmet Okulları Uluslararası Birliği) tarafından bir sosyal hizmet mesleği yeniden tanımlanmıştır.Yayınlanmış olan bu tanım ise   “sosyal değişme ve kalkınmayı, sosyal içermeyi, insanların güçlenmesi ve özgürleşmesini hedefleyen uygulama temelli bir meslek ve akademik bir disiplin olarak tanımlamakta, sosyal adalet, insan hakları, ortak sorumluluk ve farklılıklara saygının sosyal hizmet için temel olduğu, sosyal hizmet mesleğinin; eklektik bilgi temeli (sosyal bilimler, insani bilimler, sosyal hizmet bilgisi ve yerel bilgi) aracılığıyla insanların yaşam mücadelesine işaret etmek ve refahı yükseltmek için insanları ve yapıları bir araya getirdiği vurgulanmaktadır (IFSW-IASSW, 2014).”(EK :31) şeklindedir..Gene bu tanıma bağlı olarak sosyal hizmetlerin bir bilim olarak kabul edilmesi Türkiye de akademik bir eğitimin söz konu olunması ile de üniversitelerin “sosyal hizmet” bölümünde en az dört yıllık lisans eğitimi almış ve sosyal hizmet mesleğinin alanları içerisindeki bilgili ve yetkin kişiler bir meslek olarak da tanımlanmıştır.(Ek:32) Türkiye’de 1961 yılında Sosyal Hizmetler Akademisi ile başlayan sosyal hizmet eğitimindeki bu süreçte sosyal hizmet eğitimi 2000’li yıllara kadar bilindiği gibi yaygınlaşamamıştır.,2000’li yıllar ile birlikte sosyal hizmet eğitimi veren bölüm sayısı artmaya başlamış, 2016 yılı itibariyle de 42 üniversitede sosyal hizmet bölümü de açılmıştır.1961 ile 2015 yılında ise 6.150 kişi sosyal hizmet uzmanı ve sosyal çalışmacılar mezun olmuştur.2012 de lisans eğitimi kişilerin kontenjanları ise (3.717) kişi olup 2016 yılında mezun sayıları nın 9.867 kişi olacağıda öngörülmektedir. 2013 de ise (4.376) kişi eğitim görürken 2017 yılında mezun sayısı (14.243) e ;2016 da (6 .100) kişi eğitim görürken 2020 yılında (31.571) mezun kişi sayısına ulaşılacağıda öngörülmektedir. 2013 (Alptekin, Topuz ve Zengin, 2013) Dolayısı ile sosyal çalışmacı açısından ek bir kamusal bir görev için ek bir talebe bile gerek yoktur.

102)Ayrıca; Sosyal Hizmet Uzmanları Derneğince yayınlanmış olan sosyal hizmet uzmanının görevleri ise görüleceği gibi şu şekilde yansıtılmaktadır. “Müracaatçıların gereksinimlerini belirlemek, insan ve sosyal bilimler alanındaki kuramlardan yararlanarak birey, grup, çift/aile, topluluk ve toplumun sorunlarını çözmek, müracaatçı ve müracaatçı sistemi ile ilgili bilgi toplayarak sosyal inceleme ve değerlendirme raporları hazırlamak, profesyonel yardım ilişkisi kurmak ve sürdürmek, sosyal hizmet alanına dair araştırma yapmak ve mesleki literatürü yorumlama becerisi kazanmak, çatışan gruplar arasında aracılık ve müzakere yapmak, müracaatçı sistemini kaynak ve destek sistemleri ile bir araya getirme konusunda becerili ve yetkin olmaktır. Sosyal hizmet uzmanları farklı disiplinlerden yararlanır, müracaatçıların deneyimlerini de kullanır ve uygulamayı değerlendirir. Sosyal hizmet uzmanları uygulamalarını sosyal hizmetin ilkeleri, değerleri ve etik kuralları çerçevesinde yürütür. İnsan hakları, sosyal adalet, eşitlik, bireysellik, gizlilik, insan onuru ve insana hizmet etme ilkelerini göz önünde bulundurur ve her türlü ayrımcılık ve ön yargılar ile mücadele eder.” Böylece insanlığın da onurunun öncelikle de korunması için uluslarararası mesleksel bir uyumda gayet açık bir şekilde söz konusudur.

103)Bu aynı zamanda kamusal açıdan ASPB ile 2016 yılında 24 Milyar TL lik bir bütçe sunulan hizmetin ve niteliğinin hukuksal ve mesleksel açıdan değerlendirilmesini de ayrıca gerektirmektedir.Likayat gibi aranılması gereken bu özellikle birlikte; sosyal değişme ve kalkınmayı, sosyal içermeyi, insanların güçlenmesi ve özgürleşmesini hedefleyen bir uygulamanın öne çıkarılması gerekmektedir.. Temelli bir meslek ve akademik bir disiplin bağlamında ise ,sosyal adalet, insan hakları, ortak sorumluluk ve farklılıklara saygının ortak bir değer olması bağlamında sosyal hizmet için temel olduğu sosyal hizmet mesleğinin de; eklektik bilgi temeli (sosyal bilimler, insani bilimler, sosyal hizmet bilgisi ve yerel bilgi) aracılığıyla insanların yaşam mücadelesine işaret etmesi vede refahı yükseltmek için bir sorumluluk ve yükümlülükte öne çıkarılmıştır. Sosyal hizmetler ile ilgili olarak sosyal bilimler,insani bilimler vede sosyal hizmet bilgisi bağlamında uygulamalı temel bir bilime yönelik kamusal açıdan böyle bir uygulama dolayısı ile mutlaka öne çıkarılmalıdır. Diğer bilimler ve bu yöndeki meslekler ile oluşan bir işbirliğine de ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak bu yönde duyulan ihtiyaç bir görev ve yetkinin devri gibi ek bir duruma ise mümkün de değildir.Aksine sosyal hizmetlerin sunulması bağlamında öngörülen bir yöntem ile söz konusu olan bir müdahalenin yönetilmesi için gereken bir süreç için bu yönde ek bir gereklilik de ortaya çıkabilecektir. Aranılan niteliğe ek bir katkı da verilmektedir.Fakat bir öğretmenin,psikoloğun bir sosyal hizmet sürecinin yönetmesi ve bu yönde bir yetki ve görevde yer alması ile ortaya çıkan bir durum söz konusu olduğunda ise oluşan bu durum “absürd” lüğün ötesine taşınmaktadır.Buna ek olarak böyle bir bütçe ile de “Sosyal Hizmet Merkezi” gibi sunulan bu hizmetin bir öğretmen , psikolog veya sosyolog tarafından özellikle bir müdür ünvanı ile sorumlu ve yetkili kılınması idari açıdan ayrı keyfiliği öncelikle oluşturulmaktadır.Yoğun bir şekilde gündeme gelen cinsel istismar ve/veya kadına şiddet gibi çocuk dahil bir insanın geleceğini belirlemeye de yönelik yansıtılan bu durum ile benzer bir idari kurumsal yapılar açıdan ayrı bir bir çelişki ve hak ihlaline de neden olmaktadır.Örneğin sağlık hizmetinin sunulduğu bir hastane de yetkili ve sorumlu birimin hekim tarafından yürütülmesi yerine bir veteriner veya bir psikoloğun,sosyal çalışmacı tarafından mümkün olması gibi karşılığı olmayan bir keyfilik sağlanmaktadır.Sorunu çözmek yerine sorunun bir parçası olunmaktadır.

104)Bireylerin insan hakları , sosyal adalet vede özgürlük dahil temel haklara yönelik belli bir standartlarda ulaşılmanın uluslararası mesleksel açıdan da temel bir boyut görüldüğü gibi de öne çıkmaktadır. Aynı zamanda kamusal bir hizmet olarak sunulması/verilmesi gereken sosyal hizmetlerin laik ve sosyal hukuk Devlet niteliğine de uygun bir şekilde yansıtmak zorundadır..Bu nedenden dolayı sosyal hizmetin hem uluslararası sözleşmeler hem uluslararası bilim vede mesleksel açıdan ele alınması ile birlikte SOSYAL ve HUKUK DEVLET bağlamında T.C.Anayasa da yer alan hükümlerin Bakanlık tarafından öngörülen yönetmelik olmak üzere ÇKK nun (3/1-e) maddesi ile de hukuksal bir güvencenin insan hakları açısından da gözetilmediği görülmektedir.Sosyal ve Hukuk Devleti açısından özellikle gözetilmeyen bu durum iç hukukun bir parçası olan Avrupa Sosyal Şartında yer alan 14 üncü madde de ki sosyal hizmetin bir hak olarak öngörülmesini de özellikle ele almayı gerektirmiştir.

Avrupa Sosyal Şartı ve Sosyal Hizmet Hakkı

105)T.C.Anayasanın 90 ıncı maddesi bağlamında iç hukukun bir parçası olan ve bu bağlamda yasal düzenlemelerin gözetilmesi gereken “Avrupa Sosyal Şartı” aynı zamanda “Avrupa Sosyal Haklar Sözleşmesi” diye de adlandırılmaktadır.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesininin tamamlayan bu CET 35 sayılı Sözleşme 18 Ekim 1961'de Torino'da imzalanmıştır. 26 Şubat 1965 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Sözleşmeyi 18 Ekim 1961 tarihinde imzalamış ve de 16 Haziran 1989 tarihinde onaylamıştır. 3581 sayılı Onay Kanunu 4 Temmuz 1989 gün ve 20215 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır.2004 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile de bir kanun olarak iç hukukun bir parçası haline gelmiştir.TC.Devleti ASŞ ne de taraftır.Gene Türkiye tarafından 2 Nisan 1996 tarihli Gözden Geçirilmiş Şart, 6 Ekim 2004 tarihinde bazı maddelere çekince konularak kabul edilmiştir. 27 Haziran 2007 tarihinde Türkiye Gözden Geçirilmiş Şart’ı onaylamış ve 1 Ağustos 2007 tarihi itibariyle Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı da yürürlüğe girmiştir. Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nda, Avrupa Sosyal Şartı’nda (ve ek protokollerle ) teminat altına alınan haklara 8 yeni hak eklenmiş, ancak Avrupa Sosyal Şartı’nın geleneksel yapısı da aynen korunmuştur. Sosyal Şart(lar) birer bildirge değil uluslararası sözleşme niteliği taşıyan ve onaylayan ülkeler açısından bağlayıcı belgelerdir. Sosyal Şartlar, üye ülkelere belirli maddelere çekince koyma imkânı tanımaktadır. Kuşkusuz isteyen ülkeler Sosyal Şart'ın tümünü onaylayabiliyorlar. Fransa böyle yapmıştır. (Not: Avrupa Konseyi ve AB üyesi ülkelerin nerdeyse tümü temel sendikal haklara çekince koymamıştır. Av. Sos.Şartının sendikalaşma hakkıyla ilgili 5. maddesi Avrupa Konseyi üyesi 34 ülke tarafından onaylanmıştır.. Bu 34 ülkenin 24'ü aynı zamanda AB üyesidir. AB üyesi ülkelerden sadece Yunanistan 5. maddeye çekince koymuştur.. Toplu pazarlık ve grev hakkıyla ilgili 6. madde Avrupa Konseyi üyesi 33 ülke tarafından onaylanmıştır.. Yine bu ülkelerin 24'ü AB üyesidir. AB üyelerinden sadece Yunanistan 6. maddenin tümüne çekince koymuştur. Bir de Avrupa Konseyi üyesi Andora ve Türkiye! 25 AB üyesi ülkeden üçü (Avusturya, Lüksemburg ve Polonya) ise sadece 6. maddenin dördüncü paragrafına çekince koymuş durumdadır. Avrupa Sosyal Şartı'nın sendikal hak ve özgürlüklerle ilgili 5 ve 6. maddelerini onaylayan ve AB üyesi olmayan ancak Avrupa Konseyi üyesi olan diğer ülkeler ise şunlardır: Arnavutluk, Andora, Ermenistan, Azerbaycan, Bulgaristan, Moldava, Norveç, Romanya, Hırvatistan ve İzlanda’dır.)

106)2004 yılından beri iç hukukunda bir parçası olan Uluslararası sözleşme niteliğindeki “Avrupa Sosyal Şartı” (Gözden Geçirilmiş) sözleşmesinin 1. Bölümü şu şekildedir.
“Âkit Taraflar, ulusal ve uluslararası nitelikteki tüm uygun yollarla aşağıdaki hak ve ilkelerin etkili bir biçimde gerçekleşebileceği koşullara ulaşmayı politikalarının amacı sayarlar:
1- Herkes, özgürce edinebildiği bir işle yaşamını sağlama fırsatına sahiptir.
2- Tüm çalışanların adil çalışma koşullarına sahip olma hakkı vardır.
3- Tüm çalışanların güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına sahip olma hakkı vardır.
4- Tüm çalışanların, kendileri ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlamak için yeterli adil bir ücret alma hakkı vardır.
5- Tüm çalışanlar ve işverenler, ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumak amacıyla ulusal ve uluslararası kuruluşlar düzeyinde örgütlenme özgürlüğüne sahiptir.
6- Tüm çalışanlar ve işverenler, toplu pazarlık hakkına sahiptir.
7 - Çocuklar ve gençler, uğrayacakları bedensel ve manevi tehlikelere karşı özel korunma hakkına sahiptir.
8- Çalışan kadınlar, anne olmaları durumunda, özel korunma hakkına sahiptir.
9- Herkesin, kişisel ilgi ve yeteneklerine göre bir mesleği seçmesine yardımcı olacak uygun mesleki yönlendirme imkânına sahip olma hakkı vardır.
10- Herkesin, mesleki eğitim için uygun imkânlara sahip olma hakkı vardır.
11- Herkes, ulaşılabilecek en yüksek sağlık düzeyinden yararlanmasını mümkün kılacak her türlü önlemden yararlanma hakkına sahiptir.
12- Tüm çalışanlar ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
13- Yeterli kaynaklardan yoksun olan herkes, sosyal ve tıbbi yardım alma hakkına sahiptir.
14- Herkes sosyal refah hizmetlerinden yararlanma hakkına sahiptir.
15- Özürlüler toplumsal yaşamda bağımsız olma, sosyal bütünleşme ve toplumsal yaşama katılma hakkına sahiptir.
16- Toplumun temel birimi olarak aile, tam gelişmesini sağlamaya yönelik uygun sosyal, hukuksal ve ekonomik korunma hakkına sahiptir.
17- Çocuklar ve gençler uygun sosyal, hukuksal ve ekonomik korunma hakkına sahiptir.
18- Herhangi bir Âkit Tarafın vatandaşları, inandırıcı sosyal ve ekonomik nedenlere dayanan kısıtlamalar saklı kalmak kaydıyla, diğer bir Âkit Taraf ülkesinde, o ülke vatandaşlarıyla eşit koşullar altında kazanç getirici herhangi bir işte çalışma hakkına sahiptir.
19- Bir Âkit Taraf vatandaşı olan göçmen işçiler ve bunların aileleri herhangi bir başka Âkit Taraf ülkesinde korunma ve yardım alma hakkına sahiptir.
20- Tüm çalışanlar, istihdam ve meslek konularında cinsiyete dayalı ayrım yapılmaksızın fırsat eşitliği ve eşit muamele görme hakkına sahiptir.
21- Çalışanlar, işletmede bilgilendirilme ve danışılma hakkına sahiptir.
22- Çalışanlar işletmedeki çalışma koşullarının ve çalışma ortamının düzenlenmesine ve iyileştirilmesine katılma hakkına sahiptir.
23- Her yaşlı insan sosyal korunma hakkına sahiptir.
24- Tüm çalışanlar, iş akdinin sona erdiği durumlarda korunma hakkına sahiptir.
25- Tüm çalışanlar, işverenlerinin aciz haline düşmesi durumunda alacak taleplerinin korunması hakkına sahiptir.
26- Tüm çalışanlar, onurlu çalışma hakkına sahiptir.
27- Ailevi sorumlulukları olan ve çalışan ya da çalışmak isteyen herkes, herhangi bir ayrımcılığa maruz kalmadan ve ailevi sorumluluklarıyla çalışması arasında, olabildiğince, uyuşmazlık olmadan bunu gerçekleştirme hakkına sahiptir.
28- İşletmelerde çalışanların temsilcileri kendilerine zarar veren eylemlere karşı korunma hakkına sahiptir ve görevlerini yerine getirmek için uygun imkanlarla desteklenmelidirler.
29- Tüm çalışanlar toplu işten çıkarma sürecinde bilgilendirilme ve danışılma hakkına sahiptir.
30- Herkes, yoksulluğa ve toplumsal dışlanmaya karşı korunma hakkına sahiptir.
31- Herkes konut edinme hakkına sahiptir.”

Prof.Dr. Tekin Akıllıoğlu ve “Gözden Geçirilmiş AVRUPA SOSYAL ŞARTI ve TÜRKİYE”

107) Geçenlerde İmaj Yayınevi tarafından Bilkent Üni.Hukuk Fak.Öğr.Üyesi Prof.Dr.Tekin Akıllıoğlu'nun “Gözden Geçirilmiş AVRUPA SOSYAL ŞARTI ve TÜRKİYE” kitabı Aralık 2015 de yayınlanmıştır.Uzun süre Avrupa Konseyinde “Avrupa Sosyal Haklar Komitesi” üyesi ve başkan yardımcı olarak görev yapmıştır.
 http://www.imajyayinevi.com/Web/Icerik.aspx?IcerikID=1234  )Yapılan bu çalışmanın “sunuş” bölümünde son sözleşmenin diğer sözleşmesi ile bütünleşmesi ile de sosyal hakların bir göstergesi olduğu vurgulanmaktadır. Bu nedenden dolayı Sosyal ve Hukuk Devletinin de bir göstergesi olduğu da anlaşılmaktadır.Uluslararası sosyal hukuk kavramının ise sosyal hukuk bağlamında yapılan uluslararası düzenlemeler ve denetimi de içeren bir durum da yansıtılmıştır.Sosyal hukuk;iç hukuk bağlamında çalışmalara ilişkin kurallar ve uygulamayı içeren (bireysel ve toplu) çalışma hukuk yanında toplumun kamu görevlileri dahil her kesimi ilgilendiren sosyal hakları ve güvenceleri de içermek şeklinde vurgulanmıştır. Ayrıca bu sözleşme ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşme AİHS) ile taraf devletlerin yükümlülükleri ve bu yöndeki görevlerin benzerliği de belirtilmektedir.Bu açıdan ASŞ bağlamında topluluk açısından Avrupa Konseyinde öngörülen bir denetim ve gözetimin yanı sıra özellikle bireysel hak açısından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel bir başvurunun da kabul edildiği yönünde bir bilgi de bu çalışma da yer almaktadır.Belarus,Kazakistan ve Vatikan dışında Türkiye dahil Avrupanın diğer ülkeleri Avrupa Konseyinin üyesisidir.Resmi dili İlgilizce ve Fransızdır.Avrupa İnsan Mahkemeleri de Avrupa Konseyine bağlı olup İnsan Hakları başlığı altında ayrıca “Avrupa Sosyal Haklar Komitesi” nde yetkili olması bağlamında önemli bazı kararlar da bu çalışma da ayrıca yansıtılmıştır.

108) Bu çalışma da söz konusu olan haklar ve önemler maddeler açısından ayrı ayrı da ele alınmıştır.Bu çalışmanın 72 inci sayfasında ise “Sosyal Hizmetlerden Yararlanma Hakkı” ile ilgili 14 üncü madde de ele alınmış ve değerlendirilmiştir (Ek:34).Orjinal İngilizce metinin yanı sıra Türkçe ye çevrilerek yayınlanmış olan bu metin birlikte ele alınmıştır.Bu iki metinden Türkçesi aynen şu şekildedir

 “Madde 14 Sosyal refah hizmetlerinden yararlanma hakkı.
Aktif Taraflar Sosyal Refah Hizmetlerinden Yaralanma Hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla:
1. Sosyal hizmet yöntemlerinden yararlanarak, toplumda bireylerin ve grupların refah ve gelişmelerine ve sosyal çevreye uyum sağlamalarına katkıda bulunacak hizmetleri teşvik etmeyi ya da sağlamayı;
2. Bireylerin ve gönüllü ya da diğer örgütlerin bu tür hizmetlerin kurulması ve sürdürülmesine katılmalarını özendirmeyi; taahhüt eder.”


İngilizce metin ise şu şekildedir.

“Article 14 the right to benefit from social welfare services.

With a view to ensuring the effective exersice of the right to benefit from social welfare services, the Parties undertake:
1. to promote or provide services which, by using metods of social work, would contribute to the welfare and development of both individuals and groups in he comunity, and to their adjustment to the social envoirement;
2. to encourage the participation of individuals and voluntary or other organisations in the establish-ment and maintenance of such services”

“Açıklama” da (parağraf 70) ise “Resmi çeviride İngilizcede geçen “sosyal refah hizmetleri” deyimi, aslında mevzuatımıza Fransızcadan geçen “sosyal hizmet” karşılığıdır. 14. madde iki düşünceden oluşmaktadır: -sosyal hizmetlerden yaralanma hakkını etkili kılacak biçimde sosyal hizmetlerin örgütlenmesini,- bireyler ve örgütlerin bu hizmetlerin kurulmasına ve işleyişine katılması.” şeklinde çeviri ile ilgili ayrı ve önemli bir tespit yapılmıştır.Görüleceği gibi orjinal İngilizce metinde ki “ Article 14 the right to benefit from social welfare services.” in “Sosyal refah hizmetlerinden yararlanma hakkı” şeklindeki Türkçe çeviri ile gene Avrupa Konseyi açısısından resmi dil olarak kabul edilen orjinal Fransızca metin de ki “Droit au bénéfice des services sociaux”” (EK :35) metin birlikte karşılaştığında bu Türkçe çevirinin örtüşmediği görülmektedir.

109)Bu 14 üncü maddenin başlığında oluşan bu yanlışlığın ise “Sosyal hizmetlerden yararlanama hakkı “ şeklinde Türkçe ye çevrilmesi bu açıdan gerekmektedir. Böyle bir çeviri yanlışlığı ile “David” in Türkçe ye “Davut” ,”Ali’ veya Ayten” gibi yapılan bu çeviri de engellenmelidir.Gerçeğe aykırı hukuksal bir belgenin YOK hükmün de ele alınmasını da gerektirmektedir.Böyle bir adlandırmanın yanı sıra kavramsal ve uygulama açıdan görüldüğü gibi bir ayrışma da söz konusu olmuştur. “Sosyal refah” gibi subjektif bir kavram ve uygulama yerine kişilerin/bireylerin eşit ve adil bir şekilde toplumda konumlanmasına yönelik “sosyal hizmet” gibi somut bir uygulamanın bir görev ve yükümlülük olarak gözetilmesi,hukuksal açıdan da güvence altına alınması vede bu uygulamanın boyutu da rahatlıkla değiştirilmektedir.Yanıltma ile de ayırımcılığa ve keyfiliklere de neden olunmaktadır.Adlandırma ve kavramsal açıdan oluşan bu durum bir bilim olarak kabul edilen “sosyal hizmetin” hem akademik hemde uygulama bağlamında uluslararası boyutu için de ayrıca geçerlidir.Örneğin bu İngilizce ve Fransızca metnin Almanca ya çevrilmesin de de “sosyal refah” değil "sosyal hizmetler" den bahsedilmektedir.(14. Jedermann hat das Recht, soziale Dienste in Anspruch zu nehmen.) Bu bağlamda bir İngilizin , bir Almanın veya bir Fransız için sosyal hizmetler bir hak olarak öngürülmektedir. Güvence altına alınırken vede bu yönde sosyal hizmet yöntemlerinin uygulanması bir taahüt olarak ele alınırken; Türkçe için yapılan bu çevri yanlışlığı ile de Türkiye de “sosyal refah” diye soyut bir kavram ile “sosyal hizmetler” şeklinde somut bir kavramın bir hak araması engellenmektedir. Bu yönde oluşan bir ayrımcılık ile de bir hak sahibi olan T.C. yurttaşlarına yönelik oluşan bu mağduriyetler hem teknik hemde hukuksal açıdan da görmezden gelinmiştir.Devam da edilmektedir.Gerçeğe aykırı ve/ veya yanıltma ile oluşan bu durum aynı zamanda görüleceği gibi akademik ve teknik açıdan da görmezden gelinerek bu “AYIP” a ortak olunmakta vede katkı da verilmektedir.--Geçenlerde Osmanlı tarihinde öne çıkan bir bilim insanı Prof.Halil İnancık vefat etti.Bu kayıp üzerine Prof.Dr.İlber Ortaylı’nın da anılarına yer verdiği bir makalede;” Osmanlı tarihi için birinci ve doğru kaynak belgedir.Belgeyi ancak belge düzeltir ve belgeyi doğru okumalıdır.Bir seminerde “Bu ibare katip hatası olabilirmi ? dedim,Halil Hoca “Hatayı katipte değil kendi dikkatinde ara” dedi” http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ilber-ortayli_614/halil-hocamizin-ardindan_40176573  şeklinde ki bu anı aynı zamanda belge ve bilgi için yapılan çevirinin önemi de yansıtmıştır.Özellikle akademik açıdan tarih dahil hukuk ve diğer bilim alanın da yer alan bilgi ve belgelerin doğru bir şekilde Türkçeye çevrilmesi için de geçerli bir gösterge de olmuştur.Bu bağlamda .Prof.Dr. Tekin Akıllıoğlu tarafından Avrupa Sosyal Şartı gibi önemli bir bilgi/belgenin başkaları yerine kendi kaynağından doğru bir şekilde Türkçeye çevirmiş olması vede bu yöndeki yanlışlığı öne çıkarılması bu açıdan ayrı önemdedir.Sosyal Hizmet gibi bir temel hakka ulaşılmasının veya engellenilmesininde somut bir kanıtıdır.Bu sadece akademik bir dürüstlük ile de ilgili değildir. Bir kalite ile birlikte utanılıp utanılmamakla da ilgilidir.”Ayıp” ile de ilgilidir..Bu durum ÇHS si ile de ilgili olup “çocuk” ve “genç” açısından yapılan Türkçe ye çeviriler de uygulamayı rahatlıkla belirlemektedir. Yanlış çeviriler ile de Hak ihlalları dahil kavram kargaşalarının görmezden gelinmesine önemli katkılarda verilmektedir. Senelerden beri var olan Almanya da ki “gençlik mahkeme”lerini örneğin hiç çekinmeden çocuk mahkemeleri şeklinde Türkçeye çevrilmesi ile de böyle bir uygulamanın bilimsel açıdan bele karşılaştırılması ve değerlendirilmesi de böylece engellenmektedir. Ki bu “ayıp” durum yoğun bir şekilde de görülmektedir. (http://www.hukukmarket.com/images/contentspdf/143756.pdf ;sf 53:JGGJugendgerichtsgesetz    Çocuk Mahkemesi Kanunu)

110)Ayrıca Türkçe metinde şimdiye kadar “sosyal refah” ile ilgili bir tanım da bilindiği gibi yoktur.Buna rağmen bu şekilde bahsedilerek iki boyut görüleceği gibi öne çıkarılmıştır.Çeviri yanlışlığının somut bir şekilde yansıtıldığı bu çalışma da ise bu iki boyut şu şekilde ele alınmıştır. “Sosyal hizmetlerin örgütlenmesi( m.14 fıkra 1)” ile ilgili bu düzenleme ile ilgili olarak ise (paragraf 71) ; görüleceği gibi “sosyal hizmet yöntemlerinden yararlanarak, toplumda bireylerin ve grupların refah ve gelişmelerine ve sosyal çevreye uyum sağlamalarına katkıda bulunacak hizmetleri teşvik etmeyi ya da sağlama” taahüt edilmiştir.Dolayısı ile yararlanmak için taahhüt edilen sosyal refah ile ilgili bir durumda söz konusu olmayıp aslında social work/sosyal çalışma/sosyal hizmet yöntemleri ile de öngörülen bu taahütün yerine getirilmesi başlıkla da uyumludur.Kavramsal ve uygulama açısından oluşturulan bu somut yanlışlığın bu açıdan da giderilmesini de gerektirmektedir.

111)Bu yönde taahüt bağlamında değerlendirilen bu çalışma aynen şu şekilde devam etmektedir.
 “ * Birinci fıkranın önemli kavramı” sosyal çalışma” resmi çeviride adlanarak “sosyal hizmet yöntemleri” denilmiştir. Sosyal çalışma, kapsam içine giren birey ve toplulukların durumlarının dikkate alınarak, uygun sosyal hizmet prgramına alınmaları ve sosyal çevre ile uyumları sağlanıncaya kadar bu çalışmanın devam etmesi demektir.
* Başka anlatımla sosyal çalışma, birey ve toplulukların refah düzeylerini muhafaza edecek ve/veya arttıracak faaliyetlerdir. Sosyal hizmetler, karşılaştıkları sosyal güçlükleri aşamayan birey ve korumasız topluluklara (vulnerable groups) yönelik, sosyal hizmet uzmanlarının çalışmaları ile gerçekleştirilen faaliyetlerdir.
* Uzmanlar bilgilendirme, görüş erme, destekte bulunma, topluma kazandırma gibi işlevler yerine getirir. Sosyal hizmetler çok çeşitli faliyetlerden oluşmaktadır. Kimi durumlarda evde yardım hizmetleri söz konusudur: ev idaresi, sağlık bakımı, sosyal destek, yaşlılara yardım, sığınma evleri gibi acil durum hizmetleri birkaç örnektir.
* Çocuklarla ilgili olarak; çocuk bakımı, çocuk koruma, çocuk bakım evi, çocuk istismarını önleme, aile sorunlarında danışmanlık ve arabuluculuk, aile içi şiddetin önemlenmesi başlıca konulardır. Bu alan 14. madde ile genel olarak düzenlendiği gibi çocuklarla ilgili olarak m.7&10 m.17; aile ile ilgili olarak m.16; yaşlılarla ilgili olarak m.23 ve aile sorumlulukları konusunda 27. madde özel hüküm niteliğindedir. “ Dolayısı ile “sosyal hizmetler” ile “sosyal hizmet/sosyal çalışma”nın ilişkisi,yapılanması vede uygulanılmasının yanı sıra özellikle uluslararası sosyal hukuk boyutu açısından ne şekilde ele alınmayı da gerektirmektedir.Bu taahüt ile oluşan bu uyum aynı zamanda 2828 sayılı “Sosyal Hizmetler Kanunu” ve Tanımlar ile ilgili (3/a) maddesin de uyumlu olup bu tanım halen yürürlüktedir.( "Sosyal Hizmetler"; kişi ve ailelerin kendi bünye ve çevre şartlarından doğan veya kontrolleri dışında oluşan maddi, manevi ve sosyal yoksunluklarının giderilmesine ve ihtiyaçlarının karşılanmasına, sosyal sorunlarının önlenmesi ve çözümlenmesine yardımcı olunmasını ve hayat standartlarının iyileştirilmesi ve yükseltilmesini amaçlayan sistemli ve programlı hizmetler bütününü,” )


112)Prof.Dr. Tekin Akılıllıoğlu tarafından yapılan bu çalışma da“Sosyal hizmetlerin etkili kılınması” alt başlıklı kısmıda ayrıca değerlendirilmiştir (sf.74 ;Paragraf 72).Tespit ve değerlendirmeler ise şu şekildedir.

“Komite’nin Şart ile öngörülen haklara ilişkin yaklaşımı 14. madde içinde yinelenmiştir. Buna göre sosyal hizmetler kağıt üzerinde kalmamalı uygulamada etkili işleyişe kavuşturulmalıdır. Digest 2008’de sıralanan koşullar aşağıdaki gibidir;
- Herkese hiçbir koşul aranmaksızın, (ücretsiz), sosyal sorunlarını aşmada bilgilendirilme ve danışma hakkı tanınmalıdır. Diğer sosyal hizmetlerden yararlanma, talep edenlerin gücünü aşmamak kaydıyla bazı koşullara bağlı tutulabilir.
- Sorunları ile başedemeyen herkes sosyal hizmetlere erişebilmelidir.
- Hizmetten yaralanmak isteyenler, istemedikleri kararlara karşı bağımsız bir kuruluş önünde (veya yargı önünde) itiraz/dava hakkına sahip olmalıdır.
- Sosyal hizmetler ülke düzeyinde dengeli bir dağılım içinde örgütlenmelidir.
- Sosyal hizmetlerden yararlananların kişisel verileri korunmalı ve özel hayata saygı gösterilmelidir.
- Sosyal hizmet çalışanları nitelikli ve yeter sayıda olmalıdır. Kararlar yaralanıcıya en yakın kişi tarafından alınmalıdır. Kamu ve/veya özel kesimde örgütlenen sosyal hizmetlerin uygun çalışıp çalışmadığı denetlenmelidir.”

113)Avrupa Konseyinin bir organı olan Komitenin özellikle ayrımcılık dahil sosyal hizmetler hakkının engellenmemesi için gerekli koşullar da görüleceği gibi açıklanmaktadır.Bu bağlamda sorunları ile başedemeyen “herkes” denilerek ayrımcılık gözetilmeden kamusal bir hizmetin bir parçası olarak sosyal hizmetlere erişmesi için uygulamaların bir görev olarak yerine getirilmesi öne çıkarılmıştır.Gene kamusal açıdan hizmetten yaralanmak isteyenler ile istemedikleri kararlara karşı bağımsız bir kuruluş önünde (veya yargı önünde) itiraz/dava hakkına sahip olmalıdır derken idari açıdan hukuksal sürecin gözetilmesinide gerektirmektedir.İdari yapıda SİR gibi bir raporlama dahil yapılan işlemlerin bilgilendirilmesi ve buna yönelik oluşturulan komisyona dayalı işlemlerin hukuksal süreçte de ayrıca gözetilmesi vede bu yönde bir niteliğin aranılmasını da gerektirmektedir.Sosyal hizmetlerin ülke düzeyinde dengeli bir dağılım içinde örgütlenmesi gerekirken yararlananların kişisel verileri korunmalı ve özel hayata saygı da gösterilmelidir. Bu yönde sosyal hizmet çalışanları nitelikli ve yeter sayıda olmalıdır derkende sosyal hizmet yöntemleri konusunda eğitim almış kişilerce yürütülen bir görev ve yetki öne çıkmaktadır.Sosyal Hizmetlere yönelik yardımcı bağlamında da aranılan bir nitelik aranırken yetki ve görev açısından bir kargaşanın ve bu yönde ek hukuksal sorunların engellenmesi de gerekmektedir.

114)Sosyal Hizmetler konusunda eğitim almış kişiler tarafından da aranılması gereken belli bir niteliğe dayalı “Kararlar”; yararlanıcıya en yakın kişi tarafından alınmalıdır denmektedir. Aynı zamanda kamusal açıdan yararlanma da aranılan SİR gibi temel araç ve kişi için de temel bir nitelik ve özelliğin aranılmasını da gerektirmektedir.Ayrıca kamu ve/veya özel kesimde örgütlenen sosyal hizmetlerin uygun çalışıp çalışmadığı denetlenmelidir şeklindeki açıklaması ile de hayırseverlik veya yardımseverlik üzerinden yürütülen sosyal hizmet çalışmaları dahil bu uygulamaların özel hukuk alanı yerine kamusal hukuk açısından da ayrıca gözetilmesi ve denetlenmesi de gerekmektedir.Uluslararası uyum açından bu yönde kamusal bir görevde bir yükümlülük olarak öngörülmektedir.

115) Ayrıca (14. mad/.2.fıkra) ile sosyal hizmetlerin yararlanılması için bireyler ve örgütlerin bu hizmetlerin kurulmasına ve işleyişine katılması ve özendirilmesi de diğer ikinci bu boyutun da taahüt edildiği bu kapsamda ele alınmıştır (Paragraf.73) 2. fıkranın amacı ise : devletlerin gönüllü kuruluşlara destek sağlamak ödevinin hatırlatılmasıdır. Komite kamu ve/veya özel kesimde örgütlenme şekilleri konusunda herhangi bir koşul önermemiştir. Taraf ülkelerde bazı hizmetler özel kesimle yarışmalı olarak yapılabildiği gibi bazıları tamamen özel kesime bırakılmıştır şeklinde açıklanmıştır.(Ama bu durum anlaşılırken özellikle taraf DEVLET lerin merkezi ve federel/yerel yönetim modeli ve sistemler gibi temel farklılarında gözetilmesini gerektirirken gene buna bağlı olarak “subsidiarite” ilkesi bağlamında sosyal hizmetin yerel yetki ve gönüllülük açısından kurumsal yapılar ile ilişkisinin de ayrıca gözetilmesi gerekmektedir.Türkiye de ise bilindiği gibi merkezi bir yönetim söz konusu olup vergiler, merkezi yönetim üzerinden toplanmaktadır.Buna bağlı olarak ASPB tarafından yürütülen bir hizmette söz konusudur.Bu yönde bir yetki devri olmadan belediyeler tarafından yapılan sosyal yardımların ve sosyal hizmetlerin öncelikle hukuksal açıdan ayrıca ele almayı da gerektirmektedir. )

116)Bu çalışmada ayrıca “Komite’nin sosyal hizmetler değerlendirmesi (2009)” şeklinde bazı değerlendirmeler de yansıtılmıştır. (Paragraf 74).Bu değerlendirilmelerin arasında görüleceği gibi “Türkiye raporunda Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu(shçek) eliyle yürütülen hizmetler hakkında bilgi verilmekle birlikte denetim döneminde (2006-2007) uygulamada bütün illere hizmet götürülemediği, örneğin ihtiyaç içindeki ailelere yardımın sadece 31 ilde örgütlenebildiği tespit edilmiştir. Komite Türkiye’de henüz genel olarak sosyal hizmet örgütlenmesi olmadığı sonucuna varmıştır.” şeklinde bir değerlendirme söz konusudur.. Buna ek olarak “2011’de Aile ve Sosyal Yardım Bakanlığı’nın kurulmasıyla daha önce Başbakanlığa bağlı olan sosyal hizmet kuruluşları, bu arada SHÇEK kapatılarak, bu bakanlığa devredilmiştir.” Dolayısı ile 2011 den itibaren söz konusu olan ASPB ca yapılan bir değerlendirme ise henüz bulunmamaktadır.Ama bu yönde örneğin “Sosyal Hizmet Merkezleri” gibi merkezlerin yanı sıra Aile Danışma Merkezleri gibi merkezi yönetim bağlamında kurumsal uygulamalar söz konusudur.Ama adil ve sosyal hizmete uyumlu ve hukuksal açıdan güvenceye dayalı bir uygulanma ile bu yönde bir niteliğin aranılmadığı da görülmektedir.Bu arada “Komite SHÇEK tarafından sağlanan hizmetlerin ücrete tabi olan/olmayanlarının, yer açısından dağılımını, talepleri karşılama oranını, ve çalışanların nitelik ve yeterliklerinin belirtilmesini istemiştir.” Fakat yapılan bu talebe hangi yanıtın verildiği bilinmemektedir.Ama görüleceği gibi bu yönde bir niteliğin de arandığı görülmektedir.

117)Gene “Raporda gönül kuruluşların katılımına Türkiye Kızılay Kurumu ile Sosyal Yardım ve Dayanışma Vakıfları örnek gösterilmiştir. Komite ihtiyaç sahiplerinin bu kuruluşlardan yararlanma koşullarını ve denetim usülleri, talep sahiplerinin olumsuz işlemler karşısınd sahip oldukları itiraz ve/veya dava yolları hakkında bilgi istemiştir.” Fakat ; bu konu içinde yapılmış bu talep için alınmış bir yanıt bilinmemektedir. Kamu kaynaklarınca karşılaşılan Türkiye Kızılay Kurumu ve Sosyal Yardım ve Dayanışma Vakfı gibi özel hukuk kapsamında da yararlanılan bu kuramsal yapıların nasıl denetlendiği yönünde talep bu açıdan ayrı bir önemi de arttırmaktadır.Çünkü ASŞ 13 üncü maddesinde öngörülen “Sosyal Yardım ve Tıbbi Yardım Hakkı” gibi temel bir sosyal hak bir yükümlülük olarak kabul edilmiştir.Bu madde ile yararlananların kurumsal açıdan da ayrıca değerlendirmesini ve güvence altına alınmasını da gerektirmektedir.Ancak bilindiği gibi 2016 yılında 24 milyar TL gibi bir önemli bütçeyi yöneten ASPB tarafından Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü tarafınca yürütülen bu uygulamada vergi verenlerce karşılanan kamusal bir kaynağın vakıflar üzerinden yürütülmesi söz konusudur. ASŞ bağlamında hak sahibi olarak yararlananların kamu hukuk bağlamında idari hukuk açısından ele alınmadığı bir uygulama da benimsenmiştir.Bunun yerine ise bilindiği gibi özel hukuk üzerinden yürütülmesi hem hukuksal bir sistem açısından hemde yararlananların güvence altına alınılmaması aslında ASŞ ile var olması gereken uyumu da engellemektedir.Ayrımcılık dahil oluşan bu aykırılığın ayrıca değerlendirmeyi de gerektirmektedir.

118) Prof.Dr.Tekin Akıllıoğlu tarafından yapılan ASŞ na yönelik bu çalışmada sosyal hizmetlerinin önemini yansıtan bazı tespitler bazı bölümler de de ayrıca yer almaktadır.Örneğin 79 uncu sayfa da “Toplumsal dışlanma ve yoksulluğa karşı korunma hakkı- mad.30- ile ilgili değerlendirilmelerinin arasında şu şekilde bir değerlendirmeye de yer verilmiştir. 81.in paragraf şu şekildedir. “..Bir başka açıdan,yoksulluk ve dışlanma temel sosyal haklardan yararlanamamaktır.Komite maddede sayıldığı gibi tüketici olmamakla birlikte istihdam(employment), konut(housing),iş ve meslek öğrenme(training), eğitim(education), manevi gelişme(culture), sosyal ve tıbbi yardım(social and medical assistance) başlıca temel sosyal haklar olarak nitelendirmektedir.Bir başka yaklaşıma görede sosyal dışlanma temel kamu hizmetlerinden yararlanma oranına göre ölüçülebilir. Sağlık,eğitim,konut,ulaşım,sosyal hizmetler imkanları zayıf insanların dahi toplum içinde kalabilmek için yararlanması gereken temel kamu hizmetleridir.Taraf Devletler 30 uncu madde bağlamındaki yükümlülüklerini yerine getirme şekillerini belirlemede takdir yetkisine sahip olmakla birlikte ,yoksulluk ve dışlanma mağduru kimselerinde katılımı ile temel sosyal hakların önündeki engellerin nasıl kaldırılacağını ve buna ilişkin uygulamayı açıklama ödev altındadır.”Dolayısı ile sosyal hizmetler görüleceği gibi sağlık,eğitim gibi temel bir kamusal bir hizmet olarak kabul edilmesi gerekirken bu hizmetin bir hak olarak görev ve yükümlülüğü de söz konusudur.”Sosyal Refah” bu bağlamda bu görev ve yükümlülüğü sulandırmak için bir araç olmakta olup bu manipilasyon bu keyfilik içinde zemin oluşturmaktadır.Zaten Bakanlığın başlığında “aile” dışında “sosyal politika” gibi icracı olmayan bir kavramın ve uygulamanın öne çıkarılması bu sulandırmayı aslında daha da fazala yansıtmaktadır.

119)Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi diğer sözleşmeleri ile yasama,yürütme,yargıyı birlikte oluşturan T.C. Devletinin de tarafı olan ASŞ ile ilgili bu çalışmada aynı zamanda şözleşmeye dayalı taahüt ve yüklenimlerin hukuki açıdan ele alınması da ayrı bir şekilde ele alınmaktadır.Özellikle Komite de deki kararlar ve değerlendirmeler dipnot halinde ve ayrı ayrı da ele alınmıştır.Sosyal hakların korunması için temel bir kaynak olan bu çalışmada örneğin 170 ci sayfa da ASŞ ile AİHS in uyumu da ele alınmıştır.Özellikle de ASŞ 14. madde ile genel olarak çocuklarla ilgili 7 inci 10 uncu ve 17 inci madde ; aile ile ilgili olarak 16 ıncı madde ; yaşlılarla ilgili olarak 23 üncü ve aile sorumlulukları konusunda 27. madde özel hüküm niteliğinde olması ile oluşan bu ilişki ayrımcılık bağlamında AİHS nin 14 inci madde si ile de ilişkilendirilmiştir.(MADDE 14 Ayrımcılık yasağı : Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.)Bu bağlamda AİHM ne bireysel açıdan bir başvuru önünün açıldığı da kabul edilmektedir.Bu ilişki ASŞ de yer alan Sosyal Koruma boyutu açısından AİHS nedeni ile daha da önem kazandırmaktadır..Hem adil bir uygulama hemde bu ayrımcılığın engellenmesi de bir sosyal hakkın korunması açısından ayrı bir görev ve yükümlüğün gözetilmesini de gerektirmektedir.Ayrımcılıkla ilgili AİHS inin 14 üncü maddesi ile ilgili bu boyut aynı zamanda TC. Anayasasının 10 uncu maddesi açıdan da ayrı bir önemdedir. Bir hak olarak öngörülen sosyal hizmetin temel bir sosyal hak açısından hukuksal güvence altına alınmaması ile de bir hak sahibi olan yararlanan için önemli bir ayrımcılığa ayrıca neden olmaktadır.

120)Bu durum özellikle bir hak olarak öngörülen sosyal hizmetlerin bir hayırsever/yardımsever özelliği ile değil ; bilgi ve tekniğe vede bir yönteme dayalı uygulamayı da öne çıkarmaktadır.Yurttaşlığının toplum açıdan konumlanması ile de ilgili tarihsel bir süreç ve gelinen nokta bu düzeyi de yansıtır.Bu aynı zamanda 47 ülkenin üyesi ile oluşan Avrupa Konseyi bağlamında sosyal hakklarınında bir göstergesi de olup bu yönde bir araç olarak kabul edilen SİR ve bunun için bir nitelik ve özellikte aranılmaktadır.Bu ise kamusal bir hizmet açısından liyakat dahil bir yetki ve görev için de temel bir zorunluktur.Aslında 2016 yılında 24 Milyar TL ulaşılan bir bütçenin teknik bir şekilde yönetilmesi içinde gereki olan bu zorunluluk sadece Türkiye açısından değil Uluslararası bağlamda bilgi ve teknik açıdan bu uyumu da gerektirmekte olup HUKUK DEVLET niteliği içinde hukuksal bir uyumun gözetilmesi de gerekmektedir.Görüldüğü gibi hem uluslarası sözleşmeler bağlamında ASŞ gibi iç hukukun bir parçası olan ödev ve yükümlükler ile Bakanlıkta yer alan Uluslararası Sosyal Hizmetler Birimi ile ilgili bir görev söz konusu olmasına rağmen Bakanlık tarafından 9.2.2013 ve 1.8.2013 tarihlerinde yayınlanmış olan “Sosyal Hizmet Merkez Yönetmeliği” nin uyumlu olmadığı Prof.Dr.Tekin Akıllıoğlu tarafından yapılan çalışmaların değerlendirilmesi ile de açık bir şekilde görülmektedir.Bu değerlendirme bağlamında yararlanlara yönelik ayrımcılığa ve hak ihlallerine neden olduğu da açık şekilde görülmektedir.

Değerlendirme :

121)Bu çalışma ve değerlendirilmeler birlikte ele alındığında ise bu yönetmeliğin 9 Şubat 2013 tarihli “tanımlar” ile ilgili 4 üncü maddenin (i) fıkrası ile “Sosyal çalışma görevlisi: Psikolojik danışmanlık ve rehberlik, psikoloji, sosyoloji, çocuk gelişimi, öğretmenlik, aile ve tüketici bilimleri ve sosyal hizmet alanlarında eğitim veren kurumlardan mezun meslek mensuplarını “şeklinde yapılmış olan tanımlanma ile ; 1.8.2013 tarihli yapılan bu değişiklikte ki (i) fıkrada “Sosyal inceleme : Birey, aile, grup ve toplulukların sosyal hizmet ve sosyal yardıma ilişkin ihtiyaç ve sorunlarının tespiti ile hangi sosyal hizmet uygulamalarından yararlandırılması gerektiği önerilerini içeren inceleme ve değerlendirme faaliyetini” şeklinde yeniden bir tanımlamada bilindiği söz konusu olmuştur.Bu değişiklik bağlamında ise ayrıca (J) fıkrasında “Meslek elemanı” şeklinde ek bir tanımlama ile de “Sosyal hizmet, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, psikoloji, sosyoloji, çocuk gelişimi, öğretmenlik ile aile ve tüketici bilimleri lisans programlarından mezun olup merkezde çalışanlar” şeklinde bir tanımlama yapılarak görev ve yetkiler bu yönde de öngörülmüştür.Bu düzenlemeler Merkezin hem yönetimsel hemde teknik boyutla ilgili olup bu merkezden yararlananların durumunu ve düzeyini de yansıtmaktadır. Dolayısı ile ÇKK nun da öngörülen 35 inci madde de yer verilen “Sosyal inceleme” ile yapılan değişiklik sonucu ÇKK (3/1-e) madde de yer verilen “Sosyal Çalışma Görevlileri” üzerinden yapılan bir tanımlama ve ilişki görüldüğü gibi işlev açısından aynen devam ettirilmiştir.

122)Buna dayalı olarak ÇKK nun da öngörülen bu iki düzenleme ve iç hukukun bir parçası olan ÇHS (md.3/40 ) vede temel bir araç olan sosyal araştırmaya yönelik Pekin Kurallarının 16 ıncı maddesi ve ASŞ nın 14 üncü maddesine yönelik tespit ve değerlendirmeler bağlamında da; bir hak olarak taahüt edilen sosyal hizmetler hakkına ulaşılması için sosyal hizmet yöntemlerine dayalı aranılan bir görev ve yükümlülüğün T.C.Türkiye Devleti tarafından gözetilmediği gayet açık bir şekilde görülmektedir..Afganistan da 2005 yılında yapılmış olunan düzenlenme de bile SİR gibi teknik ve hukuksal açıdan aranılan bu özellik için sosyal hizmet konusunda eğitim almış kişilerin dışında kendi alanları dışında eğitim almış kişilerce 2005 yılında Türkiye de ÇKK nun üzerinden yapılan bu görevlendirilme; yararlananların haklarına ulaşılmasını da somut bir şekilde engellemektedir.Aranılması gereken liyakat ise hem kamusal hizmeti yöneten hem de çalışanlar açısından şimdiye kadar gözetilmemiştir.Aksine bir keyfilik öne çıkarılmıştır. Özellikle Avrupa Konseyinde yer alan Komite de aranılan somut değerlendirmeler bağlamında; sosyal çalışmacılar dışında düzenlenmiş bir SİR nuna dayalı alınan bir karar sonucu oluşturulan idari işlem(ler) temel bir hak ihlaline de neden olunmaktadır.Özellikle de sosyal hizmet çalışanlarının nitelikli ve yeter sayıda olması Komite de açıkça belirtilmesine rağmen bunun yerine getirilmemesi ayrı bir hak ihlaline de nedendir.Bu durum bireysel ve kollektif açıdan hukuksal bir soruna da dönüşmektedir. Temel bir kamusal hizmet olan sosyal hizmetin gerekli bir şekilde yerine getirilmemesi ve liyakat aranılmaması bağlamında da önemli bir “hizmet kusuru”nun oluşturulmasına; yararlananlara/hak sahibi yurttaşlara ek bir mağduriyete de neden olmaktadır.Sosyal hizmetlerin Bakanlık tarafınca verilen izin dahil yaptırımı da içeren düzenlemeler ile bakım hizmeti veya danışmanlık hizmeti için özel sosyal hizmet kuruluşlarını vede bir bedel karşılığı sağlanan hizmet ile de ilişkili olan olan bu durum mesleksel sorumluluğun gözetilmemesi ile de ayrıca bir yetki gaspı dahil maddi açıdan haksız bir yararlanılmaya da katkı verilmektedir.

123)Ayrıca bilindiği gibi Bakanlık çatısı altında ve uluslararası aynı sözleşmeler bağlamında öngörülen görev ile yurtdışında yaşayan T.C. dahil diğer ülkelerdeki kişiler açısından SIR nun sadece sosyal çalışmacılar tarafından yürütülmesi gözetilirken (ÇKK – 3/1-e) ve (ÇKK/35) inde olaşan bu garabet durumun Türkiye açısından gözetilmemesi önemli bir ayrımcılığı da neden olmaktadır.Pekin Kuralının 16 ıncı madde üzerinden bırakın Almanya veya İngiltere’yi Afganistan da bile bir zorunluluk olarak aranılan sosyal araştırma/inceleme için gerekli olan nitelik ve işlev sonucu Çocuk Hakları gibi temel haklara yönelik kamusal ve/veya kollektif bir saldırı da söz konusudur.Sosyal adalet,eşitlik ve çocuk dahil kişilerin özgürleşmesine yönelik benimsenen bu ayrımcılık 2005 yılından beri ÇÇK nun yürütülmesi ile somut bir şekilde devam edilmektedir.SHÇEK dahil 2011 yılından beri kurulmuş bulunan ASPB dahil müsteşarlığa bağlı AB ve Dış İlişkiler Başkanlığı ve Hukuk Müşavirliğince de söz konusu olan yönetmelikler ile oluşan bu ayrımcılığın engellenilmesi yerine bu yöndeki görevleri yerine getirmeyerek açık bir destekde verilmiştir.Özellikle çocuk/gençlik adalet (?) sistemi dahil ÇKK nunda öngörülen (4), ile (44) üncü bağlamında hem kişisel hemde kurumsal bir görev ihmal ve istismarlığı gibi bir durum da söz konusu olabilmektedir.Ayrıca Bakanlık birimleri arasında Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü üzerinden yer alan kurumsal yapı SHÇEK tarafından uygulamaya dayalı olarak aynen devam etmektedir.Bu genel müdürlük yapısında bir sosyolog tarafında yürütülenen Çocuk Hakları Daire Başkanlıgı gibi ayrı bir görevde öngörülmüştür.Fakat bu görevin yerine getirilmediği de açık bir şekilde görülmektedir.Bu ayrımcılık ve aykırılıklar dahil ; yönetmelik ile gözetilmeyen bu durum ASŞ nun 14 üncü maddesi bağlamında hak sahibi açısından yararlananlara yönelik alınan kararlar ve işlemler idari ,mesleksel ve teknik açıdan gözetilmediğini de ortaya çıkarmaktadır.Anayasanın 90 ıncı maddesi ile ASŞ birlikte ele alınması gerekliliği ve ASŞ nın 14 üncü maddesine ek olarak çocuklarla ilgili 7 .10. 17; aile ile ilgili 16; yaşlılarla ilgili olarak 23 ve aile sorumlulukları konusunda 27. maddeler deki hakların gözetilmediğini de anlaşılmaktadır.AİHS nun 14 üncü maddesi bu aykırılığı daha da somutlandırırken çocuk dahil koruma boyutu ile birlikte ceza ve idari hukuksal boyutunu da içeren yargısal bir uygulama sürecinde aynı zamanda adil bir yargılama için aranılan 6 ıncı maddesi bu açıdan da ek aykırlıklara neden olmaktadır.

124)Sosyal Hizmet Merkezleri ile halen yürürlükte olan uygulamalara yönelik oluşan Hak ihlallerini de içeren bu somut aykırılık aynı zamanda Sosyal ve Hukuk Devlet niteliği ile de ilişkilidir. Anayasanın 90 ıncı maddesi bu aykırılığı da Anayasa Hukukuna da taşınmaktadır.Bu aykırılıklar ile birlikte Anayasanın 2 inci madde de aranılan niteliğinin Bakanlık tarafından gözetilmediğini ortaya çıkarmaktadır.(paragraf 66-69) Hak sahibi özelliği bağlamında çocuk dahil Kişilere bu yönde ayrı bir saldırı da söz konusu olmaktadır.Gene Anayasanın 2 ve 90 maddeleri ile birlikte ele alındığında Anayasanın 10 uncu maddesinde öngörülen eşitlik ilkesi ile ilgili ek bir aykırılığa da neden olmaktadır.Ayrıca T.C. Anayasasının “Temel amaç ve görevleri” ile ilgili 5.Maddesi ile de öngörülen temel yükümlülüğe rağmen Bakanlık bu yönde bir aykırılığıda oluşturmuştur.Özelikle de temel hak ve hürriyet ile sosyal hukuk devleti vede sosyal adalet dahil adil bir adalet ilkelerine uyumun bir temel olması ise bu açıdan gözetilmemiştir.Bu durum aynı zamanda Anayasanın 11 inci maddesi açısından ayrı bir yükümlülüğü de getirmektedir. Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorununluğuna rağmen Bakanlık bu yönde de gene açık bir aykırılığı oluşturmuya da devam etmektedir.

125)”Temel hak ve hürriyetlerin niteliği” ile ilgili 12 inci madde ile de temel hak ve hürriyet ile sosyal hukuk devleti vede sosyal adalet dahil adil bir adalet ilkelerine uyum ise yönetmelik için de gözetilmemiştir.Ayrıca idare ve yargısal uygulamalar dahil bu görev bağlamında ;herkesin, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip kılınması 17 inci madde de ayrıca vurgulanmasına rağmen bu yükümlülük de yerine getirilmemiştir.. Temel hak ve hürriyetlerin korunması ile ilgili 40 ıncı maddesi ise özellikle Anayasa da yer alan görev ve yükümlülüklerin gözetilmesi ile de ilgilidir. Resmi görevlilerce haksız işlemler sonucu bir zarar söz konulması olduğun da bunun tazmin edilmesi ayrıca güvence altına alınmıştır.Eğitim,meslek ve nitelik bağlamında görev ile sorumlu olana bunun yansıtılması da hükmedilmiştir.Fakat bu hüküm de görmezden gelinerek bu yönetmelik ile somut bir keyfilik sağlanmış ve desteklenmiştir. Aynı zamanda “Ailenin korunması ve çocuk hakları” başlığında 41 inci madde de öngörülen düzenlemeye rağmen bu yönde bir keyfilik Bakanlıkça benimsenmiş olup sosyal hizmet üzerinden bir uygulamanın benimsenmesi ile bir temel aykırılığa neden olunmaktadır.Özellikle Anayasının “hizmete giriş” ile ilgili 70 inci madde ile de Bakanlık tarafından liyakat dahil bir sorumluluğun yerine getirilmemesi ve bu yönde Anayasanın 10 uncu maddesinin birlikte ele alınması da önemli bir temel aykırlığa da neden olunmaktadır.

126)Özetle ASPB tarafından (ÇKK-3/1-e) ile ÇKK /35 maddenin birlikte ele alınmasıyla da Sosyal Hizmet Merkezleri tarafından yürütülen uygulamaların T.C. Anayasasının 2,5,10,11,12,17,40,41 , 70 inci maddeleri ile 90 ıncı madde bağlamında öncelikle ÇHS/3-40 ,AİHS/6,14 ve ASŞ/13-14 dahil diğer maddelerde yer alan yükümlükler ve bu taahütler yerine getirilmeyerek yararlananlara yönelik hak ihlallerine neden olunduğu somut bir şekilde yansıtmaktadır.Hukuksal açıdan oluşan bu hak ihlalleri aynı zamanda teknik açıdan ele alındığında vede ASPB da yer alan uluslararası sosyal hizmetler birimi ile ilgili görevler ve Afganistan da da söz konusu olan bu yöndeki somut bilgi ve uygulama içinde ayrı bir göstergedir.

127)Sözleşmeler dahil Anayasa ya aykırıklar ve bu teknik göstergeler bağlamında da; yönetmeliğin tanımlar ile ilgili 4 üncü maddesinin (i) ve (j) fıkraları ile 8-14 maddeleri arasındaki bu maddeler vede buna bağlantılı olarak (16) cı maddenin yanı sıra 18 inci madde dahil meslek bağlamında ilişkilendirilen (19/1),(20/1),(21/1),(23/1) ve (24/1) üncü maddeler ayrı ayrı bir aykırılığa ve ayırımcılığa da neden olunmaktadır. Bu bağlamda hem yönetmelikte yer verilen bu maddelerin iptali hemde bu uygulamaya dayanak olan ÇKK nun ( 3/1-e) maddesinde öngörülen bu düzenlemenin Anayasa nın 2 ,5, 10,11,12,17,40,41,70 inci maddelerinin nin yanı sıra 90 ıncı madde açısından ayrıca AİHS nin 14 üncü maddesi ile ASŞ nın 14 üncü maddesi açısından iptali için Anayasa Mahkemesi dahil bu yönde hukuksal bir sürecin başlatılmasını da gerektirmektedir.

128)Bir Devletin niteliği bağlamında SOSYAL ve HUKUK DEVLETİN de ASŞ bağlamında ASPB tarafınca “Sosyal Hizmet Merkez” leri üzerinden sosyal hizmetlerin yararlananlar açısından değerlendirmesi SİR ve bu raporlamaya dayanılan kararın niteliğinin de ayrıca bir çok açıdan da bir göstergesidir.Hukuk yerine “kanun” un üzerinden yapılan kutsamalar ve güzellemeler aynı zamanda sosyal hak ve hukuk açısından da diğer bir temel göstergedir.Özellikle de merkez başlığı ile “Sosyal Hizmet” gib bir uygulamanın toplum açısından yanıltıldığı /kandırıldığı bir durum ortaya çıkarken sosyolog ,psikolog,öğretmen gibi meslek sahibi kişilerin meslekleri dışında kendilerini yetkin ve görevi benimsemesi de bu toplumu yanıltıkları/kandırdıkları bir bir durumu ve boyutu da ortaya çıkarmaktadır. Wikipedi’de “Devletin toplumda refah ve sosyal koruma sağlamak amacıyla uyguladığı politikalar bütününe Sosyal politika denir.” denilerek ASPB Bakanlığında öne çıkarılan “Sosyal Politika” kavramının aslında kalkınma veya ekonomi Bakanlığı gibi icracı/uygulayıcı bir özelliğe sahip olunmadığını da yansıtmaktadır.Gene görüldüğü gibi “Sosyal Politika , genel olarak sağlık, eğitim, konut, sosyal güvenlik, istihdam ve sosyal hizmetler alanlarındaki kamu hizmetlerini kapsamına alır.” şeklinde yapılan açıklama ile de daha çok araştırma ve yönlendirme yönünde bir özellik ve işlevi de öne çıkarmaktadır.Kıta Avrupası ve Anglo sakson arasında oluşan sistem farklılığı da dahil bu kavramsal açıdan bakıldığında; hayırseverliğin tarihsel bir süreçte evrimleşleşmesi ile sosyal hizmete dönüşmesi bağlamında sosyal hizmet konusunda bir profesyonelleşmeye dönüşmesi de bu düzeyi de böylece yansıtmaktadır.Toplumun yanıltılması ve kandırılması ile de bilim ve tekniği benimsemeyi ve/veya red etmeyi de belirlemektedir.

129)Uluslararası Sosyal Hizmetler Örgütü/ISS ve ASŞ bağlamında yararlananların Türkiye de değerlendirildiğinde ise SİR unun sosyal çalışmacılar dışında düzenlenmesi sosyal hizmetler ile ilgili teknik bir düzeye ulaşılmadığını da somut bir şekilde göstermektedir.Üstelik SİR na yönelik aranılan sosyal çalışmacı’ya dayalı mesleksel bir niteliğin aranılmaması Türkiye nin bırakın Avrupa yı Afganistanın düzeyin de olmadığını da göstermektedir.( Ek:17) Bu üzüntücü ve ayıplı gösterge UNICEF açıdan da ayrı bir üzüntü kaynağıdır.UNICEF için SİR nun sosyal çalışmacılar tarafından Afganistan da düzenlenmesinde bir danışmanlık hizmeti verdiği görülürken Türkiye de bu yönde bir danışmanlık hizmetini vermek istemediğini de göstermektedir.Bilindiği gibi UNICEF uzun süreden beri Çocuk Adalet Sistemi açısından Adalet Bakanlığı ve ASPB ile birlikte bir projede yürütmektedir.Bu yönde yoğun bir eğitim çalışmalarını da yürütmüştür. Özellikle ÇKK üzerinden yürütülen bu uygulamada sosyal çalışma görevlisi ve sosyal inceleme raporunun sadece sosyal çalışmacılar tarafından yürütülmesi konusunda bir engellenme yerine aksine bu yanlışlığın devamı yönünde bir danışmanlık hizmetinin verildiği de görülmektedir.Akademik ve teknik bilgi ve destekler ile de hukuka aykırılığı meşrulaştırmak için ek bir çabanın öne çıkarıldığı da görülmektedir...Bu proje kapsamda Kasım 2013 de yayınlanan “Çocuk Adalet Sistemi Çalışanları Eğitim Programı-Sosyal Çalışma Görevlileri için Eğitim Kitabı” başlıklı bu çalışma görüleceği gibi Unicef Türkiye de paylaş olarak da yansıtılmıştır Bu çalışmaya ek olarak “Hakim ve Cumhuriyet Savcıları için Çocuk Adalet Sistemi El Kitabı / 2014” ;”HUKUKÇULAR İÇİN EĞİTİM KİTABI / Kasım 2013”;”VAKA TEMELLİ EĞİTİM KİTABI / Kasım 2013” gibi yayınlara da yer verilmiştir.(Ek.17/e).Hem ASPB ve Adalet Bakanlığında yer alan sosyal çalışma görevliler için bir eğitim aracı olan bu çalışmaya yönelik yansıyan bu bilgiler ile 2009 daki Unicef Afganistan tarafından Unicef gibi kurumsal bir ortamda yayınlanmış bu açık bilgiler birlikte değerlendirildiğinde somut bir çelişkiyi de yansıtmaktadır.UNICEF gibi bir çatı altında özellikle CHS/3-40 maddeleri ile BM Pekin Kuralının 16 ıncı maddesi üzerinden ele alınan böyle bir uygulama için oluşan bu çelişki/ayrışma aynı zamanda akademik ve teknik bilgi düzey ve kalite açışından da önemli bir göstergedir.Türkiye ve Afganistan da aynı 2005 yılın çocuk adalet sistemi ile ilgili iki düzenleme ile SİR ve Sosyal Çalışmacılar ile ilgili ortaya çıkan iki bilgi(ler) birlikte değerlendirildiğinde ise aynı kurala yönelik farklı farklı iki uygulama da benimsenmiştir. Özellikle de Afganistan da bile aranılan teknik özelliğin akademik ve teknik açıdan ele alınmadığının ise açık bir şekilde görülmesi sık sık “Türkiye nin kendine özgü” mazeretini de aslında geçersiz kılmaktadır.”Sosyal Çalışma Görevlisi” şeklinde ki bir garabet görev için bir niteliğin hiç bir şekil aranılmaması veya tartışmaya bile açmak istenmemesi vede yurtdışı ziyaretleri kasıtlı/yararcı bir durumuda yansıtmaktadır. Bu ayrımın gözetilmesi ve vurdumduymazlık sonucu aykırılıkların meşrulaştırılmak istendiği bir duruma da görüldüğü gibi neden olunmaktadır.Örneğin “Hakim ve Cumhuriyet Savcıları için Çocuk Adalet Sistemi El Kitabı / 2014” başlığında Nisan 2015 yılında yayınlanmış bu çalışmanın 11 inci sayfasında yer alan “(6) Çocuk Koruma Kanunu, “sosyal çalışma görevlisi” kavramı ile farklı alanlarda üniversite eğitimi almış olan kişilerin oluşturduğu yeni bir unvan tesis etmektedir. Sosyal çalışma görevlilerinin her biri farklı uzmanlık alanından gelseler de, adalet sistemi içerisinde sorumlulukları aynıdır:” şeklinde absürd açıklamanın Afganistan düzeyinin ötesine taşındığının somut bir yansımasıdır.Artık teknik değil sadece hukuka ayırılık açısından bir durum da ortaya çıkarken böyle bir kurumsal kimlik altında artık tartışmak vede bilgi düzeyi dışında ancak ”AYIP” dan başka denilecek bir şey de mümkün değildir.Afganistan kadar bile olunmayacak bir meşrulaştırma ile de böyle bir uygunluk ve layik olmanın çocuklar için yeterli kılınıp, kılınmadığı da...Dolayısı ile UNICEF dahil en azından ayıplı/kusurlu gibi bir durum ortaya çıkarken bu yönde verilen teknik danışmanlık hizmetinde tipik bir faydacı yaklaşımını da somut bir şekilde yansıtmaktadır..Aynı zaman da çocukların yarar ve esenliğin gözetilmesi konusunda temel bir aracın işlevsizleştirilmesine de somut bir ortak olunmaktadır.Çocukları koruyoruz diye sık sık yapılan söylemlerin ise içleri bu şekilde boşaltılırken çocukların ihmal ve istismaları kurumsal bir boyuta da taşınmaktadır.

130)Ayrıca ASŞ nın 14 üncü madddesi bağlamında başta Sosyal Hizmet Merkezleri dahil diğer hizmetler açısından Komite tarafınca da sosyal hizmet çalışanları için aranılan bir nitelik ve yeter sayıda yürütülmesi bu açıdan değerlendirilmesini de gerektirmektedir.Vergilerce karşılaşılan kamu hizmeti ile ilgili bu durum aynı zamanda keyfilik ve verimlilik dahil bir düzeyi de yatsıtmaktadır.Bilindiği gibi sosyal hizmetlere yönelik bir görevin kamusal olarak yüklendiği Bakanlığın 2015 yılında yayınladığı faaliyet raporun da bazı ünvanlarda çalışan personel sayılarına da yer verilmektedir (sf.74).Bu ünvanlar arasında 2010 yılında (1.054) sosyal çalışmacı 2015 yılında (2.075) e; (223) Psikolog (1.018) e; (194) çocuk gelişimcisiden (472) e;(1.090) öğretmenden /1.662) e;(90) sosyologdan (744) sayıya ulaşıldığını göstermektedir.Bu meslek gruplarının toplam 2010 yılında ( 2.651) iken 2015 yılında (5.971) sayısına ulaşmıştır.Bu ise % 85 genel bir artıştır.Ayrı zamanda 2010 yılında sosyal çalışmacıların diğer çalışanlar ile oranı ise (% 40) dır.(% 60) ı ise diğer meslek gruplarca hizmette yer almaktadır. 2015 de ise bu oran (%34) e gerilemiştir.2010 dan 2015 yılına kadar olan bu artışta ise sosyal çalışmacıların artış oranı (% 96) ; psikolog ( % 375) ;öğretmen (% 52); sosyolog (% 726) oranında artışlar teknik uygulamanın ve düzeyinde somut bir yansımasıdır.2011 yılında Bakanlık yapılanmasın da görüleceği gibi sosyal hizmet konusunda bir niteliğin gerilediği görülmektedir.Diğer taraftan sosyal çalışma konusunda 2000’li yıllar ile birlikte sosyal hizmet eğitimi veren bölüm sayısı artmaya başlamış, 2016 yılı itibariyle de 42 üniversitede sosyal hizmet bölümü de açılmıştır.1961 ile 2015 yılında ise 6.150 kişi sosyal hizmet uzmanı ve sosyal çalışmacılar mezun olmuştur.2012 de lisans eğitimi kişilerin kontenjanları ise (3.717) kişi olup 2016 yılında mezun sayıları nın 9.867 kişi olacağıda öngörülmektedir. 2013 de ise (4.376) kişi eğitim görürken 2017 yılında mezun sayısı (14.243) e ;2016 da (6 .100) kişi eğitim görürken 2020 yılında (31.571) mezun kişi sayısına ulaşılacağı da öngörülmektedir.- 2013 (Alptekin, Topuz ve Zengin, 2013) - Dolayısı ile sosyal çalışmacı açısından 2010 yılında bile yeterli ölçüde mezun sayısı belli düzeye ulaşıldığı vede 2016 yılı itibari ile yoğun bir artış açık bir şekilde görülmektedir.Bu yönde bir iş bulmamak gibi bir durumda ortaya çıkmaktadır.

131)Ayrıca sosyal hizmetin sağlık veya eğitim gibi kamusal bir hizmet şeklinde yapılanması bağlamında Sağlık Bakanlığında “Sağlık Bakanlığı;ve Bağlı Kuruluşları Sağlık Hizmetler ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıf Dışı Personel “ gibi hizmetin niteliğine göre görev,kadro ve istihdam gibi liyakata dayalı somut ayrımın gözetilmediği de görülmektedir.Sosyal Hizmetle ilgili bir eğitime dayalı somut bir personel ve uygulamanın gözetilmemesi ile de uygulamalı bir eğitim almamış sosyologlar açısından (%726) ile alan açısından oluşan farklılığa rağmen (%375) oranın da psikologlar için oluşturulan bu artışı anlamak ise mümkün değildir.Sosyal Çlışmacı konusunda eğitim sonucu mezun sayındaki artışa rağmen sosyolog ve psikolog gibi diğer meslekler tarafınca yürütülen bir uygulama ile ek bir yararcılık ile hem mesleksel hemde hizmet açısından önemli bir “AYIP” a da neden olunmaktadır.Bu ayıpı; bir sağlık hizmetinde veterinerlerin doktor tarafından yetki ve görevlendirilmesi ile böyle bir artışın sağlanması gibidir.İnsan sağlığına verilmesi gerek hizmetinin veterinerleşmesi ile de oluşan böyle bir durum; sosyal hizmet gibi bir hizmetin hukuksal açıdan da “yok” sayıldığını da kanıtlamaktadır.Diğer yandan yararlanların bir “insan/birey/yurttaş” yerine konulmayıp doktorlar yerine veterinerlerce haksız bir şekilde yetki ve görevlendirilmeleri gibi oluşan haksız bir kazanımın kamusal açıdan ek bir zarara da neden olunmaktadır.Toplum açısından mesleksel sorumluluğa rağmen öngörülen görev ve yetki ile toplumun yanıltılıp ve kandırılması sonucu oluşan bu haksız kazanımın engellenmesi için ayrıca “sayıştay” ile ilgili bu hukuksal boyutun ele alınılmasını gerektirmektedir.Aslında Bakanlık tarafından “15 Bin sosyal danışman” gibi uluslarararası karşılığı olmayan görevlerden bahsedilirken aynı zamanda “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndaki çocuk gelişimci psikolog kadroları iptal edildi, yerine imam kadrosu açıldı” gibi (EK :36) tasarruflar ile de sosyal hizmeti bir tercih olarak “yok” sayıldığı da anlaşılmaktadır.Ayrıca ; sosyal hizmet konusunda mezun sayındaki artışın bakanlık açısından görmezden gelinmesi ile de oluşan bu durum bir tercihin de ötesinde başka başka etkenlere de neden olmaktadır. Özellikle yapılan açıklama ile 2016 yılında 28 Milyar TL lik bir bütçe ile vergi verenler yerine yürütülen kamusal bir hizmette sosyal hizmet yerine hayırseverlik vede buna bağlı olarak ayrı bir keyfiliğin tercih edildiği bir uygulamanın benimsendiği açıktır.Bilim dışında da kalınan bu durum aynı zamanda sosyal hizmet merkezlerinin yönetime bağlı olan Genel Müdürlüğün üst yönetiminin sosyal hizmet konusunda eğitim almış kişilerce yürültülmediği gibi diğer Bakanlık üst yönetiminde aranılan niteliğin siyasal ,yönetimsel ve teknik açıdan gözetilmediğini de yansıtmaktadır.

V BÖLÜM

SOSYAL HİZMET UZMANLARI DERNEĞİ VE SAVUNUCULUK BOYUTU

SAVUNUCULUK GÖREVİ BAĞLAMINDA HUKUKSAL ÇABALAR

132) Sosyal Hizmetlerin kamusal bir görev olarak kabul edildiği Bakanlığın böyle bir niteliği ve düzeyini “Sosyal Hizmet Merkezleri” gibi temel uygulamaların yanı sıra diğer yönetmelikler üzerinden de yansıtmaktadır (Ek:28).Sosyal Hizmet Merkezleri ile ilgili yapılan bu düzenlemeler sonucu hem toplumun yanıltıldığı ve kandırıldılması ile de oluşan aykırılıklar için henüz bir hukuksal sürece yansıtılmadığı da bilinmektedir..Ancak bir meslek örgütü olarak Sosyal Hizmet Uzmanları Derneğince bazı yönetmelikler ile ilgili hukuksal süreçler de başlatılmıştır.Derneğin faaliyet raporunda yayınlanmış bazı başvurular ve süreçe de yer verilmiştir (Ek:31). Örneğin bazıları şunlardır.

“129)Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Genel Merkezi- 14.Dönem Faaliyet Raporu-1-Nisan-31 Aralık 2015.

”Süreç:Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğünce yayınlanan 30.04.2015 gün ve 23942 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Özel Kres ve Gündüz Bakımevleri ile Özel Çocuk Kulüplerinin Kuruluş ve İsleyişleri Hakkındaki Yönetmelikte sadece Sosyal Çalışmacının görevi olan Sosyal İnceleme Raporu hazırlanması Sosyal Çalışma Görevlileri tanımındaki meslek gruplarına atfedilmiş ve özel kuruluşlarda görev yapabilecek personel arasında Sosyal Çalışmacılar sayılmamıştır. Derneğimizce; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğünce yayınlanan 30.04.2015 gün ve 23942 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Özel Kres ve Gündüz Bakımevleri ile Özel Çocuk Kulüplerinin Kuruluş ve İsleyişleri Hakkındaki Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (ö) bendinde yer alan "...psikoloji, çocuk gelisimi, psikolojik danısmanlık ve rehberlik, ögretmenlik, sosyoloji, aile ve tüketici bilimleri..." ibaresi ile "Grup sorumlularında aranacak nitelikler" başlıklı 26. maddesinin 1. Fıkrasının (a) bendinde "sosyal çalışmacılar"a yer verilmemesine iliskin eksik düzenlemenin iptali istemiyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'na karsı Danıştayda dava açılmıştır.
Süreç:Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından çıkarılan ve 03.03.2015 tarih ve 29284 sayılı resmi gazetede yayınlanan Sosyal ve Ekonomik Destek Hizmetleri Hakkında Yönetmeliğin “ Tanımlar “başlıklı 4. Maddesinin (1) fıkrasının Meslek Elemanına ilişki (k)bendinde yer alan “psikoloji, çocuk gelişimi, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, sosyoloji” ibarelerinin yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle 04.05.2015 tarihinde,Danıştay 10. Daire Başkanlığına Esas No:2015/1472 dava açılmıştır.

133)Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Genel Merkezi 13.Dönem Yönetim Kurulu-Nisan 2013-Mart 2015 Faaliyet ve Çalışma Raporu

“140-Milli Eğitim Bakanlığı'nın 12/10/2013 tarih ve 28793 sayılı resmi gazetede yayımlanan "Milli Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmelik" in Unvan Değişikliği Suretiyle Atanacaklarda Aranan Şartlar başlıklı Madde 7 - "ç) Tekniker, teknik ressam ve sosyal çalışmacı kadroları için; atama yapılacak kadronun gerektirdiği alanlarda iki yıllık yüksekokul mezunu olmak." düzenlemesi ile 2 yıllık bölüm mezunlarına(2 Yıllık Önlisans Açıköğretim Bölümü mezunları dahil) Sosyal Çalışmacı olma yolunun açılması öngörülmüştür. Sözkonusu düzenlemenin düzeltilmesine ilişkin çabaların sonuç vermemesi üzerine Derneğimizce 11.12.2013 tarihi itibarıyla sözkonusu maddenin İptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle Danıştay 2.Daire Başkanlığına dava dosyası sunularak yasal süreç başlatılmıştır. Dava sürecinde, talebimiz doğrultusunda Danıştay İkinci Dairesinin 2013/11227 Esas No’lu, 19.09.2014 tarihli kararıyla “..Sosyal Çalışmacı kadroları için; atama yapılacak kadronun gerektirdiği alanlarda 2 yıllık yüksek okul mezunu olmak”, ibaresinin yürütülmesini durdurulmasına oybirliğiyle karar vermiştir. Yürütmeyi durdurma kararı gereğince, MEB tarafından 10.12.2014 tarihli ve 29201 sayılı Yönetmelik değişikliğiyle gerekli düzeltme yapılarak, Sosyal Çalışmacı kadrosuna 2 yıllık bölüm mezunlarının atanmasını öngören madde hükmü iptal edilip, 4 yıllık Sosyal Hizmet bölümü mezunlarının atanabileceği hükme bağlanmıştır. Dava süreci esastan devam etmekle birlikte, yürütmeyi durdurma kararı ve yönetmelik değişikliğini içeren idari düzenlemeyle, mesleğimiz adına yaşanması olası haksız uygulamaların önüne geçilmiştir ve idare açısından da hizmet kusuruna yol açabilecek düzenlemenin iptali için yasal girişimde bulunmak üzere çalışma başlatılmıştır.”
145- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğünce 03.03.2015 tarihli resmi gazetede yayınlanan, Sosyal ve Ekonomik Destek Hizmetleri Hakkında Yönetmelik” ile SHÇEK döneminden bu yana önce Ayni Nakdi Yardım, sonradan Sosyal Ekonomik Destek adıyla anılan ve sadece Sosyal Hizmet Uzmanları tarafından hazırlanabilen Sosyal İnceleme Raporu ile verilebilen yardımların; meslek elemanı olarak sayılan pekçok meslek gruplarınca sosyal hizmet uzmanlarının mesleki formasyonunda bulunan sosyal hizmet etiği ve müdahale yöntemlerini de kullanarak vermeleri öngörülmüştür. Mesleğimize yönelik yeni bir müdahale olan ve hizmet alanların da daha niteliksiz bir hizmet alabilmesine ve idare açısından da hizmet kusuruna yol açabilecek düzenlemenin iptali için yasal girişimde bulunmak üzere çalışma başlatılmıştır.”


134)Meslek sorumluluğu bağlamında başlatılmış olan bir çok hukuk süreç görüleceği gibi söz konusudur.Vergi verenler açısından yararlanana yönelik idari bir görev ve yükümlülük bağlamında düzenlenmiş olan bu Yönetmeliklerde oluşan aykırılığın giderilmesi de hedeflenmiştir. Özellikle de SİR ve ÇKK nun (3/1-e) maddesi ile sosyal hizmet konusunda eğitim almamış “sosyal çalışma görevlisi” şeklinde bir görev ve yetki sonucu oluşan bu aykırılığının giderilmesi de beklenmektedir. Vergi verenlerce keyfi bir şekilde uygulanıldığını vede yararlananların yurttaşlık bağlamında güvence altına alınmaması ile de sosyal hizmetler ile ilgili temel bir görev ve yetki için profesyonel bir özellik,kalite ,deneyim ve mesleksel bağımsızlık da gözetilmemektedir.Bu durum aynı zamanda gelişmişlik, kurum ve kurallarla da ilgilidir.Yönetmeliklerde öngörülen görev ve yetkilerin belli bir liyakatla doldurulup doldurulmadığı ile de dolayısı ile ilgilidir. Kamusal bir hizmetin nasıl yönetilmesi ile de ilgilidir.Bu nitelikler dahil teknik ve hukuksal açıdan oluşan ASŞ dahil diğer aykırlıkların önlenmesi için bu sürecin Danıştay dahil diğer Mahkemeler tarafından da Anayasa Mahkemesine başvurulmasını da bir ihtiyaç olarak göstemektedir.2005 yılından beri şimdiye kadar Danıştay dahil bu yönde Anayasa Mahkemesine her hangi bir başvurunun yapılmaması nedeniyle de bu talebin somut bir şekilde yapılması gerekmektedir.AİHM a kadar devam edilmesi için bu aykırılık ile ilgili eksikliğin de en kısa zaman da giderilmesi ile de toplumsal ve mesleksel savununucuk yerine getirilmedir.

 ŞÖNİM ve Anayasa Mahkemesine Götürülmesi

 135)Bu gereklilik bağlamında SHU Derneği  özellikle ASPB tarafından en son çıkarılan ve 17.03.2016 tarih ve 29656 sayılı resmi gazetede yayımlanmış olan Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri Yönetmeliği için Danıştay’a  süresine uygun bir şekilde 17.Mayıs.2016 tarihinde bir başvuruda bulununmuştur.20.Mayıs 2016 tarihli sosyal medyada yapılmış duyuru ile de açılan dava ile ilgili talep ise şu şekilde açıklanmıştır.”TALEPLER:-Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından çıkarılan ve 17.03.2016 tarih ve 29656 sayılı resmi gazetede yayımlanan Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri Yönetmeliği’nin m.3, f.1, sosyal inceleme raporu başlıklı bent m’de belirtilen “meslek elemanı ibaresinin yürütülmesinin durdurulması ve iptali talebi ile bireysel ve toplumsal ölçekte programlar hazırlamak başlıklı m.19, f.1’de belirtilen “meslek elemanı” ibaresinin yürütülmesinin durdurulması ve iptali talebi ile meslek elemanı başlıklı m.34, f.1, bent c’deki “sosyal inceleme raporu” ibaresinin yürütmesinin durdurulması ve iptali talebi ile sosyal çalışmacı başlıklı m.35, f.1 “psikologun olmadığı hallerde cinsel şiddet mağdurlarının bilgisine başvurulması esnasında yanında bulunmak” c bendinin tamamının iptaline ilişkin işlemin ileride telafisi güç zararlar doğurabileceğinden YÜRÜTMESİNİN DURDURULMASI ve işlemin neden(sebep), konu, biçim, amaç, kanuna aykırılık yönünden hukuka aykırı olan düzenlemenin İPTALİNE karar verilmesi,-Yönetmelik ilgili işlemin dayanağının Anayasa’nın 2, 5,10.17,40 ve 70. Maddelerine aykırılık teşkil ettiğinden ANAYASA MAHKEMESİNE GÖTÜRÜLMESİ”

 136)Dolayısı ile ASPB tarafınca yürütülen bu ŞÖNİM merkezleri bilindiği gibi 8.3.2012 tarihli   6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”  için öngörülmüştür. Bu kanun ;şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları bir amaç olarak da düzenlenmiştir (6284/mad.1).Bu Kanunun uygulanmasında ve gereken hizmetlerin sunulmasında uyulması gereken temel ilkelere arasına ise Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemelerde  esas alınmıştır (6284/md.1/2-a) Gene bu   kanunda;  “Merkezlerin Kurulması, Destek Hizmetleri ve Kurumlararası Koordinasyon” başlığı altında üçüncü bölümde bir düzenlemede öngörülmüştür. “Şiddet önleme ve izleme merkezlerinin kurulması” da öngörülmüştür (6284/mad.14) Bakanlık tarafından ; gerekli uzman personelin görev yaptığı ve tercihen kadın personelin istihdam edildiği, şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik destek ve izleme hizmetlerinin verildiği, çalışmalarını yedi gün yirmidört saat esasına göre yürüten, çalışma usul ve esasları yönetmelikle belirlenen, şiddet önleme ve izleme merkezlerinin kurulmasıda kabul edilmiştir.Böylece  idari üzerinden bir görev ve uygulamada    öngörülmüştür. Şiddetin önlenmesi ve verilen tedbir kararlarının etkin olarak uygulanmasının izlenmesi bakımından şiddet önleme ve izleme merkezleri tarafından verilecek destek hizmetleri ise ayrıca belirtilmiştir (mad.15) Korunan kişiye verilen barınma, geçici maddi yardım, sağlık, adlî yardım hizmetleri ve diğer hizmetleri koordine etmek (6284/mad.15/1-b) ;gerekli hâllerde tedbir kararlarının alınmasına ve uygulanmasına yönelik başvurularda bulunmak  mümkün kılınmıştır (mad.15/1-c). Şiddetin sonlandırılmasına yönelik ise bireysel ve toplumsal ölçekte programlar hazırlamak ve uygulamak gibi sosyal hizmet yöntemleri üzerinden yürütülmesi gereken bir  uygulanmada söz konusu olmuştur.

 137)Ayrıca ;korunan kişilerle ilgili olarak şiddet önleme ve izleme merkezleri tarafından verilecek destek hizmetleri arasında gene sosyal hizmet yöntemlerine dayalı olarak; kişiye hakları, destek alabilecekleri kurumlar, iş bulma ve benzeri konularda rehberlik etmek ve meslek edindirme kurslarına katılmasına yönelik faaliyetlerde bulunmak (6284/md.15/2-a) şeklinde bir süreç  ve risk yönetimi de içeren teknil bir  görev ve yetkide  öngörülmüştür.  Gene bu bağlamda ; verilen tedbir kararıyla ulaşılmak istenen amacın gerçekleşmesine yönelik önerilerde bulunmak ve yardımlar yapmak (6284/md.15/2-b) ile tedbir kararlarının uygulanmasının sonuçlarını ve kişiler üzerindeki etkilerini izlemek (6284/md.15/2-c) de bu yöndedir.Gene bu kapsamda psiko-sosyal ve ekonomik sorunların çözümünde yardım ve danışmanlık yapmak (6284/mad.15/2-ç) vede hâkimin isteği üzerine; kişinin geçmişi, ailesi, çevresi, eğitimi, kişisel, sosyal, ekonomik ve psikolojik durumu hakkında ayrıntılı sosyal araştırma raporu hazırlayıp sunmak (6284/md.15/2-d) şeklinde bir görev öngörülmüştür.  Pekin Kurallarında öngörülen 16 ıncı madde de  karar öncesi zorunlu olarak öngörülen sosyal araştırma ile ilgili bir raporlama isteğe bırakılmıştır.Ama aranılan nitelik ise Pekin Kural ile 16 ıncı ilke ile de  uyumlu olup bu aranılan araştırma için ek bir yetki ve niteliğinin aranılması da gerekmiştir.Gene bu bağlamda;  merci tarafından istenilmesi hâlinde, ise tedbirlerin uygulanmasının sonuçları ve ilgililer üzerindeki etkilerine dair rapor hazırlamak (6284/md.15/2-e) gibi sosyal hizmetler  içerikli bir  görevde öne çıkarılmıştır.

 138)Görüleceği gibi kamusal bir hizmetin “idare”nin bir vesayeti altında yargısal bir uygulama üzerinden öngörülmş olduğu vede   kendine özgün böyle bir  uygulama  bağlamında ; şiddet mağduru ile şiddet uygulayana yönelik hizmetler, zorunlu hâller dışında farklı birimlerde sunulur şeklinde de kabul edilmiştir.Kanunda yer alan düzenlemeler için ise altı ay içinde, Adalet, İçişleri, Maliye, Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlıklarının görüşleri alınmak suretiyle Bakanlık tarafından hazırlanan yönetmeliklerle düzenleneceğide kabul edilmiştir(6284/mad.22) Bakanlık tarafından  Kadın ve Statüsü Genel Müdürlüğü üzerinden bu kanunun yürütülmesi ile de ;  5 ocak 2013/28519 tarihli “Kadın Konukevlerinin Açılması ve İşletilmesi Hakkında önetmelik” ile 18 ocak 2013 /28532 tarihli   “6284 Sayılı Ailenin  Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği”  de yürürlüğe girmiştir.Bu yönetmelikte ise  sadece SÖNİM gibi bu merkez tanımlanmış olup bir işleyiş ve işlemler ile ilgili aranılan bir nitelikte bulunmamaktadır. Bu arada 6284  sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesinde, "Bu Kanunun 14 üncü maddesinde kurulması öngörülen Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerinin Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içerisinde Bakanlık tarafından belirlenecek illerde pilot uygulama yapılmak üzere kurulur. Kuruluşları tamamlanıncaya kadar merkezlerin görevlerinin Bakanlığın hangi birimlerince yürütüleceği Bakanlık tarafından belirlenir"  şeklinde   bir uygulama da  benimsenmiştir.Fakat ;söz konusu olan bu hükme rağmen 8.3.2014 tarihine kadar her hangi bir yönetmelik düzenlenmemiştir. Bu tarihten sonra ise söz konusu olan bu  pilot  çalışma  17 Mart 2016 tarihine kadar da devam edilmiş olup  ancak iki sene dokuz gün   sonra  böyle bir  geciktirme ile de bu yönetmelik  yürürlüğe girmiştir.

 139)Böylece idari açıdan  iki sene  içinde  Bakanlıkça  bir yetki kullanırken buna ek olarak bu iki sene dokuz gün içinde  kanuna rağmen önleme gibi önemli  bir temel  uygulamaya yönelik bu merkezin,işleyişi ve yürütülecek işlemlerinin keyfi bir şekilde yürütüldüğü de anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi  6284 sayılı Kanun ile  önleme ve izlenmesi bağlamında öngörülen bu uygulama ise Bakanlığın 19.4.2012 tarihli ve 2012/13 sayılı genelgesi üzerinden öngörülmüştür.Yargısal bir vesayet bağlamında mülki idareler dahil idari bir uygulamaya yönelik bu süreçte  iki sene  dokuz gün için ise önemli bir görmezden gelinme de söz konusu olmuştur. Kadın cinayeti şeklinde gündeme gelen  yüzlerce kadın cinayetinin yanı sıra çocuk gelinler ve/veya çocuk dahil cinsel istismar gibi söz konusu olan şiddet mağdurlarına yönelik    hukuksal bir güvence ve bu yönde bir niteliğin , sorumluluğun aranmadığı keyfi bir durumda ortaya çıkmıştır.Bu vurdumduymazlık durum avukatlık hizmeti içinde geçerlidir. Aslında alt-üst ve amir gibi kamusal bir görevin sözlü ve yazılı olarak  “emir” ile  idare tarafından yürütülen bir uygulama sonucu   hangi yetki ve görevin  teknik açıdan bir belirsizliği de öne çıkarmaktadır.Bu görev ve yetkiyi uygulanların ise mesleksel açıdan  bilgi ve yetkin olunmadığının da açıkça bilinmesi rağmen   SİR dahil müdahalelere de yönelik  yapılan idari işlemlerin ek bir uygunluğu vede maddi ve manevi dahil bu yönde ek bir mağduriyete neden olunduğunda ise tanzim  için gereken  hukuksal bir durum da ortaya çıkmaktadır.Diğer bir deyimle böyle  önemli sosyal hizmet kurululuşu ruhsatsız bir şekilde hizmet vermiştir.Buna dayalı olarak ise 2012 yılında 165,2013 de 214,2014 de 281 ,2015 de 284 ve Mart 2016 ya kadar 81 kadın cinayetleri söz konusu olurken diğer şiddet mağdurları ile ilgili durumun özellikle 8.3.2014 ile 17.3.2016 tarihleri arasında mahkemece alınan koruma kararı dahil bu yöndeki tedbirler ve ŞÖNİM üzerinden yürütülen uygulamalarının liyakat da dahil ayrıca sorgulanmayı vede değerlendirmeyi  daha da zorunlu kılmaktadır.  

 140)Bu gibi görmezden gelme ve/veya vurdumduymazlık ile meşrulaştırılan  böyle bir özelllikler bağlamında iki sene dokuz gün süre içinde keyfi bir uygulama sonunda  17 mart 2016 tarihinde yürürlüğe giren bu Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri Hakkında Yönetmeliğin amacı ise şu şekil düzenlenmiştir.. Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM)’nin kuruluş, işleyiş ve yürüteceği işlemlere ilişkin usul ve esaslar ile ŞÖNİM’de çalışacak personelin görev, yetki ve sorumluluklarını belirlemek içindir. (md.1) Dolayısı ile bu süreye kadar işleyiş ve işlemler için önemli bir keyfiliğin uzun süre  devam edildiği ve yargısal açıdan da görmezden gelindiği de somuttur.Kamusal bir hizmette aranılması gereken liyakat dahil niteliğe de yönelik bu yönetmelik; 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun (14) üncü ve (15) inci maddeleri ile 3/6/2011 tarihli ve 633 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ( 9) uncu ve (22) nci maddelerine dayanılarak da hazırlanmıştır.Bu dayanak aynı zamanda istanbul sözleşmesini içeren ilkeler ilgili olarak  6284 üncü  1 inci maddesi ile 2828 sayılı Sosyal Hizmet Kanunu kapsamını da içermektedir.Bu kapsam bağlamında  (md.2) , üçüncü madde de yer alan  tanımların arasında ise  “meslek elemanı”: Üniversitelerin sosyal hizmet, psikoloji, çocuk gelişimi, psikolojik danışmanlık ve rehberlik ile sosyoloji bölümlerinden mezun olan meslek mensuplarını (md.3/ı) ;”Müdahale planı”: Şiddet mağdurlarının karşılaştığı sorunların çözümü konusunda izlenecek aşamaların belirlenebilmesi amacıyla sorunu ve kişiyi tanıma ve tanımlama, veri toplama, durum saptama, değerlendirme ve sonuçlandırma aşamalarının görülebileceği planı (md.3/i) ile “Sosyal inceleme raporu”: Şiddet mağduru ve beraberindeki çocuklar veya şiddet uygulayanla yapılacak görüşme ve gözlem sonrasında, sorunun geçmişi, kişilerin sosyal, ekonomik ve sağlık durumları ile fiziksel, zihinsel, psikolojik özellikleri ve yaşadıkları çevre, aile ve kültür yapılarının değerlendirildiği, sunulacak sosyal hizmet ile sorunun çözümünde uygulanacak müdahale yönteminin belirlendiği meslek elemanı tarafından hazırlanan raporu (md 3/m) olarakta  düzenlenmiş olup bu tanımların özellikle değerlendirilmesini , teknik ve  hukuka uygunluğu ele alınmayı gerektirmektedir.

 141)Yönetmelik dayanağının 6284 sayılı kanunu ile Bakanlığın sosyal  hizmeti  kamusal bir teknik görev bağlamında sosyal hizmeti bir hak olarak öngörmesi ile  ilgili bu boyut   özellikle  ASŞ ın 14 üncü maddesi ile  ele almayı gerektirmektedir.Bu bağlamda iç hukukunda bir parçası olan  bu sözleşmede yer alan ; çocukların ve gençlerin korunma hakkı (md. 7),çalışan annelerin korunması hakkı(md.8),ailenin sosyal,yasal ve ekonomik korunma hakkı (md.16),çalışan göçmenlerin ve ailelerinin korunma hakkı(md.19),ailevi sorumluluklarıı olan çalışanların fırsat eşitliği vve eşit muamele görme hakkı (md.27), barınma hakkı (md.31),çalışma hakkı (md.1),mesleki eğitim hakkı (md.10),sağlığın korunması hakkı (md.11),sosyal ve tıbbi yardım hakkı (md.13),yaşlıların korunma hakkı (md.23),toplumsal dışlanma ve yoksulluğa karşı  korunma hakkı (md.30) gibi temel insan haklarını da içeren bir  taahütde  öne çıkmaktadır.Bakanlığın aslında“sosyal politika” gibi uygulayıcı bir özellik ve niteliğinin öne çıkarılmamasına  rağmen   öncelikle ASŞ nın 14 maddesin de ki  sosyal hizmetlerin bir hak olarak taahüt edilmesi bu yükümlüğün idare tarafından yerine getirilmesi ile birlikte buna yönelik sosyal hizmet yöntemlerin  yerine getirilmesini de gerekli kılmaktadır.Bu gereklilik , aynı zamanda 6284 sayılı kanunun birinci maddesinde    bir ilke olarak kabul edilen İstanbul sözleşmesi içinde bir  uyumu ve bu yönde bir hukuksal güvencenin de ele  alınmasını   ayrıca gerekli kılmaktadır . Bu güvenceler aynı zamanda Anayasanın 90 ıncı  maddesi açısından birlikte diğer maddeler ile birlikte ele alınmayı da içermektedir. 6284 sayılı kanunda ”ev içi şiddet” ile  ayrımcılığın engellenmesi için ek olarak “kadına yönelik şiddet” şeklinde ayrı bir   tanımlanının da söz konusu olduğu böyle bir uygulama bilindiği  gibi benimsenmiştir.Şiddet ile bir saldırı sonucu oluşan mağdurun vede uygulayıcısının hem TCK hem  yurttaşlık/medeni hukuku bağlamında TMK ve ÇKK ile birlikte adli/yargısal bir uygulama üzerinden yürütüldüğü de  kendine özgü bir uygulama  kabul edilmiştir.Özel  ile kamusal  alan açısından   güvenlik ve sosyal hizmet dahil sosyal koruma kapsamın da idare ile ilgili olarak  hukuksal bir denetimin söz konusu olmasına rağmen “idare”ye yönelik bir vesayet yetkisi de kabul edilmiştir.İdari açıdan yargısal bir vesayet görevini de içeren böyle bir adli/ yargısal uygulama ile 6284 sayılı kanunun (1/ 2.a) madde de Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (?) ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemelerin esas alınılması birlikte değerlendirildiğinde ise aynı zamanda  bir çelişki de ortaya çıkmaktadır.Bilindiği gibi bu sözleşme 11.Mayıs.2011 de İstanbul da sözleşmenin açılması ile İstanbul Sözleşmesi diye adlandırılmıştır.12.Mart 2012 de  Türkiye de de onaylanmıştır.

142)Diğer ülkelerin onaylanması ile de 1.Ağustos 2014 de yürürlüğe girmesiyle iç hukukun da bir parçası olmuştur.ETC 210 sayılı orjinal İngilizce ve Fransızca sözleşmesinin hem başlığında hemde tanımlarında yer verilen  “domestic violence” ın Türkçeye “aile içi şiddet” şeklinde ki gerçeğe uygun olmayan bu çeviride (Ek:37) söz konusu olmuştur.Hak aramayı daraltmaya bir zemin de hazırlayan bu Türkçe çeviri ile birlikte sözleşme ile ilgili böyle bir süreç söz konu iken aslında 6284 sayılı Kanun ile 20 Mart 2012 de bu sözleşmenin beklemeden kabul edildiği bir özellikte söz konusu olmuştur. Giriş bölümünde taraf devletlerin; Kadına yönelik şiddetin, erkekler ve kadınlar arasındaki eşitlikçi olmayan güç ilişkilerinden kaynaklanan tarihsel bir olgu olduğu ve bu güç ilişkisinin erkekler tarafından kadınlar üzerinde baskı kurulmasına ve kadınlara yönelik ayrımcılık yapılmasına yol açtığı ve kadınların ilerlemelerini engellediği; kadınlara yönelik aile içi şiddet, cinsel istismar, tecavüz, zorla evlendirme, sözde “namus” cinayetleri ve bir insan hakları ihlali olan şiddetin kadın erkek eşitliğini sağlamanın önündeki en büyük engel olduğu, çocukların aile içindeki şiddete tanık olmak da dâhil aile içi şiddet mağduru oldukları hususlarında anlaştıkları belirtilmiş ve kadın ve erkek arasında yasal ve fiili eşitliğin gerçekleşmesinin kadına yönelik şiddeti önlemede önemli bir unsur olduğu vurgulanmıştır.Saldırıya dayalı olarak oluşan bir kurbanın/mağdurun idari dahil kamusal bir hizmet bağlamında  öngörülmesi gereken sosyal ve güvenlik koruma boyutu ile medeni/yurttaş ve ceza hukuku ayrı ayrı fakat bir bütünlük içinde öngörülmüştür.

143)Bu bağlamda ;sözleşmenin, kadına yönelik şiddete ve aile içi şiddete son verilmiş bir Avrupa yaratmak amacıyla düzenlendiğine önemle dikkat çekilmiş olup sözleşmede kadına karşı şiddetle mücadelede kapsamlı bir hukuki çerçeve oluşturmak üzere önleme (prevention), koruma (protection), yargılama /kovuşturma (prosecution) ve mağdur destek mekanizmaları oluşturma politikaları (policy) konularına yer verilmiştir.Sözleşme de amaç ile ilgili 1.incü bölümde özellikle Devlet yükümlülükleri ve gereken özeni gösterme sorumluluğu gibi  (5) inci madde öngörülürken ( 3) üncü bölümde “önlem”ler ayrıca ele alınmıştır.  (4) üncü bölümde ise “koruma ve destek” başlığı altında yer verilirken (22) inci  madde de “uzman desteği hizmetleri” gibi hizmetler (18/2) de yer alan genel yükümlülükleri ile de ilişkilendirilerek bir yükümlülük öngörülmüştür.Bu bölümde bilgi (md.19),genel destek hizmetler (md.20),Bireysel ve toplu şikayetler (md.21) ,sığınma evleri (md.23),cinsel şiddet mağdurları için destek  (md.25),çocuk tanıklar için koruma ve destek gibi 18 ve 28 maddeler arasındaki bu  maddelerin sosyal hizmet yöntemleri açısından idari ve buna bağlı diğer kuruluşlarda  dahil kamusal bir uygulama görüldüğü gibi öngörülmüştür.Bu açıdan bir süreç ve risk yönetimini de içeren sosyal hizmet tekniği ile ilgili ayrı bir yükümlükte öne çıkarılmıştır.

144)4 üncü bölümde ise “Maddi Hukuk” başlığında yer almaktadır.Medeni /Yurttaş ile Ceza Hukuk bağlamında ayrı ayrı ele alınması bağlamında:  hukuk davaları ve başvuru yolları (md.29);tazminat (md.30),velayet ve ziyaret hakları ve güvenlik(md.31),zorla evliliklerin hukuki sonuçları (md.32),Psikolojik şiddet(md.33),ısrarlı takip (md.34),fiziksel şiddet  (md.35),tecavüz dahil olmak üzere cinsel şiddet (md.36),zorla evlenme (md.37),kdın sünnet (md.38),zorla kürtaj ve zorla kısırlaştırma (md.39),cinsel taciz (md.40),yardım ve yataklık etme ve girişme (md.41),sözde “namus” adına işlenen suçlar dahil olmak üzere kabul edilmez gerekçeler (m.42),cezai suçların tatbiki (md.43),Yargı yetkisi (md. 44),yaptırım ve tedbirler (md.45),ağırlaştırıcı tedbirler (md. 46),diğer taraflarca verilen hükümler (md.47),zorunlu altenatif uyuşmazlık çözüm usulleri veya hükümlerin yasaklanması (48) gibi yargısal görevler ayrı ayrı öngörülmüştür.

 145) 5.Bölümde ise “Soruşturma,kovuşturma,usul hukuku ve önleyici tedbirler “ başlığında ele alınmış olup genel yükümlülükler (md.49),acil müdahale ,önleme ve koruma (md.50),risk değerlendirilmesi ve risk yönetimi (md.51),acil engelleme emirleri (md.52),kısıtlama ve  koruma emirleri (md. 53),soruşturma ve kanıt (md. 54),tek taraflı  ve resen yargılamalar (md.55),koruma tedbirleri (md.56),adli yardım (md.57),zaman aşımı kuralı gibi (md.58) gibi idari açıdan adli yargısal görev ve yükümlülüklerin öne çıkarılması da kabul edilmiştir.Göçmen ve sığınma ile ilgili (7) inci bölümdeki (59) ,(60),(61) inci maddeler ile  Uluslararası ilişkiler için (8) inci bölümde ki (62).(63),(64).(65) üncü maddeleri de içermektedir.Dolayısı ile şiddet mağdurları bağlamında kamusal açıdan taahüt edilen bu sözleşmenin 6284 sayılı kanunda bir ilke olarak öngörülmesi sosyal hizmetler boyutunu da önce öne çıkarmaktadır. ŞÖNİM gibi bir sosyal hizmet kuruluşun bu taahüd için de yerine getilmesini vede  ASŞ yer alan 14 üncü madde aranılan yöntemin  birlikte ele alınması da gerektirmektedir.Bu neden dolayı İstanbul sözleşmesinde öngörülen koruma ve destek bağlamında yer verilen (22)inci madde de aranılan bir uzmanlık desteği  için  likayat dahil bu yönde bir nitelikte öne çıkmaktadır.

146)6284 sayılı  Kanun açısından iki sene dokuz ay sonra ancak yürütmeye giren ŞÖNİM  gibi bir merkeze yönelik bir uygulama yönetmeliğinde; şiddet mağdurlarının karşılaştığı sorunların çözümü konusunda izlenecek aşamaların belirlenebilmesi amacıyla sorunu ve kişiyi tanıma ve tanımlama, veri toplama, durum saptama, değerlendirme ve sonuçlandırma aşamalarının görülebileceği planı şeklinde bir “müdahale planı” (md.3/i) da bu yönetmelikte  tanımlanmıştır.Bu tanım bağlamında ise İstanbul Sözleşmesinin (22) inci maddesinde aranılan bir uzmanlık desteği ise ancak bu yönetmelikle mümkün kılınmıştır.Gene bu bağlamda sosyal hizmet yöntemi ile ilgili bir müdahale planı öne çıkarılırken ; şiddet mağduru ve beraberindeki çocuklar veya şiddet uygulayanla yapılacak görüşme ve gözlem sonrasında, sorunun geçmişi, kişilerin sosyal, ekonomik ve sağlık durumları ile fiziksel, zihinsel, psikolojik özellikleri ve yaşadıkları çevre, aile ve kültür yapılarının değerlendirildiği, sunulacak sosyal hizmet ile sorunun çözümünde uygulanacak müdahale yönteminin belirlendiği meslek elemanı tarafından hazırlanan rapor(md 3/m) da bilindiği gibi bir “sosyal inceleme raporu” olarak tanımlanmıştır.

147)Pekin Kuralı nın 16 ıncı maddesine uyumlu  bu tanım ile  bu yönde bir  uzmanlık desteği için aranılması gereken bu ihtiyaç hem teknik hemde hukuksal boyuta da taşınmaktadır.Özellikle sosyal hizmet yöntemlerinin belirlenmesi ve müdahale gibi teknik boyut açısından gerekli olan bu raporlama için ise  üniversitelerin sosyal hizmet, psikoloji, çocuk gelişimi, psikolojik danışmanlık ve rehberlik ile sosyoloji bölümlerinden mezun olan meslek mensuplarının (md.3/ı) “meslek elemanı ” şeklinde tanımlanması ve buna yönelik bir uygulamanın kabul edilmesi hem teknik hemde hukuksal açıdan bir uyumsuzluğa neden olmaktadır.Özellikle sosyal inceleme raporu ve müdahale planı şeklinde sosyal hizmetin uygulanmasına yönelik bir görev ve yetkide içeren bir sorumluluğunda öne çıkarıldığı bu düzenleme bilindiği gibi sosyal hizmet merkezleri gibi değer bakanlık yönetmelikler üzerinden yürütülen bir uygulamanında somut bir benzeridir.Müdahale için ise aranılan bilgi ve yetkinlik ile   ÇKK nun (35) inci maddesinde yer verilen SİR ve  ÇKK nun (3/1-e) maddesinde ki sosyal çalışma görevliler (?) şeklinde oluşan bu uydurma garabet   ile  söz konusu olan  bir yetki , görev ve sorumluluklar da bu açıdan ele alınması  gerekmektedir.Bu sorumluluk sadece idari bir boyut ile ilgili de değildir.Ceza hukuku da dahil  mesleksel bir ayrı sorumluluk içinde geçerlidir. Özellikle bir uygulama alanı olarak “sosyal çalışma”nın yasal bir zeminde bir tanımı yapılmadan ÇKK nunda yer alan bu iki madde ile de ilişkili /uyumlu/benzer bir düzenlemede ise görüleceği gibi ÇKK (3/1-e) maddesine yönelik   (13/6/2012-6327/38 md.) yapılan bir  değişiklikde söz konusu olmuştur. Psikolojik danışmanlık ve rehberlik, psikoloji, sosyoloji, çocuk gelişimi, öğretmenlik, aile ve tüketici bilimleri ve sosyal hizmet alanlarında eğitim veren kurumlardan mezun meslek mensuplarının sosyal çalışma görevlisi şeklinde ifadesi de öngörülmüştür. Buna bağlı olarak ise  sosyal hizmet lisans eğitim almış olanlar dışında   diğer lisans eğitim almış kişilerin bir meslek olarak yetki ve görevlendirilmesi ile  bir ilişki  yönetmeliklere vede uygulamalara da yansıtılmıştır.6284 sayılı kanunun uygulamasına yönelik gecikmeli bir şekilde yürürlüğe giren bu ŞÖNİM  yönetmeliğin de ise  “meslek elemanları” için 6284 de ayrıca bir düzenlemeye de yer verilmemiştir.Buna rağman müdahale  ve SİR için söz konusu olan bu meslek elemanlarının ÇKK nun (3/1-e) öngörülenler arasında Bakanlık tarafından bir sınırlamaya gidildiği vede  sosyal hizmet, psikoloji, çocuk gelişimi, psikolojik danışmanlık ve rehberlik ile sosyoloji konusunda mesleksel  bir yetki ve görev için (ÇKK nın 3/1-) ile somut bir  ilişki ortaya çıkmaktadır. .

 148)ÇKK nun (3/1-e) de öngörülen sosyal çalışma görevlisi bağlamında “sosyal inceleme raporu”, “müdahale planı”, ”meslek elemanları” ile öngörülen  bu somut ilişki aynı zamanda korunmaya muhtaç çocuklar, engeliler, yaşlılar, kadınlar ile sosyal yardıma ihtiyaç duyan kişi ve ailelere uygulanacak hak sahipleri için  için temel bir gerekliliği de ortaya koymaktadır.Hayırseverseverlik/yardımseverlik yerine sösyal hizmetin yanı sıra verilen hizmetin bir lütuf olmadığı;aksine vergi verenler tarafından verilen hizmetin sorgulanması  için de bir gerekliliktir. Öngörülmesi gereken bir   kamusal  sosyal hizmet için ise bir nitelik ve kalitesinin yanı sıra kamusal bir yararda gözetilmesi gerekmektedir.Bu açıdan da ;iç hukukun bir parçası olan Pekin Kuralının sosyal araştırma ile ilgili (16) ıncı maddesi ve ASŞ nın sosyal hizmet hakkı ile ilgili (14) ve diğer maddeler birlikte ele alındığın da İstanbul Sözleşmesinde  (22) maddede yer verilen uzmanlık desteği ile ilgili yükümlülüğün Anayasa da öngörülen 90 ıncı maddesine uyumluğu da aranılması gerekmektedir.Bu gereklilik bağlamında yapılan bu somut bilgiler  ve değerlendirmeler sonucu ŞÖNİM gibi bir sosyal hizmet kuruluşuna yönelik düzenlenmiş olan  bu uygulama yönetmeliği ile sosyal hizmet açısından  teknik bir nitelik ve kalitenin aranmadığı açık bir şekilde görülmektedir.Liyakat ise hiç bir şekilde aranılmamıştır.Kanun ile birlikte yapılan yanlışlıklar sonucu çeşitli sorunların yaşandığı böyle bir uygulama da (Ek;38;39)  aynı zamanda iç hukunun bir parçası olan sözleşmeler ile Anayasa dahil somut bir hukuka  aykırıkta ortaya çıkmaktadır.

 149)Kadın Sorunları Genel Müdürlüğünce  hazırlanıp aynı zamanda Bakanlık Hukuk Müşavirliğince bir görüş alındığı vede Müsteşarlık  tarafından Bakanın onayı ile  yürürlüğe giren böyle bir süreçte özellikle AB ve Dış İşler Daire Başkanlığında yer alan Uluslararası Sosyal Hizmet Birimi için yurtdışında yaşayan TC vatandaşları da dahil diğer ülkeler içinde  aranılan SIR nun sosyal çalışmacılar tarafından düzenlenmesi için aranılan  bir niteliğin  gözetilmediği de açık bir şekilde görülmektedir.Sorumluluk yerine bir keyfilik öne çıkarılmıştır.Diğer taraftan yürürlüğe giren bu yönetmelikte de belirtildiği üzere sosyal inceleme raporlarının İl Müdürlüğünce değerlendirileceği de belirtilmektedir.Görüldüğü gibi  İl Müdürlüklerin Görevleri ve Çalışma Esaslarına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca çıkarılan 23.04.2015 tarih ve 31646 Sayılı Makam Onaylı Aile Ve Sosyal Politikalar İl Müdürlükleri Görev Ve Çalışma Esasları Yönergesi de yayınlanmıştır.Bu yönergenin dördüncü bölümünde “Meslek elemanları ve Diğer Görevliler” başlıklı dördüncü bölümde “Meslek Elemanları ve Diğer Görevlilerin görev yetki ve sorumlulukları “ da (11) inci madde ile  düzenlenmiştir.Bu  (11/1) madde de   “Sosyal Çalışmacının görev yetki ve sorumlulukları” na da yer verilmiştir.Bu bağlamda ; korunmaya muhtaç çocuklar, engeliler, yaşlılar, kadınlar ile sosyal yardıma ihtiyaç duyan kişi ve ailelere uygulanacak sosyal hizmet yöntem ve tekniklerini belirlemek ve mesleki çalışmalarda bulunmak gibi bir görev ve yetki kabul edilmiştir(md.11/1-b) Ayrıca sosyal hizmete ihtiyaç duyan kişi ve aileler hakkında akademik eğitim sürecinde öngörülen yöntem ve tekniklere göre inceleme yapmak ve sosyal inceleme raporu düzenlemek de öngörülmüştür (md.11/1-c)Buna ek olarak ;.kişi ve aileler hakkında düzenlenen sosyal inceleme raporlarını bu kişi ve ailelerin sorunlarının çözümü amacıyla ilgili makama sunmak ile de yapılmış olan bu düzenlemenin mesleksel bir teknik niteliği yerine idari bir vesayet de kabul edilmiştir.

 150) Ayrıca “Meslek Elemanları ve Diğer Görevlilerin görev yetki ve sorumlulukları arasında psikolog (md.11/2),sosyolog (md.11/3),çocuk gelişimci (md.11/4) ve öğretmen (md.11/6) için de bir düzenlemeye  yer verilmiştir.Bu mesleklere yönelik bu görev yetki ve sorumlulukları arasında sosyal inceleme raporunun düzenlenmesine yönelik her hangi bir düzenleme ise bulunmamaktadır.Uygulamalı bir bilim konusunda eğitim almamış sosyolog ile ilgili olarak ise bu yönde bir çabanın yansıtılmak istenmesine rağmen somut bir düzenleme de bulunmaktadır.Bu nedenden dolayı İl müdürlerince bir sosyal inceleme raporunun sosyal çalışmacılar dışında rapor düzenlenmesi mümkün değilken 17.Mart 2016 tarihli bu yönetmelik ile    keyfi bir uygulama somut bir şekilde ortaya çıkmaktadır.  Özellikle  de ÇKK nun 6 ve 44 üncü maddesi birlikte ele alındığında doğrudan sosyal çalışmacı dışında sosyal inceleme raporunun düzenlenmesi için hem talimat veren hemde düzenleyen için  önce  adli bir sürecin başlatılmasının gerektiği bir durumda söz konusudur.Hukuk Devleti ve sözleşmeler dahil Anayasa ya uygunluğun da aranılmamasına rağmen mesleksel sorumluluğunda gözetilmemesi aynı zamanda bir kamusal zararın yanı sıra hak sahiplerin mağdur olmalarına neden olunmaktadır.Bu yönerge aynı zamanda sosyal hizmet merkezleri dahil en son ŞÖNİM ile ilgili yönetmeliği de içermekte olup SİR ve meslek elemanlarına yönelik düzenlemede bu yönergenin gözetilmediği ,vurdumduymazlığı vede Bakanlığın kendi yönergesini red ettiği somut  bir çelişkinin   ortaya çıkması  bu yönde ayrı bir hukuka aykılığı da kanıtlamaktadır.

 151)Buna ek olarak UNICEF Afganistan tarafından verilmiş olan bu bilgiye göre bilindiği gibi Afganistan da bile sosyal hizmetin kamusal bir hizmet bağlamında SİR nun sosyal çalışmacılar tarafından düzenlenmesi ve uygulanmasının bir gereklilik olarak görülmesi de ayrı bir göstergedir.Bu gösterge ile  bırakın Almanya veya İngiltere  de söz konusu olmayı temel bir uygulamanın temel araçlardan biri olan SİR nun sosyal çalışmacılar dışındaki kişilerce ÇKK nun (3/1-e) maddesine dayalı  olarak ŞÖNİM dahil düzenlenmiş olunması Türkiye ye yaşayanlar TC vatandaşları için   aşağılayıcı bir durumu da yansıtmaktadır.Özellikle de bilgi ve teknik açıdan yanlışlığın korunması için benimsenen bu “galat-meşhur” uygulama ile   her sene yüzlerce kadın cinayenin yanı sıra çocuklar için şidddet ve istismarın yoğun bir şekilde öne çıkarıldığı bu soruna yönelik aranılan bir liyakatın,niteliğin aranılmaması utanma ile utanmama arası ile de  bir tercih ve düzeyi de ortaya koymaktadır.Unıcef  Afganistan ile yayınlanan somut bilgi ile  söz konusu olan bu gösterge, teknik ve hukuksal bir tespitin ötesinde tanımlanması mümkün olmayan ayrı bir niteliği ve özelliği de yansıtmaktadır.Ev içi şiddet de yaşanılan cinayetler ve saldırılar dahil çocuk istismarı gibi kadın ve  çocuklar ile ilgili sorunların özelliği ,hemde  bu sorunun kamusal bir görev bağlamında yönetip çözümlemesinde ki bilgi ve  beceri eksikliği hak ihlallere de neden olunmakta olup bu sorunlara ayrı ortaklık ve katkı da verilmektedir.

 152)Mesleksel sorumluluk dahil birey ve kollektif bir duygu açısından en azından utanma ile utanmama arasında yapılması gereken bir tercih için de ortaya çıkan bu durum ile birlikte 6284 sayılı Kanun bağlamında ASPB tarafından (ÇKK-3/1-e) ile ÇKK /35 maddelerinin birlikte ele alınmasıyla da 17.Mart 2016 tarihinde yürürlüğe giren ŞÖNİM (Şiddet önleme ve izleme merkezi) tarafından yürütülen uygulamaların T.C. Anayasasının 2,5,10,11,12,17,40,41 , 70 inci maddeleri ile birlikte 90 ıncı madde bağlamında öncelikle İstanbul Sözleşmesinin 22.maddesi dahil diğer maddeleri vede ÇHS/3,40 ,AİHS/6,14 ve ASŞ/1,7,8,10,11,13,16,23,27,30 ve 31 maddelerde yer alan yükümlükler ve bu taahütlerin korunmaya muhtaç çocuklar, engelliler, yaşlılar, kadınlar ile sosyal yardıma ihtiyaç duyan kişi ve aileler şeklinde yararlananlara yönelik hak ihlallerine neden olunduğu somut bir şekilde yansımaktadır.Adil bir uygulama ise engellenmektedir.Bilindiği gibi bu aykırılıklar bağlamında Avukat Şahin Antakyalıoğlu tarafından da Danıştay’ a SHU Derneği adına yapılmış bir başvuru aynı zamanda Afganistan nın bile ötesinde ki bu adil olmayan keyfi uygulamaya ortak olmayı da engellemek için güzel bir başlangıçtır.

153)Sosyal ve hukuk niteliğindeki bir Devlet’te,Devlet yapanın liyakat ile de söz konusu olması nedeniyle de yapılmış olan bu başvuru ; ASPB tarafınca 17.03.2016 tarih ve 29656 sayılı resmi gazetede yayımlanan bu Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri Yönetmeliği’nin m.3, f.1, sosyal inceleme raporu başlıklı bent m’de belirtilen “meslek elemanı ibaresinin yürütülmesinin durdurulması ve iptali talebi ile bireysel ve toplumsal ölçekte programlar hazırlamak başlıklı m.19, f.1’de belirtilen “ meslek elemanı” ibaresinin yürütülmesinin durdurulması ve iptali talebi ile meslek elemanı başlıklı m.34, f.1, bent c’deki “sosyal inceleme raporu” ibaresinin yürütmesinin durdurulması ve iptali talebi ile sosyal çalışmacı başlıklı m.35, f.1 “ psikologun olmadığı hallerde cinsel şiddet mağdurlarının bilgisine başvurulması esnasında yanında bulunmak” c bendinin tamamının yürütmesinin durdurulması ile iptali talebiyle birlikte bu işlemin dayanağının Anayasa’nın 2, 5,10.17,40 ve 70. Maddelerine aykırılık teşkil ettiğinden Anayasa mahkemesine götürülmesine karar verilme istemi de söz konusu olmuştur. Bu başvuru bağlamında AİHM e kadar gidebilecek bir süreçte başlamıştır.

154)Aslında bu aykırılıkların diğer meslek örgütleri tarafından da hukuksal bir süreci de başlatması gerekmektedir.Çünkü kendi meslek yetki , görev ve sorumluluk şeklindeki teknik bir yetkinlik yerine idari bir memurlaşmaya vede özellikle “sosyal çalışma görevlisi” gibi bu garabet ile psikolog,sosyolog veya öğretmen gibi bu mesleklerin bir talimat ile SİR unu düzenlemesi bu meslekleri de bir “zekat memuru” gibi bir özelliğe de dönüşmektedir.Sosyal hizmet yöntemlerinin özellikle belirlenmesin de öngörülen SİR unda mümkün görüldüğünde diğer disiplinler ile bir işbirliğinde olunması da aslında engellenmektedir.Sosyal hizmet konusunda lisans eğitim almış sosyal çalışmacılar dışında diğer lisan eğitim almış mesleklerin eğitim proğramına bakıldığında ise uygulamalı bir bilim olmayan sosyoloji dışında psikoloji,psikoloji danışmanlık ve rehberlik,çocuk gelişimci veya eğitim gibi bilimlerin karşılaştırılmasıda gerekmektedir. Hacettepe Üniversitesi gibi diğer üniversitelerin birlikte ele alındığı eğitim proğramları karşılıp değerlendirildiğinde (EK :20/4-paragraf 33-34/sf.26-28) ise SİR gibi sosyal hizmete benzer bir uygulama ve işlevin karşılığı olmamasına rağmen bunun onbir seneden beri akademik açıdan da görmezden gelinmesi,vurdumduymazlık da ayrı bir göstergeyi de oluşturmaktadır.. Ayrıca, bu eğitim proğramları ve mesleksel bir sorumluluk almak açısından kendi yetki ve görevlerini gözetmelerinin yanı sıra sosyal hizmet bilimi ve meslek alanına taşınarak “ psikologun olmadığı hallerde cinsel şiddet mağdurlarının bilgisine başvurulması esnasında yanında bulunmak” (m.35, f.1) gibi absürd bir yetki gasbı en son bu uygulamada görüldüğü gibi görmezden gelinmiştir. Bir tepkisizlik , bir bilgi eksikliği vede bir ayıbın da ötesine taşınabilinmektedir.Başka bir meslek elemanının görev ve yetkilerini kullanıp o ünvanla imza atanlara/attırıranların “suç” işlemesi gibi ceza hukuku ile ilgili boyutun görmezden gelinmesi ile ek bir katkıda verilmektedir. Liyakatın ise hiç bir şekilde gözetilmediği gibi ek bir kamu zararının yanı sıra yararcılık gibi maddi ve manevi bir gösterge de oluşmaktadır.

155)Sorumluluk yerine söylemlerin tercih edildiği ve de özellikle çocuklar ,kadınlar dahil hak sahiplerine ulaşılmasını engelleyen ve taahütleri yerine getirmeyene ortak olunan böyle bir somut kusurlu ve ayıplı bir hizmet bağlamında; Danıştaya süresinde yapılan bu başvuru ya ek olarak (ÇKK/35) ile bağlantılı sosyal inceleme raporu için düzenlenmesine dayanak olan 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu nun (3/1-e) maddesinde yer alan “sosyal çalışma görevlisi” ile ilgili bu garabet maddenin somut şekilde iptali için ayrıca Anayasanın 10 uncu dahil diğer maddeler ile birlikte özellikle Anayasanın 90 ıncı madde bağlamında ÇHS /3-40 ;Pekin Kuralı/16 ve ASŞ nın 14 üncü ve İstanbul Sözleşmesinin 22 . maddeleri açısından Anayasa Mahkemesine gönderilmesi yönelik ek bir talep de yararlı olabilecektir. Dava için yapılan başvuruda yer alan bilgilerin birlikte yapılması , yapılmış olan bu yürütmenin durdurulması talebi içinde geçerlidir.Bu başvuru aynı zamanda yetkili olmamalarına rağmen SİR ile düzenlenenler ve şimdiye kadar oluşan kamu zararının en kısa zamanda da engelenmesi de sağlanacaktır.Bu yönde bir kamu yararı da söz konusu olacaktır.

156)Bu süreçte oluşan hak sahibi ihlallerin engellenmesi vede mağdurların tazmin dahil hukuksal açıdan da yasal hakları yönünde yapılması gereken talepler için avukatlık hizmeti dahil gerekli bilgilendirmeler de yapılmalıdır.Özellikle de 8.Mart 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6284 sayılı kanun kapsamında yargısal ve idari açıdan güvenlik ve sosyal koruma ile ilgili bu iki boyutunun yerine getirilmesi önemli bir sorgulama vede nitelikli bir avukatlık hizmeti için ayrı bir önemi de arttırmaktadır. Bu bağlamda kadın cinayetleri,çocuk gelinler ve şiddet mağdurlarında oluşan sosyal ve psikolojik travmalar gibi önemli etkilerin bu açıdan ayrı bir şekilde ele alınmayı ve söz konusu olan bu yargısal süreçte ihtiyaç duyulan SİR ve müdahaler ile ilgili idari işlemlerde bir niteliğin ve kalitenin de ayrıca değerlendirilmesini gerektirmektedir.Özellikle de sosyal çalışmacılar dışında SİR nun düzenlenmesi ile oluşan mağduriyetlerin bu açıdan değerlendirilmemesi aynı zamanda avukatlık hizmeti açıdan da ek bir soruna ve hak ihlallerine de neden olabilmektedir. Bu iki alanın birlikte ayrı bir çalışmayı da gerektirmektedir.Bir danışmanlık hizmetide veren UNICEF in görmezden gelmesi dahil pasif olmak ile “galat-ı meşhur” gibi bu uygulamaların meşrulaştırılmaları da engellenebilecektir.

BİR ÖNCEKİ SAYFA

 LÜTFEN DEVAM EDİNİZ

 
 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org