|
|
Her şeyin bir anda anlamsızlaştığı,
kendisinden bir şeyleri yitirdiği, kaybettiği insan hayatında, yaşanılanlara
karşı yapılan değerlendirmeler yine bu bağlamda gerçekleşecektir. Bir bütün
olarak ele alındığında yaşam, kendisinin sunduğu olanaklarla, bir başka
deyişle savurganlığıyla bunların paylaşımı arasında ters bir ilişki
gözlenir. Yaşamın, kendisini açık-seçik bir biçimde ortaya koymasına karşın
vahşi, bencil bir paylaşım sergilenmesi insan yaşamının hiç de kendini özel
kılan bir yanının olmadığı konusunda bize ipucu verir. Bundan hareketle, bu
durum bize, insanoğlunun kendine dönük değer yakıştırmalarının yerinde ve
doğru olmadığını gösterir. “Kelimelerin gücünü bilmeyen başkalarının gücünü
bilemez” deyişi konumuza ilişkin daha aydınlatıcı bilgiler sunar.
Basit aldatmacaların
bombardımanı altında olduğumuz aşikardır. Bir insanın, kendisine yaptığı
işten dolayı biçtiği değer, yalnız onunla sınırlıdır. O kişi, kendisini
yakuplardan, elmaslardan daha değerli olarak görebilir. Ama gerçek hiç de
öyle değildir. Örneğin marjinal bir işte çalışırken bir işçinin bacağını ya
da vücudunun herhangi bir yerini yitirmesi ve bunun akabinde yaşamın
kıyısına sürüklenmesi onun dışında hiçkimse tarafından önemsenmez. Yaşam
öyle doğuran ki, bir başka deyişle, yaşamda sunulan hayat öyle çok ki bu
olayın basit bir sıradanlığın ötesinde bir şey olmadığı apaçık görülür. Bu
insanın yerini doldurmak için çevremizde sırada bekleyen insan yığınlarına
bir bakıverin. Öyle çok var ki. Sürekli hareket halindeler ama nereye doğru?
Birbirlerinden ne kadar uzak görünüyorlar. Oysa ki onlar da bir güç teşkil
ediyor. Birbirlerinin enselerine bakarak ve de bunu izleyerek hareket eden
Spartaküs ordusu gibiler. Istenmeyen, yok sayılan kişiler. Birey olma
hakları ellerinden alınmış ve bunun önü kesilmiş bir vaziyette bir toplum
çukuru içinde sefil, iğrenç ve unutulmuş bir şekilde ölüme mahkum edilmiş
kişiler.
Toplum dışı nitelikler olarak isimlendirilen, güneşten kopan
bu ateş parçaları sefalet batağında kaldıkça insanlıktan çıkmazlar mı?
O halde devlet, yurttaşlarının kazanç ve ekmek hakkını karşılamak
zorundadır. Devlet dullar, yetimler ve yoksullar için kaygı duymalı, insanın
temel gereksinimlerinin giderilmesine çaba göstermelidir. Insanın iyilik
halini güçlendirmesini sağlamalı ve olanak sunmalı. Toplumsal yaşamın bir
ebruli sanatında olması yönünde bir çaba içerisine girmeli. Ebruli sanatında
renkler çeşitlidir. Mozaiğin aksine ebrulide geçirgenlik ve akışkanlık
vardır. Mozaik gibi katılaşmış bir yapı yoktur. Dolayısıyla devletin bu
özellikte bir yapıda olması toplumun genel yararı açısından önem arz
etmektedir.
|
|
UYARI!
©Sitemize ait
yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep
etmekteyiz.Her hakkı saklıdır. |
|