Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Sitemizin Yazarları

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org


KADINLAR DA ALDATIRLAR…

Aziz ŞEKER
 Sosyal Hizmet Uzmanı
( Sitemiz Yazarı )

üstümüzden gecen ömür / kalbimize düş diye değen ölür / hep o güzel özlemlerle / sevgiler de gider / yiten senelerle… öpmeliyim seni gözlerinden / her seferinde / hatıralar yanıp tutuşurken de / ölüm tek galipken de…

Bir kez yanlıştı dünyadaki tutunuşu, ne yapsa yanıtını bilemeyeceği bir yanlışlıktı yaşadıkları… Tek çıkış yolu belki de o yanlışı yaşamaktı. Doğru diye beklediği şey aslında kendi intiharıydı… Anıları limansız bir gemi gibi dökülmüştü bir kez denizi olmayan düş kırıklıklarından. 

“Onda yüzleşebildiğin sana ait her karanlık, aşkın başlangıcıdır… Onun yüzüne baktıkça kendi karanlığını aydınlatırsın. Seviyorsan git o hangi şehirdeyse. Ona git. Umut  diye değil gizlediklerin, ömre gülümseyip savrulandır hayatın tadı. Sen hangi kaybediştesin, o hangi yalnızlıkta! Zamandır dağılır gider bir okyanus dalgaları gibi vefasız sevgililerin kuçağına, zamandır insanı azar azar alıp giden bir belirsiz yok oluşa… Zamanı sen biçimle …” 

Söylediklerimi dinlemiyordu. Pencereden dışarı bakıyordu. Ya da anlattığı gibi bir sevgilisi yoktu. Beni yanıltıyordu…

Sırtına sarındığı banyo havlusu sıyrılıp düşmüştü yere. Bacaklarındaki pürüzsüzlük kalçalarının yuvarlaklığında anlamını yitiriyor bedeniyle orantısız irileşen belinde kayboluyordu. Yitirilmiş bir cinsellik duygusu donup kalıyordu düşmüş omuzlarında. Gök karanlığına asılı dolunayın gecede omuzlarından göğüslerine doğru dökülüşü ona mitolojik bir tanrıca havası veriyordu. Gece, bir esintiyle ay ışığında tenini okşuyor, usuldan öpüyordu. Bir acıdan yüzsüz bir anıt gibi dikelmişti karanlığa. Hiçbir zaman dolduramadığı bir boşluktu yalnızlığı. Zaten doldurulamazdı ki yalnızlıklar.

Siyah uzun saçları sırtından süzülen karanlık bir nehir gibi dalga dalgaydı. Ayın pencereden damla damla gelen ışığında çıplak bedeninin ayva sarısı tüyleri yanıyormuşçasına ışık ışıktı. Başını odaya döndü. Yüzünde bir utanma hissi perdelendi. Yerdeki havluyu almasıyla bedenine sarınması beklenmedik bir anda oldu. İnsan neden çıplaklığını saklama gereği duyardı ki? İnsan çıplakken insandı…

Havlunun içinde, çıplaklığını yendiğini zannederek biraz önce kaybettiği güvenini yeniden kazanmıştı sanki…

Yaşadıklarımız kabul edilemez değildi. Ben, aldatmam dediğim sevgilimi bu kadınla aldatmıştım. O ise ilk defa kendisini verdiği erkeğin varlığını inkar edercesine yattığı erkekler gibi beni de değer yargılarıyla ile baş başa bırakmıştı. Kendisini değil karşısındakini günahkâr kılıyordu. Ben de günahkârdım çünkü bir başka insandım onda, kendimi yaşamayan. Ben de kendim değildim. Yattığım bu kadının bana yazdıklarıysa bilmediğim bir yüzüm var mı sanısını uyandırıyordu bende. Bir sevgilisinin olduğunu anlatırken de aynı duyguları yaşatmıştı. Yargılayıcı bir dille, kendisini bende temize çektiği bir anlatımla sözcükleri kusmuştu adeta;

“Selim. Oturuyordum. Aklıma geldin. Dedim ki birşeyler yazmalıyım, hislerimi anlatmalıyım. Nasıl başlanır ki…

Nasıl başladık ki, başladık başlamasına da devam ettiremedik işte. Suçlu aramaya gerek yok. Seni suçlayacak değilim. Suçlasam ne derim. Beni ihmal ettin, gereken önemi, özeni göstermedin falan filan. Gerek var mı buna, sence birbirini sevmeye yeteneksiz iki insanın gerçekten ilişkiyi yürütememe sebebi olabilir mi?

Selim biliyor musun birlikte olduğumuz vakitlerde, seninle olmaktan haz alıyordum. Pek bir şey paylaşıyor gibi değildik ama yine de yanında olmak hoşuma gidiyordu. Sonra vakit gelip te gitme zamanı geldiğinde kapından çıkarken sanki birbirini tanımayan insanlara dönüşüveriyorduk. Aslında bunu sana son geldiğim günün sabahında yaşadım. Çıkarken yüzün duvar gibiydi. Sanki yabancı olmuştun bana. Yabancılaşmıştım sana. Sonra uzun bir müddet aramadık birbirimizi. Ta ki beni gece arayıp ertesi  gün sana gelmem için kandırdığın o güne kadar. Beni sana gelme, hatta beni içinde hayal ettiğin kıyafetleri giymem için kandırmıştın. Bende ertesi gün ki planlarımı değiştirip senin istediğin kıyafetler içerisinde sana geliyordum. Evine gelmeme az vardı seni aradım. Telefonuma cevap veren ses yine bir yabancıydı. Yolun ortasında öylece kalmıştım. Hatta sana doğru düzgün bir cevap bile vermedim bana gelemeyeceğini söylediğinde. Selim sana kandığım için kendimden nefret edesim geldi. Hiç fiziksel bir acı duymadığın halde canının acıdığı olmuş muydu. Benim acıdı, o an içim acıdı.

Bu şekilde eve gidemezdim, daha on dakika önce seni göreceğim için heyecanla hazırlandığım eve hayal kırıklığı içerisinde dönemezdim. Böyle yolun ortasında durup ne yapacağımı bilmez bir haldeyken telefonum çaldı. Bir kız arkadaşımdı, gel laflarız dedi. Zaten iyi daha iyi bir fikrimde yoktu, gittim ona. Gittiğimde erkek arkadaşı da oradaydı, eğlenceli bir çocuk. Oraya vardıktan üç beş dakika sonra yüzüm gülmeye başlamıştı bile ama içimdeki acılık geçmemişti. Birkaç saat sonra başka bir arkadaşları geldi. Fena bir çocuk değildi, hoş muhabbet, samimi. Pek havamda değildim, normalde de çok konuşkan biri değilimdir ama neredeyse hiç konuşmuyordum. O , beni izliyordu, fark ediyordum.

O gün seni aldattım Selim. Nasıl oldu bilmiyorum ama oldu işte. Senin öpmeni arzuladığım dudaklarımı o öpüyordu. Saçlarımı o okşuyordu. Tepki vermiyordum ama engellemiyordum da. Seni, onun beni öpmesini engellemeyerek aldatıyordum. Böyle bir yanım olduğunu o zaman fark ettim. Gerçekten senden intikam alıyordum sanki. Akıllı bir çocuk, durumu anlamış olmalı; sabah bana, birinden intikam almak için mi benimle birliktesin dedi. Sessiz kaldım. Sessizliğin evet olduğuna inanlardan olmalı ki, kim dedi, boş ver dedim. Gerçekten seni boş vermiştim. Artık umurumda bile değildin. Zehirimi akıtmıştım sanki vücudumdan. İçimdeki acılığı seni acıtarak (sen bilmesen de) yok etmiş olmalıydım. Evet o an bitiremedim seni, birkaç hafta aldı yas sürecim. (Bu arada o çocukla bir daha hiç yan yana gelmedik).

Bunları niye yazıyorum ki sana! Daha öncede istemeden de olsa bir sevgilimden söz etmiştim sana. Tepkisiz kalmıştın.

Belki kadınlar hakkındaki bana okudukların bende yaşananları sana anlatma isteği uyandırdı. Ya da sevgilimi unutmamı kolaylaştırmıştın.

Kadınlar niye aldatır diye düşünürdüm hep. Cevabını kendim deneyimleyerek buldum. Kadın acı çekerse aldatır. Kadın ilgilenilmezse, sevilmezse aldatır. Eğer biriyle beraber olursan onu sev Selim, böylece onu sevgisizliğin boşluğuna düşürmemiş olursun. Ki bu boşluğa düşen kadın içindeki boşluğu dolduracak başka şeylere, kendini sevecek başka insanlara yönelir ve bunun içinde kadını suçlayamazsın.

Selim birazda seni anlatmak istiyorum. Neden seni sevmeme, yüreğine dokunmama izin vermedin, ruhundaki çatlakları görürüm diye mi korktun. Neden sana ulaşmamı, sana yaklaşmamı istemedin, senin de herkes gibi sıradan olduğunu anlarım diye mi?

Evet sen de herkes gibi sıradansın ve bu sıradanlığın fark edilmesinden, bir kadının bunu görmesinden korkuyorsun. Kadınları hayatında istiyorsun ama bu yüzden hayatına uzak tutuyorsun. Kendini ulaşılmaz hissetmek gibi bir kaygın olduğu apaçık ama aslında ne kadar da sığ olduğunu (duygusal anlamda gizlemek için yaratıyorsun bu söz ettiğim durumu. Ne komik laflardı ya “ben aşık olmam, ben özlemem” sen insana ait bu duyguları hissetmediğini söyleyerek insan üstü bir şey mi oluyordun ne. Ha birde yozlaşmaktan, yozlaşmış olduğundan söz etmiştin. Selim seni yozlaştıracak kadar bir şeyler yaşadığını sanmıyorum. Hatta hayatı yaşadığını bile sanmıyorum. Kendi güvenlik alanının dışına çıkarak yaşadığın birşeyler var mı sevgili şair. Hayata dokunmayı dener misin? Hiç dokunduğunu hissettiğin oldu mu. Alengirli kelimelerle konuşmak, bazı insanların anlamını sözlükten bulduğu sözcüklerle yazılar kaleme almak sana daha kolay ve risksiz geliyor olmalı.

Evet sana çok kızgın olmalıyım, yoksa hırsımı alamayıp sana saldırmaya mı başladım ne? İşte bende kendimce kadın erkek ilişkilerini çözümleyebilen biri olduğumu sanıyorum. Yoksa bana ettiğin laflara kanmaya devam ediyor olmalıydım.

Bana emek vermekten söz etmiştin ya buna inanmıyorum, sen de inanma. İnandırma kendini buna. Sen yalnız bir adamsın. Yalnızlaşmışsın. Artık hiçbir sevginin gücü sendeki egosantrik algılayışı yok edemez. Sen inanmadığın, yaşamadığın, hissetmediğin şeyleri yazmaya devam et. Ha birde yolda seni görmek istemediğimden bunun hoş olmadığından söz etmiştim. Aslında bunun inan bir nedeni yok. Ama bir zamanlar bu kadar önemli duygular besleyip önemli bir yere yerleştirdiğim adamın her nasılsa bu kadar gözümdeki değerini yitirip, sıradanlaşması garip geliyor işte. Ya aslında durum o kadar kötü değil, abarttım yine. Seni seviyor ve saygı duyuyorum sana. Bana, sana yazdıklarım için kızma olur mu? Seni incitmek değil amacım. Her ne kadar incinmiş olsam da. (Belki de fazlaca hassasım).

Umarım gidersin buralardan en kısa zamanda, yaşadıklarımızı siler belleğim, silmedikleri; geriye kalanlar da hikayemiz olur. Kimselere anlatamazsam da anımsarım ara sıra, yüzümde bir parça buruk tebessüm olur…”    

İnsanın içi nereye gideceği bilinmeyen yollarla örülüydü. İnsan kendi karanlığını aydınlatana koşuyordu, ne var ki onun oluyordu. Onda tükeniyordu…

İçine kapanık, hüzünlü bir kadındı. Yatağa düşünce, sevişmeye susamışlığıyla tüm bedeni şehvete kesiliyordu. Anlayışsız davranıyordu bazen. Kim bilir bedelini ödediği yaşanmışlıkların karşılığını alıyordu. Ona karşı kullanıldığımı hissediyordum çoğunluk. Zoraki bir sevişme oluyordu benimkisi. Kendisine acıyan bir sevişmeydi birleştiğimiz anlarda uçuşan sözcükler; sevgisiz, inançsız, sevdasız, hayali olmayan, varlıksız…

Kadınlar hep sevmek için beklerler, sevildiklerini hissettikleri an karşılarındakini de buna inandırmaya çalışırlar. İşte o vakit başlar ilk kırılmalar…

Normalliğin ne olduğunu yaşamın sonuna dek öğrenmeyen bir ilişki değil miydi ki erkek kadın ilişkisi? Her yüz bir başka yaşam deneyimi sunarken geleceğimize.

Kadınlar yalan söyler! Kadınlar bu nedenle birbirine benzerler. En iyisini elde etmek ve içlerine sığdırmak için yalan söylerler. Ama içlerindeki boşluğu hiçbir elde ediş dolduramaz. Elde ettiklerinde ise yalanlarının yerini cinselliği bilen vajinal bir güç alır. Kadınların gücü erkeği doyuran cinsel arzularından gelir. Ve sonra elde ettikleri erkekler aldatılmayı göze alarak kadınların verdiği hazza taparlar, ki erkekler için de yalan o zaman başlar. Artık onlar da aldatır. Kadınların çaresiz kalıp kadınlıklarını arzuladıkları demdir bu zaman… Kaçınılmaz olarak kadın erkek ilişkisi doğurgan olmadığı sürece yaşamı hiçleme üzerine kuruludur… Sevgi doğurganlıkta vardır, cinsellikte ise içgüdü… Kadının sevgisinde henüz anlaşılmamış şeyler var, sevginin ve kaybetmenin dost olmadığı düşmanlıklar…  

İçine akanı bir başka canlıyı büyütmek için almıyordu. İdeallerini öldürdüğünü kanıtlamak için aceleci, korkudan korkarak, eğrilen ama kırılmayan, düzeltilemeyen bir duygu da alıyordu. Fedakar olmayan bir cinsellikti onunkisi geçmişin hıncıyla yüzleşemeyen. Kendi sevgisizliğiyle barışamayan bir yaşam, kendi sesini duymayan, kendi uçurumlarında kaybolan… Ama yaşam buydu; uçuruma düşmeden bilemiyordu insan uçurum hissini ve ayrılmadan sevmenin ne demek olduğunu bilmediği gibi…

Cinsellik sevginin içindeydi. Ya da zıt şeylerdi. Bunun böyle olmadığını bilmeme rağmen. Ben de bunu yapmıştım. Sevgisiz cinsellik güçsüz insanların özelliğiydi. İçinde yer aldığım toplumun erkeklik anlayışına yenik düşmüştüm. Erkek olmuştum. Oysa kadınlığın istediği de bendeki bu çelişkiydi. İçine gömülü kadını çıkarmak ve o kadınlığını o bedene ait hissettirmek, erkekliğin işiydi.

Suskun gölgesinden geçen izsiz iniltiler geceye devşirilip yiten tensel çırpınmanın heyecan dolu pervasız sesleri aramızdaki tek tanıktı, direnme odaklarının kırıldığı geceden…

Ki, sevgi tesadüfleri, günahları değil, umudu, emeği, sorumluluğu, bilgiyi istiyordu aşk da... İnsanın arkasından gelmeyen insanın peşinden sürüklendiği de sevgiydi, insan yaşadıkça ardından gelen…

Bahar 2006
 

Ana Sayfa