|
|
|

|
KÖRLÜK İLETİŞİME ENGEL DEĞİLDİR…
Aziz ŞEKER/Sitemiz
yazarı
Psikolog (görme engelli) Nuri ACİNİKLİ
|
“Belledikleri kalıplarla konuşulmadıkça, ırzlarına geçildiğini
zanneden zavallılar da vardır.”
Gece, Bilge KARASU
İletişim insan ilişkilerinde belirleyici olan bir olgudur. Sevgide,
çatışmada, dostlukta, yalanda, sadakatte, aşkta vb. insanı ilgilendiren
birçok psikososyal süreç belirli bir iletişim örüntüsüyle anlam buluyor.
Dolayısıyla içerik olarak “iletişim” bir yana, güncel dil akışı içinde de
sözcük olarak sıkça başvurduğumuz referansların başında geliyor. Bugün
gündelik yaşamımızda kime sorsak bu sözcüğün kabaca bir tanımını yeterli
yetersiz yapacaktır. Ama “ezberi” neyi gerektiriyorsa o şekilde…
Genel olarak iletişim dendiğinde bir merkezden diğer merkeze akan veri ya da
karşıdaki kişiye ulaştırılan bir mesaj anlaşılmaktadır. Bu mesaj sözel
olduğu gibi çoğunlukla jest ve mimiklerle yani beden diliyle de
aktarılabilir. Uzmanlar tarafından iletişimin yaklaşık yüzde altmışının
beden dili ile gerçekleştirildiği belirtilmektedir. Söz konusu beden dili
olunca özellikle de göz ile temas körlerle iletişim kuran insanlar açısından
bir sorunsal alanı oluşturuyor. Kör olmayanın kör olanla iletişim kurarken
“kendisine saygısı” ölçüsünde iletişim süreçlerine önem gösterdiğini;
“acıma” duygusunun dışında hareket ettikçe karşısındakini bir birey olarak
kanıksadığını görürüz. Kör ile baş başa kalan insanlığını sınamaz;
dostluğunu geliştirir. İnsanlığını sınayanlar başkalarına hoş görünmek için
yapar. Ama içindeki Tanrı bunun apaçık farkındadır…
Körler, gören insanlarla iletişim kurarken önemli ölçüde sözel iletişim
unsurlarını kullanırlar. Beden dillerini kullandıklarında sadece karşıdaki
gören kişi bu dili algılayıp yorumlayacaktır. Ancak kör bireyin görmek gibi
bir şansı olmadığından karşısındaki kişinin sözel ifadelerine ve ses tonuna
yüklediği anlama göre hareket edecektir. Gören bireyler körlerle iletişim
kurarken görmeyen kişinin yanında biri olsun veya olmasın görmeyen kişiye
yönelip iletişim kurmaları gerekmektedir. Eğer kör bireyin görme dışında
örneğin sağırlık gibi problemi yoksa sizi rahatlıkla hatta fazlasıyla
duyacaktır. Çünkü gözlemlediğimiz kadarıyla; yanında gören biriyle bulunan
kör bireye konuşan kişi, görmeyen bireye söylemek istediklerini istisnalar
haricinde gören kişiye dönerek ve onunla göz teması kurarak anlatıyor.
Sanki; görmeyen kişinin görmediği gibi kulaklarının da duymadığı
düşünülmektedir. Bu bir yanılsamadır. Kelimelerin altında kan yüklü bir
dramdır. Gören kişinin kör noktası ve saygısızlığıdır. Bu yaşantı körler
açısından rencide edici bir durumu beraberinde getirmektedir. Diyeceksiniz
kör bir insan bunu nasıl fark ediyor. Tahmin edilmelidir ki, gözleri
görmeyen bir insan, durumundan dolayı kulaklarının çok daha hassas olduğu ve
sesin hangi yönden geldiğini karşıdaki kişinin ne tarafa yöneldiğini derhal
fark edecektir. Hatta bazen duyarız körler için kullanılır; kulakları radar
gibi denir, işte bu söz yukarıdaki durumu anlatmak için tam yerinde
kullanılmış bir sözdür.
Yazıyı kaleme almaya karar vermemizin nedeni, düpedüz başımızdan geçen
yukarıda anlatılanları kapsayan bir olayla ilgilidir. Aziz Bey ile bir gün
bir cildiye doktoruna gittik. Saçlarımla ilgili bir sorunum vardı. Doktor
hanım sorular soruyordu. Aziz Bey yanımdan ayrılmış geziniyordu. Bir
olumsuzluk sezer gibi oldum. Çıktığımızda Aziz Bey; “kusura bakma, doktor
senin sorularına yanıt verirken, benimle iletişim kurmaya çalışıyordu, ben
de bilinçli bir şekilde engellemeye çalıştım, beni akıl hastası
zannetmediyse, yaptığı şeyin doğru olmadığını anlamıştır” dedi. Belki bir
başkası olsa bu kadar açık konuşmazdı. Aziz Beyin söylemlerine üzülmüştüm;
ama gerçek olan bu idi. Korunmaya muhtaçlıkla körlük arasında da derin
farklar vardır. Korunmaya muhtaç konumda olmayan körlerin sayısı
azımsanmayacak kadar çok. Yanımızda gezindiğimiz insana da muhtaç değiliz
ki, bizler. Şehir içinde yürürken engellerle karşılaşıyorsak bunun birebir
sorumlusu kent planlamacıları, yerel yönetimlerdir. Bir de mülkiyetlerini
korumak için çevre düzenlemelerini kafalarının estiği gibi yapan
insanlardır. İşin adaletsiz yanı bu işte! Bunu görmeden bizimle kurulan
iletişimde de “koruma ve sosyal yardım” güdüsüyle veya “sevap” duygusuyla
hareket etmek kadar, körü aşağılatıcı, onurunu kırıcı bir iletişim süreci de
yoktur…
Körler de insandırlar. Körün sevgisiyle, insana olan tutkusuyla gören bir
insanın ki arasında hiçbir fark bulunmuyor. Hatta görenler için iletişimde
hele aşkta ve sevgide körlere oranla aldatma, değer bilmeme sorunları çok
daha fazla yaşanmaktadır.
Ömrüne özne olmak isteyen, yaşamı yaşanılır kılan insanların dünyanın
değişimine, vicdanına katacakları çok şey vardır. Bu insanların en yakın
dostları, mücadele arkadaşları da aydınlanmasını gerçekleştirmiş
körlerdir...
Unutulmasın; bir kadın koşulların getirisi olarak fahişe olmaya karar
verebilir, bir insan hırsız olmaya, düzenbaz ve kişiliksiz olmaya karar
verebilir. Ama asla hiçbir insan dünyaya sakat olarak, yoksul olarak gelmek
istemez. Bunun kararını asla veremez de... Bir insan kör olmaya kendi karar
vermiyor. Ama onurlu bir insan olarak yaşamaya kendi iradesiyle karar
verebiliyor.
Körlerin günlük yaşamlarını nasıl sürdürdükleri konusunda özellikle kırsal
bölgelerde, insanlar, körlerin evlerinden çok fazla dışarı çıkmadıklarını
düşünerek, kafalarındaki soruları nasıl soracaklarını bilmedikleri için
birdenbire örneğin; “sen evde nasıl yemek yiyorsun? Yemeği sana biri mi
yediriyor? gibi anlamsız sorular sorabiliyorlar. Böyle bir tablo gerçekten
de çok garip ve eminiz ki birçok kör tarafından şaşkınlıkla
karşılanmaktadır. Bu nedenle biz körlerin toplumdan beklentisi, insanların
bizimle iletişim sırasında soru işareti uyandıracak her türlü konuları
sormaktan çekinmemeleridir. Ancak bu şekilde sağlıklı bir iletişim
kurulabilir körlerle gören bireyler arasında.
Gören insanların yapması gereken şey; iletişim kurarken körün gözlerine
bakmaktır. Kör bu saygıyı hisseder. Yaşam da…
©Sitemize
ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak
göstermek ve izin almak etik kuraldır.
|
|