Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

KÜRESELLEŞMENİN BARBAR DOĞASI 1

Aziz ŞEKER/Sitemiz yazarı
Sosyolog Gökhan KURT

   Küreselleşme, günümüz dünyasında en çok tartışılan sosyo ekonomik olguların başında gelmektedir. Eşitsizleştiren ve bunu derinleştiren küreselleşme olgusu hakkında belirtilmesi gereken ilk şey, onun kavram olarak yeni olmasına karşın içeriğinin yeni bir şey olmadığı gerçeğidir. Öyle ki, düşün adamları 20. yüzyılın son yıllarını karakterize eden sosyo-ekonomiye siyasal ve kültürel değişim ve dönüşümleri tanımlamada farklı yollar işlemiştir. Ancak 20. yüzyılın son yıllarını adlandırmada tanımlamada düşünürlerce öne çıkarılan ana kavram, kuşkusuz ki küreselleşme olmuştur (Kızılçelik, 2001: 1).



Düşün adamlarınca küreselleşme kavramı üzerinde halen ortak bir tanıma ve anlayışı birlikteliğine ulaşıldığı söylenemez. Günümüzde herkesin dilinden düşmeyen küreselleşmenin özellikle anlamına tam olarak uygun kullanılmasa da içeriğine ilişkin argümanlar ileri sürülmesine ve bizatihi kendisi bir sorunsal olarak tartışılmasına karşın neliği netleşmemiştir. Çünkü küreselleşme ile birlikte aynı zamanda, yenidünya düzeni, postmodernizm, yerelleşme ve neo-liberalizm gibi anlayışlar entelektüel alanda tartışılmaya başlanmıştır (Kızılçelik, 2001: 3). Ve bu tartışmalar değil mi ki, dünyayı algılamaya çalışmamızın gerekçesi?

Küreselleşme son çeyrek yüzyılın en gözde konularından birini oluşturmakta, akademik ve siyasi çevrelerde çeşitli boyutlarıyla tartışılmaktadır. Kimi yazarlar küreselleşmeyi çok daha önce başlayan bir sürecin devamı olarak algılarken, kimi yazarlarca geçmişten farklı, özellikle son çeyrek yüzyılda enformasyon teknolojileriyle öne çıkan bir süreç olduğu belirtilmektedir.

Bazıları küreselleşmenin tamamıyla bir mit olduğunu ya da çoğunlukla uzun-süreli yönelimlerin bir devamı olduğunu ileri sürmektedirler. Söz konusu bu kişiler için, küreselleşme yeni liberallerin bir icadıdır. Diğer kutupta ise, küreselleşmenin sadece gerçek değil, aynı zamanda son derece yaygınlık kazandığını söyleyen yazarlar ve politika-üreticileri bulunmaktadır (Giddens, 2000: 40).

Bu farklılık sol eğilimli araştırmacılar için emperyalizmin farklılaşmış bir 'mutant' versiyonu, sağ eğilimli araştırmacılar için ise liberal bir cennet modeli olarak özellikle 1990'ların ikinci yarısından itibaren tartışmalarda yerini almıştır (Karadeli, 2005: 4).

Yine küreselleşmenin doğasına ilişkin farklı görüşler ileri sürülmektedir. Wallerstein'a göre, 1990'lar küreselleşme söyleminin sağanağı altında geçti. Neredeyse herkes şu anda ve ilk kez bir küreselleşme çağında olduğumuzu söylüyor. Küreselleşme her şeyi değiştirmiştir: Devletlerin egemenliği gerilemiş, herkesin piyasa kurallarına direnme yeteneği yok olmuş, kültürel özerklik imkânımız neredeyse hükümsüzleşmiş ve bütün kimliklerimizin istikrarı ciddi biçimde sorgulanıyor olmuş. Bu farazi küreselleşme durumu kimilerince övülürken, kimilerince hayıflanacak bir şey olarak görülmüştür (2004: 47).

Dünya çapında toplumsal ilişkilerin yoğunlaşması olarak küreselleşme, sadece ya da öncelikle ülkelerin ekonomik açıdan karşılıklı bağımlılıkları anlamına gelmemekte, fakat içinde yaşadığımız dönemde zamanın ve mekanın dönüşümü ile ilgili bir kavramdır. Ekonomik olsun ya da olmasın uzakta meydana gelen hadiseler bizleri önceki dönemlere göre daha doğrudan ve anında etkilemektedir. Öte yandan bireyler olarak kararlar etkileri bakımından küresel etkiye sahiptirler. Örneğin, sağlık amacıyla bireylerin uyguladıkları diyetler, belki de dünyanın öteki ucunda geçimini gıda üreticisi olarak temin eden insanları etkilemektedir (Giddens, 2000: 42).

Kongar'a göre, küreselleşmenin çok kısa olarak iki kaynağı var. İletişim-bilişim devrimi ve Sovyetlerin çökmesi, soğuk savaşın bitmesi. Küreselleşme üç ayaklı bir olay: Siyasal olarak Birleşik Amerika'nın dünya liderliği ve dünya jandarmalığı. Ekonomik olarak uluslararası sermayenin egemenliği. Kültürel olarak iki kolu var, tekdüze bir tüketim kültürünün empoze edilmesi ve kültür farklılığı olan her gruba ayrı siyasal özerklik verilmesi eğilimidir ( 2003: 29).

Küreselleşme, malların, hizmetlerin, paranın, teknolojinin, fikirlerin, enformasyonun, kültürün ve halkların hızlı ve sürekli bir biçimde sınır ötesine çıkışı şeklinde tanımlanmaktadır. Küreselleşme bir dizi ekonomik, politik, teknolojik ve toplumsal bileşiminden doğan bir süreç olarak da kavranabilir.

Tüm bu tanımlamalara karşın küreselleşmenin tarihine bakıldığında, küreselleşme eski bir süreci tarif eden yeni bir olgudur. Kürerselleşme olgusunun tarihselliğine ilişkin geniş bir literatür bulunmaktadır. Bu literatürü irdelemeden önce belirtilmesi gereken nokta, küreselleşme retoriği üzerindeki vurgunun esasen kapitalist ekonomik sistemin kendisi olduğudur. Dolayısıyla küreselleşme, özde tarihsel bir sistem olarak kapitalizmin, modern ekonomi-politiğidir.

Kapitalist ekonomik sistem, yani modernlik "yapısal olarak küreselleştiricidir" (Giddens, 1998: 66). Yine, bu kapitalist ekonomik sistem her şeyin metalaşması yoluyla sonsuz sermaye biriktirilmesi önceliğine dayanan bir sistemdir (Wallerstein, 1999: 20). Bu nedenle kapitalizmi anlamak ve onun üzerinde konuşmak, yaşadığımız çağın gerçekliğinin anlaşılmasında oldukça önemlidir. Bugün, kapitalizmin ördüğü ve biçimlendirdiği bir dünyada yaşıyoruz o nedenle, kapitalizmin doğru tahlil edilmesi gerekir (Kızılçelik, 2004a: 145).

20. yüzyılın sonlarına doğru en çok tartışılan kavram olan küreselleşme yeni bir şey değildir. Aslında küreselleşmeden bahsettiğimizde genellikle kast edilen süreçler aslında hiç de yeni değil, yaklaşık beş yüz yıldır vardır (Wallerstein, 2004: 47). Amin'e göre, küreselleşmenin (globalleşme) kendisi beş yüzyıl önce Amerika'nın keşfiyle başlayıp Aydınlanma Çağı'nın evrenselliğinde devam ettiği için pek yeni bir şey değildir (1993: 11). Elwood'a göre, ise küreselleşme aslen beş yüzyıl önce başlayan Avrupa sömürgecilik dönemiyle beraber küresel ekonominin bütünleşmeye başlamasıdır. Ancak, bu süreç son çeyrek yüzyılda bilgisayar teknolojisindeki patlama, ticari engellerin kaldırılması ve çok uluslu şirketlerin politik ve ekonomik güçlerin artmasıyla hız kazanmıştır (2003: 13).

Ve kapitalizm, yaklaşık 500 yıl önceki başlangıcından bu yana küresel bir olgu olarak canlılığını sürdürmektedir (George, 2005: 24).

Şaylan'a göre, kapitalizmin tarih sahnesine çıktığı andan itibaren küresel bir özellik taşıdığı söylenebilmektedir. Bir bakıma küreselleşmenin 15. yüzyılın sonunda dünyayı dolaşmayı başaran Vasco da Gama ile başladığını söylemek yanlış olmayacaktır. Kapitalizmin kendini yeniden üretebilmesinin koşulu olan sermaye birikimi için bir taraftan ticaretin diğer taraftan da para hacminin sürekli gelişmesi gerekmektedir. Bu nedenle, kapitalizm başlangıçtan itibaren küreseldir ( 2003: 37).

Tarihsel bağlamda küreselleşme, Batı dünyasının sosyal, ekonomik, politik ve kültürel temelleri olan kapitalizmin ve emperyalizmin yeni adıdır. Küreselleşme, kapitalizmle yaşıttır ve onunla eş anlamlıdır; dolayısıyla iddia edilenlerin tersine yeni bir süreç değildir. Küreselleşme, 16. yüzyılda temellenen, ancak 19. yüzyılda dünya toplumlarına önemli ölçüde nüfuz eden kapitalizmin, günümüzde yer küreyi kaplaması ve dünyanın tamamına yayılmasıdır (Kızılçelik, 2004b: 51). Görülüyor ki, küreselleşme, emperyalizmin yerine geçen bir kavramdır, emperyalizmin yeni adıdır (Boratav, 2004: 28). Küreselleşme emperyalizmin yeni ideolojisidir ve gücünü esasen alternatifsizliği iddiasından almaktadır.

Küreselleşme, daha çok ekonomik alanda ön plana çıkmıştır. Küreselleşme, kökünden de anlaşılabileceği gibi genellikle ekonomi ve dünyayı içine alan ekonomi ile ilgili bağlantılar şeklinde anlaşılmaktadır (Giddens, 2000: 41). Bu yüzden küreselleşmenin dinamikleri, kapitalizm dinamikleriyle özdeştir.

Kuşkusuz, kapitalizm, her şeyden önce, tarihsel bir toplumsal sistemdir (Wallerstein, 2002: 11). Temel iktisadi amacı veya yasası sınırsız sermaye birikimi olan kapitalizmin zamanla ve mekânla sınırlı olduğunun bilinmesi de gerekir.

Tarihsel sistemin doğuşunun 15. yüzyılın sonları Avrupa'sında yer aldığı, 19. yüzyılın sonlarına doğru tüm yerküreyi kaplayacak şekilde mekân içinde de genişlediği, bugün hâlâ tüm yerküreyi kaplamakta olduğu bir gerçekliktir. Wallerstein'in bildirdiği üzere, kapitalist bir dünya dünya-sistemi, uzun 16. yüzyıldan itibaren bu yana var olagelmiştir. İlk olarak yalnızca yerkürenin bir bölümünde, öncelikle Avrupa'nın çoğu bölgesinde yaratıldı. Nihayetinde, içsel bir dinamikle genişledi ve tedrici olarak yerkürenin başka bölgelerini kendi yapısına dahil etti. Modern dünya-sistemi coğrafi bakımından ancak, 19. yüzyılın son yarısında küresel hale geldi ve ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında, yerkürenin iç tarafları ve daha uzak bölgeleri fiilen entegre etti ( 2001: 19).
   ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak göstermek ve izin almak etik kuraldır.




Bize Ulaşın