Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 



İNSAN HAKLARI HURDALIĞI OLARAK DÜNYA
(10 Aralık’a)

Aziz ŞEKER/ Sitemiz Yazarı
shuaziz@gmail.com


 İnsan hakları açısından sicili bozuk bir yüzyılı devraldık, öyle de gidiyor… Radikal ve kusursuz bir eşitsizliğin dünyasını yaşıyoruz.
Dünyanın birçok bölgesinde insan kanı akıtılıyor. Şiddet alabildiğinde birçok coğrafyada kol geziniyor. Çocuklar, kadınlar, masum insanlar terör kurbanı oluyor. Çevre kirletiliyor, hayvanlar katlediliyor. Vatanlarından göç etmek zorunda kalanların durumu ise çok daha trajik… Daha geçenlerde medyadan, paparazzilerden arta kalan kısa bir zaman diliminde bir grup göçmenin dövülerek nasıl Meriç nehrine atıldıklarını dinledik. 16 Ortadoğu insanı, tüm korumasızlıklarıyla bir nehre itildiler. Kayboldular. Umutlarıyla, düşleriyle çıktıkları yolda vatanları bir derin nehir oldu. Vatan diye bildikleri topraklar onlar için bir zulüm kalesiydi...
İnsan hakları ihlallerine yeryüzünden birçok örnek verilebilir. Örneğin, Çin’de 44 milyon kadın kayıp, Dünya nüfusunun beşte biri, günlük 1 doların da altında bir gelirle yaşıyor, Rusya’da yılda 12 binin üzerinde kadın aile içi şiddet sonucunda hayatını kaybediyor. Latin Amerika’da 100 milyon çocuk sokakları mesken tutmuş bir şekilde yaşıyor. Dünyanın üçte biri savaş halinde. Türkiye’de iki yıl kadar bir sürede şiddet sonucu ölen kadın sayısı 2 bin kişiyle ifade ediliyor. Daha bir kuşak önce, 12 Eylül darbesinde, 650 bin kişi göz altına alınmış, 50 insan idam edilmiş, 171 kişi işkenceden ölmüş, 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarılmış, 30 bin kişi sığınmacı konumunda bir yaşama itilmişti...
Uluslararası bir insani destek kuruluşu olan UNICEF’in verilerine göre 20. yüzyılın sonlarına doğru, Türkiye nüfusunun % 14’si yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Nüfusun % 31.5’inin sağlıklı bir tuvaleti ve % 26’sının ise sağlıklı içme suyu yok. Başka çalışmalara göre ise Türkiye nüfusunun %10’luk zengin kesimi gelirin %32’isi kadar bir payı alıyor…
Dünyada her gün 35 bin insan yalnızca açlıktan ölüyor…
20. yüzyılın sonlarında dünyanın nüfusunun üst merdivenlerindeki % 20’si, gayri safi hasılanın % 85’sini, küresel ticaretin % 85’ini ve iç yatırımın % 85’ini, dünya enerjisinin % 70’ini, metallerin % 75’ini, ağaçların % 85’ini tüketiyordu.
20. yüzyıldan yaşadığımız yüzyıla aldığımız olumsuz faturada gördüğümüz şey; dünyanın bir “insan hakları hurdalığı” olduğu gerçeğidir.
Bakın, 21. yüzyılın şu ön yıllarında dünyanın yoksul halklarının çekim merkezi olan Avrupa’nın sosyal durumuna, birçok sosyal sorunun içinde çırpındığına tanık oluruz. Öyle ki, Avrupa vatandaşlarından 3 milyonu evsiz, 20 milyonu işsiz ve 30 milyonu da yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bu acı gösterge bile, göçmenlerin düşlerini besleyen, onlar için sığınılacak bir liman olarak gördükleri Avrupa’nın başka bir sosyal yüzü. Dünyanın, sosyo-ekonomik düzeyinin düşük olduğu başka bölgelerinde bu tür sosyal sorunların yoğunluğu daha dramatik sonuçlar doğuruyor.
İnsanlık, sosyal hukuk devletinin varlığı ve gelişimi için yeni bir karar almalıdır. Siyaseti belirleyenler sosyal hukuk devletinin bir vatandaşlık hakkı olduğunu kabul etmelidirler.
Sosyal hukuk devleti işlevsizleştirildikçe, sosyal sorunların sayısı ve yoğunluğu artıyor. Yoksulluk, suç olarak algılanıyor, algılatılıyor.
Günümüzde, toplumsal eşitsizlikler provokatif bir şekilde meydan okuyor insan haklarının gelişimine, insanlığa ve uygarlık birikimine.
İnsanlık kaybetmemeli!
21. yüzyıl büyük bir (ekonomik-politik doğasında) düzensizleştirme (deregulation) ile geldi. Düzensizlik; aile kurumundan, tüketim alışkanlıklarına, toplumsal yapının çeşitli kurumlarına, devlete, yaşam tarzlarına, medyaya, beslenme alışkanlıklarına dek birçok alana etkili bir şekilde girdi.
İnsan, güven duygusunu yitirdi gibi. Güven duygusunu yitiren insan, kendi varlığından da çekinmeye başladı. Yaratıcı ve özgün değil. Bu yoksul ve güvensiz kitle, refaha gereksinim duyuyor. Refah devletinin yolu, sosyal politikanın, sosyal adalet yolunda insanlık ailesi için yeniden kurgulanmasından geçiyor. İnsan hakları ve özgürlükleri ancak bu şekilde somutlaşabilir. Yoksa günümüzde insan hakları düşüncesi etik açıdan ortaçağı aratmayacak uygulamalara tanık oluyor.
İnsan hakları; bireyin değeri, onuru, yaşam doyumu, saygınlığı, refahı hakkıdır.

 

 


               Bize Ulaşın

Google
 

 

 

UYARI! ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.