Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

İnsan mı Devlet mi yoksa Öldü?

Serkan BAB
eyyura@gmail.com


     Her şeyin bir anda anlamsızlaştığı, kendisinden bir şeyleri yitirdiği, kaybettiği insan hayatında, yaşanılanlara karşı yapılan değerlendirmeler yine bu bağlamda gerçekleşecektir. Bir bütün olarak ele alındığında yaşam, kendisinin sunduğu olanaklarla, bir başka deyişle savurganlığıyla bunların paylaşımı arasında ters bir ilişki gözlenir. Yaşamın, kendisini açık-seçik bir biçimde ortaya koymasına karşın vahşi, bencil bir paylaşım sergilenmesi insan yaşamının hiç de kendini özel kılan bir yanının olmadığı konusunda bize ipucu verir. Bundan hareketle, bu durum bize, insanoğlunun kendine dönük değer yakıştırmalarının yerinde ve doğru olmadığını gösterir. “Kelimelerin gücünü bilmeyen başkalarının gücünü bilemez” deyişi konumuza ilişkin daha aydınlatıcı bilgiler sunar.

 

    Basit aldatmacaların bombardımanı altında olduğumuz aşikardır. Bir insanın, kendisine yaptığı işten dolayı biçtiği değer, yalnız onunla sınırlıdır. O kişi, kendisini yakuplardan, elmaslardan daha değerli olarak görebilir. Ama gerçek hiç de öyle değildir. Örneğin marjinal bir işte çalışırken bir işçinin bacağını ya da vücudunun herhangi bir yerini yitirmesi ve bunun akabinde yaşamın kıyısına sürüklenmesi onun dışında hiçkimse tarafından önemsenmez. Yaşam öyle doğuran ki, bir başka deyişle, yaşamda sunulan hayat öyle çok ki bu olayın basit bir sıradanlığın ötesinde bir şey olmadığı apaçık görülür. Bu insanın yerini doldurmak için çevremizde sırada bekleyen insan yığınlarına bir bakıverin. Öyle çok var ki. Sürekli hareket halindeler ama nereye doğru? Birbirlerinden ne kadar uzak görünüyorlar. Oysa ki onlar da bir güç teşkil ediyor. Birbirlerinin enselerine bakarak ve de bunu izleyerek hareket eden Spartaküs ordusu gibiler. Istenmeyen, yok sayılan kişiler. Birey olma hakları ellerinden alınmış ve bunun önü kesilmiş bir vaziyette bir toplum çukuru içinde sefil, iğrenç ve unutulmuş bir şekilde ölüme mahkum edilmiş kişiler.


    Toplum dışı nitelikler olarak isimlendirilen, güneşten kopan bu ateş parçaları sefalet  batağında kaldıkça insanlıktan çıkmazlar mı? O halde devlet, yurttaşlarının kazanç ve ekmek hakkını karşılamak zorundadır. Devlet dullar, yetimler ve yoksullar için kaygı duymalı, insanın temel gereksinimlerinin giderilmesine çaba göstermelidir. Insanın iyilik halini güçlendirmesini sağlamalı ve olanak sunmalı. Toplumsal yaşamın bir ebruli sanatında olması yönünde bir çaba içerisine girmeli. Ebruli sanatında renkler çeşitlidir. Mozaiğin aksine ebrulide geçirgenlik ve akışkanlık vardır. Mozaik gibi katılaşmış bir yapı yoktur. Dolayısıyla devletin bu özellikte bir yapıda olması toplumun genel yararı açısından önem arz etmektedir.




 

 


         UYARI!
©
Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.

Google