Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

İZMİT YOKSULLAR BULUŞMASI
SONUÇ BİLDİRİSİ

  Biz yoksullar, Türkiye'nin 15 ilindeki 51 Halkevi çevresinin katılımıyla gerçekleştirilen İzmit Yoksullar Buluşması'nda bir araya gelerek; emeklerimizi, acılarımızı ve şenlik duygularımızı kaynaştırdık.

Kendi gerçeklerimizi bu kaynaşma içinde kavramaya ve yüz yüze olduğumuz toplumsal yıkım, kuşatılma, dışlanma ve köleleştirmeye karşı biz yoksulların mücadele platformunu tarif etmeye karar verdik.

Bizler, işçiler, kamu çalışanları, ev kadınları, öğrenciler, çiftçiler ve çeşitli mesleklerden zanaatkarlar, son yıllarda bilinçli bir biçimde geçim araçlarımızdan ve geleceğimizden yoksun bırakıldığımızı görüyoruz.

Geçim araçlarımızın elimizden alınması ve gelecek güvencelerimizin birer birer yok edilmesi, kamusal hizmet, sosyal güvenlik ve destekleme araçlarının ortadan kaldırılmasıyla tamamlanıyor.

Böylece gereksinim duyduğumuz her şeyi satın almak zorunda olduğumuz bir toplumda, emek gücünden başka satacak hiçbir şeyi olmayan insanlar haline getiriliyoruz.

Geçim araçlarımızı kaybetmemizin sebepleriyle, bizi yaşam karşısında her türlü toplumsal dayanaktan yoksun bırakan sebeplerin aynı temelden; uluslararası sermayenin dayatmalarından kaynaklandığını görüyoruz.

Geçim araçlarımızı ve bütün toplumsal desteklerimizi yitirmemize neden olan düzenlemelerin merkezinde, Türkiye'nin de imzacısı olduğu GATT ve GATTS sözleşmelerinde en uç ifadelerini bulan anlaşmalar var. Sermayenin hareket özgürlüğünü en yüksek yasa haline getiren neo-liberal anlayışın somutlaştığı IMF ve Dünya Bankası programları var.

Sermayenin hareket özgürlüğünü en yüksek yasa haline getiren uluslararası ticaret sözleşmeleri, NAFTA, ALCA, ASEAN gibi yerel kurumlaşmalarla pekiştirilmekte ve yerelleştirilmektedir.

Bu programlar, askeri darbeler, kültürel manipülasyon, ulusal ve uluslararası düzeyde yürütülen devlet terörü kampanyalarıyla uygulanmaktadır.

Son olarak Afganistan ve Irak'ın işgaliyle birlikte, sermayenin dizginsiz ve sınırsız egemenliği için, sömürgecilik uygulamalarına da geri dönülmüştür. Sömürgecilik uygulamaları tıpkı daha önce yaygınlaşan köle ticareti ve çocuk emeği sömürüsü gibi insanlık açısından utanç verici bir uygulamadır.

Ülkemizdeki yoksullaşma sürecinin başlıca adımları 24 Ocak kararları, 12 Eylül darbesi, Özal hükümetleri, Kürtlere karşı yürütülen kirli savaş, 5 Nisan kararları, AB Gümrük Birliği anlaşması, GATT ve GATTS'ın imzalanması, IMF'yle yapılan stand-by anlaşmaları ve Dünya Bankası talimatlarına bağlı olarak gerçekleştirilen "yapısal uyum programları"yla atılmıştır.

Ülkemiz nüfusunun üçte biri açlık sınırının altında, beşte dördü ise yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Bu büyük yoksulluğumuzu yaratan uluslararası sermaye, yoksulluğumuzdan sağladığı kazançları, dünyanın en büyük bankalarının ve kredi kuruluşlarının kasalarında toplamaktadır. Egemen kıldığı neo-liberal serbestlik kurallarına dayanarak borsa oyunları ve kredi düzenekleriyle dünyanın her yanında yeni yoksulluk dalgaları, yeni toplumsal yıkımlar yaratmaktadır. Yani bizim yoksulluğumuzdan çıkarılan servet, dünyanın başka yerlerindeki insanları yoksullaştırmak için kullanılan "küresel sermaye"ye katılmaktadır.

Küresel sermaye, yarattığı bu yoksullar denizini savaşlar, uluslararası emperyalist birlikler, iç savaşlar ve uşaklaştırdığı "yerli" sermaye grupları aracılığıyla sersemletmektedir. Böylece içerisinde son derece rahat hareket edeceği ve emekçileri birbirine kırdıracağı bir "rekabet piyasası" yaratmaktadır.

Aşağılanan ve ataerkil baskılara maruz kalan yoksul kadınlar, köyleri dahi yakılarak göçe zorlanan Kürtler, üniversite harçları ve eğitim desteklerinin yok derecesine düşürülmesiyle çaresiz kalan üniversite öğrencileri, üniversite kapılarında kurstan kursa koşmak zorunda bırakılan üniversite adayları, tarımsal desteklerin kesilmesiyle geçinemez hale düşerek köylerini terk eden köylüler, sermaye açısından en esnek koşullarda, en düşük ücretlerle ve en kötü koşullarda çalışmaya zorlanmaktadır. Bu rekabet denizinin topluma hakim kıldığı ideolojiler, cinsiyetçilik, şovenizm, şiddete ve güce taparlık, dayanışma yoksunluğu ve parasallaştırmadır.

İşte bu yüzden yoksulluğumuz gelip geçici değil, sürekli derinleşen bir gerçeğimizdir.

İşte bu yüzden savaşlar, dışlayıcı uygulamalar, cinsiyetçilik, şovenizm, cehalet, zorbalık, yozlaşma, doğal yaşamın yıkımı, bencillik ve çözülme her geçen gün daha geniş bir alana yayılmakta, insanlığın daha büyük bir bölümünü mahvetmektedir.

Küreselleşme politikalarının tümünü olduğu gibi benimseyen, tarımı yıkmaya, Türkiye'nin ekonomik kaynaklarını AB sermayesinin serbestçe talanına açmaya çalışan, ABD'nin yanında Irak işgaline katılmak isteyen bugünkü AKP hükümetinin "yoksulluk karşıtı" programları, yoksulluğumuza son vermeyi değil onu süreklileştirmeyi hedeflemektedir. AKP'nin yoksulluk karşıtı programları, gıda ve para yardımı gibi dilencileştirme ve "duble yol" saçmalığı gibi köleleştirme programlarıdır. Bu programlar Dünya Bankası tarafından yoksulluğu sömürü artırıcı bir araç haline getirmek için önerilmektedir.

Yoksulluk, lüks otellerde toplanan Dünya Bankası, IMF uzmanlarının, yoksulların önüne iki dilim kuru pasta ve bir limonata koyduğu toplantılarla ortadan kaldırılamaz. Bizi yoksullaştıranlar, bizi çaresizleştirenler, bizi toplumun aşağılanan bir kısmı haline getirenler, bizim içimizde her türlü geri ve yoz oluşumun gelişmesini özendirenler, bizim yoksulluğumuzu bizimle birlikte düşünemezler. Yoksulluğun ortadan kaldırılması, aşırı zenginliğin ortadan kaldırılması, televole zenginliğinin ortadan kaldırılması demektir. Bunu da ancak yoksulların kendi hareketleri sağlayabilir.

İşte bu yüzden yoksulluğa son verebilmek için yoksulların bir araya gelmeleri ve kendi gerçekliklerini bağımsız bir bilinçle kavramaya çalışmaları gerekiyor. Bu, gerçekçi bir çözümünün ilk adımıdır.

19-22 Ağustos 2003'te İzmit'te buluşan yoksullar olarak;

Ülkemizin her yanındaki yoksulların sokaklarında, mahallelerinde, ilçelerinde, bölgelerinde yani kendi yaşam alanlarında, kendilerini kuşatan koşullara karşı mücadele için sermayeden ve onun iktidarından bağımsız tarzdaki tüm bir araya gelişlerini, bu adımın ta kendisi olarak kavrıyoruz. İzmit Yoksullar Buluşması da bu adımlardan birisidir. İlki değildir, başlangıç noktası değildir, merkezi değildir.

Yaşadığımız yoksulluk sorunu, küresel bir yoksullaştırma sorunudur. Bu süreç uluslararası sermaye tarafından başlatılmıştır. Bu sürecin tamamlayıcısı küresel işçileştirme sürecidir. Bu süreç de uluslararası sermaye tarafından yönetilmektedir. Bu gücün birincil organizasyonu büyük emperyalist devletler, onların oluşturduğu askeri ittifaklar ve bu temel üzerinde biçimlenen devletlerarası kuruluşlardır. Ülkemizdeki sömürücü sınıfların küreselleşme sürecine katılmakta gösterdikleri heves, bizleri yoksullaştıran bu küresel süreçten pay alma hevesinden başka bir şey değildir. Onların Türkiye halkı karşısında gösterdikleri düşmanca tutumun temelinde işte bu gerçek bilinçli düşmanlık yatmaktadır.

Dolayısıyla yoksulluğa karşı mücadeleyi uluslararası sermayeye ve onun yönettiği küreselleşme sürecine eklenmeye çalışan yerel sermayeye karşı mücadele, yani kapitalizme karşı mücadele olarak kavrıyoruz.

Bizler evde çalışan kadınlar, part-time işlerde çalışan öğrenciler, yılın bir kısmında çalışan geçici işçiler, bugün burada yarın şurada çalıştırılan taşeron işçileri ve işsiz işçiler olarak kendimizi, küresel düzeyde oluşmakta olan yeni işçi sınıfının bir parçası olarak görüyoruz.

Bu nedenle yoksulluğumuza karşı mücadelemiz de işçi sınıfının sermayeye karşı bugünkü mücadelesinin ta kendisidir.

Yoksulluğa karşı mücadelemizde, sermayenin "küreselleşme" politikası adını verdiği "liberalizasyon" ve "özelleştirme" programlarını açık düşmanımız olarak görüyoruz.

Bugünkü yoksullaştırma politikalarına karşı mücadelenin en önemli unsuru, kamusal alanın, halk için ve halk tarafından yeniden örgütlenmesidir.

Mücadelemizin başlıca hedeflerinden biri

a- emeğin örgütlü-özerk toplumsal varlığı için gereken koşulları sermayenin hareket özgürlüğünün önüne koyacak

b- şimdiye kadar Türkiye halkının birkaç kez ödemiş olduğu dış ve iç borçları gayrı meşru ilan edilmesini sağlayacak,

c- bölgesel ve küresel düzeydeki işgal ve devlet terörü uygulamalarını durdurabilecek

d- ve bu tutum alışını, toplumsal özgürlüğü, eşitliği, dayanışmayı ve çeşitliliği temel hareket noktası haline getiren bir politik, toplumsal, kültürel yenilenme hareketine dayandıracak bir toplumsal güç yaratmaktır.

Yoksulluk, onu yaşayanlar için değil, yaratanlar için utanç vericidir.

Yoksulluğumuzdan utanmıyoruz, tüm yoksulları, yoksulluğumuzu yaratanlara karşı, küresel sermayeye, Irak'taki ve dünyanın her yanındaki emperyalist işgal güçlerine ve ülkemizdeki işbirlikçilerine karşı hep birlikte, elele mücadeleye çağırıyoruz

 

 

 

 


 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.