Tarihin bilinen ve bilinmeyen
kısımlarında insan hep bireyci olmuştur. Bilinen kısımlarına baktığımız da
insanlık tarihi savaşlarla çatışmalarla çekişmelerle yarışmalarla yani önde
olma, galip gelme, kendini tatmin etme, doyurma, iktidar olma eylemleriyle
doludur. Bilinmeyen kısımlarında da gerek insanın şu an ki halinden gerekse
evrim sürecinde nasıl ve ne tür davranışlar sergilediğini iyi kötü tahmin
edebiliriz. İçgüdüsel davranan bir hayvan veya bir insan arasında pek bir
fark yoktur. İnsan evrim ve tarih süreçleri içinde zihinsel süreçlerini
zenginleştirmiştir. Bununla beraber insan daha çok bireyci, tutkulu, bencil
ve gözü doymaz bir sürece girerken, isteklerinde de sınır tanımaz olmuştur.
Yapılan bütün
bu savaşlar çatışmaların özünde ne yatıyor? Bu kadar hırs, öfke, kin ve tüketim
niye? Önceleri ekmek kavgası, yaşam kavgası gibi algılanabilecek masumane
kalıplara sokulabilecek türden diye düşünebiliriz. Ama hep aralarda unutulan bir
şeyler oluyor. İnsanlığın kanlı tarihini başlatan ve sürdüren ve hatta gelecekte
de sürdürecek olan güdüler açlık ve iktidar olma güdüleridir.
İnsan ruhunun neden o kadar aç
olduğunu kestiremiyoruz. Çevreye, doğaya baktığımızda toplayıcı, biriktirici ve
avcı hayvan türlerini görebiliriz. Bu hayvanların dünyasına girdiğimizde
güçlerinden olanaklarından kısıtlı olan düşünce sistemlerinden mi olduğunu tam
olduğunu anlamasak ta bu hayvanların kimilerinin günlük kimilerinin birkaç
günlük; kimilerininse en fazla mevsimlik ihtiyaçlarını karşılayabilecek
malzemeyi toplayıp biriktirdiğini görürüz. İnsanlara baktığımızda bundan çok
daha ötesini görebiliriz. Direkt olarak sadece beslenme ihtiyacını karşılayacak
öğeler değil de gerektiğinde başka ihtiyaçları da karşılayabilecek değişim
değerine sahip mal mülk para gibi öğeleri ihtiyacından çok daha fazlasını
toplayıp biriktirir. İşte bu noktada karşımıza çıkan tablo çok büyük önem arz
etmektedir. Önümüze çıkan tabloda insanlığın kirli tarihini, kanlı tarihini,
entrikalı tarihini yani vahşilikten öte medeniyetleşme diye tanımlanan sürecini
görürüz. İşte bu tabloda insanın ne kadar aç olduğunu, gözünün ruhunun ne kadar
doymaz olduğunu, ne kadar büyük bir hırs tutku ve istekle iktidar olmaya
çalıştığını görürüz. Kendi türüne ve diğer türlere ne kadar zarar verdiğini
görürüz.
İnsanlık tarihindeki düşünce
sistemlerine sıradışı bir bakış attığımızda hepsinin aynı sonucu bize verdiğini
görürüz: insanın bireyciliği: insanın kendini maddi ve manevi yönlerden besleyip
Freud’un deyişiyle açlığını gidermeye, Bertrand Russell’ın deyişiyle iktidar
olmaya, Addler’in değişiyle de aşağılık duygularını ödünlemeye çalışmasıdır.
©Sitemize
ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak
göstermek ve izin almak etik kuraldır.