Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

KORKU KÜLTÜRÜ ÜSTÜNE BİR DENEME
 

 Ramazan ALTUNÖZ / Sosyal Hizmet Uzmanı

   Korku, her canlının yaşadığı ve iyi tanıdığı bir duygu! Haindir, sinsidir, kapandır! Bazen de göstere göstere gelendir. Bulaşıcıdır hem yaşam bulduğu vücut için hem de çevresine karşı. Kendisi mi hedefini seçer hedef mi ona gelir bilinmez. Ama bilinen en önemli özelliği: bulaştığı yere hemencecik hakim olabilmesidir. Açgözlüdür; yetinmez! Ne bir alanla, ne bir kişiyle, ne de birkaç kişiyle; yayılır yayılır gider. Bazen nereye kadar, niçin gittiğini kendiside bilmez. Belki de bilmek istemez. Kim bilir belki kendiside kokar bu kadar büyük, güçlü, sinsi ve acımasız olmaktan. Korku bazen suya atılan bir taşın halkaları gibi, başta küçücük bir halka, sonra da gittikçe büyüyen ve büyüdükçe dağılıp kaybolan halkalar kadar masumken bazen de insana büyük haz veren serin, sakin ve güzel sular birden bire önüne gelen her şeyi yutan bir girdaba, anafora dönüşür.



 
   Nedir bu korku bir tanıyalım tanımlayalım. Bir parçamızsa kendimizi, zararımızsa düşmanımızı bilelim.
Korku: canlı bir organizmanın herhangi bir nesneden, bir durumdan, bir kişiden, bir canlıdan, bir olaydan bir tanımsızlıktan, bir belirsizlikten zarar görebilme olasılığına veya bütün bunların sanısına karşı verdiği girdiği alarm durumudur. Kendini tehlike içinde görme durumudur. Anlaşılacağı üzere tanımımızda iki ana unsur mevcuttur. Birinci unsurumuz her zaman alenen bilinen yani korkan taraftır. İkinci unsurumuz alenen olabileceği gibi meçhul, saklı veya hiç olmayabilir. Korkan kimdir? Ne zaman nerede ve kimden korkar? Bu sorulara yanıt aramaya çalıştığımızda korkudan öte korkanın kaybettiklerini ve korkutanın kazandıklarını, yani bir parça olsun toplumu anlama fırsatını bulabiliriz.
Korkuya karşılık verilen ilk tepki genelde kaçma davranışıdır. Bir insan korkularından kaçtıkça kurtulamaz. Aksine korkular daha çok büyür ve insanın hayatını bir sarmaşık gibi sarıp sarmalar. Ve insan hareket edemez evden çıkamaz hale gelebilir. Hayatını kendi elleriyle ördüğü bir zindana çevirebilir. Eğer kişi bu durumu yaşamak istemiyorsa öncelikle korkularıyla yüzleşmelidir. Yani neyden korktuğunu bilmelidir. Ve gerçekten korktuğu durum veya nesnenin kişiye herhangi bir zarar verme riskinin olup olmadığını ortaya koymalıdır. Bu bir nevi strateji savaşıdır. İnsan düşmanını tanırsa(korkulan şey veya durumu düşman olarak düşünürsek) onunla baş edip edemeyeceğini yani nasıl davranması gerektiğini bilebilir. Oysa düşmanını tanımazsa düşmanın ona nerde ne zaman nasıl saldıracağını bilemez. O yüzden korkularının farkında olan kişi veya toplumun ilk adımı korkularıyla yüzleşmek olmalıdır. Bir sonraki adım ise gerçeklik sınamasıdır. Yani kişinin gerçekten zarar görebilme riskinin olup olmadığını anlama sürecidir. Son süreç olarak ta bu sonuca bağlı olarak davranışlarını yeniden şekillendirmesidir.
Her ne kadar toplum olarak namımız dünyada cesur olarak ün salsa da ben gerçeğin öyle olmadığını acı bir şekilde düşünüyorum. Gerek günümüzde gerekse yüzyıllardır toplum olarak korkmuş ve korkutulmuşuz. Askerden, polisten, kanundan, dinden, bilimden, felsefeden, sanattan, mafyadan, komşulardan, kardeşlerden hatta kimi zaman kendimizden korkmuşuz. İşin tuhaf kısmı genelde sarılmamız gereken veya bizi koruyup kollaması gerekenlerden korkmuş olmamızdır. Tabi ki bu korku süreci durup dururken birden bire kendiliğinden ortaya çıkmıyor. Belli süreçlerin yaşanması ve bunların belleklere ve bilinçlere bıraktığı kötü bir mirasın sonucudur korku kültürü.
Cumhuriyet tarihinde askeri darbelerin sık sık yaşanması sonucunda çoğunlukla solcuların ve kısmen de olsa da sağcıların işkencelerde ve zindanlarda çürümesi, askerin her an darbe yapma ihtimallinin vurgulanmasından dolayı askerden korkar olduk. Polis teşkilatının belirli görüşteki insanlardan seçilmesi! Polisin toplumsal olaylar karşısında belli gruplara düşmanıymış gibi ölümüne saldırıp, gözaltına alıp, suçlu ilan etmesi! Belirli görüşteki insanları da eylem yaparken televizyon seyreder gibi seyretmesi! Zaman zamanda bazı polislerin suç şebekeleriyle işbirliği halindeyken yakalanması! Son yıllarda cinnet ve kriz geçiren polis sayısındaki artıştan dolayı polisten korkar olduk. Devlet yasalarının suçluyu hırsızı cezalandırmayıp aksine prim vermesi ve yasaların sık sık değişmesi yüzünden kanunlardan korkar olduk. Dinin bir afyon gibi kafalarda patlayıp bin yılı aşkın bir süredir insanları uyutmasından ve yine belli zamanlarda yine afyon gibi kafalarda patlayıp insanlara olağan üstü şiddet olaylarına sürüklemesinden korkar olduk. Bilimin gelişip hayatımızı kolaylaştırmasından, tembelliği ve cehaleti elimizden almasından, zaman içinde bizi yabancılaşmaya ve otomatikleşmeye sürüklemesinden korkar olduk. Felsefe ve sanatın bize insanca ve modern bir hayat tarzı düşündürmesinden korkar olduk. Mafyanın devlete sinmesinden ve devletin bazı kurumlarıyla doğrudan veya dolaylı işbirliği içinde olmasından, kimsenin ona karşı bir şey yapamamasından korkar olduk. Komşuların sürekli bizim topraklarda gözü olduğuna inandırıldığımızdan komşulardan korkar olduk.
Evet hep korkar olduk. Peki korkunca korkan kişi ne kaybediyor. Korkutan kişide ne kazanıyor bir göz atalım. Korkan kişi tabiî ki çok şey kaybediyor. Öncelikle cesaretini girişimini, özgüvenini, insan olma hakkını, çağdaş olma hakkını ve en önemlisi özgür olma hakkını kısmen veya tamamen kaybediyor. Şimdiden korkar oldum. Çünkü düşünüyorum da bunlar olmadan bir hayat nasıl olur? Sanırım çok tuhaf ve çekilmez olur.
Bu toplum korkularından dolayı haklarını kaybetti. Geçen aylarda Almanya ve Yunanistan’da toplu grev oldu. İşçi memur bütün çalışanlar genel grev yaptı. Ve o zaman sözkonusu ülkelerde hayat durdu. Dolayısıyla da o ülkelerin hükümetleri de bazı konularda geri adım atmak zorunda kaldı. Böyle bir olay yani halkın güç olma hakkı ülkemizde acaba bir gün mümkün olacak mı? Halkımız işte en önemli haklarından birini; güç olma hakkını kaybetmiş. Daha ne diyeyim! Güç olmayanı çoban Sülo’da, Turgut ta, Recep’te güder. Gerekirse de ABD ye veya AB yede satar.
Yeraltı ve yer üstü zenginlikleriyle bütün dünyanın dikkatini çeken bir coğrafyanın insanları bir ekmeğe, birkaç kilo kömüre muhtaç kalınca bu toplum özgür olma hakkını kaybetti. Din denen afyonun ve varlık içinde yokluk durumunun etkisi altındaki insanlar karar alma hakkını, seçebilme hakkını kaybetti.
Tarih boyunca medeniyetlerin beşiği olan bu toprakların insanları bilim ve teknoloji üreten felsefe üreten, sanat üreten insanlarına sahip çıkmaya korktuğundan ilerlemiş gelişmiş olma hakkını kaybetti. Dışa bağımlı olup dış ülkelerin eline, ağzına bakar olduk. Bununla da kalmaz isteklerini, arzularını, hayallerini gerçekleştirme hakkını da kaybeder. Diğer bir değişle korku bir insanın bir toplumun gerek gerçekliğini gerekse ütopyasını elinden alır. Geriye ne kalır ki! İç ve dış borç yükü altında ezilen bir ülke ve bu ülkenin tel tel dökülen dramatik hikayeli insanları.
Evet korkan insanın dolayısıyla da korkan toplumun günlük sosyal yaşantısının yanı sıra temel insan haklarının da değişik oranlarda olumsuz etkilendiğini görmekteyiz. Eğer bütün bunlardan mahrum olmak istemiyorsak gerek kişi bazında gerekse toplum bazında korkularımızla savaşıp bizi korkutanları etkisiz hale getirebiliriz. Bizi korkutan boş durumlardan, tehlikelerden, emperyalist güçlerden ve onların her şeyi satmaya hazır olan ve satan yerli işbirlikçilerinden kurtulmak mümkün olabilir. Onların dolaylı yönden yeraltı ve yerüstü zenginliklerimizi sömürebilmek için değişik yer ve zamanlarda aramıza baskı, nifak, çatışma ve kaos yoluyla soktukları korku kültürünü terk etmenin zamanı geldi. Korku kültürünü gerek birey bazında gerek toplum bazında üstümüzden atmadıkça daha çok şey kaybedebiliriz. Kişi ve toplum korktuğu şeyi bilmezse hep korkar. Korkmaya devam ettiği sürece korkan taraf küçülür korkutan da büyüyüp devleşirken korkanın her şeyini alıp götürür.


   ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak göstermek ve izin almak etik kuraldır.




Bize Ulaşın