Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

 

 
KÖRLÜK İLETİŞİME ENGEL DEĞİLDİR…

Aziz ŞEKER/Sitemiz yazarı
Psikolog (görme engelli) Nuri ACİNİKLİ

        “Belledikleri kalıplarla konuşulmadıkça, ırzlarına geçildiğini zanneden zavallılar da vardır.”
                                               Gece, Bilge KARASU


 
İletişim insan ilişkilerinde belirleyici olan bir olgudur. Sevgide, çatışmada, dostlukta, yalanda, sadakatte, aşkta vb. insanı ilgilendiren birçok psikososyal süreç belirli bir iletişim örüntüsüyle anlam buluyor. Dolayısıyla içerik olarak “iletişim” bir yana, güncel dil akışı içinde de sözcük olarak sıkça başvurduğumuz referansların başında geliyor. Bugün gündelik yaşamımızda kime sorsak bu sözcüğün kabaca bir tanımını yeterli yetersiz yapacaktır. Ama “ezberi” neyi gerektiriyorsa o şekilde…

Genel olarak iletişim dendiğinde bir merkezden diğer merkeze akan veri ya da karşıdaki kişiye ulaştırılan bir mesaj anlaşılmaktadır. Bu mesaj sözel olduğu gibi çoğunlukla jest ve mimiklerle yani beden diliyle de aktarılabilir. Uzmanlar tarafından iletişimin yaklaşık yüzde altmışının beden dili ile gerçekleştirildiği belirtilmektedir. Söz konusu beden dili olunca özellikle de göz ile temas körlerle iletişim kuran insanlar açısından bir sorunsal alanı oluşturuyor. Kör olmayanın kör olanla iletişim kurarken “kendisine saygısı” ölçüsünde iletişim süreçlerine önem gösterdiğini; “acıma” duygusunun dışında hareket ettikçe karşısındakini bir birey olarak kanıksadığını görürüz. Kör ile baş başa kalan insanlığını sınamaz; dostluğunu geliştirir. İnsanlığını sınayanlar başkalarına hoş görünmek için yapar. Ama içindeki Tanrı bunun apaçık farkındadır…

Körler, gören insanlarla iletişim kurarken önemli ölçüde sözel iletişim unsurlarını kullanırlar. Beden dillerini kullandıklarında sadece karşıdaki gören kişi bu dili algılayıp yorumlayacaktır. Ancak kör bireyin görmek gibi bir şansı olmadığından karşısındaki kişinin sözel ifadelerine ve ses tonuna yüklediği anlama göre hareket edecektir. Gören bireyler körlerle iletişim kurarken görmeyen kişinin yanında biri olsun veya olmasın görmeyen kişiye yönelip iletişim kurmaları gerekmektedir. Eğer kör bireyin görme dışında örneğin sağırlık gibi problemi yoksa sizi rahatlıkla hatta fazlasıyla duyacaktır. Çünkü gözlemlediğimiz kadarıyla; yanında gören biriyle bulunan kör bireye konuşan kişi, görmeyen bireye söylemek istediklerini istisnalar haricinde gören kişiye dönerek ve onunla göz teması kurarak anlatıyor. Sanki; görmeyen kişinin görmediği gibi kulaklarının da duymadığı düşünülmektedir. Bu bir yanılsamadır. Kelimelerin altında kan yüklü bir dramdır. Gören kişinin kör noktası ve saygısızlığıdır. Bu yaşantı körler açısından rencide edici bir durumu beraberinde getirmektedir. Diyeceksiniz kör bir insan bunu nasıl fark ediyor. Tahmin edilmelidir ki, gözleri görmeyen bir insan, durumundan dolayı kulaklarının çok daha hassas olduğu ve sesin hangi yönden geldiğini karşıdaki kişinin ne tarafa yöneldiğini derhal fark edecektir. Hatta bazen duyarız körler için kullanılır; kulakları radar gibi denir, işte bu söz yukarıdaki durumu anlatmak için tam yerinde kullanılmış bir sözdür.

Yazıyı kaleme almaya karar vermemizin nedeni, düpedüz başımızdan geçen yukarıda anlatılanları kapsayan bir olayla ilgilidir. Aziz Bey ile bir gün bir cildiye doktoruna gittik. Saçlarımla ilgili bir sorunum vardı. Doktor hanım sorular soruyordu. Aziz Bey yanımdan ayrılmış geziniyordu. Bir olumsuzluk sezer gibi oldum. Çıktığımızda Aziz Bey; “kusura bakma, doktor senin sorularına yanıt verirken, benimle iletişim kurmaya çalışıyordu, ben de bilinçli bir şekilde engellemeye çalıştım, beni akıl hastası zannetmediyse, yaptığı şeyin doğru olmadığını anlamıştır” dedi. Belki bir başkası olsa bu kadar açık konuşmazdı. Aziz Beyin söylemlerine üzülmüştüm; ama gerçek olan bu idi. Korunmaya muhtaçlıkla körlük arasında da derin farklar vardır. Korunmaya muhtaç konumda olmayan körlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. Yanımızda gezindiğimiz insana da muhtaç değiliz ki, bizler. Şehir içinde yürürken engellerle karşılaşıyorsak bunun birebir sorumlusu kent planlamacıları, yerel yönetimlerdir. Bir de mülkiyetlerini korumak için çevre düzenlemelerini kafalarının estiği gibi yapan insanlardır. İşin adaletsiz yanı bu işte! Bunu görmeden bizimle kurulan iletişimde de “koruma ve sosyal yardım” güdüsüyle veya “sevap” duygusuyla hareket etmek kadar, körü aşağılatıcı, onurunu kırıcı bir iletişim süreci de yoktur…

Körler de insandırlar. Körün sevgisiyle, insana olan tutkusuyla gören bir insanın ki arasında hiçbir fark bulunmuyor. Hatta görenler için iletişimde hele aşkta ve sevgide körlere oranla aldatma, değer bilmeme sorunları çok daha fazla yaşanmaktadır.

Ömrüne özne olmak isteyen, yaşamı yaşanılır kılan insanların dünyanın değişimine, vicdanına katacakları çok şey vardır. Bu insanların en yakın dostları, mücadele arkadaşları da aydınlanmasını gerçekleştirmiş körlerdir...

Unutulmasın; bir kadın koşulların getirisi olarak fahişe olmaya karar verebilir, bir insan hırsız olmaya, düzenbaz ve kişiliksiz olmaya karar verebilir. Ama asla hiçbir insan dünyaya sakat olarak, yoksul olarak gelmek istemez. Bunun kararını asla veremez de... Bir insan kör olmaya kendi karar vermiyor. Ama onurlu bir insan olarak yaşamaya kendi iradesiyle karar verebiliyor.

Körlerin günlük yaşamlarını nasıl sürdürdükleri konusunda özellikle kırsal bölgelerde, insanlar, körlerin evlerinden çok fazla dışarı çıkmadıklarını düşünerek, kafalarındaki soruları nasıl soracaklarını bilmedikleri için birdenbire örneğin; “sen evde nasıl yemek yiyorsun? Yemeği sana biri mi yediriyor? gibi anlamsız sorular sorabiliyorlar. Böyle bir tablo gerçekten de çok garip ve eminiz ki birçok kör tarafından şaşkınlıkla karşılanmaktadır. Bu nedenle biz körlerin toplumdan beklentisi, insanların bizimle iletişim sırasında soru işareti uyandıracak her türlü konuları sormaktan çekinmemeleridir. Ancak bu şekilde sağlıklı bir iletişim kurulabilir körlerle gören bireyler arasında.

Gören insanların yapması gereken şey; iletişim kurarken körün gözlerine bakmaktır. Kör bu saygıyı hisseder. Yaşam da…

  ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak göstermek ve izin almak etik kuraldır.
 



Bize Ulaşın