Sosyal Hizmet Mesleği

Sosyal Hizmet Alanları

Sosyal Kaynak
Bilgiler

İnsan Kaynakları

       



 


 

Cemil SATILMIŞ

Sosyal Hizmet Uzmanı

cemils-03@hotmail.com




İnsanın İnsandan Aldığı Yaralarının Merhemi Yine İnsandadır Diyorum Sana.*

 

 
 

Yontma Taş Çağı’nda Arjantin’deki ‘Eller Mağarası’' nın duvarına ellerinin izini kazıyan avcı –toplayıcı ilkel insan ile Balıkesir’in Gönen ilçesindeki odasında akrabalarının WhatsApp gurubuna emoji gönderen modern insan yavrusu çocuk arasında çok dikkat çekici bir benzerlik vardır. İlkel insan kendinden sonra gelecek insanlar için bir mesaj bırakırken, modern insan yavrusu uzaktaki babaannesine ya da kuzenine selam gönderir.

Baktığımızda tüm bu zaman farkına rağmen insanoğlunda değişmeden kalan temel özelliğin iletişim olduğunu söyleyebiliriz. Tüm bu süreçte iletişimin temeli olan mesaj yolu değişse de; mektup, telefon, email; iletişim çabası baki kalmıştır.

İletişim değişik biçimlerde aslında tüm yaşam formlarında var olan canlılığa içkin bir özelliktir. Ancak insandaki iletişim biçimi, giderek çoklu mesaj yoları ile komplike bir hal alırken, diğer taraftan sosyal bir canlı olarak insana dair katmanlar ve anlamlar içerecek biçimde toplumsal bir özellik kazanmıştır.

Başlangıçtaki senaryomuza kaldığımız yerden devam edecek olursak muhtemelen şöyle olacaktır: O sırada telefonundan gelen uyarı sinyaliyle üye olduğu birçok WhatsApp gruplarından biri olan, iş arkadaşları grubundan mesaj bekleyen anne; mesajın oğlu tarafından kendisinin de üye olduğu aile grubuna atıldığını görür.

Bu duruma kayıtsız kalamayacağını düşünerek sevimli bir kedi emojisi gönderip sohbete katılır. Bu şekilde bir taşla birkaç kuş vurmuş olur. Eskiden çok sık olmasa bile telefonla konuştuğu eşinin annesi başta olmak üzere yakınlarına dair görevini yerine getirmiş ve hem de ben buradayım mesajı vermiş olur. Hem oğluyla ilgilenmiş olup hem de güçlü aile bağlarına vurgu yapan dizisini kaçırmamış olmaksa duygusal bir tatmin yaşatır.

Aslında insanlara olan güvenini uzun zaman önce yitirmiştir, anne. Biraz da bu yüzden evinde; seksen yaşındaki annesi, on yaşındaki oğlu ve iki kedisiyle beraber yaşamaktadırlar. İnsanlarla ilişki kurmakta ve sürdürmekte de genel olarak başarısızdır.

 Daha doğrusu başarısızdı. Artık olgun, hatta orta yaşlı ve çocuklu bir kadın olduğu halde meseleye başka türlü bakmayı öğrenmiş olmalı. Anadolu’da bir laf vardır; düğün de cenaze de insanla olur; diye. Daha geçen yarıyıl tatilinde oğlunu sünnet ettirince ve çocuk ille de eğlence isteyince daha iyi anlamıştı her şeyi. Kendisinin yaşlı anacığından başka kimsesi yokken, vefat eden eşinin ailesi; kalabalık, ama başka bir kentte idi. Ama geleneklerine de bağlı olan eş tarafı sünneti duyunca duramamış çıkıp gelmişlerdi bir kamyon adam. Oğlu da boynu bükük kalmamıştı bu şekilde.

Evet, insanlık günümüze değin iki dünya savaşı geçirmiş, bir yığın toplumsal altüst oluşlar yaşamış, doğal afetlerle sınanmıştır. Bu gün hala kimyasal, biyolojik ve nükleer tehdit ile terör eylemlerine karşı insan kalma sınavı vermektedir. Bu sınav elbette yalnız bir fiziksel varoluş sorunu değildir. Çünkü insan biyo-psiko-sosyal yönleriyle bir bütün teşkil etmesi itibariyle diğer canlılardan ayrılır. Hatta denebilir ki bugünün temel sorunların kaynağı, psikolojik ve sosyaldir. Öyle ki psiko-sosyal sorunlar giderek fiziksel varoluşun sınırlarını belirler hale gelmişlerdir.

Nitekim ünlü fizikçi Albert Einstein da tam da bu duruma vurgular mahiyette; önyargıları parçalamak atomu parçalamaktan daha güçtür; demiştir. Günümüz hastalıkları diyebileceğimiz ırkçılık, yabancı düşmanlığı, İslamofobi, transfobi, kadın düşmanlığı hatta hayvan düşmanlığının kökeninde bile bu duygu vardır. Böyle olduğu için sınırlar bu kadar katı, böyle olduğu için mülteci sorunu bu kadar canlıdır.

Senaryomuza geri dönersek şöyle yazılabilir: Çocuk biraz sonra odasından çıkarak acıktığını söyleyecektir. Anne dolapta yemek olduğunu, onu ısıtacağını, anneannesini uyandırmasını isteyecektir. Ancak çocuk o yemeği dün yediğini ve tekrar yemek istemediğini; onun yerine pizza sipariş etmelerinin mümkün olup olmadığını sorar. Anne anneannesinin o tür şeyler yiyemediğini, kendisinin sağlıklı beslenme adına yememesinin daha iyi olacağını ifade eder. Ancak oğlunu ikna edemeyen anne sonunda şöyle bir orta yol bulur: Tamam; dışardan yiyelim. Ancak pizza değil, pide ya da lahmacun olsun. Eve sipariş etmeyelim, dışarı çıkıp mahallemizdeki pidecide yiyelim. Hem anneannen de bir hava almış olur, evde bunaldı kadıncağız. Sen de hiç olmazsa daha sağlıklı bir şeyler yemiş olursun. Sonra da Aysel teyzenleri ararız, müsaitse bir çaylarını içeriz, sen de Ayça ile oynarsın biraz.

Aslında sosyal hizmet mesleğini var eden kapitalist ilişkilerinin insan münasebetlerini belirler hale geldiği günümüzde sorun daha çok sosyaldir dedik. Kapitalist modernitenin günümüz insanına sunduğu en büyük avantaj ve aynı zamanda aldatmaca birey olma halidir. Bir taraftan kapitalizmin bize sunduğu lüksle bağlantılı ürün ve hizmetler artık bizim için vazgeçilmez olmuştur. Örneğin, cep telefonu ve internetin olmadığı bir zamana dönüş güzellemesi; yine cep telefonuyla ve internet aracılığıyla sosyal medyadan verilen bir mesajla nostalji yapmanın ötesine geçemeyen gerçekliğe denk düşmektedir. Diğer taraftan tek kişilik stüdyo dairemizde insan sıcaklığına hasret bir şekilde yaşamımızı sürdürmeye çalışmaktayız. Al sana bireysellik.

Bu gün bu hastalığın çaresi giderek insanların bu yalnızlık ve yalıtılmışlık duygusunu aşmaya yönelik pratiklerle mümkündür. Bu mikro düzeyde de, makro düzeyde de gerekli bir reçetedir. Bunun için kendi sokağından, mahallesine, oradan şehrine, oradan ülkesine, oradan dünyanın tamamına uzanan bir varoluş biçimine sahip çıkmak gerekir.

Üstelik bu şekilde politika yapıcıların insanlığı kopartımanlara bölerek elde ettikleri bu güç zehirlenmesinden, gücü gerçek sahiplerine verecek demokratik mekanizmalar bulunabilir. Giderek buradan insanlığı bu darboğazdan çıkaracak bir yola girilebilir. Elbette bu bugünden yarına olabilecek bir iş değildir bu. Ancak bundan başka bir şansımız da olmayabilir.

Hem kaos senaryolarına göre Brezilya’da bir kelebeğin kanat çırpması Texas’ta fırtına kopmasına sebep olabilir.

Senaryomuzu da şöyle sonlandırabiliriz: İnsan yavrusu büyümüştür. Adı Umut olsun. Annesi onu sevgi dolu bir çocuk olarak yetiştirmek için elinden geleni yapmıştır. Elinden tutup bunu göstermiştir bizatihi. Her şey o on yaşındayken değişmeye başlamıştır sanki. Babasının köyüne götürmüştür annesi onu, çok sevdiği kuzeni Denizle tatile çıkmışlardır. Annesi mahalledeki bir dernekte ihtiyaç sahibi kadınlarla ilgili faaliyetlere çok zaman ayırmakta, Umut'ta birçok yeni arkadaş edinerek yeteneklerini keşfetmektedir. Bunlardan biri de karatedir.

Siyah kuşak bir milli sporcu olmasının yanı sıra üniversitede Bilgisayar Mühendisliği gibi gözde bir bölüme yerleşmiştir. Bütün bu zaman zarfında bilgisayara olan ilgisi bitmemiş ancak evrilmiştir. Şimdi bir grup arkadaşıyla endüstri 4.0'ın dezavantajlı gruplar lehine kullanımıyla ilgili bir yazılım üzerinde çalışmaktadır.

Ancak onu bu aralar en çok heyecanlandıran olay, Arjantin’deki bilgisayar arkadaşına yapacağı ziyaret ve onunla Eller Mağarası'na yapacakları gezidir. Çünkü o dünyanın daha yaşanılabilir bir yer olmasının sırrının biraz da geçmişte olduğunu düşünmeye başlamıştı bir süredir. Ne diyordu o ünlü filozof; gelecek geçmişte yazılır. Kuşkusuz ellerin vermek istediği bir mesaj vardı, kendisi de büyük insanlık âleminin bir üyesi olarak geleceğe doğru bir mesaj vermek istiyordu. Aslında mesaj belki de yanı başındaydı, babasının en sevdiği şiirin dizesinde. Ama çözmek için bile olsun bazen gitmek gerekti.

*Edip Cansever
 

 
 
 
 


Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye  

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.