SOSYAL HİZMET MESLEĞİ

SOSYAL HİZMET ALANLARI

   KAYNAK
BİLGİLER

 

                                                                                                                               

 


İş İlanı Veriniz

 





 Sitemizde Yayınları Yayınlanan Sosyal Hizmet Uzmanları
 



Sitemizde Diğer Meslek Elamanlarının Yayınları
 

sosyalhizmetuzmani.org
 


 

Kayıplardan Sonra Yaşam...


Aziz ŞEKER / Sosyal Hizmet Uzmanı
Sitemiz Editörü
shuaziz@gmail.com


 
 

  Marmara Depremi 17 Ağustos 1999’da Kocaeli merkez olmak üzere çevre illerde yaşandığında sabaha doğru ortaya çıkan manzara bütün dünyada şok etkisi yaratmıştı. Deprem neden olduğu can kayıpları ve fiziki hasarlarıyla ağır bir insanlık trajedisi ortaya çıkarmıştı.


Genel hatlarıyla bakılacak olursa, deprem aynı zamanda büyük bir sosyal sorun kaynağıdır. Barınma, ulaşım, eğitim, sağlık, enkaz kaldırma ve hasar tespiti, çevre düzenlemesi, temel sosyal hizmetlere ulaşamama, kayıplar, yaralılar, göç, evsizlik, altyapının çökmesi gibi tüm yönleriyle değerlendirilebilecek, insan yaşamını etkileyen sonuçları beraberinde getirmektedir. Marmara Depreminde resmi kayıtlara göre 18 bini aşkın insan yaşamını yitirirken 50 binin üzerinde yaralı vardı. Ve en kötüsü ölümlerin arkada bıraktığı insanlarda yaşanan duyguların yol açtığı yıllarca süren travmalarla nasıl baş edileceğiydi? Kaybolan çocukları da anımsamak gerekir… Evet, varoluş nasıl sorgulanabilir ise deprem de dehşet bir şoktur, mutlak bir körleşmenin zamanı gibi ve bu dehşette en ufak bir güzellik yoktur.[1]


Depremden dokuz ay sonra bölgede çalıştığım çadır yerleşkelerde, prefabrik evlerde kalan insanların yaşam seyirlerini öğrenmek için ufak, can sıkmayan söyleşiler gerçekleştirmiştim. İnsan duygularının odağında acılar, umutlar, korku, anılar, gidenlerin geride bıraktığı boşluklar, çaresizlik, duygusal donukluk, engelli durumda kalanlar, yaşam karşısında strateji geliştirememe gibi birçok psikososyal sorun bulunuyordu. Sevdiklerini, dostlarını kaybeden insanların anlattıklarında acılarıyla yüzleşerek kendi olanaklarını inşa etmeye çalışanlar da vardı. İnsanla ilgili çalışanlar hep söyler: Depremin insanlarda oluşturduğu varoluşsal tehditle nasıl baş etmek gerekirdi? Yoğun yaşanan psikolojik uyumsuzluklar deprem sonrasında insanlarda postravmatik stres bozukluğuna neden olmuştu. Bununla baş etme noktasında bireylerin kendileri neler yapmalıydı? Neler yaptılar? Yaşama daha sıkı bağlanmak bir seçenekti. Yaşamdan kaçmak ise güçsüzlüğü kabul edip köşeye çekilmek yani ölümü kanıksamak değil miydi? Kuşkusuz bireyler kişisel ve özel problemlerle boğuşurken etraflarındaki toplumsal etkinlik evreninin yeniden inşasına aktif bir biçimde katkıda bulunmayı asla ihmal etmemiş olabilirler.[2]

Ancak her zaman olduğu gibi gelecekle ilgili kaygılar insan zihnini en çok meşgul eden şeylerden olmaya devam edecekti…[3]


Depremden on beş yıl sonra Kocaeli’ne gittiğimde kent baştan aşağı yenilenmişti. Eskiden tanıdığım insanlardaki umut ve yaşam mücadelesini görmüştüm. Eski kaygıları gölgelenmiş bir hüzün gibi dağılıp gitmişti umudun açtığı yoldan.


1999’daki depremin geride bıraktıklarını görmek tedirginliği dışardan birisi olarak içimde bir yerlerde kalmıştı. Karşılaştığım gerçeklik yaşama dokunacak kadar insanı iyileştiriyordu. Yaşamın zenginliği, insanı içine alıp sürükleyen neşesi insana yeni fırsatlar sunmakla kalmamış, yıllar önceki kent bir başka yüzle karşıma çıkmıştı. Bu insanın başarısıydı. Süreç insanların anılarına duyduğu saygıyı da içine alacak şekilde yeni yaşam kapıları aralayarak yaşanmıştı. Kocaeli’nde depremden sonra ortaya çıkan sosyal sorunların çözümünde insanlar yaşadıkları tüm olumsuzluklara rağmen bireysel özellikleri ölçüsünde yer alarak, toplumsal rollerini yerine getirmekten geri durmamış, toplumda yaşamın yeniden inşasının özneleri olmuşlardı. Yıllar geçtikten sonra kentin yeni görüntüsü ve insanların bireysel katılımlarıyla korku dolu karanlık bir sayfayı hem kişisel hem toplumsal tarihlerinde arka planda bıraktıklarını söyleyebilirdim. Hayat kısaydı, acıları uzatmanın yeni acılar getireceğini insan biliyordu. Sevginin iyileştirici gücü ve erdemindeydi, hayat kısa; seni seviyorum, diyebilmek…


Ve bir anımsatma: Türkiye’nin coğrafi, toplumsal ve tarihsel bir gerçeği olarak kabul edilmesine rağmen depreme dayanıklı yapılaşmada istenilen aşamaya gelinmediği de bilinen gerçekliğini korumaya devam ediyor. Ayrıca kaçak yapıların imar affı olası bir depremde ya da iş güvenliği açısında neler getirecekti, tartışılması gerekir…


[1]Kundera, M. (2007). Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, çev. Fatih Özgüven, 32.baskı, İletişim Yayınları, İstanbul, s. 311
[2]Giddens, A. (2014). Modernite ve Bireysel-Kimlik/Geç Modern Çağda Benlik ve Toplum, çev., Ümit Tatlıcan, 2.baskı, Say Yayınları, İstanbul, s. 25.
[3]Harari, Noah, Y. (2015). Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, çev. Ertuğrul Genç, 10.baskı, Kolektif Kitap Yay, İstanbul, s. 110.

 

 

 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

 

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır. 
Sitemizde yayınlanan  yazarlarımızın yayınları ve sitemizin yayınları  kaynak gösterilerek ve içeriği değiştirilmemek şartıyla alıntı yapılabilir.