Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Mektepte İlk Ders

İlyas Ali DAŞTAN /  Sitemiz yazarı
Yazarımızın yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
 dastanilyas@gmail.com  ulaştırabilirsiniz


  Yedi nolu evin sakinleri bir önceki günün yorgunluğu ile pazar sabahına uyanmaya başladılar. Bu gün bütün resmi daireler ve birçok özel iş yeri kapalı. Yedi nolu ve diğer evlerde çalışan kadınlar bu gün de mesaideler.
Sümbül, odasından gerinerek diğer ev sakinlerinden önce salona indi. Çerçevesi kırılmış, simleri dökülmüş aynadan makyajsız bir hortlağa benzeyen yüzünü ve gözlerinin altındaki morlukları gördü. Salonda sarı mı siyah mı renkte olduğunu ilk sahibinin de unuttuğu tekli koltuğa bir külçe gibi geniş kalçalarını bıraktı. Lale figürleri işlenmiş tabakasından bir sigara çıkarak kibrit ile yaktı. Gözleri, mavi dumanlar arasından salonun içine dolan güneş ışıklarına daldı.
Hayatı boyunca güneşin üzerine nadir doğduğu evin patronu Minnoş Hanım yakın gözlüklerinin üzerinden Sümbül’ün hareketlerini izliyordu.
—Ne o hanım efendi bugün hiç keyfimiz yok herhalde, dedi.
—Yok be! Abla. Hiç keyfim yok, dedi yüzünü patroniçeye döndürerek.
—Neden kız?
—Pazar günleri mesai yapmak canımı sıkıyor. Herkes evinde dinlenirken çalışmak reva mı? Biz de insanız, bir pazarımız bile yok!...
Altmış dört yaşında, feleğin çemberinden geçmiş, saçlarının akı griye çalan ve ülkenin birçok genelevlerinde çalıştıktan sonra biriktirdiği parayla bu evi satın alan Minnoş Hanım yılların deneyimi ile konuştu.
—E! Ekmek parası kızım, beğenmiyorsan memur olsaydın, o zaman hafta sonunda olurdu bayram tatilinde, dedi.
Ağdası gelmiş de geçen kıllanmış bacağındaki kermeyi kaşıyan Sümbül,
—Ekmek parası, diye homurdandı ve sigarasının dumanlarında boğulmaya devam etti.
Patroniçe olduğu kadar kızlarının annesi de olan ve hepsinin sorunlarını ayrı ayrı dinleyip onlara yardımcı olan Minnoş Hanım, kızına nasihat eder gibi,
—Bizim yazgımız bu yavrucuğum, dedi.
Böyle yazgının yazıyı yazanın diye kalaya başlayan Sümbül,
—Abla ya! Ben Pazar günleri çalışmasam olmaz mı? Diye sordu.
—Neden?
—Neden olacak? Birazdan müşteriler dolacak. Pazar günleri inşaat işçileri, ameleler gelecek. Bir haftalık ter kokuları ile teke gibi domuzlar. Nasıl da vidanjör gibi koktuklarından haberleri yok ayıların. Keçi sidiği gibi kokan vücutlarıyla midemi bulandırıyorlar, üstüne üstlük bir de özel muamele bekliyorlar.
Sümbül’ün burnunu tutarak kokuyu tarif edişine gülen Minnoş Hanım,
—Katlanacaksın şekerim. İşler kesat, bu develer için bir de hamam mı kurduralım. Altı üstü üç dakika burnunu kapayacaksın, dişini sıkacaksın hepsi bu.
Minnoş Hanım, kokudan iğrenerek yüzünü buruşturan Sümbül’e çay suyunu koymasını söyledikten sonra önündeki defterden hesap kitap işlerine daldı.
Bu arada yedi numaralı evin diğer sakinleri de salona indiler. İşvenaz, Antalyalı Bebek Mine, İzmirli Şenay ve Nesrin.
İzmirli Şenay, kahvaltının hazırlanıp hazırlanmadığını sordu.
Minnoş Hanım, hesap makinesine bakan gözlerini kaldırmadan,
—Orospuya bak! Hilton otelinde sanıyor kendini. Hanımefendi hazretleri telefon etseydi oda servisi ile yollardık kahvaltılarını, yatağınızda kahvaltı keyfi yapardınız.
Kendi aralarında sürekli şakalaşan ve kendileriyle eğlenen kızlar kahkahalarla gülmeye başladılar.
Minnoş Hanım’ın azarlayan sesi salonu doldurdu.
—Çeneyi bırakın da kahvaltıyı hazırlayın. Birazdan kocalarınız damlamaya başlar, dedi.
Nesrin ve Şenay kahvaltı hazırlıklarına yardım etmek üzere Sümbül’ün yanına mutfağa gittiler.

Kahvaltı şen kahkahalarla edildi. Bu evde en çok da kahkaha sesi duyulurdu. Kadınlar duvarları bile yerinden oynatan, bayram sabahları kaleden atılan top gülleleri gibi seslerle kocaman gülerlerdi. Kahkahalar ile kahvaltı devam ederken evlerin bulunduğu avlunun giriş kapısı açıldı. Polis ve bekçi gelen müşterilerin kimlik kontrolünü yaptıktan sonra içeriye alıyordu.

Pazar günleri genelevin avlusu mahşer yeri kadar kalabalık olur. Gelen müşteriler hep birbirine benzerler. Çünkü çoğunluk, memleketlerinden ve memleketlerindeki eşlerinden ayrı olan gurbette çalışan beden işçileridir. İnşaat kalıpçıları, betoncular, ameleler, seyyar satıcılar… Kürek tutmaktan ve sıva yapmaktan ellerinin içi zımpara taşına dönen işçiler bir hafta boyunca pazar gününü bekler ve aldıkları haftalıktan ilk harcamayı da burada yaparlardı.
Oval avluda bulunan evlerin geniş camekânları mağaza vitrininde mal sergileyen dükkânlar gibidir. Bu camekânların arkasında duran yarı çıplak kadın bedenleri kısa bir süreliğine satılmak üzere sergilenmektedir. Kendi reklâmlarını yaparken; ucuz dantelli iç çamaşırlarından göğüslerini çıkaranlar, dikkat çekmek için bacaklarını ayırarak oturanlar, kapı ağzında bekleyerek, onları izleyen müşterileri kışkırtan ve yüreklendirenlerin hepsi de çığırtkanlık yaparak dolaşan seyyar satıcılar gibi tezgâhlarında duran malları satmaya çalışmaktadırlar.
Bir haftadır kadınsızlıktan kudurmuş vaziyette ağızlarından salyalar akarak kadınlara bakan bu insan grubu gözüne kestirdiği kadınla pazarlığa tutuşmaktadır.

Yedi numaralı evin camekânı önünde uzun süre Mine’ye bakan orta yaşlı, köylü kılıklı bir adama Mine işaret parmağını uzatarak yaklaşmasını söyledi. Parmağın ucundaki adam başkası mı işaret ediliyor diye yanına yöresine baktı ama pembe oje sürülmüş kalın parmak kendisini gösteriyordu.
Pazarlıkta anlaşıp adamı üst kattaki odasına gönderen Mine, yayık ağzı ile arsızca arkadaşlarına,
—Siftah benden! Dedi ve adamın peşinden merdivende koca poposunu arkadaşlarına sallayarak odasına yürüdü.
Tekli karyolanın üzerinde bomba yağdırılmış cephe gibi çukurlar olan yatakta adam soyunmuş bekliyordu. Sarı badanalarının yenilenme zamanı geçmiş odanın içinde muşambası firar etmiş bir sandalye ve üzerinde sürahi ile bardak duran ve insana sırıttığı hissi veren bir etajerden başka mobilya yoktu.
Üzerindekileri iki saniyede çıkaran Mine,
—Sevgilim, para peşin kırmızı meşin, dedi.
Adam sandalyenin üzerine bıraktığı kireç lekeli pantolonun cebinden vizite ücretini gönlünden kopan bahşişle süsleyerek verdi.
Mine, parayı etajerin üstüne bıraktıktan sonra yeni traş edilmiş kadınlığı ile adamın yanına uzandı. Adam, hoyrat ellerini kadının omuzlarına bastırdığında göründüğünün aksine ayı gibi güçlü olduğunu hissettirip bütün gücü ile abandı. Gözleri dışına çıkan Mine adamı üstünden atmaya çalışırken,
—Oha! Ayı mısın ulan? Damlataş mağarasına mı giriyorsun deveoğlu deve, diye küfretti.
Adam, belinde bir haftadır biriken erkekliğini küfürlere ve kadının çırpınmalarına aldırmadan hırıltılar ile boşalttıktan sonra yatakta yan tarafa devrildi. Üzerinden kalkan ağırlıktan sonra kuş kadar hafifleyen Mine, iki parça iç çamaşırını giyindikten sonra söylenerek salona indi. Adamdan aldığı parayı kasada duran Minnoş hanıma verdikten sonra bir sigara yaktı ve yeni müşterileri kesmeye başladı.

Öğlene doğru kalabalık artmaya, camekânlarda daha fazla göz ışımaya başladı. Avluya yukarıdan bakıldığında irili ufaklı, genç yaşlı erkeklerin karınca gibi evler arasında gidip geldiği görülüyordu.
Kasada paraları toplayan Minnoş erkek bereketinden memnun bakışlarla evinde çalışan kadınlara talimatlar yağdırıyordu. Kimine odada fazla kaldığı için kızıyor, kimine makyajını tazelemesini emrediyordu.
—Canlanın biraz hanımlar, diye her çıkışmasından sonra yedi numaralı evin çalışanları camekânlarda kadınlara bakan erkekleri kışkırtmak ve pohpohlamak için neler söylemiyorlardı ki.
—Kocacım, seni çok özledim!
—Aslanım!
—Sevgilim hadi gelsene.
—Şşt! Yakışıklı.
—Beyzadem!
—Herkülüm, ez beni!
İnsanın erkeklik gururunu okşayan, kedi olanın bile kendini aslan gibi hissetmesini sağlayan, kışkırtan sözler ile dışarıdan bakan erkekleri baştan çıkarmaya çalışıyorlardı. Avluda ve evlerin içerisinde hayat böyle devam ediyordu. Avluya giriş kapısında ise başka bir pazarlık vardı.

Polis, dört kişilik arkadaş grubundan birinin yaşı küçük olduğundan küçüğün içeri girmesine izin vermiyordu. Kapı dışında kalan ve olacakları merakla bekleyen on altı yaşındaki İsmail arkadaşlarının polisi ikna çalışmalarını izliyordu, yalvaran bakışlarla. Arkadaşları, yaşının kimlikte küçük olduğunu ancak İsmail’in aslında on sekiz yaşında olduğunu dilleri döndüğünce anlatmaya çalışıyorlar ama bir türlü muvaffak olamıyorlardı. En sonunda polise bir öğle yemeği parası ve bir paket kaliteli sigara alınca İsmail’in yaşının on sekiz olduğu onaylandı.
Dört kafadar hemşeri avludan içeri girdikten sonra sıra ile evleri dolaşmaya ve kadınlara bakmaya başladılar. Aynı inşaat şantiyesinde çalışan bu üç arkadaş, köyünden geldiğinin ilk haftasında hemşerileri İsmail’e mektebe gidiyoruz diyerek genelev gezisine gelmişlerdi.
Tecrübeli hemşerilerinin yanında ürkek bakışlar ve birbirine dolaşan uzun bacakları ile geneleve ilk kez gelen İsmail tüm acemiliği üzerinde yarı çıplak kadınlara bakıyordu. Bir kadın vücudunun çıplaklığını ilk kez bu kadar yakından gören çocuğun yuvalarına sığmayan gözleri sarkmış memeler, yağ bağlamış kalçalar ve kalın beller üzerinde geziniyordu. İki bacağının arasında uyanan ve pantolonun ön tarafında çadır kuran erkekliğini cebine soktuğu eli ile gizlemeye çalışıyordu.
Dört hemşeri, avludaki bütün evleri gezdikten ve gözleri ile kadınları yedikten sonra yedi nolu evin önünde durdular. Üç arkadaş birer kadın beğendikten sonra üst kattaki odalara çıktılar.
Kapı önünde tek kalan İsmail’i, nereye gideceğini bilemeyen gemi gibi sallanmaya ve yerinde kıvranmaya başladığında Minnoş Hanım bakkal çırağını çağırıcasına eliyle yanına çağırdı.
—Aslanım, mektebe ilk kez geliyor galiba, dedi.
Çocuk boğuk sesi ile kadına cevap verdiğini sanıyordu ama sesinin çıkmadığının farkında değildi. Kafasını tulumba gibi sallamasından derdinin ne olduğu anlaşılıyordu.
Minnoş Hanım, İzmirli Bebek Şenay’a göz kırptıktan sonra,
—Bu aslanım mektebe ilk defa geliyor. Şuna okuma yazma öğretip bir sınav yapıver de senin öğretmenliğini unutamasın hayatı boyunca, dedi.
Kısa kalın bacakları ile kırıtarak bir orospu kahkahası atan Şenay, çocuğun koluna girerek, onu merdivenlerden odasına doğru sürüklemeye başladı. Bütün kontrolün Şenay’da olduğu ilk derse katılmak üzere odaya girdiler.
Şenay, pratik iki hareketle külotunu ve sutyenini çıkardıktan sonra yatağa uzandı. Karyolanın kenarında bekleyen İsmail, büyük şehre geldiği ilk gün ki gibi acemi ve her şeye yabancıydı. Yanı başında yatan kadına bakamayan gözleri kalabalıkta kendini kurtaracak bir tanıdık arıyor ama o an kendisine yardımcı olacak kimseyi bulamıyordu.
Soyunmasını isteyen Şenay’ın sözünü emir almış asker gibi anında yerine getirdi. Çırılçıplak ayakta beklerken bir salyongaza benzeyen yumuşak erkekliğini elleri ile gizlemeye çalıştı. İsmail’in ellerinden tutarak üzerine yatıran Şenay, çocuğun soğukta kalmış gibi titrediğini ve memelerinin üzerinde gümbürdeyen kalbinin sesini duyuyordu. Kalbi parkta kendisine simit kırıntıları atılan güvercin gibi ani bir harekette uçup gidecekti.
İsmail’in heyecan ve utangaçlığından uyanmayan erkekliği; ani bir şok ya da korku karşısında konuşma yetisini kaybeden bir laldı. İlk kez görülen çıplak kadın bedeni onun erkekliğini yok etmişti.
Onun bu haline acıyan ve kahkahalarla güldükçe erkekliğini daha çok yok eden Şenay bildiği bütün yolları denedi ama çocuğun erkekliği kış uykusuna yatmışçasına bir kere olsun kıpırdamadı. Önünde sallanan et parçasını kesip atsan yine de bir etkisi olmayacaktı.
İki müşterilik zamanı İsmail ile harcayan Şenay baktı olacak gibi değil, çocuğa gerçekten acıdığını belli eden şefkatli sesi ile,
—Aslanım, sana ev ödevi veriyorum. Bu ödevleri iyi çalış, haftaya seni sınav yapacağım, dedikten sonra iki parçalı iç çamaşırını giyip odadan çıktı.
Kasada bekleyen Minnoş Hanım, odada uzun zaman geçiren Şenay’a dersin nasıl geçtiğini soran kafa işaretine, Şenay gözlerinden yaşlar gelene kadar güldü ve sonra:
—Kerataya sözlüden sıfır verdim, haftaya yazılı sınav yapacağım dedi.
Çocuk odada birkaç dakika yalnız kaldıktan sonra gözlerine hücum eden yaşları geriye gönderdi. Kendisine ilk cinsel ilişkisinde ihanet eden sönmüş erkekliğine sövdükten sonra giyindi ve aşağıda kendisini bekleyen hemşerilerinin yanına inmek üzere odadan çıktı.
Merdivenlerden inerken hayat mektebinde mahcup olduğu öğretmeninin bakışları ile karşılaşmamak için başı önünde hızlı adımlarla yedi nolu evden dışarı çıktı.
Bir haftadır bellerinden taşan erkekliklerini yedi nolu eve bırakan arkadaşları İsmail’in bunca zaman odada kadınla uzun kalmasını hayra yorarak çocuğun düşük omuzlarına vurup onu başarısından dolayı kutlayarak genelevin ana kapısından çıktılar.
İsmail, yüzünün ortasında zorlamayla kulaklarına kadar yaydığı ağzı ile hayat mektebinde daha ilk derste sınıfta kaldığını kimseye anlatamadı.

 

 


               Bize Ulaşın

Google