Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

 İNSAN DEĞERLİ OLMASA, ETİK OLMAZDI

Özgür KEÇER, Sosyal Hizmet Uzmanı
Felsefe Yüksek lisans Öğrencisi

 
Bilindiği üzere insanın sahip olduğu özniteliklerin en önemlilerinden biri onun akıllı olduğudur. İnsan akıllı hayvan (animal rationable) olarak tanımlanır. Bu öznitelik, insanın diğer hayvanlar gibi sadece doğal koşullar içerisinde olmadığı; onun, kendisini ilgilendirsin veya ilgilendirmesin, nesneleri ve olguları seyreden, karşılaştıran, nesneler ve olgular arasında bağlantı kuran ve bu yolla nesne ve olguları belli bağlam bağıntı ve diziler içinde kavrayan varlık, yani bilen varlık olduğunu ifade eder. Akıllı olma insanı diğer hayvanlardan ayıran önemli bir türsel ayrımdır. İnsanlar eylemlerde bulunurken amaçlı, planlı, seçim ve tercihlere bağlı, belli bir ilke, norm, değer, inanca… vb sahip iradi davranışlarda bulunurlar. İnsanlar teorik akılları sayesinde bilen, seyreden bağıntı kuran, pratik akılları sayesinde ise, tasarım yapan, amaç koyan, seçim ve tercihlerde bulunan ve eylemi yönlendiren hale gelmişlerdir. İnsan pratik aklı sayesinde bireysel ve toplumsal gereksinimlerini gidermeye yönelik teknik’i yaratmış ve doğaya egemen olmaya çalışmıştır. Pratik akıl aynı zamanda eylemlerimize yön veren yetidir. Eylemlerimiz beraberinde doğru, yanlış gibi bir şeyi değerli bulma veya değerli bulmama yoluyla yani değerlendirme yaparak yönlendirirler. Her insan topluluğunda, her toplumda, her tarihsel dönem ve her kültürde insanlar, bir olması gereken’î ifade eden şeyler altında “iyi” veya “kötü” olarak adlandırılan eylemlerde bulunurlar. İşte tek kişinin veya bir insan topluluğunun belli bir tarihsel dönemde belli türden eğilim, düşünce, inanç, töre, alışkanlık, görenek.. vb ve bunlarda içerilmiş olan değer, buyruk, norm ve yasaklara göre düzenlenmiş ve bu haliyle gelenekleşmiş, yerleşmiş yaşam biçimine ahlak (moral) denir. 




   Peki ahlak dediğimiz fenomen nasıl bir fenomendir? İyi, kötü, doğru, yanlış gibi değerlerden bahsettik. Öyleyse değer nedir? Değerler evrensel midir, yoksa öznel ölçütlerden mi oluşmaktadır.

“Değer” (Wert, Value, Valuer, Kıymet) kavramı felsefe tarihinde, öznelci ve nesnelci açılardan çok değişik şeklerde tanımlanmıştır. Ancak değerlerin kaynağını özne bulan öznelci ve nesnelci değer anlayışları açısından yapılmış “değer” tanımlarında var olan ortak yönlerden bahsedebiliriz. Ahlak ya da değer felsefesinde değer, olgu bilincinden sonra ortaya çıkan ve olguya, belli duyguları, arzuları, ilgileri, amaçları, ihtiyaç ve fiilleri olan özneyle ilişkisi içinde, belli nitelikler yüklemeyle belirlenen tavır, öznenin olana, olguya yüklediği nitelik olarak tanımlanmaktadır. Değerden bahsedebilmemiz için mutlaka özne veya kişinin olması gerekmektedir. İnsansız bir değer anlayışı mümkün gözükmemekte bu da insanı değerli kılmakta ve bu sayede etik eylemlere yön verilmektedir. Değer sadece öznenin ya da zihnin teorik bir tavra yönelmesinden çok, pratik bir tavrın ifadesidir ve öznenin ilgili nesnenin kendi şahsi amacı ve hareketleri ile ola ilişkisini ifade etmek için, ona diğer niteliklerine ek olara sonradan eklediği bir niteliktir. Değer kendi başına objektif bir biçimde değerli bir şey olarak görülmek suretiyle, objektifleştirilir ve nesneye yansıtılır.

Öznelci değer tanımları birey ve toplum açısından yapılmalarına göre iki grupta toplanabilirler:
1- Birey açısından değer,
2- Toplum açısından değer.
Birey açısından değer, gerçekleştirilmesi gereken, benimsenen, önemsenilen, üstün tutulan ve nesne olgu ve olayların kendilerinde bulunmayan fakat insanlar tarafından bireysel ve öznel olarak yükletilen niteliklerdir.
Toplum açısından değerler ise toplumun bütününün kendi varlığını sürdürebilmek için üyelerin çoğu tarafından kabul görmüş ortak duygu, düşünce amaç ve çıkarları yansıtan genelleştirilmiş ilke ve çıkarlardır. Aynı zamanda toplumun doğru olanı ve doğru olmayanı belirleyen standartları da içerir.
Öznelci değer tanımlarına koşut olarak, değerlerde şu özellikler ayırt edilir:
a) Değerler, özneyle, onun arzuları, ilgileri, amaçları, ihtiyaçları ve beklentileri ile ilgilenirler ve öznenin şeylere, nesnelere, olgulara yüklediği, atfettiği nitelik olarak görünürler.
b) Değerler öznenin teorik değil pratik bir yönelimin ürünüdürler; bu demektir ki onlar, öznenin şeylere, nesnelere, olgulara sonradan eklediği niteliklerdir.
c) Değerlerin özneden bağımsız bir arlıkları, bir kendilikleri yoktur.
d) Değerler olanı değil olması gerekeni ifade eder.
e) Değerler, öznenin ilgi amaç, arzu ve beklentilerine uygun olanlar, yani “olumlu değerler” ve uygun olmayanlar yani “olumsuz değerler” olarak ikiye ayrılırlar.
f) Değerler öznelliklerinden ötürü özneler açısından hep tartışma konusu olurlar ve bunun sonucunda ortaya hep bir değer relativizmi çıkar.

Nesnelci değer tanımları yapanlara göre değerlerin bir gerçeklikleri vardır ve bu gerçeklik ideal, mutlak ve kutsal nitelikte olabilir. Bu anlayışa göre değer öznenin kendilerini hissetmesinden veya bilmesinden bağımsız olarak vardırlar. Metafiziksel, mutlakçı, teolojik anlayışlar nesnelci değer anlayışları içerisinde ayırt edilebilirler.
Öznelci ve nesnelci değer anlayışları arasındaki temel fark şu sorunun yanıtında yatmaktadır: Değerlerin bir gerçekliği var mıdır; yoksa onlar öznenin birer yargısından mı ibarettir? Felsefe tarihine baktığımızda bu soruya farklı yanıtlar verilmiştir. Burada konumuz için önemli olan insandan bağımsız bir değer anlayışının, değerden bağımsız bir ahlak felsefesinin mümkün olup olmayacağı sorunsalıdır.
Değerler zaman dışı, insanüstü, değişmez mutlak mıdırlar yoksa öznel kaynaklı sosyal kültürel ortamın ürünü yani tarihsel olarak meydana çıkan tarihsel değişime tabi çoğulluk gösteren bir şey midir? Bu soruya Sokrates, Platon, Aristoteles’ten Scheler, Hartman gibi 19. ve 20. yüzyıl filozoflarına kadar değerler zaman dışı, insanüstü, değişmez ve mutlak olarak algılanmıştır. Buna karşın Sofistler, Marksistler, Nietzsche, hermeneutikçi filozoflar ise nesnelci görüşe karşı çıkarak, değerlerin öznel kaynaklı olduğu, tarihsel olarak ortaya çıktıkları, sürekli değiştikleri bu nedenle de bir değerler çokluğunun ve çoğulluğunun hep var olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Eğer özneden kastedilen tarihsel özne ise bence değerler herhangi bir metafiziksel kaynaktan ya da doğadan değil kendi varoluşumuzdan, tarihsel olan ve sürekli değişen varoluşumuzdan çıkarlar ve eylemlerimizi, kararlarımızı yönlendirirler. Diğer önemli saydığım bir nokta ise değer ile bilgi arasındaki ilişkidir.
İnsanın tarihsel süreç içinde oluşan yaşama deneyimden ve değerlerinden bağımsız bir bilme yetisi yoktur. İnsanın dünya karşısında tavrı epistemist bir tavır olmaktan çok, güç ve yetilerinin ortaklaşması sonucu oluşan gerçekleri anlamaya, yorumlamaya dönük bir tavırdır.


Buraya kadar değerin nesnelliği, öznelliği, eylemlerimizi yönlendirmede ki etkisi ve bilgi ile olan ilişkisini kısaca tartışmaya çalıştık. Peki, insan nedir, neden değerlidir, diğer var olanların arasında yeri nedir? Bu soruların amacı insanın yapıp ettiklerine ortaya koyduklarına bakılarak ortaya konan bilgi, insanın doğal yapısının tür olarak tekliğini oluşturan özelliklerin bilgisidir. Bu özelliklerin bilgisi, insan kavramını oluşturur. İnsanın yapısını, özelliğini meydana getiren öğeler arasında belli başlı bir kategori, insanın etkinlikleridir: Bilme, değerlendirme, eylemde bulunma, çalışma, yaratma ve diğer etkinlikleri kişilerce çeşitli tarzlarda gerçekleştiren bu etkinlikler, bize insanın olanaklarını tanıtırlar. Bu olanaklardan bazıları ise, tür olarak insana diğer varlıklar arasında özel yerini, değerini sağlar. Etkinliği benzer oluşumlardan ayıran en temel özelliği onun amaçlılığıdır. İnsanın özelliğini meydana getiren bu etkinlikler belirli bir şekilde, o etkinlikler olarak amaçlarının bilincinde ve işlemleri yerine gelecek şekilde kişilerle gerçekleştirildiğinde, insanın değerlerini oluşturur. İnsanın değerleri amaca uygun şekilde gerçekleştirilen insanın etkinliklerindedir. Her ne kadar insan, dine karşı, doğaya karşı, topluma ( Toplumsal Ahlak ) kendine (Bireysel Ahlak) karşı ahlaksal sorumlulukları olsa da onu ahlaklı kılan amaca uygun insan etkinlerini bize sağladığı insanın değerinin bilgisidir. İnsanı diğer var olanlar arasında özel kılan, değerini sağlayan onun böyle etkinlikleri ve değeridir. İnsanın değerinin bilgisi, böyle etkinleri ve ürünleri aracılığı ile edindiğimiz insanın olanaklarının bilgisidir. Bireyin değerini oluşturan koşulların bilgisinin etkisi insan olanaklarının kişilerle gerçekleştirilebilmesinin nesnel koşullarının yaratılması etik değerlere bağlıdır. Etik değer kişinin yaşantı ve eylem olanaklarıdır; etik değer gerçekleştiğinde ise kişiye ilişkin değerlilik ve kişi özellikleri olarak karşımıza çıkar. Dolayısıyla etik değerler kişinin insanın değerleridir.
Böylece insanın diğer varlıklardan ayıran onun değerli ve etik davranışa iten ona olanaklarının kişilerle gerçekleştirebilmesinin öznel koşulları olan etik değerler insana farklı varlık ilişkileri açısından bakıldığında söz edilebilecek farklı türden değerlerin temelinde bulunmaktadır. Yani insan olmanın özelliğini oluşturan olanakların gerçekleşebilirliğinin koşullarının sürekli yaratılması ve insana özgü etkinliklerin amaçları ve işlevleri yerine gelecek şekilde gerçekleştirilmesi, etik kişilere bağlı gözüküyor.

Etik değerlerin bir eylemin etik değerliliğini belirlemede her zaman ve her durumda etik değerler bilgisine götüren bir ölçü olmaları bu değerlerin “ Değer “ inden kaynaklanır. Bu noktada “Değer “ bu olanakların diğer eylem ve yaşantı olanaklarına göre özelliği, bir kişinin etik özelliği ve yaşantıları olduğunda insan dünyasına sağladıkları demektir.

Anlam, amaç, değer gibi etiğin konusu olan kavramlar ( dolayısıyla etik ) insan gerçeğinin olgusudur; bir bilinç olgusudur ve ancak insanın yaptıklarında ortaya koyduklarında söz konusudur.


KAYNAKÇA

1- Cevizci AHMET, Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İstanbul 2005

2- Özlem DOĞAN, Etik- Ahlak Felsefesi, İnkılap Yayınları, İstanbul 2004

3- Kuçuradi İOANNA, Etik, Türk Felsefesi ya da Simurg Dizisi, Ankara, 2006
 


   UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.