Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 


 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

Türkiye'de Halkla İlişkiler Olgusu

 

Avrupa ülkelerinin uzun zamandir benimsedigi ve önemsedigi Halkla Iliskiler çalismalarinin, maalesef ülkemizde gereken degeri gereken hizda görmedigi kanisindayim. Halkla Iliskiler Türkiye'de yeni yeni hakettigi yere dogru ilerliyor.

Pek çok firma kurumsallasmaya yönelik çalismalara ilk adimi attiginda bu tanimla karsilasti ve bunun üzerine bir arayis basladi.

Son yillarda kurumlarin standartizasyona gitmesi, uluslararasi çalismalar ve su an kulagimiza çok tanidik gelen ISO Kalite Belgesi çalismalarinin sürece katkilarini göz ardi edemeyiz.

Tüm bu gelismeler sayesinde kurumlar "müsteri memnuniyeti" ile tanistirildilar ve bugüne kadar üzerinde hiç kafa yormadiklari bazi degerleri ögrenmeye basladilar.

Bu çalismalar esnasinda müsteri ve hizmet grubunun farkina varan "Arz Grubu" kendi içlerinde bir sorgulama sürecini de baslatmis oldu.

-Acaba müsterileri kimlerdi, özellikleri nelerdi? (bizim hedef kite dedigimiz)

-Bugüne dek müsterileri üzerinde arzu ettikleri olumlu izlenimleri yaratabilmis ve aliskanlik olusturmuslarmiydi? (imaj) iste bu ve benzeri sorularla baslayan süreç sirketleri Halkla Iliskiler ile tanistirdi.

Bir süre Pazarlama Departmanlarinin faaliyetleri arasina gizlenen Halkla Iliskiler bir süre sonra "Müsteri memnuniyeti","Kurum içi iletisim", "Iç müsteri", "Dis müsteri" terimlerinin de dogru algilanmaya baslamasi ile bagimsiz departmanlar halini aldi.

Az önceki sorularla süreci baslatanlar önceleri disaridan bu konuda destek almakla yetindiler ama bugün pek çok kurum kendi içlerinde bagimsiz departmanlar kurarak disaridan alinacak destekleri, ne istedigini bilen ve ayni dili konusan profosyonellere birakti. Artik tüm bu isler gerektigi gibi yürütülmeye baslandi.

Ilk zamanlar sadece organizasyon düzenlemelerine destek vermek anlamina gelen Halkla Iliskiler çalismalari son yillarda yayginlasmaya baslayan Halkla Iliskiler Danismanligi, Iletisim Danismanligi gibi sifatlarla yolunda ilerlemeye devam ediyor.

Maalesef pek çok basarisiz denemeden sonra tikanan kurumlar, var olan sisteme profosyonel yaklasimdan çok, meydana gelen sorunlar yumaginin çözümü için Halkla Iliskiler sirketlerine basvuruyorlar. Oysa en bastan planlanan profosyonel çalismalarla; zaman, isgücü ve para sarfiyatinin hatta olumsuz imaj olusumlarinin önüne geçilebilirdi.

Simdi asil olarak üzerinde durmak istedigim konuyu sizlerle paylasmak istiyorum.

Ne yapabiliriz veya ne yapmaliyiz?

Halkla Iliskilerin hakettigi yeri alabilmesi için Halkla Iliskiler Uzmanlarina önemli görevler düsüyor.Öncelikle Halkla Iliskiler, kurumlarin yönetim prensibinde farkli konumlandirilmali.

Bunun için atacagimiz ilk adim ise kendi isimizi kendi bransimiz için hayata geçirmek, Halkla Iliskiler imajini olusturmak ve sürekli kilmak, gerekirse tek tek anlatmak. Bu yaziyi yazmamin baslica sebebi karsilastigim bazi durumlarda sahsen bu yola basvurmamdir. Pek çok ortamda karsiniza çikacak kisiler yaptiginiz ise elestirel açidan yaklasabilir veya kurum kendi prensipleri çerçevesinde topluma karsi sorumlu oldugunuz etik anlayisinizi yipratmaya çalisabilir. Eger isinizi ve gereklerini tam olarak benimsediyseniz bunu karsinizdaki kisiye anlatamamaniz için hiç bir sebep yok.

Halkla iliskilerin mihenk tasi olan degerli kisiler bayragi devredecekleri gençlerin bu mirasa sahip çikacagina ve daha ilerilere tasiyacagia inanmak isteyecekler. Onlari inandirmak ise bizim elimizde.

Bu sektöre yeni katilacak olan arkadaslarima seslenmek istiyorum.

Önce kendi içinizde bazi sorular sormali ve bunlara cevap aramalisiniz, üzerinde düsünmeli ve kafa yormalisiniz, unutmayin ki bagli çalisacaginiz kurum tüm bunlara sizin getireceginiz yaklasimlari getiremedigi için sizden destek bekliyor.

Kendi sorularinizi cevaplayabilirseniz, onlarin sorularina hatta sormadiklarina bile cevaplariniz hazir olacaktir. Böylece sorunlari çözmenin ve gerekli degisiklikleri yapmanin yanisira yeni projeler de üretebildiginizi farkedeceksiniz.

Zamaninda giyim kusam ve dis görünüs gibi yanlis kriterlerle degerlendirilen Halkla Iliskiler Uzmanligi o günden bugüne çok yol katetti. Günümüzde, arastirmaci, emin, vizyonu genis, yenilikleri takip eden, ne istedigini ve amacini bilen, pratik çözümler üreten kisilerin sahip olduklari dogru kriterler, eskilerinin yerini aldi.

Bundan sonra da, Halkla Iliskiler Uzmanlarinin çabalari ve basarilari ile meslegimizin daha genis ufuklara ilerileyecegine inaniyor ve bu yolda olan herkese basarilar diliyorum.

Saygilarimla,

Aysenur Soybay Kaçar

BOZLU GROUP Halkla Iliskiler Grup Sorumlusu

BASINIZIN TATLI BELASI IMAJ!

Imaj neden son yillarda bu kadar önemli hale geldi?Neden herkes, her marka, her firma, hatta ülkeler bu kadar fazla önemser oldular bu “imaj” denen seyi? Eskiden neden bu kadar önemli degildi? Yoksa önemli idi de, biz mi yeni anladik bunun önemini?

Firmalari ele alacak olursak , yaptiklari isle ilgili olarak, her seyin tam yapildigini düsünmelerine ragmen, bir türlü istedikleri basariyi elde edemediklerini, yeterince “verimli” olamadiklarini ve dolayisiyla para kaybettiklerini farkettiler. Sorunun nereden kaynaklandigini arastirmaya basladilar. Hatalarin nedenini bulanlar sansliydi. Hastaliga teshis tedavinin yarisidir çünkü. Ya bulamayanlar, bunlarla yasamak zorunda kaldilar. Sonra buna alistilar da.

Evet firmalar da bazen hastalanirlarç çogu zaman maddi zorluklar içine girerler ama bence firma hastaliginin en temel sebebi IMAJ HASTALIKLARI’dir. Tedavisi zordur, çünkü teshisi uzun zaman alir. Kanserli hücre gibi tüm organlara yayilinca farkedilirler, o zaman da tedavisi mümkün olamamaktadir maalesef.

Imajin en basit tanimi, hedef kitleniz tarafindan nasil algilaniyorsunuz sorusuna verdiginiz cevapta yatar. Hedef kitleniz sizi güvenilir bir firma olarak mi tanimliyor, o halde imajiniz, “güvenilir” kelimesinin ardindaki güçtür. Ya da markanizi kullananlar sundugunuz ürün/hizmetiniz için “her seferinde ayni kaliteyi, kullanim rahatligini bulabiliyorum” diyorlar mi rahatça? Uzun yillardir harcadiginiz emegin karsiligini almissiniz demektir. Bizim meslekteki herkes, burada birkaç cümleyle ifade etmeye çalistigim bu olayin igneyle kuyu kazmaktan farksiz oldugunu bilirler. Yillar boyunca olusturmaya çalistigimiz imaji korumak için, daha fazla çaba ve emek sarfetmek gerektigini biliriz. Isimizin siniri yoktur. Geldigimiz noktada durmak, ya da kendimizi tekrarlamak gibi bir lüksümüz yoktur. Çünkü müsterilerimiz, hedef kitlemiz, en genis tanimiyla sevenlerimiz, bizden her seferinde daha iyisini isterler. Bu uzun soluklu bir maratondur. Nefes darligi çekenler, bu yarista tutunamazlar.

Içinde yasadigimiz ülke çok hareketli bir sosyo-kültürel ve ekonomik yapiya sahiptir. Tatli tatli esen meltem rüzgarlari yerini birden firtinalara birakabilir. Bu rüzgarlara dayanabilmek, hastalanmamak için kalin giysilere gereksinim duyariz. Firmalarin giysileri ise imajlaridir. Ne kadar güçlü iseniz dayanma gücünüz de o derece yüksek olur.

Peki bu derece önem tasiyan bir konuda neden ayni oranda titiz davranmiyorlar? Nerede hata yapiyorlar?

Tecrübeler göstermektedir ki, “Imaj Hastaliklari” nin teshis ve tedavilerinin firma içerisinden yapilmasi çogunlukla mümkün olmamaktadir. Çünkü insanlar, dogasi geregi, ancak hatalarini gördükleri, büyük oranda kendilerine bu hatalarin kendilerine zara verdigi durumlarda bir düzeltme yolu aramaktadirlar. Tabii bu hatalari dogru tesbir edebilirlerse.

Genel olarak firmalar (üst yönetim), yaptiklari isten (ürettikleri mal/hizmet), içinde bulunduklari ortamlardan , karakter ve davranislardan (çevreleri ile olan iletisimden) memnun olarak, bu verimsizliklerin hissedildigi noktaya kadar gelirler. Bu da zaten onlarin bu hatalari görmeleri konusunda yetersiz olduklarinin en öenmli isaretidir. Çünkü bahsedilen hatalar daha “ilk adim”larda (firmalarin kurulus asamasinda) yapilmaya baslanmakta, sonra bu noktalara bu sekilde gelmektedirler.

Sonra, bazen içerden bazen de sisardan gelen tepki / uyarilarla hissedilen / hissettirilen çesitli rahatsizliklar, bazen yine firma içinden üretilen çesitli yöntemler ve çözüm yollari ile, bazen de çevreden akil veren “yanlis kisiler”in tavsie ve uyarilarina göre tedavi edilmeye çalisilmakta, ancak genellikle basarili olunamamaktadir. Bunun da en büyük sebebi, özellikle imaj rahatsizliklarinin tedavisinde teknik konular kadar artistik konular da (grafik, fotograf, endüstri tasarimi, dekorasyon, mimarlik..) bilgi, is tecrübesi, dünya görüsü ve genel kültür gerekliligidir.

Evet, günümüzde her is artik kendi konusunda uzmanlik gerektirmektedir. Ve sonradan olma bilgilerle, büyük isler yapmak (üretmek) ve yönetmek pek mümkün olmamaktadir. Imaj konularinda da durum aynen böyleyken, gerçek uzman olmayan yanlis kisilere danisilarak ya da firma içindeki mevcut kisilerin mevcut bilgileriyle bu rahatsizliklarin tedavi edilmeye çalisildiginda, firmlara (ve markalari) zaten yanlis olan rotalarindan, bu sefer daha baska yanlis rotalara dogru da saglayamadigi gibi, yeni hatalarin da olusmasina yol açabilmekte, bunun sonucunda da firma / markasi için bir parçalanma ya da batis, üzücüdür ama kaçinilmaz olmaktadir.

Sonuç olarak imaj hata affetmez diyelim ve her konuda bir bilene danisalim.

Selin
Sinangil

 

 

 


 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.