|
|
|
|
|
Aile İçi Şiddet, "bir kişinin eşine, çocuklarına, anne babasına, kardeşlerine ve/veya yakın akrabalarına yönelik uyguladığı her türlü saldırgan davranış” olarak tanımlanır. Şiddet, bir sağlık sorunu. Şiddetin önlenmesi ve etkilerinin
azaltılması çok önemli. Şiddet, bir umman konu olduğundan bu yazıyı
“Kişiler Arası Şiddet” türüne giren "aile içi şiddetle" ve hatta “kadına
yönelik şiddetle" sınırlı tutmakta yarar var. Bu tanıma sadece kaba kuvvet içeren davranışlar değil aşağılamak, tehdit etmek, ekonomik özgürlüğünü kısıtlamak ve zorla evlendirmek gibi şiddet gören kişinin kendisine olan saygısını, kendisine ve çevresine olan güvenini azaltan, korku duymasına sebep olan pek çok davranış da girer. Şiddete sadece aynı evde oturan kişiler değil, eski eş, kız veya erkek arkadaş ya da nişanlı da maruz kalabilir. Aşağılanmak da şiddete maruz kalmaktır...“Aile İçi Şiddete Son Kampanyası” çerçevesinde gerçekleştirilen “Eşler Arası İlişkiler Destek Programı”nda gönüllü eğitici olarak rol alıp; farklı eğitim düzeylerindeki topluluklara verdiğimiz eğitimler esnasında; katılımcıların şiddeti sadece ‘itmek, tokat atmak, tekmelemek yumruklamak, kol kıvırmak, kol - bacak kırmak, saçından sürüklemek silahla yaralamak, öldürmek’ olarak algılandığına tanık olmuştum. Tükürmenin, günlük temel gereksinimleri karşılamamanın, sağlığına ilişkin
yapılması gerekenleri yapmamanın, sürekli eleştirilme ve aşağılanmanın,
küfür-tehdite maruz kalmanın, aile-arkadaş-yakınlarla görüştürülmemenin, ev
dışına çıkartılmamanın, zorla evlendirilmenin, cinsel ilişkiye zorlanmanın,
tecavüz edilmenin, sürekli kadınlığının (veya erkekliğinin)
aşağılanmasının, parasına el koymanın, zorla çalıştırılmak (veya
çalıştırılmamanın) vb.nin de şiddet olduğu anlatıldığında dinleyicilerin
iklimi değişirdi. Eğitim sürerken, “Şiddet gören kişiler ne tür tepkiler verir?” sorumuza gelen ilk yanıtlar korku, çarpıntı, çaresizlik, titreme, mutsuzluk, ağlama, ürkeklik, güvensizlik olurdu. Uykusuzluk, unutkanlık, geleceğe umutsuzluk, kendini aşağılama vb.ni eklediğimizde “Aaa, evet” derlerdi. Eğitim sırasında “Karısını her fırsatta horlayan bir koca, çocuğunu döven bir anne, oğluna şikayet ettiği gelininin kocasından dayak yediğini gören kayınvalide sonradan pişmanlık duyup, utansa da bu olumsuz davranışı tekrarlar. Bu yüzden şiddet uygulayan kişinin de psikolojik tedaviye ve desteğe ihtiyacı olduğu unutulmamalı” dediğimizde salondan homurtular yükselirdi. “İnsan niye şiddetle iç içe bir yaşam sürer?” dediğimizde ilk gelen yanıtların başında ekonomik bağımlılık, aile yapısı, geleneksel özellikler, çevre baskısı gelir, yalnız kalma korkusu, şiddeti hak ettiğini düşünme, erkeğin saldırganlığını hoş görmesi, gördüğü şiddeti inkar etme vb.ni eklediğimizde onay verirlerdi. Eğitim sırasında “Yapılan araştırmalar her din, dil ve ırkta, her toplumsal ve ekonomik düzeydeki ailelerde
Nedeni çok farkında olmadığımız sıradanmış gibi algıladığımız şiddetin ta
içinde olduğumuzun ayrımına varmak olduğunu düşünüyorum şimdi. ** Bu yazıda; “Aile İçi Şiddete Son Kampanyası Eşler Arası İlişkiler
Destek Programı Eğitici Eğitimi El Kitabı” ndan yararlanılmıştır. |
|