|
|
"KİBRİTÇİ KIZ"IN BAYRAM ETTİĞİ YILBAŞI GECESİ
Sitemiz Yazarı
Sosyal Hizmet Uzmanı
Şadiye DÖNÜMCÜ
Zaten
masalın sonunda kibritçi kızı soğuktan dondurmayacaktım ama Diloş benden
önce davrandı. Önsezisiyle masalın sonunu getirmemi engelleyerek kendini
korumaya aldı. Öyle ya, ne masallarda ne de gerçek yaşamda açlıktan ve
soğuktan ölmemeliydi çocuklar.
Yeğenimin bebeği Dila'yı erken
yeni yıl kutlaması için görmeğe gittim. İyi bir zaman yöneticisi olan ufaklık,
"Komacan (kocaman) Teyze"siyle beraberliğin tadını iyi çıkarır.
Evcilik, mankencilik, popstarcılık, karoeke, bilgisayar oyunları, kek imalatı
faaliyetlerinden yorulunca dinlenmek istedim.
"Odama gidelim. Babamın yeni aldığı kitabı okuyalım!" dedi.
Gittik.
Kitabı uzattı: Kibritçi Kız.
Eyvah... İnsanın içini kilitleyen, evsiz küçük kızın hüzünlü masalını okumamı
istiyor benden. Her 31 Aralık gününde, karlı kış gecelerinde, sokakta çalışan
bir çocuk gördüğümde hatırladığım masal.
Ne beş yaşındaki Diloş'umuza, ne de başka bir "Diloş"a okunmaması gereken bu
travmatik masalı "okumak istemiyorum!" desem; nedenini öğrenmeğe çalışacak,
kitabı alan babasını da sorgulayacak!
"Hadi, hadi" ısrarıyla mecburcu, bazı kelime ve cümleleri atmaya kararlı;
"Soğuk ve karlı bir kış gününde Kibritçi Kız, insanlara elindeki kibritleri
satmaya çalışıyormuş..." diye okumaya başlamıştım ki; Diloş "Çocuklar kibrit
ellemez ki!" diyerek sözümü kesti.
Umursamayıp "Bembeyaz karlara basan minicik ayakları çıplakmış. Üzerinde..."
diye sürdürürken "Neden ayakkabılarını giymemiş yaramaz çocuk?" sorusu
geldi.
Metindeki "yer yer yırtılmış eski" sözcüklerini değiştirerek "Üzerindeki eprimiş
eteklik ve kazağının soğuğa karşı hiçbir yararı yokmuş..." sözlerim "Komacan
Teyzecim; 'erpimiş' ne demek?" sorusuyla kesilince "Bilmiyorum(!)" dedim.
İkna olamayınca sayfadaki resme bakmak için uzandı: "Aaa, giysileri eskimiş.
Üzerinde anorağı da yok. Bi dakka, bi dur: beresini de takmamış. Aman tanrım!
Çizmeleri de yok!" diyen Diloş'u aldığım derin nefesle susturdum.
"Soğuktan üşümüş (donmuş) ayaklarını ısıtacağı sıcak bir köşe arıyor...."
cümlesinin devamı gelemedi: "Evine gitse ya..."
Aldığım derin nefesle başladığım "Elindeki kibritleri satmaya çalışıyormuş..."
cümlesi de ünlem ve soru işaretli "Çocuklar para kazanmaz! Anne-babalar,
büyükler para kazanır" cümlesiyle kesildi.
"O gün yeni yılmış. İnsanlar, kibritçi kızın önünden telaşla geçiyormuş... Karnı
acıkmış. Sıcak bir çorba içebilmek umuduyla eski bir lokantaya girmiş. Lokantacı
öfkeyle bağırmış: "Dışarı çık. Müşterilerimi kaçıracaksın!" demiştim ki; "Pis
lokantacı!!! Bakim, bakim adamın remsi (resmi) var mı? Biz gitmeyelim o
lokantaya" diye sinirle bağırdı.
"Okumamı engellersen, bırakacağım!" demem üzerine minicik iki elinin işaret
parmaklarını yukarıya kaldırarak "Sözzzz, susacağım!" dedi. İnanmış gibi
yaptım.
"Kibritçi kız, karlı sokaklarda, yürümeye başlamış..." cümlem de "Ayakları
doncak ama..." çığlığıyla kesildi.
Elimle ağzını kapatıp: "Gidecek evi yokmuş..."diye başlamıştım ki, "Lüften
sööööle, bize gelsin!"diyen Diloş'a bakmakla yetinip, sansürlü okumama
başladım.
"Taş bir duvarın dibine çökmüş. Elindeki kibritlere bakarak; 'En iyisi, şu
kibritlerden bir kaçını yakıp, ellerimi ısıtayım.' demiş...." cümlesinin
devamını "Ohhh be, akıllı kız di mi?..." cümleciğiyle tamamlanmasına
aldırmadım.
"Kibritlerden birini, kutuya sürterek yakınca, karşısında yanan bir soba
belirmiş." cümlem "Nasıl yani?" diyen Diloş'un ağzını elimle kapatarak
sürdürdüm.
"Elindeki kibriti yukarı kaldırarak, dikkatle sobaya bakmış. Ellerini
uzattığında, sobanın ısıtmadığını anlamış." cümlesi de "Yaaaa, neden
ısıtmıyor soba?" sorusuyla, "Bir kibrit daha yaktığında da zengin bir sofra
belirmiş..." cümlem, "yaşasın" çığlıklarıyla kesildi.
"Kibritçi kız, bu sofranın da alev sönünce, kaybolacağını biliyormuş. Kibrit
sönünce, bir tane daha yakmış. Bu kez kendini, yeni yıl için çok güzel süslenmiş
bir çam ağacının altında armağan paketlerinin yanında görmüş.'Paketlerin içinde
ne güzel armağanlar vardır!' diye düşünmüş...." demiştim ki...
"Kocaman teyze, inşallah paketlerin içinde çizme, bere, kakşol, eldiven falan
vardır!" diyen Diloş'a sımsıkı sarılıp, iki yanağına kocaman Ege usulü öpücük
kondurup, devam edemeyeceğime olan inancımla okumaya başladım.
"Yeni kibritle çam ağacı ve paketler uzandığında değebileceği kadar yakınına
gelmiş. Düş olduğunu anlasa da, çok mutlu olmuş" cümleme cevabi "Düş ne
demek?" sorusunu duymazlıktan geldim.
"Kibritçi kız, bir zamanlar küçücük evinde yaşadığı yeni yıl akşamlarındaymış
gibi hissetmiş kendini. Kibrit sönünce ağaç karanlıklara karışıvermiş. Yeni
yaktığı kibrit bir ay önce kaybettiği büyük annesini getirmiş." diye sürdürürken
"Annemin 'anane'si pamuk nenem gibi kaybolmamıştır inşallah, kibritçi kızın
büyük annesi?" diyen Diloş, beni mahvetti.
Titreyen sesimle "Kibritçi kız, minicik ellerini büyükannesine uzatmış "Seni
burada görmek ne güzel!" diye mırıldanmış. Elindeki kibrit sönerse büyük
annesini kaybedeceğinden korkan kız bir kibrit daha yakmış. Büyük annesi, bu kez
daha da yakınına gelmiş. Sıcacık ellerini uzatarak: "Benimle birlikte gelmek
ister misin?" diye okurken Diloş "Veeee" diyerek sözümü -beden dilini de
dahil ederek- kesip,
"Kibritçi kız 'evet', gelirim Büyükannecim' demiş! Veeee masal da burada
bitmiş."
Şaşkındım.
Ben zaten masalın sonunda kibritçi kızı soğuktan dondurmayacaktım ama, Diloş
benden önce davranmıştı.
Önsezisiyle masalın sonunu getirmemi engelleyerek, kendini korumaya almıştı.
Öyle ya, ne masallarda ne de gerçek yaşamda açlıktan ve soğuktan ölmemeliydi
çocuklar!
Ben bunları düşünürken Diloş'un yüksek perdeden sesiyle irkildim:
"Annneeee, biliyor musun Kibritçi Kız, Büyükannesine kavuştu. İkisi bayram
gibi yılbaşı yapacak!"
"Hıı öyle mi, aferin kızıma da, komacan teyzesine de" diyen yeğenim Evşen'in
sözlerine Diloş'un sesi karıştı:
"Annee, sokakta kibritçi kız görürsek ısıtmaya evimize getirelim olur mu?"
(ŞD/EÜ)
* Bayram; sevdiklerinizle beraber olmaksa... bianet'e emek veren ve
okuyan herkese bayram yapacakları yeni bir yıl dileğiyle
Bu yazı
BIANET
Sitesinde de yayınlanmaktadır.

|
|