Sosyal Hizmet Mesleği

Sosyal Hizmet Alanları

Sosyal Kaynak
Bilgiler

İnsan Kaynakları

       


 



 

Veli YALÇIN

Sosyal Hizmet Uzmanı / Yazar

veya0927@gmail.com

 




MÜBADELE KÖYLERİNDEN BİRİ : KAYAKÖY

 

 

            Gazeteci İrfan Aktan, “gazeteduvar” adlı internet sitesinde yazdığı 29 Temmuz 2019 tarihli “İblisin kazığı oynatması” adlı yazısına güncel bir konuya ilişkin çocukluğunda dedesinden dinlediği bir masal ile başlıyor. “Dedemin çok sık anlattığı mesel, hatırladığım kadarıyla şöyleydi: Din alimi yahut ermiş, bir köye doğru giden kötü adama “Ulan iblis, yine hangi yuvayı yıkmaya gidiyorsun” diye sorar. Kötü adam da “Ben yolumdayım, bir şey yaptığım yok” diyerek köye girer. Köyde ipi kazığa bağlı olduğu için anasına ulaşamayan bir buzağı görür. Yavaşça buzağının kazığını oynatır ve olacakları seyre dalar. Buzağı kazığı yerinden söküp anasına doğru koşar. İneği sağan kadın sinirlenip yavrunun kafasına bir taş atar. Yavrunun öldüğünü gören kadının kocası da sinirlenip karısının kafasına taş atar, o da ölür. Kadının akrabaları gelip damadı, damadın akrabaları da sırayla birbirlerini boğazlamaya başlar. Bunları gören din alimi adama dönüp “Yine yaptın yapacağını iblis” der. İblis, “Ben ne yaptım ki, sadece kazığı oynattım” yanıtı verir ve omuzlarını silkip yoluna devam eder.
Herhangi bir yerde bir kışkırtıcı görünce, aklıma ilk bu mesel veya teşbih gelir.”

          Yazı her ne kadar Suriyeli sığınmacılarla ilgili olsa da, ülke insanının çok büyük çoğunluğunun, sığınmacılar, göçmenler, mülteciler, azınlıklar ya da “öteki”lere karşı bakış açısına haklı bir eleştiridir. Olayların sonuçlarıyla ilgili yargıda bulunurken, sorunları ortaya çıkaran süreci tümden görmemezliğe de bir itiraz gibidir.

          Hiç kimse yerini yurdunu kolay kolay terk etmez/edemez, doğduğu toprakları, çocukluğunu, gençliğini kısaca geçmişini geride bırakıp her şeye sıfırdan başlamak istemez.

         Anadolu topraklarının tarihi aynı zamanda, geçmişten günümüze yerini yurdunu terk edenlerin hüzünlü ve acılı öykülülerinin de tarihidir. İktidarı elinde tutan egemenlerin, güçlülerin istemediği hemen herkes yerinden yurdundan, aşından ekmeğinde olmuştur, olmaya da ediyor.

        Biz bunları bilsek de bilmesek de bunlar tarihin sayfalarında duruyor ve günümüzde gözümüzün önüne yaşanıyor. Bütün bunlara itiraz edenlerin hem sayısı hem de gücü fazla değil. Bütün baskılara, yok saymalara karşın geçmişte yaşananlar zamanla ortaya çıkıyor. Bilinen yaygın deyimde olduğu gibi, beğensek de beğenmesek de “Gerçeklerin ortaya çıkma gibi kötü bir huyu var.”

        Futbol oyunu için çok kullanılan “Futbol asla sadece futbol değildir” tanımlaması gezi yazıları için geçerli olmalıdır. Bu nedenle gezi yazısı sadece ve sadece bir gezi yazısı değildir ve olmamalıdır. Yaygın anlamında kullanılan gezi yazılarına ve sitelerine bu nedenle itirazım var. Konuyu fazla uzatmadan ne dediğimin anlaşıldığını sanıyorum.

         Gezi için gittiğim yerleri araştırırken, yerini yurdunu terk etmek zorunda bırakılan insanların yaşadıkları yerleri merak ederim. Yolumu ne eder ne etmez oralardan geçirmeye çalışırım. Çünkü yeryüzünde hiçbir şey kaybolmaz; halının altına süpürdüklerimiz, unutulmasını istediklerimiz silinmemiştir, iz bırakmıştır. Bunlarla yüz yüze gelmeden, hesaplaşmadan rahat edemeyeceğiz. Yoksa geçmişte yaşananlar peşimizden gelmeye devam edecektir.

        Bu toprakların gördüğü en önemli göçlerden birisi 30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Yunanistan Hükümeti arasında Lozan/İsviçre’de imzalanan Nüfus Mübadelesi Anlaşması ile gerçekleşen zorunlu göç uygulamasıdır.

        Bu anlaşma birinci maddesi, “Türk topraklarında yerleşmiş Rum Ortodoks dininden Türk uyruklarıyla, Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyruklarının, 1 Mayıs 1923 tarihinden başlayarak, zorunlu mübadelesine (exchange obligatoire) girişilecektir.

        Bu kimselerden hiç biri, Türk Hükümetinin izni olmadıkça Türkiye’ye, ya da Yunan Hükümetinin izni olmadıkça Yunanistan’a dönerek orada yerleşemeyecektir…” hükmü getirmiştir.

        Bu anlaşmaya bağlı olarak Edirne’nin merkez ilçesine bağlı Karaağaç mahallesi, Çanakkale’nin Gökçeada ilçesine bağlı Dereköy ve Bozcaada ilçesi, Muğla’nın Fethiye ilçesine bağlı Kayaköy, İzmir’in Karaburun ilçesinde bağlı Sazak Köyü ve Çeşme ilçesine bağlı Alaçatı mahallesi gibi birçok yerleşim yeri mübadele sonucu uygulanan zorunlu göçten payına düşeni almış, köyler boşaltılarak kaderine terk edilirken diğer yerlerdeki nüfus tümden değiştirilmiştir.

        Yukarıda saydığım yerlerin tamamına gittim. Tepelerin yamaçlarındaki unutulmuş köylerin daracık sokaklarında dolaştım. Bu güzelim yerler, yüzyıllık bir yalnızlığın hüznü taşıyorlar gibi. Sahiden, mübadele yaşanmasaydı hayatımız nasıl olurdu?

          Bu konuda sözü usta şair İlhan Berk’in “Mendilimde Kan Sesleri” şiiri bırakmakta yarar var.


“…Ah güzel Ahmet abim benim
İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağların, tepelerinin dumanlı eğimine
Konyanın beyaz
Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki
Ve avlularına..”
 

        24 Nisan 2018 tarihinde www.hadigez.com  sitesinde “Mübadele Yıllarında Terk Edilmiş Bir Rum Köyü: Sazak”ı yazmıştım. Yakın zamanda gittiğim Muğla’nın Fethiye ilçesine bağlı Kayaköy’den söz etmek istiyorum.

         Antik dönemeki adıyla Karmylessos, Rumca adıyla Levissi ve günümüzdeki adıyla Kayaköy, Muğla iline bağlı Fethiye ilçesine 14 km mesafededir. 13. yüzyıldan beri Rum yerleşimi olan Kayaköy’de 1922’ye kadar 25 bin kişi yaşıyormuş. Mübadele anlaşması sonucu Rumlar, Fethiye limanından önce Girit’e oradan da Yunanistan’a göçtüler. Rumlardan boşalan köye de Batı Trakya’dan gelenler yerleştirildi. Köye uyum sağlamayan mübadiller, köyü terk etmişler. Buradan Yunanistan’a gidenlerde Atina yakınlarında Nea Makri (Yeni Fethiye) diye bir yer kurmuşlardır. Ya gelenler?

          Kültür ve Turizm Bakanlığının sayfasına göre Kayaköy’de, “Mübadeleden önce kız ve erkek ilkokulları, doktor, eczaneleri, matbaası, ve çok sayıda dükkanıyla çok canlı bir yerleşim yeriymiş. Gazete bile yayınlanırmış.” Yine aynı sayfada, “Yamaca doğru biri diğerinin önünü kapatmayacak şekilde saygıyla dizilmiş yüzlerce evden oluşan bu köy…Anadolu Rumları iyi tarımcı olduklarından ekilir dikilir araziye ev kurmazlardı. Evler çevredeki kayalık, taşlık alanlara kurulurdu…” denilmektedir. Gidenler ve gelip buraya uyum sağlamayanlar arasındaki fark bundan güzel anlatılmazdı sanırım.

         Kayaköy’deki; her biri 50 metrekareden büyük olmayan, biri diğerinin önünü kapatmayan evler, şapeller, çeşitli atölyeler, okullar, eczane, hastane ve gümrük binası geçen zaman içinde fiziksel koşullara fazla dayanamamışlardır.

         Günümüzde ise Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından “Dünya Dostluk ve Barış Köyü” ilan edilen Kayaköy 'deki sivil mimari örneği 736 yapı ile manastır ve şapellerinde aralarında bulunduğu binalar 'anıtsal yapı' olarak tescil edilmiştir.

         Unutulmaya yüz tutmuş bir mübadele köyünün başın geçenleri anlatacak dili olmasa da, yolunuz düşerse bu hüzünlü hikayeyi ıssız sokaklarda çatısız, kapısız - penceresiz evlere siz anlatıverin.

       Yolunuz Fethiye – Kayaköy’e düşmezse, düşürün. Köyün öyküsünü öğrenmeden gitmeyin. İblisin kazığı oynatmasıyla galeyana gelmeyin sakın.
 

 
 
 
 
>



Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye  

  sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.