Küreselleşme sürecinin en önemli süreçlerinden
biri olan sermayenin yapısı, akışı da değişmiştir. İçerik, sömürü
denkleminde aynı kalmak koşuluyla biçimde şuh oynamalar olmuştur.
Küreselleşmeyle birlikte sermaye akışları hızlanmış, gümrük engelleri ve
kısıtlamaları kaldırılmış, ticaret ve serbest müdahalelerin yoğunlaşmasıyla
paradan para kazanma yani havadan kazanç önemli hale gelmiştir. Keynes'in
yıllar öncesinden işaret etmiş olduğu ve 'Casino Capitalizm' (kumarhane
kapitalizmi) olarak nitelendirdiği bu durum, günümüzün reddedilemez ve
belirleyici bir gerçekliği haline gelmiş bulunuyor. Kumarhane kapitalizmin
temel özelliği, spekülatif kazançların giderek ağırlıklı bir yer
kazanmasıdır ve bugün de görünen bundan başkası değildir (Işıklı, 2002a:
115).
Kumarhane kapitalizminde üretmeyen, iş alanları yaratmayan, ama sınırsız
kâr elde etme olanağına kavuşmuş bulunan bir sermaye türü ortaya çıkmıştır.
Faiz, repo, borsa oyunları, döviz ticareti gibi değişik kılıklarda ortaya çıkan
faaliyetlerin ürünü olan bu sermaye türünün ortak özelliği spekülatif olma
özelliğidir. Yani insansızlığıdır!
Küresel kumarhane hakkında düşünür Chomsky ise şu rakamları vermektedir: 1971'de
uluslararası mübadele içindeki sermayenin % 90'ının kaynağı reel ekonomiydi. %
10'u ise spekülasyon kaynaklıydı. Bu gün ise kapitalin % 95'inin spekülasyon
kaynaklı olduğu tahmin ediliyor. Kalan pek küçük bir oran reel ekonomiden
geliyor (Robert ve Zarachowicz, 2003: 50). Söz konusu olan sanayi kapitalizmi
değildir artık, söz konusu olan finans kapitalin kayganlığıdır.
Elwood'a göre: son otuz yılın en büyük ve tehlikeli değişimi küresel finans
alanında yaşandı. Şirketler birbiri ardı sıra yabancı sermaye yatırımlarının
önündeki engelleri azalttıkça, dünya çapında döviz işlemleri hacminde bir
patlama oldu. Günlük ortalama döviz ticareti 1980'de toplam 80 milyar dolar
değerindeyken bugün küresel döviz piyasalarında günde 1,5 trilyon doların el
değiştirdiği tahmin edilmektedir (2003: 67). Öyle ki, bu paranın sadece yüzde
biri yeni zenginliklerin yaratılmasına ayrılmıştır, geri kalanı ise spekülatif
niteliktedir (Tanilli, 2002: 396).
Küreselleşme, ekonomik bakımından dünyada daha büyük eşitsizliklerin ve
adaletsizliklerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Küreselleşme ile hem ulusal hem
de uluslararası boyutta bir eşitsizlik yaratılmıştır. Günümüzde toplumsal
eşitsizliklerin temel kaynağı küresel korsanlardır!
Neoliberal politikalar sonucu üretimin esnekleştirilmesi ve sermaye akışlarının
hızlanması ile küresel kumarhanede bahisler artmaktadır. İlginçtir ki, küresel
kumarhanede kaybedenler genelde gelişmekte olan ülkelerdir. Oysa bu ülkelerdeki
krizlerin ana nedeni de spekülatif sermaye hareketleridir. Bu krizlerin bariz
örneklerinin toplumsal sonuçlarını Güneydoğu Asya, Rusya, Arjantin ve Türkiye'de
gün içinde yapacağımız sosyal gözlemlerde de görebilmekteyiz.
Küreselleşmenin diğer önemli boyutu ise toplumsal boyutudur. Küreselleşmenin
toplumsal boyutunda göze çarpan ve en çok eleştirilen yönü eşitsiz ve adaletsiz
bir dünya meydana getirmesidir. Küreselleşmenin ekonomik boyutu daha fazla ön
plana çıkmasına rağmen sosyal koruma sistemleri ihmal edilmiştir. Küreselleşme
süreci ile zengin daha zengin olurken yoksul daha fazla yoksullaşmıştır. Doğası
gereği küresel kapitalizm tarihsel olarak kutuplaştırıcı bir sürece sahiptir.
Kutuplaşma şu ya da bu durumun özel ve somut koşullarının sonucu değil, dünya
çapında birikim yasasının bir sonucudur (Amin, 2000: 8).
Dizginlenemeyen piyasa ekonomisi nedeniyle günümüzde toplumsal kesimler arasında
derin eşitsizlikler ortaya çıkmıştır. Dünya üzerinde veya bir ülke içinde
insanlardan % 20'si toplam gelirin % 80'ini alırken, geriye kalan % 80'inin
sadece kalan % 20'yi paylaşmak durumunda olduğunu görüyoruz. Birleşmiş
Milletler'e bağlı kuruluşlar tarafından ülkelerin içindeki ve ülkeler arasındaki
eşitsizliklerin tavana vurduğu sonucuna varan sayısız araştırma yayımlanmıştır.
Uluslararası Çalışma Örgütü'ne (ILO) göre dünya nüfusunun yarısı, daha doğrusu 3
milyar insan yoksulluk içinde yaşamakta ve dünyanın en zengin % 20'si ile en
yoksul % 20'si arasındaki oran son 40 yıl içinde ikiye katlanmış durumdadır
(George, 2005: 35)
Küreselleşmenin yol açtığı eşitsizlikler de derinleşiyor. Dünyanın en zengin
ülkesi olan Birleşik Devletlerde 60 milyondan fazla yoksul var; önde gelen bir
ticaret gücü olan Avrupa Birliği'nde ise 40 milyondan fazla. Birleşik
Devletlerde nüfusun yüzde biri, ülke zenginliğinin yüzde 39'una sahip ve dünya
çapında bir gerçektir, dolar milyarderi en zengin 358 kişinin serveti en yoksul
insanların yüzde 45'inin yıllık gelirinden fazladır ki, o yoksullar da 2,6
milyarlık bir kitledir (Tanilli, 2002: 397).
Küreselleşmenin önemli sonuçlarından bir diğeri dünyanın artık yaşanılmaz bir
yer olduğudur. Görülüyor ki, küreselleşme dünyada adil ve insani bir düzen
değil, tam tersine adaletsizliklerin, eşitsizliklerin, krizlerin,
belirsizliklerin, risklerin ve kaosların başat olduğu bir düzene kaynaklık
ediyor. Küreselleşme, kriz sisteminden, belirsizlik dünyasından, risk düzeninden
ve kaos imparatorluğundan başka bir şey değildir (Kızılçelik, 2004b: 31).
Kapitalist ekonomik sistem, 20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın başında inanılmaz
ve gittikçe hızlanan büyümesi kontrolden çıkmış ve her yere yayılan kanserli
dokular yaratmış gibidir adeta (Wallerstein, 2004: 45).
Küreselleşme ile bir yandan üretim, teknoloji, bilgi, siyaset küreselleşirken
bir yandan da toplumların sorunları küreselleşmiştir. Toplumsal düzeyde
emekçilerin sömürülmesi yoğunlaşmış "yeni kölelik" durumu söz konusu olmuştur.
Ücretlerde gerilemeler gözlenmekte, çocuk istihdamı artmakta, işten çıkarmalar
yoğunlaşmakta, işsizlik sorunu yapısallaşmakta, sosyal huzursuzluklar ve şiddet
artmaktadır. Dünya toplumu bir açmazlar toplumu olmuştur.
Küreselleşmenin bir başka boyutu ise kültüreldir. Küreselleşmenin kültürel
boyutunda gözlemlenen en somut gerçeklik, geleneksel kültürlerin muhafazasının
artık imkânsız hale gelmesidir. Küreselleşme ile kültürel yapılarda
değişiklikler meydana gelmiştir. Küreselleşme aslında kültürel homojenleşmeye
yol açmıştır. Ulusal kimlikler parçalanmanın eşiğine gelmiştir.
Küreselleşme, tüm dünyada çeşitlilik gösteren yerel ve yerli cemaatlerin
ekonomik tabanının altını da oymuştur. Birkaç ülke hariç ve şirketçe
yönlendirilen küresel medyanın artan hakimiyeti, daha çok çeşitliliğe değil,
ulus ötesi şirketlerin hakimiyetindeki küreselleşmenin giderek tek tipleşen
kültürüne yol açmıştır (Brecher ve diğerleri, 2002: 22-23).
Küreselleşme ile tekdüze tüketim kültürünün bütün dünyaya yayıldığını görüyoruz.
Yani bütün insanlar aynı gazozu içmekte, aynı köfteyi yemekte, aynı ayakkabıyı
ve aynı pantolonu giymektedir (Kongar, 2003: 27). Örneğin, Coca-Cola, Pepsi Cola;
McDonald's, Burger King; Lewis, Wrangler; Nike, Adidas vs. Bu popüler kültür
kaynaklı tüketim kalıpları dünyanın her yanında geniş kitleleri etkilemektedir.
İster New York sokaklarında olsun ister Nairobi, Pekin ya da Buenos Aires,
Sivas, Tunceli olsun küreselleşme tamamen homojen bir ticari kültür yaratmış
durumdadır. Parıltılı, klimalı alışveriş merkezlerini birbirinden ayırt etmek
olanaksızdır. Fast-food lokantalar yerel damak zevkini çok az aldıran, yüksek
karbonhidratlı aynı yiyecekleri satmaktadır. Gençler aynı meşrubatları aynı
sigaraları içmekte, aynı markaların giysi ve ayakkabılarını giymekte, aynı
bilgisayar oyunlarıyla oynamakta, aynı Hollywood filmlerini izlemekte ve Batı
kaynaklı aynı müziği dinlemektedirler (Elwood, 2003: 50). Bu bakımdan
denilebilir ki küresel kitle kültürü Batı merkezlidir ve daima İngilizce konuşur
(Hall, 1998: 49).
Küresel tüketim kültürü her bir ülkenin kendi ulusal kültürünü çökertmeye
yöneliktir. Küreselleşmenin kültürel dinamiği konumundaki tüketim kültürü
insanları tüketici olarak görmeyi ve onları sürekli olarak aldatmayı
sürdürmektedir. Tüketim kültüründe tek tipleştirme, sıradanlaştırma,
standartlaştırma ve monotonlaştırma doruk safhaya çıkmıştır (Kızılçelik, 2004b:
61).
Son tahlilde küreselleşme, emperyalizmin maskelenmiş yüzüdür ve dünya
halklarının refahına karşıdır!
Küreselleşme Karşıtı Hareketlerle Devam edecek
©Sitemize
ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak
göstermek ve izin almak etik kuraldır.