Sosyal Hizmet Mesleği

Bilgiler
Yayınları
Araştırmalar
 


Sosyal Hizmet Alanları

Çocuk
Gençlik
Yaşlılık
Aile
Sosyal Sorunlar
Engeliler
Tıbbi Sosyal Hizmet


Kaynak Bilgiler

Bireysel Gelişim
Sosyoloji
Psikoloji
İnsan Hakları
İletişim Bilgisi

 

 

 

 

 
 



ANA SAYFA

HEMODİALİZ HASTALARI VE SOSYAL HİZMET 

Ercan MUTLU

Sosyal Hizmet Uzmanı
shuercan@hotmail.com
 

 

Toplumlar arası ilişkiler tarihe yön verir. Tüm toplumların kimliklerini kazanma sürecinde, karşılıklı ilişkilerin, mücadelelerin ve ideolojilerin etkisi vardır. Modernleşme önceden sanayileşmiş toplumların etkisiyle ortaya çıkan bir durumdur. Sanayileşme ile nüfusun kırsal (toprağa bağlı), cemaatlere dayalı yapısı, tamamen olmamakla birlikte kentsel (endüstriyel )yapılara dönüşmüştür.
Batı Modernleşmesi, dünyanın her yerinde aynı şekilde gelişmemiştir. Kapitalizmin sömürgeci ve yayılmacı bir yanı vardır. Bu süreçte geç sanayileşen bölgelerde, özellikle Doğu’ da, toprağa dayalı üretim yapısı tam olarak tasfiye olmamış, kandaşlığa dayalı toplumsal biçimler yaşamını sürdürmüştür. Toprağa dayalı aile yapıları da devam etmiştir. Ancak bir yandan kentsel modern yapılar da oluşmaya başlamıştır. Oryantalizm iklimi çerçevesinde gelişen modernleşme sürecinde kadın konusu ise toplumsal dönüşümün en ayrıcalıklı konularından biridir.

Sömürgeci Avrupa kendini şekillendirirken Doğu kavramı ile nitelendirdiği uygarlıklar ile mücadele edegelmiştir. Doğu’ luluk Batının bir inşasıdır. Doğu’ nun ötekileştirilmesi İse Batı’ ya birtakım kolonyal çıkarlar sağlamıştır.
Batının kendi dışında toplumlarla kurmuş olduğu ilişki öncelikle egemenlik ilişkisidir. Batı egemenliğini Doğu’ ya da yayma girişimindedir. (Sezer, 1998: 36) 
Batı, kendi yayılmasını desteklemek, sistemleştirmek ve bu arada belli sorunlarına çözüm bulabilmek amacıyla dünya üzerinde belli köprü başları tutmaya yönelmiştir. Bu yerleşmeler yerli halklara karşı ve onların aleyhine gerçekleşmiştir. (Sezer, 1998: 31) 
Doğu olarak nitelendirilen coğrafya Ortadoğu ile Asya ülkelerinin belli kısımlarıdır. Doğuyu ötekileştirme sürecinde ırk faktörünün yanı sıra coğrafi unsur da önemli bir rol oynamıştır. ”Doğu-Batı”gibi mekansal ayrımlar öncelikle farklılık üzerine kurulmuştur. Ayrılık ve ötekiliği üreten tanımlayıcı ve sınıflandırıcı metaforlar mekansal ilişkilere de hükmederler. (Yumul, 2003: 20)
Bizzat Oryantalist söylem tarafından üretilen bilgi, “Doğu’ yu yaratır”. Bu söylemler sadece bilgi değil, bizzat betimler göründüğü gerçekliği de yaratırlar. (Said,1978: 40; Yeğenoğlu, 1996: 108)
İlk olarak Edward Said’ in adını koyduğu, Batının Doğuya bu bakış tarzı oryantalizmin ta kendisidir. Oryantalizm, bir bilim dalı, bir söylem tarzı, bir siyasi ideoloji ya da bir dünya görüşü olarak değerlendirilebilir. Ama en geniş tanımıyla, oryantalizmin temeli “biz - onlar” düalizmine dayanır. Oryantalizm kendini Batı denilen bir siyasi-kültürel oluşuma ait hisseden birinin, Doğu olarak betimlediği bir oluşumun öğeleri hakkında konuşmasıdır. Bu bağlamda 18. yy’ dan itibaren geliştirilen söylemden üretilen bir yapı olduğu vurgulanmaktadır. (Kontny, 2002: 117)
Oryantalizm, Oryantalist metinlerin Doğu’ yu, ırksal, kültürel ve coğrafi bir birlik olarak kurma biçimlerine ilişkin zengin bir görünüm sunarak, kültürel ve cinsel farkın temsili sorununa ve ötekiliğin söylemsel kuruluş yapısına ilişkin daha genel sorular sorabileceğimiz verimli bir alanın kurulmasına da öncülük eden bir çalışma niteliğindedir. (Yegenoğlu, 1996: 109)
Şarkiyat “şark” ile “garp” arasındaki ontolojik ve epistemolojik ayrıma dayanan bir düşünme biçemidir. Aralarında ozanların, romancıların, felsefecilerin, siyaset kuramcılarının, iktisatçıların, imparatorluk yöneticilerinin de olduğu kalabalık bir yazar topluluğu, Şark’a, Şark’ın insanına, törelerine, aklına yazgısına vb. ilişkin kuramları, destanları, romanları, toplum betimlemelerini, siyasal kayıtları işleyip inceltirken, Doğu ile baatı arasındaki temel ayrımı başlangıç noktası saymıştır. (Said,:1978: 12)
19. yy Avrupa’ sında gizemli Doğu’ yu ihtişam ve sefahat diyarı, nice hayallerin rüya ülkesi olarak gören bir anlayış gelişmiştir. (Kontny, 2002: 129). Doğu, oryantalistlerin anlatımlarında kendinden geçmenin, esrimenin, sefahatin, başıbozukluğun hayal dünyası olarak ortaya çıkmıştır. En önemlisi de erkek gücünün kadın gövdesi karşısındaki sınırsız hegemonyası, fantastik olarak Doğu' yla birleştirilmiştir. 18. yüzyıldaki "kadın yabancıların ve egzotiklerin mekânındadır" söylemi, 19. yüzyılda kadının, hayali Doğu' nun gizeminin bir anahtarı olduğu söylemiyle iç içe geçmiştir. Doğu' yu cinselleştirme ya da şehvetli bir Doğu imgesi sunmada yaratıcı güçlerini sonuna kadar kullanan yazarlar, bu düşlerini gerçekleştirecekleri Doğu yolculukları hayal etmiş, bazıları ise bunu gerçekleştirmişti. 
Ötekileştirilen Doğu’ da oryantalistler kendilerine yasaklanmış olan ya da kendileriyle özdeşleştiremedikleri birçok özelliği Doğuya atfetmişlerdir. Örneğin pek çok Avrupa’lı yazar ve ressam için Doğulu kadın gizemli, şehvetli ulaşılmaz bir arzu nesnesi, Doğu’lu erkek ise, onu baskı ve denetim altında tutan sahibidir.
Modern dünya tarihi, Said’ in sürekli olarak vurguladığı gibi, bir tarafta geleneksel, modern olma arzusunu öğrenmesi gerekli toplumlardan oluşan Batı-dışı alanın ”karşıtlığının” öykülendirme girişimi, söyleme dönüştürülmesidir. Farklılıkların tarih içinde dondurulmasını, Batı dışı kültürler olarak kodlanan ilişkilerin “geleneksel toplum” kategorisi içinde hapsedilmesini ve “öteki” olanın denetlenmesi ve modern olana dönüştürülmesi gereken bir “kültürel nesne”olarak kurulmasını temsil eden, ve bu nedenle batı Modernitesinin dünya üzerindeki kültürel liderliğini ve hegemonyasını meşrulaştırmayı amaçlayan bu tarih okuma anlayışı Oryantalizmdir. (Sezer, 1998: 36)
Modernleşme kavramı, tarihsel olarak geleneğe dayalı toplumsal ve siyasal değer ve ilkelerin yerine modern ölçütlerin geçiş evrimini ifade eder. Modernleşme süreci tarihsel olarak Rönesans’ tan sonra başlamıştır. Aydınlanma çağı boyunca kilisenin insana ve topluma yaptığı baskıya karşı, felsefi ve zihni tepkiler, akıl ve toplumun özgürleşmesine giden yolu açmıştır. 19.yy ‘da Pozitivist bilim anlayışının başarılarının da desteğiyle sanayi devriminin ortaya çıkması ve Batının ekonomik gücünün artması, yeni bir dünya modelinin oluşumunu hızlandırmıştır. Batının kendi geçmişine karşı bu eleştirel yaklaşımı, fikri ve siyasi geleneğe karşı oluşu da diğer toplumlara nitelik farkı gözetmeksizin örnek olarak sunulmuştur. Dolayısıyla Modernizm kavramı yeni bir bilim anlayışı, yeni bir siyasal düzen, yeni bir iktisadi düşünce yapısı ve yeni bir ahlak anlayışını ortaya koymakta ve batı toplumlarının yaşadığı doğal bir süreci tanımlamaktadır. (Çetin, 2003-04: 12)
Modernlik kavramı, teknolojik, siyasal, ekonomik ve toplumsal gelişmede ileri ülkelerin ortak özelliklerini belirtmek üzere kullanılırken “Modernleşme” öteki ülkelerin o özellikleri elde etme sürecini belirler. Batı dışı toplumlar Modernleşmeyi talep etmiştir. (Çetin, 2003-04: 12) 
Modernleşme süreci gelenekselden yeni olana doğrudur. Yeni toplumsal değişim kendini kentlere yönelen olağanüstü bir göç, meslek değişimi, aile yapısındaki değişim gelir düzeyindeki artış, statü geliştirme imkanı, eğitim alanında fırsat eşitliği, erkek ve kadın arasındaki ilişkilerde belirgin değişiklikler şeklinde gösterir. Kapitalistleşme ve onun zihinsel uzantısı olan Modernleşme süreçlerinin düzenleme stratejilerine olan gereksinmesi açıktır. düzenleme pratiklerinin kurucu özneleri piyasa/sermaye, devlet/ siyasi iktidar olduğu kadar cinsiyet kimliklerinin, çocuk yetiştirme politikalarının, nihayet cinselliği denetleme pratiklerinin kurucu öznesi olarak aile de önemli işlev görür. (Sancar, 2004: 200) Buna bağlı olarak da kadın konusu, tarihsellikten gündelik yaşama uzanan toplumsal dönüşümün en ayrıcalıklı konusudur. (Göle, 1991: 170)
Modernizm sürecinde Doğu toplumları, Doğu-Batı ekseninde birtakım kutuplara bölünmüştür. (Modern, yeni, eski, geleneksel, öteki vb.) Bazılarına göre bu kutuplaşma “toplumsal sembol repertuarımızın tam ortasından dramatik bir biçimde çatlatılmış bir bilinç durumuna, yeni bir toplumsal şizofreniye tekabül etmektedir. (Avcı, 1995: 301; Berktay, 2003: 150)
Bu durum, cinsiyet temelli kimlik politikalarının Batı karşıtlığını temel almasına neden olmuştur. Kendilerini Batı karşısında ya da yanında konumlandırmak zorunda kalan siyasal özneler ya ‘mesafe koymak’ ya da ‘modern kadın ’ı simgelemek üzere aile ve kadın kimlikleri üzerine sürekli bir politik çatışma ve gerilimli toplumsallık tarzı kurmuşlardır. (Sancar, 2005: 21) Bu tarz Doğu’da gelişen kadın hareketleri ve örgütlenmelerinin yapılarına etki etmiştir.
Medeniyetlerin birbiriyle çatıştığı başlıca alanlardan birisi, kadın kimliğidir. Modernizm, insanoğlunun yaşam tarzını etkilemiş ve kadın özgürlüğünü ciddi bir tartışma sahasına çevirmiştir. Kırılma ve münakaşanın çok fazla yaşandığı bu alan, kadının hayat tarzı üzerinde belirleyici olmuştur. Kadının, eşitlik, özgürlük vb insan hakları elde etme çabaları, ataerkil yapıların baskısından kurtulmak ile ilgili talepleri birleşmiş, modernleşmeci kadın hareketlerini ortaya çıkarmıştır. 
Modernleşmeci ve ulusal kimliklere dayalı kadın örgütlenmelerinde Modernleşme süreci eşitlik, adalet, katılım, demokrasi, kurumlaşma, refah, özgürlük gibi kavramları da beraberinde getirir. Dünyayı biz ve öteki olarak ikiye ayıran Oryantalizm düşüncesinin ortaya çıkardığı söylemler Doğu modernleşmesinin niteliğine, bir anlamda etki etmiştir. 
Bununla birlikte Modernleşme sürecinin bireyi ve toplumu ilgilendiren göç, sanayileşme, cemaat anlayışının değişmesi ve yabancılaşma gibi toplumsal etkileri geleneksel olana dönme ihtiyacını beraberinde getirmiştir.
Bu yeni koşullarla ilgili kaygılar cinsel kimliğin kurulması ile ilgili alana da yansımıştır. Geleneği temsil eden yapılar, yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu durumda yapılması gereken şey ataerkil ideolojiyi günün koşullarına uydurmak, yeni söylemler üretebilmektir. Bu bağlamda bazı kadın hareketleri dinsel, etnik ve cemaat edayalı kadın kimlikleri etrafında örgütlenmiştir. 
Bu tip hareketler milli, yerel, dinsel, etnik ya da bölgesel özgünlüğünü koruma adı altında şekillenen bütün siyasal ve toplumsal yapılarda güçlenme ve toplumun geri kalanındaki kaynakların denetiminden pay alma adına, kadınlara da toplumsal yaşamda bir yer açmıştır. Bu tür toplumlarda aile, etnik cemaat, din gibi yapılar çok güçlü erkek egemenliği yaratmakla birlikte, bu yapıların içinde ve yanı sıra kadınların düzenlemesine bırakılmış geniş toplumsal faaliyet alanlarını içinde barındırmaktadır. Kadınlar için bırakılan bu dünyanın merkezinde aile, akrabalık ve cemaat ilişkileri vardır. (Sancar, 2005: 22)
Doğu’ da kadınlar bir yandan yerel ve geleneksel yaşamın onlara sunduğu olanaklarından yararlanarak güçlenmekte, güçlendikçe daha özgür ve eşit yaşam koşulları talep etmektedirler. Özgürleşme ile geleneksel kadınlık içinden güçlenme bu kadınların çoğuna göre çelişkili değildir. Batı feminizminin kendi tarihsel sürecinde özgürleşmenin ancak erkek egemenliğini yaratan kurumlara karşı mücadele içinde gerçekleşebileceği tezine karşılık; burada, geleneksel kadınlık içinden güçlenme ile bireysel haklar kazanarak özgürleşme ikilemini tartışmalı hale getiren bir pratik söz konusudur. (Sancar, 2005: 23)
Sanayi toplumlarının doğuşundan beri eşitlik ilkesi demokratik toplumların işleyişinin dinamosu olmuştur. Eşitlik ilkesi toplumsal muhayyilede kabul gördükçe, toplumsal pratiğe de yeni bir ivme kazandırmıştır. Irklar arası sınıflar arası,ülkeler arası ve en son da cinsler arası eşitsizlikleri aşmaya yönelik toplumsal hareketler ve bunların ürettiği politikalar, demokratik toplumların bir nevi tarihsel evrimlerinin güzergahını çizmişlerdir. (Göle, 1991: 178)
Doğuda kadın hareketinin Modernizm ve Modernizm’ in ortaya çıkardığı kavramlar etkili olmuştur. Modernleşme kavramıyla karşı karşıya kalan Doğu toplumlarının bu kavram ile arasına koyduğu mesafe ya da bu kavrama bakış açısı bu kavramı ele alış tarzı hareketlerin dinamiklerini belirlemiştir.
Feminist özgürlüğü esas alan bakış açısının kuramını güçlendirmek amacıyla, cinsiyet ilişkilerinin toplumsal tarihini ve toplumların tarihinin incelemesi gerekir. Özellikle Modernizm ve Doğu uygarlıklarının tarihini ve hatta Oryantalizmi incelemek, kadının ve kadın hareketinin tarihini vererek bugün bulunduğu noktayı anlamamızı sağlayabilecektir.

KAYNAKÇA
Berktay, Fatmagül, Tarihin Cinsiyeti, İstanbul, Metis Yayınları, 2003
Said, Edward, Şarkiyatçılık, (Çev.) Berna Ülner, İstanbul, Metis Yayınları, 2001
Göle, Nilüfer, Modern Mahrem Medeniyet ve Örtünme, İstanbul, Metis Yayınları, 2004
Sezer, Baykan, “Doğu-Batı Ayrımı”, Doğu-Batı, 36, Şubat, Mart, Nisan 1998, ss. 31,37
Yumul, Arus, “Araf’ta Kalanlar” Doğu Batı, 20, Mayıs, Haziran ,Temmuz 2003, ss. 11,21
Kontny, Oliver, “Üçgenin tabanını yok sayan Pythagoras: Oryantalizm ve Ataerkillik Üzerine”, Doğu Batı, 117, Ağustos, Eylül, Ekim 2002, ss. 117,131
Yeğenoğlu, Meyda, “Peçeli Fantaziler: Oryantalist Söylemde Kültürel ve Cinsel Fark”, Oryantalizm, Hegemonya ve Kültürel Fark, Der. Keyman, Mutman, Yeğenoğlu, İstanbul, İletişim yayınları, 1999, ss. 107,160
Çetin, Halis, “Gelenek ve Değişim Arasındaki Kriz: Türk Modernleşmesi”, Doğu Batı, 12, Kasım, Aralık, Ocak 2003-04, ss. 11,40
Sancar, Serpil, “Dünyada Kadın hareketlerini belirleyen dinamikler”, 22, Ocak 2005
Sancar, Serpil, “Otoriter Türk Modernleşmesinin Cinsiyet Rejimi” Doğu Batı, 200, Ağustos, Eylül, Ekim 2004, ss. 197,215
 

 



Editörler




Google
 

 


 


KURUMSAL VE BİREYSEL İŞ İLANLARI

 


 

SOSYAL MEDYA




 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.