Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

KUŞ YUVASI      İlyas Ali DAŞTAN
 
      (Sosyal Hizmet Uzman)

     Altı yaşlarındayım. Köyde annem ve kardeşim ile yaşıyoruz. Kızıl çoraktan yapılmış toprak damlı, iki odalı bir evimiz var. Kardeşim Ali ile birlikte oynamaktan keyif aldığımız oyunlardan biri evimizin düz olan toprak damına çıkmak ve orada oynamak. Bu arada damdan sarkarak saçaklarda bulunan kuş yuvalarına göz atmak.




Yuvaları keşfetmek, onlara dokunmak en büyük merakımız. Saçaklarda bulunan serçe yuvalarında gagaları sarı serçe yavrularını elimize alıyor ve onlarla oynuyoruz.. Her seferinde serçe yavrularını yuvalarından alıyoruz, tüysüz kırmızı etli vücutlarına dokunuyor ve incitmeden tekrar yuvalarına koyuyoruz. Serçe yavruları büyük bir ürperti ile incecik tüylerini dikiyor, sarı gagalı ağızlarını açarak feryat ediyorlar. Serçe yavrularıyla oynamak müthiş keyiflendiriyor bizi
Annem tarlaya buğday toplamaya gidiyor. Biz de annemle birlikte gidiyoruz. Tarlanın kenarında bulunan ağaçlarda kuş yuvaları arıyoruz. Ağaç tepelerine tırmanıyoruz yuvaların içini görmek için. Büyük olduğum için ağaçlara ben tırmanıyorum ve yuvaya bakıyorum. Kardeşim büyük bir merakla aşağıdan ne gördüğümü soruyor.

      Köyde yuva lafı dolaşıyor. Kardeşim ve benim bir zaman sonra yuvaya gideceğimiz söyleniyor. Etraftan konuşmaları duyuyoruz. Komşumuz Hüseyin amca ballandırarak yuvayı anlatıyor. Yuvada başka çocuklar da varmış, oyun parkı varmış ve o zamanlar bizim köyde olmayan renkli televizyon varmış.
En çok da yuva kelimesi belleğimizde yer ediyor. Nedir bu yuva? Bildiğimiz ve ilgilendiğimiz bir yuva var o da kuş yuvaları. Ali ile karşılıklı bakışıyoruz. Bizi neden kuş yuvasına vermek istesinler hem bizim orada ne işimiz var hem de biz yuvaya nasıl sığarız, diyoruz. Kimsede bir açıklama yok, kendi çocuk bilgi dağarcığımızla da aklımızdaki yuva bize bir şey ifade etmiyor, yuvalarıyla oynadığımız kuşlardan başka. Toprak damın bir köşesinde oturup kafa yoruyoruz biz kuş değiliz ki nasıl sığalım kuş yuvasına diye. Sonra gülmeye başlıyoruz, insanın kuş yuvasında yaşama düşüncesine.

     Evde bir telaş, annemin başı sürekli yerde, yeşil gözlerinde sürekli yaşlar var. Neden ağladığı konusunda bir şey demiyor. Yolculuk hazırlıkları tamamlanıyor, yolda yenmek üzere en sevdiğimiz çöreklerden yapılıp azık torbasına konuyor. Ayaklarımızda köyde kullandığımız kara lastiklerle yola çıkıyoruz. Yuvaya gidiyormuşuz. Sadece korku ve biraz da merak duyguları ile etrafımızda olup bitenleri anlamaya çalışıyoruz.
Her taraf karanlık ve biz el yordamı ile karanlıkta yönümüzü bulmaya çalışıyoruz. Ben ağabeydim, kardeşimin elini tutuyorum ama ben ondan daha kardeştim o durumda.

     Herkesin hakkında bir şeyler söylediği yuvaya varıyoruz. Kocaman, soğuk bir bina karşımızda duran. Bizim köyde hiç beton ev yok. Burası yuva diyorlar. İki kanatlı kapısından giriyoruz. Kapının kanadının biri dışarı diğeri içeri açılıyor. Yüreğimin kapısından içeri bir sızı dalgası giriyor. Ortalıkta dolaşan bir sürü çocuk var ama bir tane kuş yok. Ali’ye bakıyorum, o da bana. Yuva dedikleri böyle bir şey mi dercesine. Bizi getirenler resmi prosedürü tamamlayıp, gözlerimizden öperek bizimle vedalaşıp gidiyor.

Yuvada ilk gün o kadar çocuğun arasında kuş gibi ortada kalıyoruz.

 ŞİMDİ BİR BAŞKA BAKTIĞIM RESİMLER…

Ş
imdi yeni bir pencereden seyrediyorum yaşam manzarasını…
Yeşilini yitirmiş bir yaprağın üzerinde duruyor solgun yüzün.
Çiçekleri sen sulardın eskiden,
Şimdi boynu bükük bekliyorlar saksıların tutsaklığında,
Hüzünlü bir çocuk edasıyla.
Kapılar kara yalnızlıklara sonuna kadar açık,
Balkonlarda hasret rüzgârları esiyor.
Uzak yollar çekçekte yolculuktan usanmış yorgun bedenimi
Yüreğim akıp gitme sevdasında bahar yağmurları ardı sıra.
Kuşlar başımda dönüp duruyor,
Başım dönüyor; kuşların peşi sıra.
Ellerimin ayasında kocaman yol ayrımları…
Gece yarıları, terli çığlıkların dokunuşlarıyla paramparça olurken bir an da,
Aynalarda ufalanıp yerlere dökülüyor yüzümden düşen cam kırıkları.
Kırılıp un ufak olan ümit kırıntıları toza dumana bulanıp geçip gidiyor okyanusta kaderine terk edilmiş salların ıslaklığında.
Şairler katil olmuş, şiirlerden oluk oluk kan damlıyor,
Şarkılar kör nişancı, kör karanlıkta yürekteki hedefini on ikiden vuruyor.
Bizim diye bir şey yok artık, her şey birilerinin olmuş, bir zamanlar bize ait ne varsa…
Ne sen bendesin, bir zamanlar dağlar kadar büyükken sende,
Ne ben sendeyim eskiden olduğu gibi…
Şimdi yeni bir pencereden seyrediyorum yaşam manzarasını…
Güneş çoktan devirdi yorgun ve uykusuz başını dost bildiği dumanlı dağların omzuna,
Gurubun kızıllığı çekti setini maviliklerin üzerine,
Uzaklardan bir kuş, garip ve elemli sesiyle her gece olduğu gibi
Bu gece de eşeyini aramakta, bulamayacağından haberi olmadan.
Sen uykudasın bebek, bense yaşamın gece nöbetinde…
 


Bize Ulaşın