Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 Kültür ve Siyaset : Kimlik Politikaları
 

Yusuf Yüksekdağ


    Türkiye, özellikle 1980 sonrası uygulanan neoliberal politikalar sonucu sadece ekonomik ve sosyal olarak değil kültürel olarak da önemli değişimler yaşadı. Postmodernizm ve onun kültürel alanda yol açtığı değişimler siyaset yapma biçimini de etkiledi. Özellikle günümüzde Türk siyasal gündeminin başat konuları olan Avrupa Birliği üyelik süreci, Kürt sorunu (kimlik siyasası), demokratikleşme, din gibi konular bu değişimin örnekleridir. Bu yazıda, kültürel alanda gerçekleşen değişimlerin Türk siyasal alanına etkisi Fredrick Jameson ve Arjun Appaduri’nin çizdiği teorik çerçeveden incelenmeye çalışılacaktır.

 
Frederic Jameson, Postmodernizm, ya da Geç Kapitalizmin Mantığı adlı çalışmasında, yeni postmodern kültürü günümüz kapitalizmi bağlamında ekonomi ve kültürü badaştırarak yorumlar. Jameson’a göre postmodernizm, gösterişli, parlak tasvir ve görünüşleri barındıran, dış görünüş, stil ve ifade üzerine şiddetli bir eğilimi olan, günümüz tüketim ve medya kültürünü oluşturan bir kültürdür. Jameson’a göre, postmodernizmi kuramsallaştırabilmek, küresel kapitalizmin ve küresel kültürün yeni formlarını postmodernizmin belirleyicileri olarak anlamak ve değerlendirmekten geçer. Postmodernizmi bu şekilde kuramsallaştırdığımızda, küresel kapitalizm ve küresel kültürün global dolaşımı da ayrı bir kuramsal çalışma olarak karşımıza çıkar. Nitekim 90’lı yıllarında başında, Arjun Appaduari, küresel dağılım ve dolaşımın beş farklı boyutunu tanımlarken, bunlardan birini de özgürlük, insan hakları, demokrasi gibi siyasal fikir ve simgelerin dağılımını tanımlayan ideascape kavramı olarak kuramsallaştırır. Bu iki çalışma, postmodernizm ile beraber küreselleşen dünyanın getirisi olan insan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi kavramların, küresel kapitalizm ve küresel kültürün birer ideascape’i olarak tanımlanabilmesini sağlar. Bu anlayış insan hakları, demokrasi ve özgürlük kavramlarının kaynaklarını postmodern kültür ya da “geç kapitalizmin kültürel mantığı” olarak tanımlarken, özgürlüğün Fransız Devrimi’nden gelen doğasını ya da demokrasinin Amerikan Devrimi’nden gelen içeriğini göz ardı etmez. Burada postmodern ideascapeler olarak tanımlanan özgürlük, insan hakları ve demokrasi gibi

kavramlardan kasıt, bu kavramların postmodern kültürün belirleyicileri olan küresel kapitalizm ve küresel kültürün ideolojik altyapısı neoliberal ideoloji ile eklemlenerek söylemleşmiş halidir. Türkiye’de de siyasal değişim ile kültürel değişim arasındaki ilişkiyi anlamlandırabilmek bu yolla mümkün olabilir. Nitekim Hasan Bülent Kahraman da, Postmodernite ile Modernite Arasında Türkiye adlı kitabında, kültürel değişimin postmodernizm ile siyasala etkisinin ne yönde değiştiğinden kısaca bahseder. Kahraman’a göre, kültür, modernizmde siyasalın bir parçası olarak görülürken, postmodernizm ile artık siyasalın belirleyicisi olarak karşımıza çıkar. Bunu açıklarken de, postmodern kültürün, kimliği tanımlayan baskıcı, modernist yapıdan farklı olup, kendi kimliğini tanımlamayı sağlayan bir formda teşekkül ettiği üzerinde durur. Görüldüğü üzere, Kahraman kitabında postmodern kültürün getirdiği kimlik tanımlama yetisine sivil bir misyon yükler. Nitekim, kitabının başka bir bölümünde kimliği, postmodern dönemde devlete karşı özgürleşmenin bir aracı olarak tanımlar. Ancak postmodernizmi Jameson’ın zemininde geç kapitalizmin kültürel bir getirisi olarak incelememiz, kimliği ve kimlik politikalarını sivil bir özgürleşmeden çok, küresel kapitalizmin bir ideascape’i olarak görmemizi sağlamaktadır. Halihazırda, Kahraman da Jameson’ın zemininde konuya bakmadığını ve kapitalizmi ufku aşılmamış bir kültür üreten gerçeklik olarak görmediğini belirtir. Bununla beraber, Kültür Tarihi Affetmez adlı kitabında, kimlik ve fark politikalarının 1989 sonrası dönemin asıl kurucu ögeleri olduğunu kabul eder ve Amerika'nın daha önce tanımladığı ‘ergime potası’ toplum yapısından ‘salata çanağı’ gibi herkesin farklılıklarıyla var olduğu bir toplum yapısına dönüştüğünü belirtir.

Burada Kahraman’ın da sorduğu soruyu sormamız bir gerekliliktir: Türkiye bu değişimin neresindedir? Doğal olarak, daha önce de bahsedildiği gibi, Kahraman, kimlik politikalarına sivil bir misyon yüklediğinden, asyatik despotik devlet geleneğinden gelen Türkiye’de, kimliği üstten belirleyen politikaların demokratikleşme sürecine sekte vurduğunu düşünür . Nitekim, 1980 sonrası, resmi ideolojilerin nasıl aşılacağı ile ilgili temel arayışların da bu temelde gerçekleştiğini; ırksal, dinsel ve kültürel kimliklerin artık bir merkezden belirlenemeyen ve yönlendirelemeyen bir yapıya kavuşmasını ‘bağımsızlaşma’ olarak tanımlamıştır. Ancak, Baudrillard’ın düşüncesinde olduğu gibi, iktidarın Devlet ya da silahlı kuvvetler gibi belirgin kontrol merkezlerinden uzaklaşıp dağılmasının kontrolün çözülmesi değil pekişmesi olduğu; iktidarın her türlü muhalefete direnebilen, karşı koymanın her biçimini önceden görüp kuşatabilen bir sistem halinde sarmallanışı olduğu, çünkü böyle karşı koyuşların kontrollü benzetilerin boş dünyasında ortaya çıktığı görüşü dikkate değerdir. Bu düşünceden yola çıkarak, kimlik tanımlama misyonunun, aslında, aynı zamanda küresel kapitalizm ve küresel kültürün birer ideascape’i olan sivilleşme ve demokratikleşme gibi kontrollü benzetilerin dünyasında ortaya çıkıp çıkmadığı tartışılmalıdır. Türkiye’de, bu ideascapelerin en etkiliği olduğu alanlardan biri çok açıktır ki kimlik ve fark politikalarıdır. Nitekim bu politikaların doğurduğu en belirgin değişim Kürt sorununda yaşanmıştır. Bilindiği gibi 1990’lara kadar kendini Leninist olarak tanımlayan PKK, 1990 sonrası dönemde milliyetçi bir kimliğe bürünmüş ve faaliyetlerini kendi kültürel ya da ırksal kimliğini öne koyarak sürdürmeye başlamıştır. Bununla beraber Kürt sorunu ve Kürt sorununa yaklaşım tarzı, günümüzde Türkiye gündeminin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Günümüz altkimlik-üstkimlik tartışmalarını da bu yöntemle anlamlandırmamız kolaylaşacaktır. Doğal olarak, kimlik tartışmalarının bir meyvesi de bu yapıda dinin rolü ile ilgilidir. Başbakan Erdoğan bir demecinde dinin Türkiye’deki etnik unsurları birleştirici rolünün öneminden bahsetmiştir . Başbakan’ın birleştirici unsur olarak ulus-devlet çizgisinden uzakta tanımladığı din, postmodern kimlik politikalarının revaçta olmasının en önemli örneklerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Son dönemdeki türban tartışmaları da bu bakış açısıyla açıklanabilir. Dikey kimlikler artık yatay kimliklere dönüşürken ortaya çıkan “herkes farklı herkes eşit” nosyonu, Türkiye’de yeni dönemde yerini alırken, Amerika örneğinde karşılaştığımız salata çanağı tasavvuruna dönüşmekte olan toplumda, Mannheimcı zeminde bir muhafazakarlaşma da görülmektedir . Nitekim erken Cumhuriyet döneminden süregelen ulus-devlet çizgisinde kimlik belirleyici merkezin, yeni fark ve kimlik politikaları karşısında kendini korumaya almaya çalışması ve böylece ulusal değerlere saygılı bir solculuk olan ulusalcılığı doğurması da kaçınılmaz hale gelmiştir.

Çok açıktır ki, yüksek kültürü tümüyle bırakıp, hızla bir alçak kültürün içinde soluk alıp vermeye başlayan post modern dönemin , merkezden belirlenen üstkimlikler yerine, hızla kendiliğinden tanımlanan altkimlikleri yaratmaktaki rolü yadsınamaz. Bu analizin amacı, Kürt sorunu gibi derin kökleri olan bir meseleyi sadece postmodern dönüşüm çerçevesinde açıklama niyeti gütmek olmadığı gibi, demokratikleşme çabalarını topyekün küresel kapitalizmin bir çocuğu olarak betimlemek de değildir. Nitekim, postmodern dönemin Türk toplumu açısından geçerliliği başka bir tartışma konusudur. Bu inceleme ile daha çok kimlik ve fark politikalarının sadece demokratikleşme ve insan hakları vb. eksenler etrafında incelenmesinin, küresel olarak yaşanmakta olan bir takım faktörleri göz ardı etmeye yol açmasının tehlikeleri üzerinde durulmuştur.


Kaynakça:

Appadurai, A. (1990) Disjuncture and difference in the global culture economy. Theory, Culture, and Society. 7.

Beneton, P. (1991) Muhafazakârlık, İstanbul: İletişim Yay.

Bilgin, N. (1997) Ulusal Kültür Kongresi: “Demokrasi Kültürü ve Globalleşme”. Ege Üniversitesi.

Connor, S. (2001) Post-Modernist Kültür: “Çağdaş Olanın Kuramlarına Bir Giriş”, İstanbul: Yapı Kredi Yay.

“Din Çimentomuz” Radikal, 12 Aralık 2005, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=172661

Durham, M. G. & Kellner, D. (2001) Media and Cultural Studies Key Works, Blackwell.

Jameson, F. (1994) Postmodernizim ya da geç kapitalizmin mantığı, İstanbul: Yapı Kredi Yay.

Kahraman, H. B. (2007) Kültür Tarihi Affetmez, İstanbul: Agora Kitaplığı.

Kahraman, H. B. (2007) Postmodernite ile Modernite Arasında Türkiye, İstanbul: Agora Kitaplığı.

 


               Bize Ulaşın

Google
 

 

 

UYARI! ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.