Sosyal Hizmet Mesleği

Bilgiler
Yayınları
Araştırmalar
 


Sosyal Hizmet Alanları

Çocuk
Gençlik
Yaşlılık
Aile
Sosyal Sorunlar
Engeliler
Tıbbi Sosyal Hizmet


Kaynak Bilgiler

Bireysel Gelişim
Sosyoloji
Psikoloji
İnsan Hakları
İletişim Bilgisi

 

 

 

 

 
 


ANA SAYFA

 İKTİDARIN KUDRETİ, SOSYAL HİZMET MESLEĞİ VE ETİK

Senar Ataman
Sosyal Çalışmacı
senarataman@yahoo.com

 
Sosyal hizmet en büyük kamu alanlarından biridir. Bu sebepten ötürü iktidarın istismarına her zaman kurban konumdadır. Görünmeden denetim, gözetim sosyal hizmet söylemi, ilgili mesleklerin ve meslek elemanlarının kullanımı üzerinden daha kolay ve meşrulaştırılmış olarak yapılır böylece. Sosyal hizmet gibi büyük bir kamu alanında gereksinim gruplarına yönelik çalışmalar yürüten bir meslek ve disiplin olan sosyal hizmet mesleği (sosyal çalışma) de bu durum karşısında zorluklar yaşamaktadır. Meslek açısından sosyal hizmetin varlık nedeni insani ve hizmet odaklı yani iktidarın uygulamalarına karşıt bir konumda görülebilir. Dolayısıyla meslek, iktidarın mekanizmalarından bağımsız düşünülebilir.

Ama iktidarın iştahını kabartacak bir av olması nedeniyle meslek, iktidarın sabırla ele geçirme ve elde tutma çabalarına mağlup durumdadır. Çünkü iktidar böylesi bir mesleği kendi uygulamalarından ayrı tutmaya müsaade edecek lükse sahip olmadığı düşüncesindedir. Bu durum sosyal hizmet açısından, iktidarla olan hassas ilişkinin niteliği hakkında bizi düşündürmelidir.

Sosyal hizmet mesleği açısından meslek, meslek etiği, kitle ve iktidar konularına gereken özen ve önem gösterilmese de, bu konuların meslek misyonu ve sorumluluğu açısından önemi yadsınamaz. Sosyal hizmet mesleği, çocuk, yaşlı, engelli, kadın, yoksulluk, işsizlik, mültecilik, göç vb. konularda aktif rol ve sorumluluk sahibidir. Söz konusu alanlar iktidarın hassasiyetini ve kudretini en iyi şekilde göstermeye çalıştığı alanlardır. Bu durum kafalarda iktidar, meslek ve meslek etiği kıskacında nasıl davranılacağına ilişkin sorular yaratabilir. Bu hususta söylenebilecek olan mesleğin kendini tanıtma, kabul ettirme ve sorumluluklarını yerine getirme adına konumunu iyi belirlemesi gerektiğidir. 1961’den beri varlığını koruyan Sosyal Hizmetler Okulu ve alandaki çalışmalar mesleğin tanınması, anlaşılmasında yetersiz kalması nasıl değerlendirilebilir? Elbette ki bu konuda birden fazla sebep var. Ama mesleğin iktidar karşısındaki konumunda belirsizliğin, -kimi zaman etkisinde kalan veya iktidar karşısında gereken tutumu sergileyemeyen ve/veya iktidarı etkileyemeyen- olması bu açıdan es geçilemeyecek bir durumdur. Okulda gördüğümüz, insan hakları dersi ve dersin insan hakları bağlamında çalışmalar yapmamız gerektiğini verme gayretine rağmen okulda bile çoğu zaman iktidar içinde iktidar uygulamalarına maruz kalınan tutumlar bu açıdan -iktidarın etkinliği ve kapsamı açısından- açıklayıcı olabilir.

Mesleğin iktidarın istismarına uğradığını göstermesi açısından pek çok uygulama ve olay örnek gösterilebilir. Sözü fazla uzatmamak adına birkaç örnek vererek bu duruma biraz netlik kazandırmaya çalışalım. Göç olayı pek çok açıdan incelenebilecek zengin bir sorun aynasıdır. Göç olayının karmaşık ve sorunları yansıtan yapısının üzerine çok gitmeden ilk örneğimizi göç olayları üzerinden değerlendirebiliriz. Özellikle 90’lı yıllardan sonra doğu ve güneydoğuda yaşanan ve büyükşehirlere yönelen göç dalgası pek çok sorunun tetikleyicisi oldu. Daha önce çocuk ve gençlere yönelik hizmetler yok denecek kadar azken hızlıca çoğalan çocuk ve gençlik merkezlerini neye yormak lazım? Acaba insanları göç etmeye zorlayan etkenlerin bertaraf edilmesine gerek duyulmadı da sonradan bunun yanlışlıkları görülüp göç eden çocuk ve gençlere ‘hizmet verme’ gereği mi hissedildi! Böyle olup olmadığı bilinmez, ama olan olmuştu. Göç artmış, insanlar gücü oranında büyükşehirlere veya sığınabileceği en yakın yerleşim birimine göçmüştü. Bu durum pek çok sorunu da beraberinde getirerek ve önemli çıkmazlar yaratarak kendini görünür kılar hale geldi. Bundan sonraki süreçte rol alan sosyal hizmet disiplini ve sosyal çalışmacı nedenlerin değil sonuçların üzerine kafa yormakta ve bu doğrultuda hizmetler üretme çabasındadır. Burada söz konusu olan sadece doğu ve güneydoğu kökenli göç değil. Bir bütün olarak göç dalgası karşısında sorunların görünür ve hissedilebilir ve karşı konulmaz olmasıyla akıllara gelen ‘hizmet’ düşüncesidir. Acaba çeşitli sorunların baş göstermesiyle akıllara gelen ‘hizmet’ düşüncesi kimin hizmetinde? Elbette mesleğin insan odaklı olduğu yadsınamaz. Ama iktidarın gereksinim duyduğu anda beliriveren çalışma alanlarına dikkat etmek lazım. Bunu hem yapılanın ne olduğu hem de hangi amaçla yapıldığını bilmek adına yapmak gerekir.

Meslek ve iktidar konusunda ilgi çekebilecek başka bir konuysa SHÇEK Genel Müdürünün neredeyse her hükümet değişikliğiyle beraber değişmesi ve müdürün ilgili meslek elemanlarından olmamasıdır. Korunmaya muhtaç çocuklar hakkında yetki sahibi yegane kurum olan ve yasada yardıma muhtaç olan insanlara destek olmak gibi bir misyon yüklenen kurumun böylesi müdahalelere maruz kalması anlaşılmaz değildir. Sonuç itibarıyla kalabalık bir insan kitlesini ilgilendiren ve iktidarın elinde olan bir kurum iktidarın ihmalinden çok istismarına açık durumdadır. Bunun için SHÇEK’le ilgili son günlerde gündemde yer bulmuş haberlere bakmak bile yeterlidir. Sosyal çalışmacıların yoğunlukla SHÇEK’te çalıştığı hatırlandığında onların bu uygulamalardan etkilenmediğini söylemek anlamsızlaşmaktadır


İktidar-sosyal hizmet ilişkisi hakkında örnek olması dolayısıyla 29 Mayıs tarihinde Radikal gazetesinde ‘çocukların tek suçu aileleri’ adlı haber de irdelenebilir. Haberde İstanbul Valiliğinde sosyal hizmetlerden sorumlu vali yardımcısı Mehmet Seyman, göçle gelen ailelerin, çocuklarını suça yönlendirdiklerini ve bunun yoksullukla açıklanacak bir tarafının olmadığını belirtmektedir. Seyman, Valinin emriyle bu olguya karşı tüm sosyal hizmet birimlerinin ve güvenlik görevlilerinin mücadele vereceğini ifade etmektedir. Bu örnek, meslek iktidar ilişkisini, iktidarın mesleği nasıl anlamlandırdığı, mesleğe ne rol biçtiği ve mesleğin bu durum karşısında nasıl aciz kaldığını göstermesi açısından önemlidir. İktidar kolluk kuvvetlerini mücadele aracı olarak gördüğü gibi sosyal hizmeti de aynı kerte de değerlendirmekte sakınca görmemektedir. Yani, sosyal hizmet iktidar için olsa olsa bir mücadele aracıdır. Bunun anlamı kolluk kuvvetlerinin etkisiz kaldığı yerde sosyal hizmetin aynı amaçla devreye girip çalışmalar yürütmesidir. Mesleğin hizmet odaklı yaklaşımı iktidarın mücadele aracı biçiminde nitelik değiştirir böylelikle.


Çocuk Polisi, Çocuk Mahkemesi, Valiliklere bağlı birimler ve SHÇEK gibi iktidarın önemsediği ve etkide bulunduğu veya bire bir varlığını gösterdiği kurumlarda bu konunun hassasiyeti ve önemi daha da cezbedici olabilmektedir. Buralara baktığımızda sosyal çalışmacıların ne kadar etkin olabildikleri, yani mesleği ne kadar işler kılabildikleri merak konusudur.

Çoğu merkezde sosyal çalışmacı iktidarın iktidarını yansıtabileceği oranda var olabileceği kaygısı veya iktidar olmanın verdiği hazzın kurbanı olarak sosyal çalışmacı olmaktan öte bir otorite figürüdür.

Burada, Freire’nin halka yardım edildiği izlenimiyle verilen, manipüle eden kültürel eylem biçimlerinin nihai olarak ezilenleri daha da güçsüzleştirmek, tecrit etmek, ezilenler arasında bölünmeler yaratmak ve bunları derinleştirmek adına devlet bürokrasisinin baskı yöntemleri tarafından yapıldığı tespitini hatırlamakta fayda var.


Meslekle ilgili yapılan ilgi çekici tartışmalardan biri ‘sosyal hizmet uzmanı’, ‘sosyal çalışmacı’ unvanlarına ilişkindir. Meslek kendi özgünlüğünde ‘uzman’ sıfatını hak eden bir misyonu başarıyla göğüsleyebileceği gibi ‘uzman’ sosyal çalışmacı kısır döngüsü vb. tartışmalarda iktidarın önemli bir aracı haline gelebilir. Önemli bir misyonun göğüslendiği ‘uzman’ olunduğu ilüzyonu iktidarın aracı olma kaygısını örtbas edecek bir zevk yaşatabilir belki. Ama gerçeği örtbas etmez. Sosyal çalışmacılar özellikle hassasiyet gösterilmesi gereken gruplarla çalıştıkları için, bu grupları yakından tanımakta, ihtiyaçlarını bilmektedir. Peki, buna rağmen insan haklarına aykırı uygulamalar veya uygulamalara zemin hazırlayan düzenlemelere karşı çıkmamak veya etkili olmamak ve bu ihlallerin sonuçlarına dönük hizmet üretmek nasıl değerlendirilebilir?

Güncel olması nedeniyle ilgi çekebilecek örnek olarak son yasal düzenlemeler ve bunlara karşı sergilenen tutum gösterilebilir. Örneğin; ‘Terörle Mücadele Yasası’, Genel Sağlık Yasası onca hak ihlaline sebep olabilecek içeriğe sahipken sosyal çalışmacıların bu durum karşısında tepkisiz kalması veya tepkilerini etkin bir şekilde dillendirememesi neyin ifadesidir! Açılmak istenen sosyal hizmet okulları belki de bu vb. düzenlemelerle yaşanacak mağduriyetlere karşı sunulacak ‘hizmetler’ için var olan sosyal hizmet camiasının yetersiz kalma kaygısından öte gelmektedir.

Ne, nasıl, niçin, yapılabilir, sorusunun cevabı mesleğin işlevi gereği, insan hakları perspektifi dâhilinde, mesleğin etik ilkelerinin gözetilerek çalışmaların yürütülmesidir. Kulağa kitabi gibi gelen bu sözler, kitabi olmaktan öte olgulara ilişkin mesleki ve etik sorgulama olarak anlaşılmalıdır. Şöyle ki; iktidar’ın meslek açısından önemi müracaatçıyı nasıl etkilediğinden başlayıp, insan haklarıyla ne kadar ilişkili olduğuna, aileyi, toplumu ne yönde etkileyeceğine gibi geniş bir yelpazede ele alınabilir. Meslek hizmet verme amacında olduğunu vurguluyor ve gerektiğinde savunucu rolünün gerçekleştirilmesini öngörüyorsa bu alanlarda gelişen insan hakları ihlallerine, kişileri olumsuz etkileyecek durumların oluşmasına tepki vermek ve etkili bir muhalefet gücü ve hizmet biçimi oluşturmak mecburiyetindedir.

Mesleğin, mevzuata ve uygulamalara karşı sadece pasif bir işlevle uygulamalara işlerlik mi kazandırdığı yoksa insan hakları ve müracaatçı odaklı anlayışla etkin mi olabildiği önemlidir. Unutmamak lazım; mesleğin bir yönü müracaatçı ve çevresiyle olan ilişkiyken, aile, toplum ve dezavantajlı gruplara yönelik hizmetlerin geliştirilmesi için yasal düzenlemelerin sağlanması ve savunmacı kimliğin ön plana çıkması da gerekmektedir.

Sosyal çalışmacı için mesleki sorumluluk sadece kendisine karşı değil, müracaatçısına, dezavantajlı gruplara ve topluma da karşıdır. Sorumluluğunu yerine getirmemesi, sadece bir vicdan muhasebesinden ibaret değil, iktidarın uygulamalarına ön ayak olma, gerektiğinde savunması gereken müracaatçının hiçe sayılmasıdır. Bu hem felsefi hem mesleki etik açısından hüsran ve (k)ayıp olarak değerlendirilecek bir husustur.

Sosyal hizmet açısından meslek-iktidar ilişkisi kesin ve kati olmak durumundadır. Aksi, mesleğin misyonu açısından var olan kaygıların köklerine güç verici olacaktır. Yani ya mesleğin rol ve işlevlerinin gerçekleştirilmesi için çaba gösterilecek ve bunlardan ödün verilmeyecek veya iktidarın ihtiyaç duyduğu ‘sosyal hizmet’e işlerlik kazandırılacak.

 



Editörler




Google
 

 


 


KURUMSAL VE BİREYSEL İŞ İLANLARI

 


 

SOSYAL MEDYA




 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.