Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

KÜRESELLEŞMENİN BARBAR DOĞASI 3

Aziz ŞEKER/Sitemiz yazarı
Sosyolog Gökhan KURT

   Küreselleşme sürecinin en önemli süreçlerinden biri olan sermayenin yapısı, akışı da değişmiştir. İçerik, sömürü denkleminde aynı kalmak koşuluyla biçimde şuh oynamalar olmuştur. Küreselleşmeyle birlikte sermaye akışları hızlanmış, gümrük engelleri ve kısıtlamaları kaldırılmış, ticaret ve serbest müdahalelerin yoğunlaşmasıyla paradan para kazanma yani havadan kazanç önemli hale gelmiştir. Keynes'in yıllar öncesinden işaret etmiş olduğu ve 'Casino Capitalizm' (kumarhane kapitalizmi) olarak nitelendirdiği bu durum, günümüzün reddedilemez ve belirleyici bir gerçekliği haline gelmiş bulunuyor. Kumarhane kapitalizmin temel özelliği, spekülatif kazançların giderek ağırlıklı bir yer kazanmasıdır ve bugün de görünen bundan başkası değildir (Işıklı, 2002a: 115).






 
  Kumarhane kapitalizminde üretmeyen, iş alanları yaratmayan, ama sınırsız kâr elde etme olanağına kavuşmuş bulunan bir sermaye türü ortaya çıkmıştır. Faiz, repo, borsa oyunları, döviz ticareti gibi değişik kılıklarda ortaya çıkan faaliyetlerin ürünü olan bu sermaye türünün ortak özelliği spekülatif olma özelliğidir. Yani insansızlığıdır!

Küresel kumarhane hakkında düşünür Chomsky ise şu rakamları vermektedir: 1971'de uluslararası mübadele içindeki sermayenin % 90'ının kaynağı reel ekonomiydi. % 10'u ise spekülasyon kaynaklıydı. Bu gün ise kapitalin % 95'inin spekülasyon kaynaklı olduğu tahmin ediliyor. Kalan pek küçük bir oran reel ekonomiden geliyor (Robert ve Zarachowicz, 2003: 50). Söz konusu olan sanayi kapitalizmi değildir artık, söz konusu olan finans kapitalin kayganlığıdır.

Elwood'a göre: son otuz yılın en büyük ve tehlikeli değişimi küresel finans alanında yaşandı. Şirketler birbiri ardı sıra yabancı sermaye yatırımlarının önündeki engelleri azalttıkça, dünya çapında döviz işlemleri hacminde bir patlama oldu. Günlük ortalama döviz ticareti 1980'de toplam 80 milyar dolar değerindeyken bugün küresel döviz piyasalarında günde 1,5 trilyon doların el değiştirdiği tahmin edilmektedir (2003: 67). Öyle ki, bu paranın sadece yüzde biri yeni zenginliklerin yaratılmasına ayrılmıştır, geri kalanı ise spekülatif niteliktedir (Tanilli, 2002: 396).

Küreselleşme, ekonomik bakımından dünyada daha büyük eşitsizliklerin ve adaletsizliklerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Küreselleşme ile hem ulusal hem de uluslararası boyutta bir eşitsizlik yaratılmıştır. Günümüzde toplumsal eşitsizliklerin temel kaynağı küresel korsanlardır!

Neoliberal politikalar sonucu üretimin esnekleştirilmesi ve sermaye akışlarının hızlanması ile küresel kumarhanede bahisler artmaktadır. İlginçtir ki, küresel kumarhanede kaybedenler genelde gelişmekte olan ülkelerdir. Oysa bu ülkelerdeki krizlerin ana nedeni de spekülatif sermaye hareketleridir. Bu krizlerin bariz örneklerinin toplumsal sonuçlarını Güneydoğu Asya, Rusya, Arjantin ve Türkiye'de gün içinde yapacağımız sosyal gözlemlerde de görebilmekteyiz.

Küreselleşmenin diğer önemli boyutu ise toplumsal boyutudur. Küreselleşmenin toplumsal boyutunda göze çarpan ve en çok eleştirilen yönü eşitsiz ve adaletsiz bir dünya meydana getirmesidir. Küreselleşmenin ekonomik boyutu daha fazla ön plana çıkmasına rağmen sosyal koruma sistemleri ihmal edilmiştir. Küreselleşme süreci ile zengin daha zengin olurken yoksul daha fazla yoksullaşmıştır. Doğası gereği küresel kapitalizm tarihsel olarak kutuplaştırıcı bir sürece sahiptir. Kutuplaşma şu ya da bu durumun özel ve somut koşullarının sonucu değil, dünya çapında birikim yasasının bir sonucudur (Amin, 2000: 8).

Dizginlenemeyen piyasa ekonomisi nedeniyle günümüzde toplumsal kesimler arasında derin eşitsizlikler ortaya çıkmıştır. Dünya üzerinde veya bir ülke içinde insanlardan % 20'si toplam gelirin % 80'ini alırken, geriye kalan % 80'inin sadece kalan % 20'yi paylaşmak durumunda olduğunu görüyoruz. Birleşmiş Milletler'e bağlı kuruluşlar tarafından ülkelerin içindeki ve ülkeler arasındaki eşitsizliklerin tavana vurduğu sonucuna varan sayısız araştırma yayımlanmıştır. Uluslararası Çalışma Örgütü'ne (ILO) göre dünya nüfusunun yarısı, daha doğrusu 3 milyar insan yoksulluk içinde yaşamakta ve dünyanın en zengin % 20'si ile en yoksul % 20'si arasındaki oran son 40 yıl içinde ikiye katlanmış durumdadır (George, 2005: 35)

Küreselleşmenin yol açtığı eşitsizlikler de derinleşiyor. Dünyanın en zengin ülkesi olan Birleşik Devletlerde 60 milyondan fazla yoksul var; önde gelen bir ticaret gücü olan Avrupa Birliği'nde ise 40 milyondan fazla. Birleşik Devletlerde nüfusun yüzde biri, ülke zenginliğinin yüzde 39'una sahip ve dünya çapında bir gerçektir, dolar milyarderi en zengin 358 kişinin serveti en yoksul insanların yüzde 45'inin yıllık gelirinden fazladır ki, o yoksullar da 2,6 milyarlık bir kitledir (Tanilli, 2002: 397).

Küreselleşmenin önemli sonuçlarından bir diğeri dünyanın artık yaşanılmaz bir yer olduğudur. Görülüyor ki, küreselleşme dünyada adil ve insani bir düzen değil, tam tersine adaletsizliklerin, eşitsizliklerin, krizlerin, belirsizliklerin, risklerin ve kaosların başat olduğu bir düzene kaynaklık ediyor. Küreselleşme, kriz sisteminden, belirsizlik dünyasından, risk düzeninden ve kaos imparatorluğundan başka bir şey değildir (Kızılçelik, 2004b: 31).

Kapitalist ekonomik sistem, 20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın başında inanılmaz ve gittikçe hızlanan büyümesi kontrolden çıkmış ve her yere yayılan kanserli dokular yaratmış gibidir adeta (Wallerstein, 2004: 45).

Küreselleşme ile bir yandan üretim, teknoloji, bilgi, siyaset küreselleşirken bir yandan da toplumların sorunları küreselleşmiştir. Toplumsal düzeyde emekçilerin sömürülmesi yoğunlaşmış "yeni kölelik" durumu söz konusu olmuştur. Ücretlerde gerilemeler gözlenmekte, çocuk istihdamı artmakta, işten çıkarmalar yoğunlaşmakta, işsizlik sorunu yapısallaşmakta, sosyal huzursuzluklar ve şiddet artmaktadır. Dünya toplumu bir açmazlar toplumu olmuştur.

Küreselleşmenin bir başka boyutu ise kültüreldir. Küreselleşmenin kültürel boyutunda gözlemlenen en somut gerçeklik, geleneksel kültürlerin muhafazasının artık imkânsız hale gelmesidir. Küreselleşme ile kültürel yapılarda değişiklikler meydana gelmiştir. Küreselleşme aslında kültürel homojenleşmeye yol açmıştır. Ulusal kimlikler parçalanmanın eşiğine gelmiştir.

Küreselleşme, tüm dünyada çeşitlilik gösteren yerel ve yerli cemaatlerin ekonomik tabanının altını da oymuştur. Birkaç ülke hariç ve şirketçe yönlendirilen küresel medyanın artan hakimiyeti, daha çok çeşitliliğe değil, ulus ötesi şirketlerin hakimiyetindeki küreselleşmenin giderek tek tipleşen kültürüne yol açmıştır (Brecher ve diğerleri, 2002: 22-23).

Küreselleşme ile tekdüze tüketim kültürünün bütün dünyaya yayıldığını görüyoruz. Yani bütün insanlar aynı gazozu içmekte, aynı köfteyi yemekte, aynı ayakkabıyı ve aynı pantolonu giymektedir (Kongar, 2003: 27). Örneğin, Coca-Cola, Pepsi Cola; McDonald's, Burger King; Lewis, Wrangler; Nike, Adidas vs. Bu popüler kültür kaynaklı tüketim kalıpları dünyanın her yanında geniş kitleleri etkilemektedir.

İster New York sokaklarında olsun ister Nairobi, Pekin ya da Buenos Aires, Sivas, Tunceli olsun küreselleşme tamamen homojen bir ticari kültür yaratmış durumdadır. Parıltılı, klimalı alışveriş merkezlerini birbirinden ayırt etmek olanaksızdır. Fast-food lokantalar yerel damak zevkini çok az aldıran, yüksek karbonhidratlı aynı yiyecekleri satmaktadır. Gençler aynı meşrubatları aynı sigaraları içmekte, aynı markaların giysi ve ayakkabılarını giymekte, aynı bilgisayar oyunlarıyla oynamakta, aynı Hollywood filmlerini izlemekte ve Batı kaynaklı aynı müziği dinlemektedirler (Elwood, 2003: 50). Bu bakımdan denilebilir ki küresel kitle kültürü Batı merkezlidir ve daima İngilizce konuşur (Hall, 1998: 49).

Küresel tüketim kültürü her bir ülkenin kendi ulusal kültürünü çökertmeye yöneliktir. Küreselleşmenin kültürel dinamiği konumundaki tüketim kültürü insanları tüketici olarak görmeyi ve onları sürekli olarak aldatmayı sürdürmektedir. Tüketim kültüründe tek tipleştirme, sıradanlaştırma, standartlaştırma ve monotonlaştırma doruk safhaya çıkmıştır (Kızılçelik, 2004b: 61).

Son tahlilde küreselleşme, emperyalizmin maskelenmiş yüzüdür ve dünya halklarının refahına karşıdır!

Küreselleşme Karşıtı Hareketlerle Devam edecek

   ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak göstermek ve izin almak etik kuraldır.




Bize Ulaşın