Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

KÜRESELLEŞME VE SOSYAL DÜZEN
Selma Ulusoy

   POST-MODERN TOPLUMSAL YAPI

“Baba ocağından kovuldu insanlar ya sokağa döküldüler ya gecekondulara sığınmak zorunda kaldılar. Köyler boşaldı, şehir işçisini koruyan Loncalar ortadan kalktı. Aile topluluğu çöktü ev diye bir şey kalmadı. Kadınlar pazarda iş aramaya başladılar”

“Bir emirler ve yasaklar ağı ile kuşatılmış durumdayız. Bir sistemin parçasıyız. Ferde kılavuzluk eden gönül değil, kendi dışında bir kafa. Bir işletmeye giren herkes ruhunu vestiyere bırakıyor. İnsanın gerçekten insan olduğu bir medeniyet sona ermiştir artık”(Meriç’ten akt. Yılmaz;2004:165).



Post-modernizm tartışmaları değişen toplumsal yapı ve ortamla gündeme gelmektedir. Şüphesiz ki büyük bir kopuşa işaret eder. “… Post modernizm terimi modernin, bir yadsınışı, belirgin bir şekilde terk edilişini, modernin tayin edici görünümlerinden bağlantısal uzaklaşma anlamının vurgulandığı bir kırılmayı ya da sapıp uzaklaşmayı daha güçlü bir şekilde anlatır”(Featherstone;1996:21). Bu yapı toplumda ve ekonomide bilginin ve bilgisayarlaşmanın öne geçtiği bir sürece tekabül etmektedir. Bilgi toplumu, bilgi ekonomisi, kapitalist ötesi, sanayi sonrası, dijital toplum gibi farklı şekillerde adlandırılmaktadır. Bu süreçte değişen toplumsal yapı ve ortamın özelliğine uygun olarak sosyolojinin inceleme alanı da değişmektedir ve hatta genişlemektedir. Küreselleşme olgusu ve küreselleşmeyi mümkün kılan nedenler sosyologlara büyük bir inceleme alanı sağlamaktadır. Küreselleşmeyi oluşturan nedenler; “Dünya çapında uydu enformasyon sisteminin varlığı; küresel tüketim ve tüketimcilik kalıplarının ortaya çıkması; kozmopolit yaşam tarzlarının gelişmesi, ulus devletin hâkimiyetinin gerilemesi; küresel bir askeri sistemin ortaya çıkması; dünyada yaşanan ortak sağlık sorunları; ...dünya çapındaki siyasal sistemlerin kurulması vb. olarak belirtilebilir” (Marshall,1998:449).

Önceleri sosyolojinin temel sorunları sanayileşmeyle birlikte geleneksel yapıdan kopuş, endüstriyel faaliyet alanının genişlemesi gibi nedenlerle kentler vs. ortaya çıkarken post-modernizmi yaşadığımız bu çağda sorunsallar değişim göstermiştir. Artık kültür, kimlik, etnisite sorunsalı, devlet, sivil toplum, simulasyon, tüketim kültürü ve tüketim toplumu, kentsel gerilim sorunsalları tartışılmaktadır. Özellikle küreselleşmenin kimlikleri nasıl silikleştirdiği üzerinde durulmaktadır. Bunun dışında küreselleşme sürecinin iki farklı boyutta tartışıldığı karşımıza çıkar. “Robertson’a göre, küreselleşme tartışmalarının ilk kuşağında iki büyük yarışmacı vardı: ‘homojenleştiriciler’ ve heterojenleştiriciler’. Homojenleştiriciler, ideal-tipik olarak bir çeşit dünya düzeni nosyonuna tabi olmaya yöneliyorlar. Bunlar en azından zımni olarak bir muhtelif modernleşme senaryosuna başvurmaktadırlar. Heterojenleştiricilerse, mevcut bir sistemin evrensel ve tikel arasındaki ayrımı inkar edeceği ve Batının diğerleri üzerindeki hakimiyetini, basitçe bir tikelin diğerleri üzerindeki hakimiyeti olarak göreceğini tartışma eğilimine sahiptirler”(Topçuoğlu, Aktay;1999:24).


“Modern proje uzun bir geçmişe sahip bir eleştirel düşünüm ve soruşturma geleneği tarafından, modernliğin karmaşık, eşitsiz ve öngörülemez doğurgularını çeşitli yollardan araştırmaya çalışan ve hemen hemen modernlikle bizzat sınırdaş olan bir gelenek tarafından sorunlaştırıldı” (Küçük;2000:318).Modernizm eleştirisi üzerine kurulu ilerleyen post-modernizm modern yapıları yapı bozuma uğrattı fakat alternatif bir kültür inşa etmeyi başaramamıştır. Daha da ötede yeni ortam ve gelişmeler demokrasinin modernliğin ve aydınlanmanın temelini oluşturan özne anlayışını da tahrip etmektedir. Bilindiği üzere Hıristiyan geleneği insanı özerk özne halinde algılıyordu. Descartes “düşünüyorum o halde varım” diyerek bireyi tanrıdan bağımsız bir şekilde merkez alan bir düşünceye yol açtı. Freud’la başlayan postmodernistlerce ve post yapısalcılarla devam eden bu süreçte insan kişiliği parçalandığı gibi kişilik söylemle kurulan bir bağ haline geldi. “Postmodernitede farklılık ve çoğulluk temelinde bir kimlik inşasının haklılaştırımı, modernitenin tekçiliği yadsınarak yapılmaktadır”(Keyman, Sarıbay;1998:27). Birey yok olurken amaç ve anlamsızlık öne çıktı.

Bilindiği üzere modern sonrası gelişmenin en önemli iki unsuru zaman ve mekân anlayışının gelişmesiyle ilgiliydi. Nitekim tarımdan sanayiye geçişle birlikte mekân ve zaman kavrayışı değişmekte ve doğal mekânlar eski önemini yitirmektedir. İnsanlar sanayiyle birlikte fabrika-maden gibi yeni mekânda bir araya gelmektedir. Sanayileşmenin doğal mekânın önemini azalttığını söyleyebiliriz. Bugün sanayi döneminden sanayi sonrasına ve bilgi toplumuna geçiş mekânın değerini daha da azaltmıştır. Teknoloji doğal mekânı değersizleştirmekte ve mekânın değeri toplumda azalırken insanların değeri artmaktadır. Ancak değeri artan insan niteliksiz, kolay bulunan, sıradan insanlar değil nitelikli ve yetişmiş insan gücüdür. İnsanı yeni ve yapay bir mekân olan fabrikada bir araya getirdi. Böylece aynı yere çok sayıda insanın toplanmasıyla mekân önemsizleşti. Giddens modernlikle birlikte zaman ve uzam anlayışının değiştiğini, eskiden doğal olaylarla tanımlanan zamanın mekanik saatin icadıyla uzamdan koptuğunu, diğer taraftan coğrafi mekânla konumlanan toplumsal eylem türünün değer yitirdiğini, insanların giderek mekândan koptuğunu, yüz yüze etkileşim yerine uzaktakilerle etkileşimin oluştuğunu ve insanların yersiz yurtsuzlaştığını belirtir. Giddens, simgesellik ve uzmanlığı modern toplumun köşe taşı görürken burada ortaya çıkan en önemli simgeselliğin para olduğunu belirtmektedir. Modernden post-moderne geçişi M. Berman, katı olan her şeyin buharlaştığı bir süreç olarak nitelemektedir. Ritzer ise artık olmayan paralarımızı harcadığımızı yani artık paranın değil kredi kartının bir değişim değeri taşıdığını ve tüketime daha çok teşvik ettiğini belirtir. ‘‘Kredi kartları kolay kredilerle insanları tüketime çeker, sonra ödüllü tatiller, yeni kartlar ve yüksek kredi limitleriyle daha da fazla tüketmeye cezbeder’’(Ritzer;1999:51).

Diğer yandan artan farklılaşma ve uzmanlaşma ile insanlar sabit bir gruba bağlılığını yitirmekte, göreceli ve çoklu alt kimlikler oluşmaktadır. “Kimlik oldukça aykırı bir karşıtlıklar kümesi üretir”(Hall’den akt. King;1998:41). Modernleşme teorisyenleri bu gelişmelerin insanları özgürleştirdiğini vurgularken bugün ise tersine insanların yersiz yurtsuzlaştığı ve yalnızlaştığı, hatta metalaştığı, dolayısıyla bu gelişmenin ve özgürlüğün insanı mutlu etmediği gözlemlenmektedir.

Sanayi toplumundan sanayi sonrasına geçiş sürecine gelinmiştir. Burada kodlama ve simgeleştirme ileri düzeye çıkmaktadır. Hatta nesne ile simge arasındaki bağ kopmakta, daha ötesi işaret ve kodlar ile gerçeklik kurulmaktadır. Yani imaj, işaret ve enformasyon belirleyici olmaktadır. Baudrillard bu değişimi simulark çağı olarak nitelemektedir. Kısaca artık üretim odaklı modernlik dönemi sona ermiş, onun yerine taklit dönemine geçilmiştir. İşaret ve simgenin öne geçişiyle post-modern döneme geçiş dönemi başlamıştır. Bu bir anlamda yeni teknoloji ve sembollerin toplumu belirlediği öznenin nesne üzerinde üstünlüğünün ve ayrıcalığının son bulduğu bir dönemdir. Bu durumu Baudrillard şöyle açıklar: ‘‘Bolluk içindeki insanlar artık tüm zamanlarda olduğu gibi başka insanlar tarafından değil, daha çok nesneler tarafından kuşatılmış durumda. Nesneler çağını yaşıyoruz: Nesnelerin ritmine ve onların hiç kesintisiz artarda gelişlerine göre yaşıyoruz. Geçmiş uygarlıkların tümünde dayanıklı nesneler, araçlar veya binalar kuşaklarca insandan daha uzun yaşamışken, bugün onların doğmasını, gelişmesini ve ölmesini izleyen bizleriz’’(Baudrillard;1997:15-16).

Bu dönemde artık küresel ekonomi ve bilgi toplumuna geçişle birlikte artık proleterleşme ve işçi sınıfı çalışmaları da önemini yitirmiştir. Onun yerine yeni orta sınıf bilgi seçkinleri önem kazanmaktadır. Orta sınıfın genişlemesi yani beyaz yakalıların ortaya çıkması iletişim ve bilişim teknolojilerinin ilerlemesiyle mümkün olmuştur. Yani artık toplumlar ikili sınıf yapısından kurtulup çoklu tabakalara bölünmüşlerdir. Enformasyon geçerli güç haline gelmiş ve mülkiyeti elinde bulundurmak geçerliliğini önemli ölçüde yitirmiştir.

Bunun dışında hemşehri, etnik ve dini grup bağları gibi topluluk bağları zayıflamıştır. Birey özel yaşamında daha bağımsız hale gelmiştir. Cemaatsel yapılardan cemiyet toplumuna geçiş süreci bu dönemde yaşanmıştır. Bireyler tekilleşmeyi ve dayanışmadan kopmayı tercih etmektedirler.

Küresel ve elektronik gelişmelerle birlikte kent yapısı da değişmektedir. Kentte parçalanma yaşanmakta, değişik sınıflara ve özellikle de orta sınıfa ait gettolar oluşmakta ve toplumsal kesimler birbirinden kopmaktadırlar.

Diğer taraftan modernleşme düşünürlerinin beklediği ekonomik gelişmeyle refah ve barışın artacağı öngörüsü de gerçekleşmekte, kesimler arasında ve uluslar arası alanda toplumlar arasında mesafe açılmaktadır. Dolayısıyla da özgürleşme yerine totaliter yapılar bu sürecin adeta bir parçası durumuna gelebilmektedir. Bu nedenle totaliter oluşumların önlenmesi ve küreselleşme karşıtlığının giderilmesi siyasal alanda çözümü gereken bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Kısaca Pazar ekonomisi ve küreselleşme ilerledikçe siyaset değer kaybetmektedir. Bunun bedeli de geleneksel, ulusal egemenlik yapılarının değer yitirmesi, dünya çapındaki güvensizliğin ve tekdüzeliğin ortaya çıkması ıstırap ve dışlanma olarak belirtilmekte ve bunun sonucunda dünyada üç milyar insanın lüzumsuzlaştığı vurgulanmaktadır. Ayrıca küreselleşme zenginlerle fakirler arasındaki uçurumu artırdığı ve insani yaşamı sağlamadığı gibi fakirlerin yaşam şansını dahi ortadan kaldırmaktadır.

Küresel ve post modern gelişmelerle siyasetin tarzı ve üslubu da değişmektedir. Capra, hiyerarşiden ağ ilişkisine geçilmesine işaret etmekte, Freedman, dikey toplumdan yatay topluma geçildiğini belirtmektedir. Bauman bu süreci “emredicilikten yorumculuğa” geçiş olarak nitelemektedir. Giddens geçmişin kurumlarının “kabuk kurumlar” haline geldiğini vurgulamaktadır. Gueherno ise, ulusun kaybolduğu bir çağda modern demokrasinin olup olmayacağını sormaktadır. Zira modern demokrasi ulus temelli yapılanırken bugün ekonomik, toplumsal ve kültürel açıdan büyük güçler ulus devleti oluşturan bağlamı yok etmiştir. Bu ortamda ulusal denetleyici, emredici, hiyerarşik ve piramitsel yapı değer yitirirken güç hâkimiyetle değil etkiyle ölçülmekte, hiyerarşik yapı karşısında ekip çalışması önem kazanmaktadır. İktidar yerine bilgi öne çıkmakta, yeni iletişim teknolojileri ile de bilginin açıklığı ve akışkanlığı sağlanmaktadır.


YENİ SOSYAL YAPI

Günümüzde sanayi toplumundan sanayi sonrasına veya kapitalist toplumdan bilgi toplumuna geçiş süreci yaşanmaktadır. Burada temel ekonomik kaynak emek ve sermayeden ziyade bilgi, yaratıcılık ve iletişimdir. Geçmişte daha ziyade sermaye, emek ve verimlilikle yaratılan değer şimdi daha çok verimlilik ve yenilikle yaratılmaktadır. Bilginin öne geçmesi ile bilgiye sahip olanlar öne çıkmakta, bilgilerini gittikleri yere götürebildiklerinden esnek ve yeni ekonomik yapı da ortaya çıkmaktadır.

Küreselleşmeyle şüphesiz ki birçok değişim ortaya çıkmıştır. “Nasbit ve Aburdene 1982 ve 90’daki eserlerinde ortaya çıkan bu değişiklikleri ve eğilimlerin bazılarını şu şekilde belirtmektedir.

1.Endüstri toplumunda Bilgi toplumuna,

2.İşgücü ağırlıklı teknolojiden yüksek teknolojiye,

3.Ulusal ekonomiden dünya ekonomisine,

4.Merkezi yönetimden yerel yönetime,

5.Temsili demokrasiden katılımcı demokrasiye,

6.Hiyerarşilerden şebekelere,

7.Kısıtlı seçeneklerden çeşitli seçeneklere geçiş ile evrensel ekonomik patlama, sanatta yeniden doğuş, Biyoloji çağı, dinsel yeniden doğuş, bireyin zaferi şeklinde sunmaktadır”(Yılmaz;2004:173).


TOPLUMSAL BAĞLILIKTA GELİŞME

Toplumsal bağlılıktaki gelişmeleri şu şekilde özetleyebiliriz:
1.İşbölümü ve uzmanlaşmanın artmasıdır. Böylece insanlar birbirine daha çok bağımlı hale gelmekle birlikte diğer bireylerin duygu ve dünyalarını anlama yeteneğini yitirmekte ve ilişkilerin mekanikleşmesi tehlikesi oluşmaktadır.

2.Uluslar dünyasından ortak Avrupa kimliğe geçilirken yerel ve alt kimlikler de sürmektedir. Diğer yandan iletişim ve ulaşım ile mekânın önemini yitirmesiyle “sanal kimlikler veya cemaatler”de ortaya çıkmakta, toplumda hiyerarşi değer yitirmekte, gerçek topluluklar kaybolurken bir form doldurularak üye olunan ve gerçekte ise üyelerin birbirleriyle ilişkilerinin sınırlı olduğu sanal topluluklar oluşmaktadır.

3.Diğer taraftan günümüz toplumunun en temel özelliğinden biri tüketim toplumu olmasıdır. Nitekim bazıları sanayi sonrası toplumunun tüketim toplumu olarak nitelenebileceğini belirtmektedir.

4.Bu süreçte insanlar köklerinden kopmakta, kimliksiz bir tüketici olarak pazarda yer alırken kültür parçalanmakta, insanlar birbirinden kopmaktadır. Diğer taraftan gelenek ve akıl değer yitirdiğinden ortak nokta iyice kaybolmakta, deneyimlerimiz ve haz duygumuz tek yol gösterici hale gelmektedir.
5. Otoritenin yitirilişi ve topluluğun cemaatten kopuşu da başka bir boyuttur.
6. Yukarıda da belirttiğim gibi zaman ve uzamın anlamını yitirmesi ve değişimin hızlanarak süreklilik ve istikrar duygusunun kaybedilmesi başka bir boyuttur.
7. Toffler, bilim ve tekniğin gelişmesi ve üretimin standartlaşmasıyla günlük yaşamın standartlaştıracağı ve seçme özgürlüğü yokluğundan değil tam aksine seçme aşırılığından rahatsız olacağını, dolayısıyla aşırı seçme özgürlüğünün bir karşı özgürlük haline geleceğini vurgular.

8.Toffler’in vurguladığı diğer boyut ise gelecek şokudur. Kısa bir zaman aralığında çok köklü değişimler olması insanda şaşkınlık ve gerilime yol açmaktadır. Hızlı ve köklü değişim toplu intihar histerisinden küçük tedhiş gruplarına, hippiliğe ve nihilizme kadar giden bir dizi gelişmeye yol açmaktadır.

MEKÂN VE ZAMAN ANLAYIŞININ DEĞİŞMESİ

Sanayi toplumundan sanayi sonrasına geçilmesi mekânsal alanda da değişikliklere yol açmaktadır. Yeni iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve elektronik araçların üretimde kullanılmasıyla insanların iş mekânına gelmeden çalışması mümkün hale gelirken şehir yapısında da bazı değişiklikler oluşmaktadır.

Sanayiye dayalı üretimin artmasıyla birlikte proleterya sınıfı yanında yeni bir zanaatkâr, memur ve teknik personel sınıfı da ortaya çıkmıştır. Kirli ve düzensiz sanayi kentiyle birlikte bu kentten uzaklaşmak isteği de gelişmiştir. Böylece sanayi kentinin etrafında banliyöler oluşmuştur. Kısaca, zenginleşme ve sanayiciler, tüccarlar ve seçkin yöneticiler ve teknik zanaatkârlar gibi sanayi kenti dışına çıkabilecek bir orta ve üst sınıf oluşurken kent dışında sayfiye yerleri ortaya çıkmıştır. Böylece bir gettolaşma ortaya çıkmıştır. Böylece de mesleğe göre bir ayrım ve ayrışma söz konusu olmuştur. “Çağımızın megapollerinde başlıca hayatta kalma stratejisi birliktelik değil, ayrılma ve sakınmadır”(Bauman;1999:58).

Sanayileşmeyle birlikte geleneksel toplumsal yapı da çözülmüş, coğrafi ve toplumsal hareketlilik de artmıştır.

Küresel dünyada gelişmiş ülkeler, mal ve sermaye akımını serbest kılarken göçe sınır getirmekte, az gelişmiş ülkelerin sorunlarını ve yoksulluğunu kendi topraklarına taşımak istememektedir. Ancak, geçmişte fakirliğin yenilmesinde önemli bir araç olan göçün sınırlanması azgelişmiş ülkeler için olumsuz bir durum yaratmaktadır. Gelişmiş ülkeler işgücü ihtiyacını “konuk işçi” ithaliyle çözmekte, bu yol da yoksulluktan kaçmanın bir yolu olarak öne çıkmaktadır. İşçiler her an geri gönderilme korkusuyla daha sıkı ve verimli bir biçimde çalışmaktadır ve böylece gelişmiş ülkeler işgücü ihtiyacını en iyi biçimde gidermektedirler ve karlı çıkmaktadırlar.


ÇÖZÜLEN YAPI VE YAŞAM BİÇİMİNİN ÖNE ÇIKMASI

Sanayi sonrası dönemde üretim ilişkisine dayalı sınıf yerine yaşam biçimine ve üretilen malı kullanma biçimine dayalı statü kavramı ile moda ve tad gibi konular önem kazanmıştır. David Chaney’e göre bugün üretim şekli yerine “beğeni törenleri” öne geçmiştir. Nitekim çok katlı alışveriş merkezleri ve sanat galerileri yaygınlaşmakta, moda yeni bir din halini almakta ve moda gösterileri yayılmaktadır.

“Küreselleşmeyi kültürel boyutu açısından düşünmek küreselleşmenin özündeki diyalektik yapıyı da açık bir şekilde ortaya çıkarmaktadır”(Tomlinson;2004:43). Yeni dönemde bir yandan farklılık ve kültür öne çıkarken diğer yandan kitleselleşme de yaygınlaşmaktadır. Alışveriş merkezleri anonimleşmekte, McDonalds gibi markaların geliştirdiği rasyonalizasyon teknolojileri çeşitliliği artırmak yerine azaltmaktadır.

SONUÇ YERİNE

Küreselleşme şüphesiz ki tüm toplumsal yapıları değiştirmiş ve dönüştürmüştür. Sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal tüm etkinlikler form değiştirmiş hatta yeniden anlam kazanmış durumdadır. Küreselleşen ve çokkültürlülüğü benimsemiş ülkeler ulus-devletlere tehdit oluşturmaktadırlar. Ayrıca çokkültürlülük insanlığa yeni anlam alanları açmış ve varoluş alanlarını genişletmiştir. Uluslar arası dev şirketler de dünya piyasasını ele geçirdikleri için ulusal şirketlerin var olması olanaksızlaşmıştır. Bu noktada küreselleşmeye duyarsız kalmak ya da içe kapanmak anlamlı görünmemektedir. Dolayısıyla küreselleşmenin yansımaları derin analizlerle irdelendikten sonra küreselleşmeye dair bir duruş geliştirilmelidir.


Kaynakça:

•Baudrillard, Jean(1997) Tüketim Toplumu, Çev: Hazal Deliceçaylı-Ferda Keskin, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

•Bauman, Zygmunt(1999)Küreselleşme, Çev: Abdullah Yılmaz, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

•Featherstone, Mike(1996)Postmodernizm ve Tüketim Kültürü, Çev: Mehmet Küçük, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

•Keyman, F. ve Sarıbay, A.(1998)Küreselleşme Sivil Toplum ve İslam, Vadi Yayınları, Ankara.

•King, Anthony(1998)Kültür, Küreselleşme ve Dünya-Sistemi, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara.

•Küçük, Mehmet(2000) Modernite Versus Postmodernite, Vadi Yayınları, Ankara.

•Marshall, Gordon(2005) Sosyoloji Sözlüğü, Çev: Osman Akınhay, Derya Kömürcü, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara.

•Ritzer, George(1999) Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek, Çev: Şen Süer Kaya, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

•Tomlinson, John(2004)Küreselleşme ve Kültür, Çev: Arzu Eker, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

•Topçuoğlu, A. Ve Aktay, Y.(1999)Postmodernizm ve İslam, Vadi Yayınları, Ankara.

•Yılmaz, Aytekin(2004) İkinci Küreselleşme Dalgası: Kavram, Süreç ve Sorunlar, Vadi Yayınları, Ankara.
 

    
   ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak göstermek ve izin almak etik kuraldır.




Bize Ulaşın