|
|
Nurgül, babasından hatıra kalan
kurmalı saatine baktı. Mesaisinin bitmesine birkaç dakika kalmış. Çalışma
masasında duran evrakları gelişi güzel toparladı. Pencereden gökyüzüne bir
haftalık yorgunlukla göz attı. Hava bulutlu, birazdan Ankara sokakları
yağmurdan ıslanacak diye düşündü. Sabah evden çıkarken güneşli havaya
aldanmış yanına yağmurluğunu almamıştı. Oysa Ankara’nın havaları ve
insanları onu defalarca aldatmıştı. Otobüs durağına gidene kadar yağmur
bastırmasa diye geçirdi içinden.
Saat beşi gösteriyordu iş yerinin kapısından çıktığında. Çıplak omuzlarına
ilk yağmur damlası düştü. Adımlarını sıklaştırdı. İş yeri ile otobüs
durağının arası yürüme mesafesi on dakika sürüyordu.
Nurgül, adımlarını hızlandırdıkça yağmurda şiddetini arttırmaya başladı.
Otobüs durağına yorgun bedenini attığında bayağı ıslanmıştı. ‘Ne var sanki
biraz daha sabretseydin’ diye söylenerek gökyüzüne baktı.
Otobüsü beklerken kulağına inceden bir kedi sesi geldi. Sesin nereden
geldiğini anlamaya çalışırken durağın kenarına sinmiş kedi yavrusunu gördü.
Kahverengi tüylü, bir haftalık kedinin ıslak tüyleri yapışmış, vücudunun
derisi görünüyordu. Kediyi sevmek üzere elini uzattı. O zaman gördü kedinin
sol ön ayağının ezilmiş olduğunu ve cansız bir şekilde kuru bir dal gibi
sallandığını. İçi acıdı. Kedinin ağlamaklı gözlerinde yalvaran sesine
dayanamadı. ‘Şimdi bu yağmur seni de alır götürür,’ dedi.
Otobüsün, durağa yaklaştığını fark ettiğinde kediyi ani bir hareketle
avucuna aldı. Bir an tereddüt etti ama avucunda kedi ile otobüse bindi. Arka
koltuklardan birine çöktü. Kendisine yan gözle bakan diğer otobüs
sakinlerine aldırmadan kediyi kucağına oturttu ve sırtını okşamaya başladı.
Evine yaklaşırken yağmur hızını kesmişti. Kapıdan içeri girdi. Çantasını bir
köşeye fırlattı. Kedi ve kendisi yağmurdan sırılsıklam olmuştu. Salonun
ortasında kediyi bir bezle kuruladı. Aralıksız miyavlayan kedinin ön
ayağının ezikliğini inceledi. Bir araba tekeri mi yoksa duyarsız bir insan
ayağımı ezmişti, çıkaramadı.
Kedinin canının yandığını biliyor ama elinden bir şey gelmiyordu. Kedi
sürekli olarak yaralı ayağını yalıyor ve bir yandan da iç parçalayıcı
şekilde miyavlıyordu. Miyavlamaların tonu acıdan inlemeye, inceden ağlamaya
dönüşüyordu.
Salonun ortasında öylece kedi ile kalakaldı. Ne yapacağını, yaralı kediye
nasıl davranacağını bilemedi. Kedinin yaralı ayağına bakmak için elini
uzattı, hayvanın ayağı neredeyse kopacaktı. Nurgül’ün gözleri doldu.
İnsanlığından utandı. ‘Vicdansızlık bu,’ dedi. Oysa kendisi hayatı boyunca
karıncayı dahi incitmemişti.
Sabaha kadar kedinin başında durdu. Cılız ve yorgun kedi aralıklarla inledi.
Sabaha karşı biraz dalmışken tekrar kedinin inlemeleri ile uyandı. Sabah
olur olmaz ilk iş kediyi küçük bir sepete koydu ve evinin yakınlarındaki
veterinere götürdü. Veteriner kediyi muayene etti. Hayvanın ayağının tamamen
ezildiğini, damarların koptuğunu ve hayvanın uzun süre yaşayamayacağını
söyleyerek kediyi iğne ile uyutmayı önerdi. Kedinin ölüm kararını
onaylamasını bekleyen veterinere sinirle bakarak ne yapılması gerekiyorsa
sonuna kadar yapılmasını istedi. Kadının bu kararlılığı üzerine veteriner
kedinin ezilmiş ayağının ameliyatla kesilmesi gerektiğini, yavru kedinin bu
operasyon sonucunda ölme ihtimalinin yüksek olduğunu ve ameliyat
masraflarının bir hayli tutacağını söyledi.
Hayatta paraya hiçbir zaman değer vermemiş olan Nurgül veterinerin bütün
şartlarını kabul etti ve ameliyat masasında bir yakını varmış gibi içi
yanarak operasyonu izledi. Narkozun etkisi geçtikten ve bir ayağı
kesildikten sonra kendine gelen sargılı kediyi kucağında eve getirdi.
Veteriner, ameliyat sonrası düzenli pansuman yapılmasını ve kedinin
güçlenmesi için iyi beslenmesini salık vermişti.
…
Nurgül, Hemşire olan kapı komşusuna kediye gündüzleri bakmasını rica etti.
Hemşire, hastanenin acil servisinde gece nöbetine kaldığından gündüz evde
bulunuyordu. Komşusu, kediye bakacağını ancak bunun karşılığında bakanlıktan
istemediği bir hastaneye yapılan atamasının durdurulması konusunda kendisine
yardımcı olmasını talep etti. Nurgül, komşusunun bu talebini kabul etti. Ne
de olsa bakanlıkta tanıdıkları, kendisini kırmayacak dostları vardı.
Ertesi gün dostlarını aradı ve hemşirenin atamasını iptal ettirdi.
Gündüzleri evden çıkarken kedisini hemşireye bırakıyor, akşam işten eve
geldiğinde ise alıyordu. Birkaç gün böyle devam etti. Ancak, sağlığı iyiye
giden kedinin hareketlerinde değişmeler, ayağında ise kanamalar başladığında
işlerin yolunda gitmediğini anladı.
Kedisini tekrar veterinere götürdüğünde kediye hiç bakılmadığı ve
ilgilenilmediği, bu nedenle kedinin kesik ayağının mikrop kaptığını öğrendi.
Hemşirenin bu vefasızlığı karşısında sinirlendi. Ertesi gün hemşirenin
kapısını çaldı ve neler olduğunu sordu. Hemşire, aldırmaz tavırlarla uyuz
kediye daha fazla bakamayacağını, zaten gece yorulduğu için gündüz uyuduğunu
söyledi. Anlaşmalarını hatırlatan Nurgül’ü de tersledi. Nurgül kendisini
kaybetti. Bir kere daha ölümden dönen kedisi yüzünden ve komşusunun
vicdansızlığından açtı ağzını yumdu gözünü. Bir ara kendisini öyle kaptırmış
ki hemşirenin saçları avuçlarından taşıyordu. Gürültüye gelen komşuları
tarafından iki kadın birbirinden zorlukla ayrıldı.
Hemşire bu olayı mahkemeye taşıdı. Nurgül’ün kendisine olan hakaretleri ve
davranışları nedeniyle tazminat davası açtı. Mahkeme günü geldiğinde Nurgül
kucağında kedisi ile duruşma salonuna girdi.
İlk söz hemşirenin avukatına verildi. Savunma yapıldı ve hâkim bir Nurgül’e
bir de kucağında tuttuğu kediye baktı. Olan biteni anlamaya çalışan pos
bıyıklı babacan hâkim gözüyle kediyi sorup anlatmasını istedi.
Nurgül, olayı en başından itibaren hiçbir ekleme yapmadan anlattı. Nurgül
anlattıkça hâkimin kaşları yukarı doğru kalkmaya ve bakışları arada bir
hemşire kaymaya başladı. Yüz hatları gerilen hâkim hemşireye döndü ve
‘bunlar doğru mu?’ diye sordu.
Hemşire, ‘ama efendim,’ diyecek oldu ancak hâkim onu azarlayarak yerine
oturmasını emretti ve kararı açıkladı. Davanın düşmesine, mahkeme
masraflarının hemşireye ödettirilmesine…
Nurgül kucağında kedi ile eve geldi. Derin bir soluk aldı. Birkaç
haftalığına kediyi gündüzleri veteriner kliniğine bıraktı. Kedi kendisini
toparladıktan sonra artık gündüzleri evde tek başına kalmaya alıştırdı.
Anlayışlı bir hayvan olduğunu ta başından beri bilen Nurgül, kedisinden
hiçbir yaramaz davranış görmüyordu. Gündüzleri işe giderken kedinin mamasını
hazırlıyor ve mutfak masasının altına bırakıyordu. Kedi, Nurgül eve gelene
kadar her seferinde iki öğünde mamasını bitiriyor ve kapısı açık bırakılan
tuvalet taşının kenarına çişini yapıyordu.
…
Kedi, Nurgül’ün hayatına gireli altı ay olmuştu. Kadın, artık iş yerinden
çıkarken evde yalnızlığı ile karşılaşacağım diye korkmuyordu. Kedi,
Nurgül’ün eve gelme saatini biliyor ve anahtar kilitte dönmeye başladığında
bulunduğu koltuktan yavaşça aşağı kayıyor ve üç ayağı ile sekerek kapının
yanına geliyor. Kapı açıldığında selamladığı sahibinin kendisini kucağına
almasını bekliyor ve birlikte içeri giriyorlardı.
Kedinin kesilen ayağında ki yaralar tamamen iyileşmiş, sanki doğuştan üç
ayaklıymış gibi bir görünüm almıştı.
…
Nurgül, bir gün kahvaltı ederken çatalla cebelleşip masadan yuvarlanan
zeytini kedinin kemirdiğini gördüğünde gülmekten kendini alamamış ve
kedisine Zeytin adını takmıştı.
…
Nurgül, halı da kendi kendine oynayan Zeytin’in bazen hızını alamadığı
zamanlar yere kapaklanmasına dayanamıyordu. Akşamları oyunlar oynadığı ve
arkadaş gibi sohbetler ettiği özürlü kedisi için daha başka ne yapabilirim
diye aklından geçirmiyor değildi. Bir belgeselde yabancı ülkelerde
hayvanlara da protez ayak takıldığını izlemişti. ‘Ülkemde insanlara bile
protez yapılmakta güçlük yaşanırken hayvanlara sıra ne zaman gelecek,’ diye
oturup ağlamıştı.
…
Nurgül, hem kendisinin hem de üç ayaklı kedisinin hayatını değiştiren o
yağmurlu günü her daim şükranla anmaya devam etmektedir.
|
|
UYARI!
©Sitemize ait
yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep
etmekteyiz.Her hakkı saklıdır. |
|