Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Prof. Dr. Mehmet ERSOY
ile Kent ve Yaşlılık Üzerine Bir Söyleşi
(Ankara 2010)


 Aziz ŞEKER: Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Mehmet ERSOY: 1960 yılında Anamur’da dünyaya geldim. 1984 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdim ve aynı Üniversitede 1994 yılında doktora eğitimimi tamamladım. 1997 yılında doçent, 2005 yılında ise profesör unvanını aldım.

Uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmış 13 makalem, Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulmuş 9 adet bildirim, Ulusal dergilerde yayımlanmış 16 adet makalem, Ulusal kongrelerde sunulmuş 17 adet bildirim ve posterim, yayımlanmış pek çok kitabım mevcuttur. Yayımlarım uluslararası alanda pek çok atıf almıştır.

Bozok Üniversitesinde yürütücüsü olduğum ve bir gurup akademisyenle hazırladığım “Jeotermal Kaynakları Araştırma ve Geliştirme” projesi kabul edilmiş olup uygulama aşamasındadır. Pek çok bilimsel ve mesleki kuruluşa üyeyim. Yurt dışında Chicago’da Illinois Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Departmanında 3 ay konsültan olarak çalıştım. Kırıkkale Üniversitesi Anatomi Anabilim Dalını kurdum. Yine aynı üniversitede Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcılığı, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcılığı, Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi Kurucu Dekanlığı görevlerinde bulundum. 2009 Eylül ayından itibaren Amasya Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Öğretim Üyeliği ve Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü yapmaktayım. Evli ve 2 çocuk babasıyım.

Aziz ŞEKER: Yaşlılık ve yaşlanma olgusu insan yaşamı açısından neyi ifade ediyor?

Yaşlanma doğumla birlikte başlayan biyolojik bir süreçtir. Bu sürecin son aşaması olan yaşlılık kişinin sosyal yaşamını ve toplumsal katılımını direkt olarak etkilemektedir.
DSÖ yaşlılığı çevresel etmenlere uyum sağlama yeteneğinin azalması ya da büyük oranda kaybolması olarak tarif etmektedir.
Kronolojik olarak, 65 yaş üstü yaşlı olarak kabul edilmektedir. Yaşlıların bağımlı hale gelmesi genellikle 75 yaşın üstünde olmaktadır.
Yaşlılığın 4 farklı boyutundan bahsedilmektedir: Kronolojik yaşlanma doğum yaşı ya da takvim yaşı olarak da ifade edilebilir.
65-74 yaş (Genç Yaşlı)
75-84 yaş (Yaşlı)
85 ve üstü (İleri Yaşlı) olarak kabul edilmektedir.
Biyolojik (Fizyolojik) Yaşlanma organlar düzeyinde fonksiyon azalması, dokularda yıpranma ve tahribatın artması sonucu ortaya çıkan saçların ağarması, derinin buruşması, aktivitede azalma, kasların atrofisi (incelmesi) gibi bir takım bulgularla kendini göstermektedir.
Psikolojik Yaşlanma zekâ ve hafıza gibi fonksiyonlarda azalmayla karakterizedir. Geçmişe özlem, geleceğe dair güvensizlik duygusu gibi bazı psikolojik bazı tezahürlerle ortaya çıkar.
Sosyal Yaşlanma bireyin toplum hayatında, çalışma yaşamında ve sosyal işlerinde gücünün ve yeteneğinin azalması ya da kaybolması şeklinde oraya çıkar.
Kısa bir değerlendirme yapmak gerekirse: Yaşlanmanın dört boyutu, kişisel farklılıkları ihtiva eden bir olgudur. Bu açıdan her insan yaşlanma sürecinde bu dört boyutu farklı bir biçimde yaşayacaktır.
Yaşlılık beraberinde farklı bir takım gereksinimleri de getirmektedir:
· Tıbbi gereksinimler: Hastalıklar, fizyolojik durum, beslenme vs.
· Sosyal gereksinimler: Üretime katkı, aile ve arkadaş, barınma ve ulaşım vs.
· Psikolojik gereksinimler: Üretkenliğin azalması, fiziksel engellerin sonuçları vs.

Aziz ŞEKER: Yüzyılımızda yaşlı nüfusunun ya da demografik yaşlanmanın sonuçları nelerdir?

Mehmet ERSOY: Dünya nüfusunun giderek yaşlanması ve yaşlanma süreci ile birlikte kronik hastalıkların görülme sıklığının artması önemli bir sorun olarak önümüzde durmaktadır.
Gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfus, hastaneye kabullerin % 50’sini, sağlık harcamalarının da % 40’ını oluşturmaktadır.
Günümüzde aile kurumu geleneksel rollerini gün geçtikçe yitirmekte ve yaşlı bireylerin bakım sorunu daha da artmaktadır.
Kronik hastalıklar yaşlılarda hastalık yükünün % 46’sını oluşturmaktadır. 2020 yılında bu oran % 60’a çıkacaktır. Dolayısıyla yaşlanma, yaşlı sağlığı, yaşlı bakımı konusunda ciddi politikaların belirlenmesi ve uygulamaya konulması acil bir sorun olarak önümüzde durmaktadır.

Aziz ŞEKER: Kent ve yaşlılık… Biliyoruz ki, yaşlılık bir sorun olarak ortaya çıktığında beslenme, sağlık, eğitim, konut gibi birçok sektörün bir arada çözüm ürettiği bir alan oluyor. Çevresel koşullar ve kent örgüsü açısından baktığımızda “kent ve yaşlılık” konusunda neler söyleyebiliriz? Yaşlı için kent neyi ifade ediyor? Zorluklar ve olanaklardan söz eder misiniz?

Mehmet ERSOY: Yaşlı için kent içinde yaşadığı, yaşamak zorunda olduğu mekânsal ve sosyal sistemi ifade eder. Belirtildiği gibi zorluklar ve olanaklar aynı anda bulunmaktadır. Zorluklar: Kent yaşamının getirdiği zorluklardır. Hareket kabiliyeti, mekanlara erişim, formel ve resmi ilişkiler, kentsel yaşamın getirdiği sıkıntılar vs. sayılabilir.
Olanaklar: Kentte yaşamanın getirdiği imkânlardır. Sağlık hizmetleri, sosyal hizmetlerin varlığı, iletişim imkânlarının fazla olması gibi hususlar olanaklar olarak ön plana çıkmaktadır.

Aziz ŞEKER: “Yaşlı Dostu Kent” kavramını biraz açar mısınız? Hangi özellikleri bir kenti yaşlı dostu yapar?

Mehmet ERSOY: Bu konuda DS֒nün ortaya attığı Yaşlı Dostu Kent Kavramı ve bununla ilgili tanımlamalar mevcuttur. Yaşlı Dostu Kent, aktif yaşlanmayı destekleyen kapsamlı ve erişilebilir kentsel çevreyi ifade etmektedir. 2006 yılında 24 ülkeden 33 şehir aktif ve sağlıklı yaşlanmayı sağlayacak temel kentsel elemanları belirlemek için bir araya gelmiş ve sonuçta “Küresel Yaşlı Dostlu Kentler Rehberi” oluşturulmuştur. Bu programı geliştirmek için DSÖ, Yaşlı Dostu Kent Küresel Ağını oluşturmuştur. Bununla ilgili DSÖ, Yaşlı Dostu Kent Rehberi ve Denetim Listesi hazırlanmıştır. Burada 8 ayrı konu ve olması gerekli şartlar belirtilmiştir. Kısaca açıklarsak:
Dış Mekanlar ve Binalar: Yaşlılar için uygun, kullanışlı, tehlike arz etmeyen, temiz, güvenli ve memnuniyet verici olmalı.
Ulaşım: Etkin ve karşılanabilir bir kamu ulaşım sisteminin varlığı, engellilerin ulaşımı, trafiğin iyi düzenlenmiş olması, alternatif sistemlerin varlığı, ucuzluğu, yolların durumu ön plana çıkmaktadır.
Konut: Yaşlılar için belli standartlarda olmalı, temiz, bakımlı, karşılanabilir olmalı, yeterli konut stoku bulunmalı, yaşlı ihtiyaçlarına ve evde bakım hizmetlerine uygun olmalı.
Sosyal Katılım: Yaşlılar için etkinlikler, aktiviteler, sosyal programlar, bunların ödenebilirliği ve erişilebilirliği üzerinde duruluyor.
Toplumsal Yaşama Dâhil Olma Ve Toplumun Yaşlıya Saygısı: Toplumsal aktiviteler, hizmet, eğitim, saygı gibi hususlar bulunmaktadır.
Vatandaşların Toplumsal Yaşama Katılımı ve İşgücü: Yaşlılar için iş imkânları, üretime katkı, tecrübelerinden faydalanma, emeklilik sonrası eğitim, yaşa göre ayırımın kalkması gibi hususlar yer almaktadır.
Bilgi Edinme ve İletişim: yaşlılar için etkin bir iletişim sistemi, medyanın ilgisi, bilgiye erişim olanakları gibi hususlar üzerinde durulmaktadır.
Toplum Desteği ve Sağlık Hizmetleri: Yeterli sağlık ve sosyal hizmetler, bunlara erişim, hizmet kalitesi, evde bakım hizmetleri gibi hususlar ön plana çıkmaktadır.

Aziz ŞEKER: Ülkemizde yaşlılara yönelik sunulan sağlık hizmetlerinin yeterliliğini tartışabilir misiniz?

Mehmet ERSOY: Türkiye’de yaşlı sağlığı hizmetleri gelen yaşlıya hizmet verme biçiminde olagelmektedir. Bunun yerine yaşlıya bulunduğu yerde sağlık hizmetini götürmek temel hedef olmalıdır. Sağlık sistemimizin yapılanması da göz önüne alındığında yaşlıya sağlık hizmetleri konusunda yapılması gerekenleri şu şekilde özetleyebiliriz.
Birinci basamakta:
• Sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının kazandırılması
• Aşılama
• Sistemik hastalıkların temel tedavisi
• Ev ziyaretleri ve evde bakım
• Birey merkezli, bireye özgü bakım
• Bireyin sağlığının korunup geliştirilmesi (örneğin ev kazalarının, düşüp çarpmaların önlenmesi için yapılacaklar) ve psikolojik, fiziksel ve sosyal açıdan tam bir iyilik halinin sağlanmaya çalışılması esastır.
Bu hizmetler Aile hekimi ve ekibi ( aile sağlığı elemanı-hemşire-ebe-sağlık memuru-tercihen geriatri konusunda eğitim almış) tarafından karşılanır.
İkinci basamakta:
İkinci basamak hizmetleri geriatrik interdisipliner bir ekip tarafından yürütülmelidir. İnterdisipliner ekipte şu meslek grupları yer almaktadır:
• Geriatrist
• Geriatri Hemşiresi
• Sosyal Hizmet Uzmanı
• Diyetisyen
• Eczacı
• Fizyoterapist
• Psikolog
• Pediatrist
• Protez Ortez Teknisyeni
• Logopedi, Egoterapi vb. özel eğitim uzmanları
• Ev Ekonomistleri
Bu aşamada standartların oluşturulmuş olması önemlidir. Kanıta dayalı, bilimsel geçerliliği ve güvenilirliği olan uygulamalar yapılmalı, böylece hizmet standartları korunmalı, geliştirilmeli, sürekli iyileştirilmelidir.
Toplum temelli bakım modeli esas alınarak yaşlının mümkün olduğu kadar kendi ortamında, öz kaynakları ile sağaltımı ve işlevselliğinin kazandırılması ön planda düşülmelidir.
Birinci ve ikinci basamağın amaçlarından biri de bir üst basamağa geçişi engellemek olmalıdır.
İkinci basamak yaşlının ileri ve özelleşmiş kurumsal bakım gerektiren hale gelmesini önlemeye çalışırken diğer taraftan bu durumda olan yaşlıların uygun yerlere yönlendirilmesine karar verir ve bunu sağlar.
Üçüncü basamakta
Kurumsal bakım anlamında algılanmalı, birinci ve ikinci basamakta yönetilmesi mümkün olmayan problemler, sürekli yatarak tedaviyi gerektiren durumlar, komplikasyonlar, hastadan sorumlu olan aile hekimi ile entegre ve koordineli bir şekilde üçüncü basamakta halledilmelidir. Üçüncü basamakta hastaya uygulanan tedavi ve girişimler, süreklilik ve entegrasyon açısından mutlaka o hastadan sorumlu aile hekiminin kayıtlarına girmelidir. Böylece mevcut kısıtlı sağlık kaynaklarının daha etkin kullanılması da mümkün olacaktır.

AZİZ ŞEKER: Türkiye’de Yaşlılara Hizmet veren kamu kuruluşları ve görevleri hakkında bilgi verebilir misiniz?

MEHMET ERSOY: Bu kurumları aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz:
Sosyal Güvenlik Kurumu:
Sosyal güvenlik sisteminin kapsadığı önemli sosyal risklerden biri de yaşlılıktır. Belirli bir süre çalıştıktan sonra emeklilik aylığı almaya hak kazanmış kişilerin sosyal güvenliğinin sağlanması yaşlıya yönelik hizmetlerin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Yaşlıların korunmasına ilişkin maddeleri ile birlikte sosyal güvenliğin herkes için temel hak olduğu 1982 Anayasasında yer almıştır. Değişen toplumsal koşullar nedeni ile sosyal güvenlik sistemi içerisine alınan yaşlıların maddi risklere karşı korunması, aylık gelir bağlanması, sağlık yardımları devletin güvencesi altına alınmıştır.

Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu:
Sosyal hizmetlerin dağınık ve programsız yürütülmesi nedeniyle verilen hizmetleri bir çatı altında toplanması amacıyla Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu kurulmuştur. Bu kurumun görevleri arasında yaşlılarla ilgili sosyal hizmet uygulamaları da yer almaktadır. Özel huzurevleri ve yaşlı bakım evleri bu kapsamda ele alınmıştır. Ayrıca yatılı kurum bakımına gereksinim duymayan ve ekonomik-sosyal durumu ne olursa olsun ev ortamında yaşayan yaşlıların sosyal ve psikolojik gereksinimlerini karşılamak ve onların izole edilmelerini engellemek amacıyla Yaşlı Dayanışma Merkezleri (YDM) de kurulmuştur.

Yerel Yönetimler:
Yaşlı bakımı, korumaya muhtaç yaşlılara sahip çıkma, yaşlılara yönelik sağlık hizmetleri gibi yaşlılarla ilgili pek çok hizmet konusunda yerel yönetimlere önemli görevler yüklenmiştir.

Türkiye Kızılay Derneği
Kızılay Derneği de huzurevi açmak, yaşlıya sağlık hizmetleri vermek gibi bir takım hizmetlerle ilgili olarak görev yapmaktadır.

Sağlık Bakanlığı:
Sağlık Bakanlığı da, Yaşlılara ait sağlık politikalarının belirlenmesi, sağlıklı yaşlanma ve yaşlıların sağlığıyla ilgili çalışmalar yapmaktadır. Bünyesinde bulunan Geriatri poliklinikleriyle sağlık hizmeti vermeye çalışmaktadır.

Üniversiteler:
Üniversiteler, Geriatri ve Gerontoloji alanında bilimsel çalışmalar yapmakta, kongre ve seminerler düzenlemekte ve toplumu yaşlılar konusunda bilinçlendirme çabalarını sürdürmektedir. Ayrıca, Geriatri bilim dalları, yaşlı sağlığı ve hastalıkları alanında çalışmalarını sürdürmektedir.
1981 den bu yana 4 üniversitede Geriatri bilim dalları açılmış bulunmaktadır. Bunlar;
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Gülhane Askeri Tıp Akademisi’dir.

Aziz ŞEKER: Dünya Sağlık Örgütü Avrupa bölgesine baktığımızda sağlık ve sosyal hizmet politikalarının ana hizmet bileşenlerinden biri olarak yaşlı nüfusa verilen hizmetlere ne değin önemli olduğunu görürüz. Geriatri hastanelerinin yaygınlığını örnek verebiliriz. Batı’da yaşlılığa yaklaşımla Türkiye’nin yaklaşımı arasındaki farklardan söz eder misiniz?

Mehmet ERSOY: Uluslararası düzlemde, Dünya Sağlık Teşkilatı sağlıklı yaşlanmanın tüm dünyada mümkün olabilmesi için 1995 yılında 'Yaşlanma ve Sağlık' programını onaylamıştır.
Bu program hem ileri yaş, hem de yaşlanmayı kapsamlı olarak ele almakta; yalnızca yaşlanmanın getirdiği sağlık problemlerine odaklanmak yerine, öncelikle sağlıklı yaşlanmayı hedefleyen planlama ve araştırmaları önermekte ve desteklemektedir.
Önemli olan iyi yaşlanma için stratejiler ve önlemler belirlemektir. İyi yaşlanma;
Hastalık ve düşkünlük için düşük risk,
Yüksek fiziksel ve bilişsel fonksiyon,
Yaşama aktif bağlılık anlamına gelmektedir.
Avrupa ülkeleri de yaşlanma ile ilgili eğitim, araştırma, sosyal ve politik yapılanma gibi alanlarda projeler oluşturmaktadır.
Birçok Avrupa ülkesinde gerekli akademik çalışmalar kurulmuş bulunan geriatri/gerontoloji bilim dalları tarafından yapılmaktadır.
Bütün ülkeler yaşlılara yönelik bir örgütlenme biçimi geliştirmek zorundadır.
Türkiye’de ciddi bir yaşlılık politikası yürütüldüğünü söyleyemeyiz. Türkiye’de yaşlıların zor durumda olduklarından da bahsedilebilir.
• Türkiye’deki yaşlı nüfusun % 56’sı belli bir gelire sahiptir.
Bu oran:
Erkeklerde % 75 iken
Kadınlarda % 38’dir.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre; 2007 yılında 4 milyon 465 bin olan 65 yaş ve üstü nüfusun 927.318’i 2022 Sayılı “65 Yaşını Doldurmuş, Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkındaki Kanun” gereği herhangi bir sosyal güvenceye ve gelire sahip olmadığı için belli bir yaşlılık ödeneğinden yararlanmaktadır. Bu kişilerin 592.326’sı kadındır. Bu da göstermektedir ki; Türkiye’deki yaşlıların yaklaşık dörtte birinin herhangi bir emeklilik güvencesi yoktur ve bunların büyük bir çoğunluğunu kadınlar oluşturmaktadır.

Aziz ŞEKER: Sosyal bir sorun olan yaşlılık, korunmaya muhtaçlık kavramıyla da yer yer anılıyor. Çünkü yaşlı yoksulluğu, yaşlı ihmali ve istismarı gibi konularda sosyal araştırmalar yapılmakta, toplumsal duyarlılık çalışmaları üzerinde durulmaktadır. Bunları göz önünde tutarak ülkemizde Yaşlılık alanında sosyal politika uygulamalarının düzeyi ile ilgili neler söyleyebiliriz? Sosyal politika ne yönde biçimlenmelidir?

Mehmet ERSOY: Yaşlı, kronik hastalıklı ve özürlü nüfusun tedavi ve bakım masraflarının sağlık ve sosyal hizmet harcamaları içerisindeki payının artması, gelişmiş ülkelerin kurumsal ve yatılı düzenlemelerden; müracaatçı memnuniyetine dayalı, süreli, etkili ve düşük maliyetli sağlık ve sosyal bakım hizmetlerine yönelmelerine neden olmaktadır. Türkiye’de halen Huzurevleri bir çıkış yolu olarak görülmektedir. Halbuki, yaşlıları olabildiğince toplum içinde tutarak hem onları sosyal ve ruhsal açıdan memnun etmek, hem de tecrübelerinden veya işgüçlerinden faydalanmak gerekmektedir. Bunun için de evde bakım gibi sistemlerin desteklenmesi gerekmektedir. Gelişmiş ülkeler sağlık ve sosyal hizmet harcamalarını daha düşük olması nedeniyle bu modele yönelmektedir. Evde bakım modeli, yaşlının geleneksel çevresinden koparılmadan, yakınları ve çocuklarıyla bir arada yaşayabilmesine ve yaşlının yaşamının daha iyi şekilde sürdürebilmesine olanak sağladığı için ülkemiz için de en uygun model olarak gözükmektedir. Geleneklerimiz, örf ve adetlerimiz de bu modele son derece uygundur.

Aziz ŞEKER: Dünya’da ve Türkiye’de yaşlı refahı alanıyla ilgili gelecek öngörünüzü anlata bilir misiniz?

Mehmet ERSOY: Yapılan bütün demografik çalışmalar yaşlı nüfusun 2050 yılında 2 milyarı bulacağını göstermektedir. Düşük doğum hızları da göz önüne alındığında 2050 yılında Afrika hariç bütün kıtalar yaşlı sorunu ile karşı karşıya kalacaklardır. Dolayısıyla ülkelerin şimdiden yaşlılık politikalarını belirlemeleri gerekmektedir. Dünyada BM ve DSÖ önderliğinde yaşlı dostu toplum, yaşlı dostu kent gibi yaşlının toplumla iç içe ve onların sorunlarını göz önünde bulunduran bir sosyal model üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Türkiye’de Yaşlılıkla ilgili politikalar yeterli olmayıp bu konu üzerine yeni politikalar üretilmeye başlanmıştır. 2007 de DPT tarafından Yaşlılık Ulusal Eylem Planı yayınlanmış ve bize bazı önemli perspektifler sunmaktadır. Bu çalışma yaklaşık 150 sayfa olup, alanında uzman kişiler ve akademisyenler tarafından hazırlanmıştır. Ancak bunların hayata geçirilmesi ile ilgili ciddi eksiklikler mevcuttur.

Aziz ŞEKER: Teşekkürler…

 


       
    

SÖYLEŞİLERİMİZİ SİTEMİZ YAZARI
 AZİZ ŞEKER GERÇEKLEŞTİRMİŞTİR.
 

  UYARI!
©
Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.

Google