Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 


HAYVANLARI SEVMEK HAYVAN HAKLARINI SAVUNMAK MIDIR?
 
Aziz ŞEKER/Sitemiz yazarı
shuaziz@gmail.com


İnsanı, doğayı, farklı kültürleri, ötekileri, toplumsal eşitsizliği yaşayanları, dışlanmışları, evsizleri, köprü altı insanlarını, sokak çocuklarını, mültecileri, ezilmiş farklı cinsiyetteki bireyleri, azınlıkları, yüzü renkli, kültürü farklı insanları; son bağlamda egemenlerce insanlığın birçok aşındırılmış yüzünü sevmeden, bir hayvanı sevmeğe kalkmak, onu dünyanın merkezine koymak ne kadar sağlıklı bir düşüncedir. Başkalarının yaralarına basarak çoğalan insanları bilir misiniz? Başkalarının yalnızlıklarına, mutsuzluklarına bakıp onlara acıyarak onları hayatına alan insan en acı insansızlık örneği sergilemiyor mu?

İnsanın kurmuş olduğu insani bir ilişki sevginin gereklerini yerine getirmelidir. İnsanoğlu yalnız kendi hemcinslerini değil, hayvan türlerini de büyük bir iştahla ortadan kaldırmanın türlü yollarını bulmuştur. Evcil hayvan da insanın rahatlıkla sömürdüğü bir hayvandır.

Doğru bir çevre bilincinin yerleşmesi bir yana doğal hayatı tehdit eden insanoğlu öldürdüğü hayvanları avlaklarda bulması için de eğitilmiş köpek besleyebilmektedir. Kendi sevgisini bir hayvanda kanıtlamak için türüyle oynanmış, genetiği değiştirilmiş, kedileri köpekleri envai türde kuşları kapatabilmektedir. Hatta kapattıklarının ölümü karşısında, yanı başında yaşanan sosyal sorunlara sırtını dönecek kadar karanlık bir depresyona sürüklenebilmektedir. Kapalı kapılar ardında beslenen hayvanlara duyulan sevgi ne kadar doğal bir sevgidir? Her hayvan seven, evinde hayvan besleyen birey, hayvan haklarını da savunmakta mıdır? Kafes içine hapsedilmiş, balkonlara sıkıştırılmış sevgimize ve ilgimize muhtaç bıraktığımız bir hayvan, “hayvanın” haklarının ne kadar ihlal edildiğinin gerçek bir belgesi olamaz mı? Ha katledilen bir hayvanın kürkünü giyinmişsiniz, ha genetiği değiştirilmiş bir hayvanı bir apartman odasında kendi duygularınızın karşılığı için kullanmışsınızdır. Hayvanı yok eden düşünce, gelişmemiş bir hak bilincinin göstergesidir… Yüzyılın önemli sosyal sorunlarından birisidir; hayvan hakları olgusu!

Dünya’da her gün 20 bine yakın çocuk açlık ve yetersiz beslenmeden ölüyor. Durup gökyüzüne bakmanın bir anlamı var mı? 5 saniyede 1 çocuk açlıktan ölüyor. Milyarlarca doların her gün kedi ve köpek mamasına ve şampuanına aktarıldığı bir yeryüzü cehennemi ne kadar adaletlidir? Bu köşenin yazarı baştan söyleyeyim dünyanın yaşanabilir onurlu bir gezegen olması yönünde bir yaşam felsefesine sahiptir. Sistem olarak sevginin ve saygının varlığı bütünsel olarak tüm toplum dokusuna yayıldığında adildir. Gelişmiş yaşanabilir bir dünya paradigması, içine insan haklarını aldığı gibi sosyo-ekonomik hakları, bireysel hakları ve katılım haklarını almaktadır. Özellikle kadın, çocuk, çevre, hayvan hakları aktivistlerinin kimilerinin bir bütün olarak göremedikleri hak sorunsalı bu altı çizilen noktada bir çözüm beklemektedir.
Tarihsel olarak özellikle İkinci Dünya Savaşıyla beraber ‘insan hak ve özgürlüklerinin’ yoğun şekilde ihlâli, Dünya devletlerinin bir kısmını, insanlığın geleceği için önlem almaya itmiştir. Bu süreçte 26 Haziran 1945’te Birleşmiş Milletler Antlaşması yapılmış, daha sonra 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yapılan oylamayla İnsan Hakları Evrensel Bildirisi kabul edilmiştir. Yine, insan haklarının tarihsel süreç içinde sistematik bir bütün yöneliminde işlenmesini ele alan yaklaşımlar, insan haklarının; temel hak ve özgürlüklerin yanı sıra sosyal haklar ve katılım haklarını odağına alan bir çerçeve içinde değerlendirilmesini uygun görmüşlerdir. Aşağıda bahsedilecek olan bu hakların uygulanım olanakları ise toplumların nesnel koşullarına göre farklılık göstermektedir. İnsanlık için önemli olanda, bu evrensel bildirgenin uygulanması için gerekli ve yeterli toplumsal koşulların yaratılmasıdır. Tüm insanlığı standart evrensel değerlerle aynı masada buluşturmaktır.
Tarihsel gelişim süreci içinde insan hakları üç grup içerisinde sınıflandırılmıştır:
Negatif Statü Hakları: Devlet karşısında birey dokunulmazlığını esas alan haklar bütününden oluşmaktadır. Daha çok temel haklar biçiminde değerlendirilmektedir. Düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü, konut dokunulmazlığı gibi haklar bu grup içerisinde gösterilir.
Pozitif Statü Hakları: Sosyal haklar biçiminde adlandırılan bu grup, devletin yurttaşına vermekle yükümlü olduğu hizmetleri kapsamaktadır. Sosyal güvenlik, sağlık, eğitim vb. haklar bu gruba dâhil edilmektedir.
Aktif Siyasal Haklar: Bu grup, katılım öğesini ön planda tutar. Seçme seçilme hakları bu guruba girer. Küreselleşme süreciyle dünya siyaset gündemine oturan üçüncü kuşak haklara baktığımızda ise daha çok toplumsal duyarlılık gerektiren ötekileştirilmiş alanlarda yaşam bulanların haklarını görürüz.
Son tahlilde, uzun tarihsel gelişim süreci içinde şekillenen insan hakları teorisinin, modernitenin bir uzantısı olarak da tabir edilen bu küreselleşme yüzyılında bütünsel anlamını farklı renklerle zenginleştireceğini, insanlar arasında ahlaki bir uzlaştırıcı görevi göreceğini söyleyebiliriz.
Düşüncelerimi bağlarken çocukların durumunun tarihte hayvan haklarını savunanlar açısından nasıl da geç algılandığına dair bir örnek vermek istiyorum: Çocuk istismarı ile ilgili ilk kayıtlar diyebileceğimiz türden çalışmalara ABD’de rastlanıyor. ABD’de, 1874’te New York’ta Mary Ellen olgusu ilk rapor edilen çocuk istismarı olayıdır. Üvey anne-babası tarafından dövülen Mary Ellen, bir işçi tarafından ‘Hayvanları Eziyetten Koruma Derneği’ne götürülmüş ve bu olay böyle bir eksiği, yani çocukları koruyan bir derneğin yokluğunu ortaya koymuştur. 1885’te, ilk kez ‘Çocukları İstismardan Koruma Derneği’ kurulmuştur. Açıkça görülmektedir ki, hayvanları koruma yasaları, çocukları koruma yasalarından çok önceleri vardır. Çocukların himayesiyle ilgili olarak 1899’da Amerika’da ilk çocuk mahkemelerin açılması gündeme gelmiştir…
İnsanlık uğruna çok mu mesafe aldık, bilmiyorum.
21. yüzyıldayız ve neresindeyiz uygarlığın?

 
 

 


               Bize Ulaşın

Google
 

 

 

UYARI! ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.