Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

 

Şiddeti ve Şiddetçiyi Tanı

Şadiye DÖNÜMCÜ
dosadoster@gmail.com

   Aile İçi Şiddet, "bir kişinin eşine, çocuklarına, anne babasına, kardeşlerine ve/veya yakın akrabalarına yönelik uyguladığı her türlü saldırgan davranış” olarak tanımlanır.

Şiddet, bir sağlık sorunu. Şiddetin  önlenmesi ve  etkilerinin azaltılması çok önemli. Şiddet, bir umman konu olduğundan bu yazıyı  “Kişiler Arası Şiddet” türüne giren "aile içi şiddetle" ve hatta “kadına yönelik şiddetle" sınırlı tutmakta yarar var.

‘Fiziksel, sözlü, toplumsal ilişkileri sınırlayıcı, cinsel,  ekonomik şiddet’ alt başlıklarından oluşan AİLE İÇİ ŞİDDET:  “Bir kişinin eşine, çocuklarına, anne babasına, kardeşlerine ve/veya yakın akrabalarına yönelik uyguladığı her türlü saldırgan davranış” olarak tanımlanmaktadır.

Bu tanıma sadece kaba kuvvet içeren davranışlar değil aşağılamak, tehdit etmek, ekonomik özgürlüğünü kısıtlamak ve zorla evlendirmek gibi şiddet gören kişinin kendisine olan saygısını, kendisine ve çevresine olan güvenini azaltan, korku duymasına sebep olan pek çok davranış da girer. Şiddete sadece aynı evde oturan kişiler değil, eski eş, kız veya erkek arkadaş ya da nişanlı da maruz kalabilir.

Aşağılanmak da şiddete maruz kalmaktır...

“Aile İçi Şiddete Son Kampanyası” çerçevesinde gerçekleştirilen  “Eşler Arası İlişkiler  Destek Programı”nda gönüllü eğitici olarak rol alıp;  farklı eğitim düzeylerindeki  topluluklara verdiğimiz eğitimler  esnasında; katılımcıların şiddeti sadece ‘itmek, tokat atmak, tekmelemek yumruklamak, kol kıvırmak, kol - bacak kırmak, saçından sürüklemek silahla yaralamak, öldürmek’ olarak algılandığına tanık olmuştum.

Tükürmenin, günlük temel gereksinimleri karşılamamanın, sağlığına ilişkin yapılması gerekenleri yapmamanın, sürekli eleştirilme ve aşağılanmanın, küfür-tehdite maruz kalmanın,  aile-arkadaş-yakınlarla görüştürülmemenin, ev dışına çıkartılmamanın, zorla evlendirilmenin, cinsel ilişkiye zorlanmanın, tecavüz edilmenin, sürekli kadınlığının (veya  erkekliğinin) aşağılanmasının, parasına el koymanın, zorla çalıştırılmak (veya çalıştırılmamanın) vb.nin de şiddet olduğu anlatıldığında dinleyicilerin iklimi değişirdi.

“Aile içinde neden şiddete başvuruluyor? ” diye sorduğumuzda genellikle kıskançlık, alkolün etkisi, bencillik, dediğini yaptırtma, güçlü olduğunu kanıtlama gibi yanıtlar alır;  alınganlık, olumsuz benlik algısı, duygusal dalgalanma, yaygın cinsiyet ayırımcılığı kalıpları, ruhsal rahatsızlıklar, saldırganlık modeli olan bir evde büyümek, çocukluğunda istismar edilmiş olmak gibi nedenleri de biz eklerdik.

Eğitim sürerken, “Şiddet gören kişiler ne tür tepkiler verir?” sorumuza gelen ilk yanıtlar korku, çarpıntı, çaresizlik, titreme,  mutsuzluk, ağlama, ürkeklik, güvensizlik olurdu. Uykusuzluk, unutkanlık, geleceğe umutsuzluk, kendini aşağılama vb.ni eklediğimizde “Aaa, evet” derlerdi.

Eğitim sırasında “Karısını her fırsatta horlayan bir koca, çocuğunu döven bir anne, oğluna şikayet ettiği gelininin kocasından dayak yediğini gören kayınvalide sonradan pişmanlık duyup, utansa da bu olumsuz davranışı tekrarlar. Bu yüzden şiddet uygulayan kişinin de psikolojik tedaviye ve desteğe ihtiyacı olduğu unutulmamalı”  dediğimizde salondan homurtular yükselirdi.

“İnsan niye şiddetle iç içe bir yaşam sürer?” dediğimizde ilk gelen yanıtların başında ekonomik bağımlılık, aile yapısı, geleneksel özellikler, çevre baskısı gelir, yalnız kalma korkusu, şiddeti hak ettiğini düşünme, erkeğin saldırganlığını hoş görmesi, gördüğü şiddeti inkar etme vb.ni eklediğimizde onay verirlerdi.

Eğitim sırasında “Yapılan araştırmalar her din, dil ve ırkta, her toplumsal ve ekonomik düzeydeki ailelerde

  • erkeklerin; Karısına(flörtüne/nişanlısına),çocuğuna, kız kardeşine, akrabasına, anne-babasına,
  • kadınların; Kocasına(flörtüne/nişanlısına), çocuğuna, kendi/eşinin anne-babasına,
  • çocukların; anne/babalarına, kardeşlerine,
  • büyük anne/babaların torunlarına, gelin /damatlarına şiddet uyguladığı, ayrıca kadınların sözel ve duygusal, erkeklerin fiziksel ve cinsel uyguladığı yer alıyor” dediğimizde toplulukta bir sessizlik oluşurdu.

Nedeni çok farkında olmadığımız sıradanmış gibi algıladığımız şiddetin ta içinde olduğumuzun ayrımına varmak olduğunu düşünüyorum şimdi.

Uzmanlar şiddetin önlenmesi ve etki derecesinin azaltılmasına yönelik programlarda önceliğin "aile içi şiddet"e verilmesi gerektiği konusunda hemfikir. (ŞD/NZ)

* Şadiye Dönümcü, Sosyal Hizmet Uzmanı.

** Bu yazıda; “Aile İçi Şiddete Son Kampanyası Eşler Arası İlişkiler  Destek Programı Eğitici Eğitimi El Kitabı” ndan yararlanılmıştır.

http://www.bianet.org/ yayınlanmaktadır.

 



Bize Ulaşın