AİLE REFAHI


Koruyucu Anne Baba Tavrı ve Oblomovculuk

Ramazan ALTUNÖZ
didadi@mynet.com
Sosyal Hizmet Uzmanı / Social Worker

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji
 

 

     
İvan Aleksandroviç Gonçarov her ne kadar Tolstoy, Dostoyevki ve Çehov kadar olmasa da çok ünlü ve önemli bir Rus yazarıdır. 1812 yılında Simbirsk’te zengin bir tüccarın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Asilzadelerle birlikte okumuş, Moskova üniversitesini bitirdikten sonra da 33 yıl boyunca memurluk yapmıştır.1847 de ilk yapıtı Alelade Bir Hikaye’yi ardından 1849 da Oblomov’un Rüyası’nı yayımlandı. Nihayet 1857 de Oblomov romanını bir ay gibi kısa bir zamanda yazdı. Daha sonra dünya turuna çıkmış ardından birkaç roman daha yazmıştır. Gonçarov 1891 yılında öldü.
Oblomov Rusya’da bir efsane haline gelmiştir. Rusya’da okuma yazma bilen herkesin bu romanı okuduğu rivayet edilir. Bizi ilgilendiren bu kitabın ne kadar okunup okunmadığı değil; daha çok psikolojinin henüz bir bilim olarak varolmadığı bir dönemde böyle bir kitabın yazılabilmiş olması ve koruyucu anne- baba tavrının bir insanın kişiliğini, geleceğini dolayısıyla hayatını nasıl etkilediğini ayrıntılı olarak gözlerimizin önüne serebilmesidir. Ki Oblomov’un önsözü ‘Rus edebiyatının hiçbir kahramanı, ne Raskolnikov, ne Mişkin, ne Prens Andrey eski Rus insanını, hatta bütün doğuluları Oblomov kadar açıklıkla, en özlü yanıyla temsil etmez’ diye başlamaktadır. Aslında sadece Rusları değil gerçekten bütün doğu ve Ortadoğu insanını ne kadar güzel analiz ettiğini görmekteyiz.
Günümüzde bile ülkemizin herhangi bir bölgesinde birçok anne babanın çocuğunu, özellikle erkek çocuklarını ne kadar koruyucu bir tavırla yetiştirdiğine tanık olabiliriz. Bunun altında yatan temel neden birçok aile danışmanı ve psikiyatr’a göre annenin ilgisizlik yüzünden mutsuz olması ve mutsuzluğunu çocuğuyla daha çok ilgilenerek gidermeye çalışması olarak açıklanmaktadır. Bu görüş daha çok feodalizmi tamamen aşmış batı toplumları için geçerli olabilir. Oysa ülkemizde ve Ortadoğu’daki birçok halk kültürel bağlamda henüz feodalizmden tamamen kopamamıştır. Bunu etkisindeki ciddi bir nüfus grubu hala erkek çocuğunu soyunun devamı olarak görmektedir. Bundan dolayı Sadece anne değil! Baba, nine, dede ve hatta yakın akrabalarda işin içinde yer almaktadır. Bu yüzden koruyucu tavrı sadece annenin mutsuzluğuna bağlamak yetersiz bir dayanak olur.
Feodal düzen kültüründe çevre ve ailenin erkek çocuğunu soyun devamı olarak görmesinden kaynaklı erkek doğuramayan birçok kadın ciddi boyutlarda sosyal ve ruhsal baskıya maruz kalmıştır. Bu durumdaki anneler dışlanmış, aşağılanmış ve horlanmıştır. Sadece geçmiş dönemlerde değil günümüzde de ülkemizin belli bölgelerinde ve Ortadoğu’nun bir kısmında bu durum kısmen devam etmektedir. Bundan dolayı erkek doğurabilmek için birçok kadın düşündüğünden daha fazla doğum yapmak durumunda kalmıştır. Ardarda gelen doğumların kadının sağlığına olan olumsuz etkilerinin yanı sıra bir türlü erkek doğuramamanın verdiği psikolojik baskı ve çevrenin olumsuz bakışı Ortadoğulu bir sürü halkta erkek çocuğunu anne nezdinde bir statü aracı haline getirmiştir.
Birçok anne içinde yaşadığı bu kültürel değerlerden dolayı erkek çocuğunu kız çocuklarından daha değerli görüp onu daha büyük bir özenle koruyup büyütme davranışına doğru yönelmek durumunda kalmıştır. Bu durum feodal düzenin bir kültürü olarak bu kültüre ait kadınların bilinçaltına yerleşmiş ve anneden anneye sosyal kalıtım diyebileceğimiz bir yolla aktarılmış ve aktarılmaya devam etmektedir. Bu tutum birçok kız çocuğunun özellikle anne tarafından sevilmediğine inanmasına veya erkek kardeşine nazaran kendisine karşı neden ayrımcılık yapıldığını anlamamasına yol açmaktadır. Buna benzer durumların halen çalışmakta olduğum Çukurova Üniversitesi Mediko-Sosyal Merkezinde yapmış olduğum danışmalarda birçok defa karşıma çıktığını da vurgulamak isterim.
Oblomov feodal düzen döneminde Rus derebeyi sınıfının çocuğudur. Aslında o geçiş döneminin insanıdır. Nitekim okuldan sonraki yaşamı, kısa süre memuriyet dönemi ve yaşamının sonuna kadar süren çalışmadan hayal dünyası ile gerçek dünya arasında bocalamalarla geçen dönem kapitalizme geçişi temsil eder. Atalarından kalan geniş toprakları ve köleleri vardır. Dolayısıyla Oblomov da ailesi tarafından soyunun devamı olarak görülmektedir. Hayatında hiç sıkıntıya yer yoktur. Genelde istediği her şey yapılmıştır. Ailesinin kıymetlisidir. Şımartılmış, red edilmenin ne olduğunu beklide hiç bilmez. Emek harcamadan hem de en iyi koşullarda yaşamaya alıştırılmıştır. Korunmuş ve kollanmıştır.
Ve bir gün Oblomov büyüyüp evden dışarı çıkar. Oblomovka’yı yani baba ocağını terk eder. Yanında iki bakıcısıyla beraber yeni bir dünyaya yelken açar. Bir süre memurluk yapar. Fakat ona da uzun süre katlanamaz. Çünkü disipline ve sıkı çalışmaya alışık değildir. Burada şehrin iyi bir semtinde küçük bir ev tutmuş çiftliğinden gelen paralarla yaşamaya çalışmıştır. Şehirdeki kültür sanat etkinliklerine katılmaya, kitap okumaya ve plan yapmaya çalışarak hayallere dalar, uyanır sonra bir daha dalar. Günler birbirine benzeyen bir kısırdöngü içinde yuvarlanıp geçerken değişen zaman ve koşullara ayak uyduramadığını hayat kalitesinin gitgide düştüğünü ve bu yüzden sürekli çocukluğunu, çocukluğunun geçtiği Oblomovka’yı düşlediğine tanık oluruz.
Nitekim ruhbilim alanında çalışan birçok insan, çocuğun ilk yıllarındaki yaşantısının sonraki yaşama çok ciddi etki ettiğini belirtmektedirler. Başta ruhbilimin kurucusu Sigmund Freud psiko-seksüel gelişim kuramıyla bu durumu ortaya koyarken; Yine aynı yoldan devam eden Erikson’da işin boyutuna çevreyi de katarak psiko-sosyal gelişim kuramını geliştirip insan davranışlarını açıklamaya çalışmıştır. Ülkemizin önemli ruhbilimcilerinden ve yaklaşık 4 yıl Erikson’la beraber çalışan Profesör Dr. Orhan Öztürk ‘Uzun gelişme ve büyüme sürecinde verilecek bakıma, korunmaya bağımlı insan yavrusu, kendisine bakım ve korumayı sağlayan kişilere bağlanır’. Demektedir..
Konuyu koruyucu anne baba davranışlarının bağlamında ele almak gerekirse Profesör Dr.Haluk Yavuzer’e kulak verelim: Koruyuculuk çok sık rastlanan bir ana-baba tutumu olarak karşımıza çıkar. Ana-babanın aşırı koruması, çocuğa gerektiğinde fazla kontrol ve özen göstermesi anlamına gelir. Bunun sonucu olarak çocuk diğer kimselere aşırı bağımlı, güvensiz, duygusal kırıklıkları olan bir kişi olabilir. Bu bağımlılık çocuğun yaşamı boyunca sürebilir ve aynı koruyucu tutumu gelecekte eşinden bekleyebilir. Daha çok anne-çocuk ilişkisinde ortaya çıkan bu aşırı koruyuculuğun ardında, annenin duygusal yalnızlığı yatmaktadır. Aşırı koruyucu görünümündeki anne, çocuğuyla öylesine bütünleşir, ona öylesine kalkan olur ki 2 yaşlarında çatal kaşık kullanabilen çocuğa 8-9 yaşlarına gelse de eliyle yemek yedirir. Kendi yatağında uyutur. Böylesine koruyucu yaklaşım çocuğun özerkliğini ( kendi kendini yöneten) bir birey olmasını engeller. Sosyal gelişimini zedeler, bağımlı bir kişilik olmasına neden olur. Çocuk kendini gruba kabul ettirmek için zaman zaman toplumdışı ve isyankar davranışlara başvurabilir.
Nitekim bu özelliklerin birçoğunun Oblomov’da mevcut olduğunu kitabı okuyan herkes görür. Oblomov en başta bakıcısı Zahar, Zaharın karısı Anisya ve diğer kölelerine, en yakın dostu Andrey Ştoltz’a ve duygusal ilişki içinde bulunduğu kadınlara bağımlıdır. Zahar olmadan düğmelerini ilikleyemez, çoraplarını bile giyemez, arkadaşı Ştoltz olmadan hayatta hiçbir ciddi karar alamaz veya girişim yapamaz, köleleri ve çiftliği olmazsa zaten Oblomov diye bir karakter olamazdı! Çünkü ona bu tembel hayatı sağlayan para oradan geliyor.
Oblomov güvensiz ve duygusal kırıklıkları olan bir karakterdir. Güvensizliği başkalarına yönelik olmaktan daha çok kendisine yöneliktir. Öz güven eksikliği çok ciddi boyuttadır. Hayatının çoğu plan kurmak ve yapacaklarını hayal etmekle geçmesine rağmen bunları gerçekleştirmek adına hiçbir zaman somut bir adım atamaz. Girişkenliği hiç yoktur. Nitekim bu özgüvensizliği duygusal yaşantısına da yansımıştır. Olga Sergeyevna’ ile olan uzun ve karışık ilişkisi bu durumu tam yansıtır. Ona aşık olur, aşkını ilan edinceye kadar, erir biter, birçok sıkıntı çeker, zor açılır, sonra onsuz yapamaz, ona alışır, hayatta aradığı kadının o olduğu düşünür ama sonunda ondan vazgeçer. Çünkü kendini Olga Sergeyevnaya layık görmez. Uğrunda eridiği, bittiği kadına kendini yetersiz görür ve ilişkiyi bitirir. Ve yine kısırdöngüsü başlar. Kendini yeniden bırakır. Yeniden hastalanır, uyur ve hayallere dalar. Ve Olga onun en yakın arkadaşı ve romanın güçlü karakteri Ştoltz’la evlenir.
Ondan sonra hayatına giren Agafya Matveyena önce ev sahibi sonra Oblomovun dolandırlması için kullanılan kadın, daha sonra kendini Oblomova kendini adamış bir gönüllü ve en sonunda yine kendini Oblomava adamış bir eş olarak karşımıza çıkar. Agafya Matveyena Oblomovun sosyal statü açısından dengi olmasa da tam aradığı kadındır. Oblomov ona bağlanır. Çünkü Matveyevna Oblomovu çocuğu gibi korur kollar, sıkıntı çekmemesi için elinden gelen her şeyi yapar. Tıpkı annesi gibi korur. Bunun karşılığında Oblomovdan bir şey beklemez. Tabi sonunda evlenir ve çocukları olur. Buna karşın para dışında evin bütün sorumluluğu yine kadının üzerindedir. Ki Oblomov parayı kendi kazanmıyor:atalarından kalan toprakların işletilmesinden geliyordu
Gitgide durumu kötüleşen çiftliği merak etmez. Çiftliği toparlamak, köleleri idare etmek, daha fazla para kazanmak, daha iyi bir yaşam elde etmek için yatırım yapmak gibi girişkenlikleri olmadı. Hatta kahyaların onu dolandırmalarına karşın ve çiftliğinde yaşayan köylülerin gitgide dağılmasına karşın yine hiçbir şey yapmaz. Saftır, iyi niyetlidir, herkesi kendi gibi sanır, herkese inanır, planları ve hayalleri vardır. Ama hiçbir zaman hiçbir adım atmaz ve iş yine her zaman romanın güçlü karakteri Andrey Ştoltz’a kalır. Ara sıra birden araya girer Oblomovun çevresindeki parazit ve dolandırıcı takımını temizler, çiftliği toparlar ve sağlam bir kahyaya teslim eder: Yani Oblomovun hayatını düzene koyar sonra kendi dünyasına, koşuşturmasına devam eder. Aslında Ştoltz Oblomovu koruyan baba rolüyle özdeştirilmiştir.
Oblomovun onu kullanmak isteyen birkaç işgüzar dışındaki tek ve gerçek arkadaşı Andrey Ştoltz’tur. Genelde sosyal çevresi dardır. Zamanının çoğu yatarak yemek yiyerek, hayal kurarak ve hastalıklarla boğuşarak geçer. Çok nadiren kitap okur, çok nadiren resim galerisine, tiyatroya ve şehirdeki davetlere gider. Ki bunları bir süre sevgilisi olan Olga Sergeyevna ve arkadaşı Ştoltz’un telkinleriyle yapmıştır. Agafya ile tanıştıktan sonra da evden pek dışarı çıkmamış, çok kişiyle görüşmemiştir. Gerçek Oblomov kimliği bu süreçte daha çok pekişmiştir. Çünkü Agafya Matveyevna ile başlayan süreç ona Oblomovka’daki yaşantısını çağrıştırmıştır. Onu koruyan kollayan ve bütün ihtiyaçlarını karşılayan tıpkı annesi gibi onu şımartan bir kadın bulmuştur. Agafya Oblomovu olduğu gibi kabul etmiş Olga gibi onu bir şeyler yapmak için yönlendirmeye çalışmamıştır. Bir nevi farkında olmadan Oblomovluk teriminin lügata girmesine ciddi bir katkısı olmuştur. Nitekim roman Ştoltz’un söylemiyle şöyle son bulur:
- Zekaca kimseden aşağı değildi, tertemiz billur gibi bir ruhu vardı, asil heyecanları olan bir insandı. Ama hiçbir şey yapmadı.
- Niçin? Ne yüzden?
- ne yüzden mi? … oblomovluk!
- Oblomovluk mu o da ne demek?
Oblomovluk başka insanlardan zeka ve duygusal yönden herhangi bir eksiği olmayan bir insanın hiçbir şey yapmaması! Aslında kapasitesi, alt yapısı olmasına karşın bunu çeşitli nedenlerden dolayı kullanamayan bir kişiliktir. Yani tembel tembel oturup, uykuya, hayallere dalma ve hassas olma durumudur. Kendine güvenmeyen, sosyal çevresi az olan ve hayatını değiştirmek için bir çaba harcamayan insan tipidir. Tembel, uykucu, gamsız, durağan, sakin, ürkek, rahat, duygusal, kırılgan asosyal ve hayalperest Oblomovluğun başlıca özellikleri olarak sayılabilir. Çevremizde bu özelliklerin hepsi olmasa da birkaçını taşıyan bir sürü insan görürüz. Bu tarz karakterlere sahip insanların varlığının temel nedeni büyük oranda aşırı koruyucu anne-baba tavrıdır.
Kitabın önsözünde yer alan bir ifadeye göre 1917 Ekim devriminin önderi Wladimir İlyiç Lenin Rusya da 3 devrim gerçekleşmesine karşın Oblomovluğun bir türlü bitmediğini; Oblomovların her yerde olduğunu burjuvaların, işçilerin, sanatçıların, esnafın ve memurların içinde olduğu söyler. Nitekim Oblomovluk koruyucu anne baba tavrı varoldukça devam edecektir. Koruyucu tavır anne-babaların öykülerinde yer alan:
- Annenin mutsuzluğu ve babanın ona karşı ilgisiz davranması
- Çocuğun soyun devamı olarak görülmesi,
- Feodal kültürün kadına olan etkisi,
-Çeşitli nedenlere bağlı eşler arası geçimsizlik
-Kötü çocukluk evresi
- Çocuğun tek olması,
- Daha önceki gebelik dönemlerinde annenin düşük yapması,
- Ailede ilk çocuk olması,
- Ailede kayıpların (ölümlerin) ve hastalıkların belli bir dönemde çok olması gibi nedenlerin bir veya birkaçına bağlı olarak gelişebilir. Birçok anne-baba koruyucu tavırla çocuğuna iyilik yaptığını düşünürken tıpkı Oblomov örneğinde olduğu gibi aslında kötülük yaptığının farkında olmamaktadır. Bu anlamda çocuğu olan her ailenin aile danışmanlarından destek almasında fayda vardır.

 
 

 
BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org