Sosyal Hizmet Mesleği

Bilgiler
Yayınları
Araştırmalar
 


Sosyal Hizmet Alanları

Çocuk
Gençlik
Yaşlılık
Aile
Sosyal Sorunlar
Engeliler
Tıbbi Sosyal Hizmet


Kaynak Bilgiler

Bireysel Gelişim
Sosyoloji
Psikoloji
İnsan Hakları
İletişim Bilgisi

 

 

 

 

 
 


ANA SAYFA


KÖRLÜK ACİZLİK DEĞİLDİR!

Psikolog Nuri ACİNİKLİ

 

 

 Türkiye’de körlük olgusu özürlülük kategorisinde ele alınmaktadır özellikle eğitim öğretim olanaklarının arttığı 1990 yılından sonra körler tam olarak görenler kadar olmasa da teknolojiyi kullanmaya, yararlanmaya başladılar. Bu durum 2000’den sonra hız kazanmıştır. Hal böyleyken kırsal bölgelerde hala eğitim almamış çok sayıda gözleri kör fakat kafaları pırıl pırıl insan yaşamaktadır.

İşte bu noktadan hareketle bu yazımda körlerle bir diğer özür grubu olan zihinsel özürlülerin neden hem yasal açıdan hem de özür grubu olarak aynı kategoride yer aldıklarını tartışacağım. Öncelikle şunu söylemeliyim ki kör bir insanı zihinsel özürlüden neden farklı değerlendirmemiz gerekiyor bir kere sorular şu noktada başlıyor Kör bir insan eğitim verildiği halde bağımsız olarak tek başına hareket edebiliyor mu bilgisayar kullanabiliyor mu en önemlisi okuyup yazabiliyor mu alış veriş yapabiliyor mu seyahat edebiliyor mu kısaca görebilen bir insandan araba kullanmak gibi görmeyi gerektirecek üst düzey bir davranış dışında kör bir bireyi bedenen sağlıklı bir insandan ayırt etmek zordur. Belki bu ayrım noktalarını düşündüğümüz zaman çoğaltabiliriz, fakat temelde çok fark yok gören ve görmeyen arasında. Bu soruları gözleri kör olan bir insan açısından sorduğumuzda görmeyi gerektiren faaliyetler dışında kalanlar hariç hepsi için evet yanıtını rahatlıkla verebiliriz. Ancak aynı soruları bir zihin engelli açısından sorduğumuzda yukarda sorduğumuz soruların hiçbirine evet yanıtını veremeyeceğimiz aşikârdır. Hal böyleyken nasıl olur da körlerle zihinsel engelliler aynı biçimde özürlü olarak değerlendirilir. Bu sorunun en çok sıkıntı yaratan kısmı da şu; bir körle bir zihinsel özürlü 2022 sayılı yasa çerçevesinde maaş alıyor.

Bir tarafta üretebilen, kendine yetebilen, günlük yaşama katılan bir insan diğer tarafta kendi ihtiyaçlarını karşılayacak durumda olamayan, bağımlı bir insan… Söyler misiniz? Bu iki insanı aynı şekilde değerlendirmek mümkün mü? Evet, belki ikisi de insan! Bu açıdan her ikisi de değerlidir ama uygulanan yasal mevzuat kesinlikle uygun değildir. Elbette sosyal devlet ilkesinden hareketle devlet engellilere bakmakla yükümlüdür. Ancak uygulanacak mevzuat engelli kişilerin engellerine göre ayrı ayrı belirlenmelidir. Ben bir kör olarak hâlihazırda Türkiye’de uygulanan bu yasayı yani maaş uygulamasını doğru bulmuyorum. Tamamen rendice edici bir uygulama. İnanıyorum ki hiçbir kör insan bu uygulamayı tasvip etmemektedir.

Öte yandan körlerin, düzeltildi denmesine rağmen hala sorun yaşadıkları bir alan daha var. Bankalarda para yatırılırken çekilirken eski bir uygulama olan gören bir insanın şahit gösterilmesi durumu hala ilkel bir uygulama olarak devam etmektedir. Bu sorunu daha birkaç gün önce Sivas’ta bir özel bankada kendim yaşadım.

BU AYRIMI YAPTIKTAN SONRA, GÖREN VE GÖRMEYEN İNSANLAR ARASINDA SPORTİF FAALİYETLERDE YAŞANAN BİR SIKINTIYI DA DİLE GETİRMEKTE YARAR VAR; ULUSLARARASI SPOR MÜSABAKALARINDA SPORCULARIN KENDİ ÜLKELERİNE DÖNDÜKTEN SONRA, eğer dereceye girmişlerse federasyondan ödül alabilmeleri için yapılan şampiyonaya belli sayıda ülkenin örneğin 15 ülkenin katılmış olması şartı aranır. Ancak sakatların özellikle körlerin görece spor yapmaları son yıllarda gelişme gösterdiği için hem ulusal hem de uluslararası düzeyde katılım henüz çok azdır. Bu nedenle gören sporcular için uygulanan ödül yönetmeliğinin körler için de uygulanıyor olması da bana kalırsa çok büyük bir talihsizliktir. Bu şartlarda mağdur olan birçok görmeyen birey hem isteklendirme hem de harcadıkları emek açısından hüsrana uğramaktadırlar.

Umarım yeni dönemde özürlülerin yaşadıkları bu sosyal sorunlar hem yasal mevzuat açısından hem de uygulanabilirlik açısından bir çözüme kavuşur.

Ötekileşmenin burada tek bir boyutta yaşanmadığını tartıştım. Durup baktığımızda “ötekileştirme” modernizmin ürettiği bir pratiktir. Sosyolojik anlamda cemaat bağlarının güçlü olduğu pre-modern dönemde bu tür bir olguyla karşılaşmamamız böyle bir sonuca varmamıza neden olur. Son kertede ötekimizle yüzleşmediğimiz ve dahası onunla barışmadığımız müddetçe tüm bu bahsettiğim sosyal gerçeklikler var olacaktır ve patolojik durumların ortaya çıkması önlenemez bir hal alacaktır.


©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak göstermek ve izin almak etik kuraldır.

 

 



Editörler




Google
 

 


 


KURUMSAL VE BİREYSEL İŞ İLANLARI

 


 

SOSYAL MEDYA




 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.