Sosyal Hizmet Mesleği

Bilgiler
Yayınları
Araştırmalar
 


Sosyal Hizmet Alanları

Çocuk
Gençlik
Yaşlılık
Aile
Sosyal Sorunlar
Engeliler
Tıbbi Sosyal Hizmet


Kaynak Bilgiler

Bireysel Gelişim
Sosyoloji
Psikoloji
İnsan Hakları
İletişim Bilgisi

 

 

 

 

 
 


ANA SAYFA


Meslek Seçiminde Bilinmesi Gerekenler

Prof. Dr. Yıldız Kuzgun

 

 

Çağdaş bir toplumda özgür bir bi¬reyin önemli gelişim görevlerin¬den biri de mesleğini seçmesidir. Bir kimsenin herhangi bir konuda doğru bir seçme işlemi yapılabil¬mesi, ya da başka bir deyişle, sağlıklı karar verebilmesi için, her şeyden önce, neler istediğini ve bunları elde edebilmek için ne gibi olanaklara sahip olduğunu bilmesi gerekir. Bu işlemden sonra, daha iyisi bununla beraber yapacağı iş¬lem, çeşitli seçenekleri inceleyip, her birinin isteklerine ve koşulla-rına ne derece uygun olduğunu de¬ğerlendirmektir.

 Çarşıya çıkmadan önce alacağı şeylerin listesini ya¬pan ve bunlar için yeterli parası olup olmadığını yoklayan, çarşı¬daki malların kalite ve fiyatlarını inceleyerek gereksinmelerine ve parasına uygun bulduklarını alan bir kimsenin davranışı buna örnek olarak gösterilebilir Bu işlemleri dikkatli ve özenli şekilde yapma¬yan kimselerin hayal kırıklığı ile karşılaşmaları kaçınılmazdır. Bazı gençlerin, meslek seçimi gibi önemli bir kararı oluştururken yu¬karıda belirtilen gelişim görevini gerektiği ölçüde yerine getireme¬dikleri ve bu yüzden mutsuz ol¬dukları gözlenmektedir.

Meslek seçimi kararının sağlıklı bir bi¬çimde oluşturulmasını güçleştiren bazı etmenler vardır. Bunların bir bölümünü gençlerin çalışma dün¬yası ve insan nitelikleri hakkında edinmiş oldukları bir takım inançlar ve genellemeler oluştur¬maktadır.

 Aşağıda, yükseköğrenim görmek isteyen gençlerin dile ge¬tirdiği bazı yargılar tartışılmıştır: Ülkemizde insanlar istedikleri mesleklere giremiyorlar: Bu yargı hatalı bir genellemedir. Bir kısım gencin yoksulluk nedeni ile iste¬diği mesleğe giremediği doğrudur.

Ne var ki istenilen mesleğe gire¬memenin sadece maddi yetersiz¬likten ileri gelmediği, varlıklı ol¬dukları halde yanlış alanlara yö¬nelen gençlerin de var olduğu gözlenmektedir. Bu kişilerin ha¬tası, girmek istedikleri meslekle¬rin niteliklerine uygun olup olma¬dığını sorgulamamalarından kay¬naklanmaktadır. Bu gençler az sa¬yıda seçkin öğrenci alan ve başa¬rılı olmak için üstün akademik yetenek yanında sürekli ve düzenli çalışma alışkanlığı da gerektiren eğitim programlarına özenmekte, giremeyince hayal kırıklığına uğ¬ramaktadır. Bazı üniversite aday¬ları ve öğrencileri yukarıdaki yar¬gıyı daha da ileri götürerek Tür¬kiye’de insanların istemedikleri mesleklere girdiklerini söylemek¬tedirler.

 Üniversitelerde isteme¬dikleri alana yerleştiklerini beyan edenlerden bir kısmı yeniden sı¬nava girmekte, bir kısmı ise bir süre sonra bulundukları programın kendilerine uygun olduğunu fark ederek eğitimlerine devam etmek-tedirler. Bir kimse istemediği bir programa yerleştirilmişse bu ya kişinin Tercih Bildirim Formunu kodlarken hata yapmış olmasın¬dan, ya tercih edip listesine yaz¬dığı alan hakkında başlangıçta yanlış bilgi sahibi olmasından ya da Tercih Bildirim Formunun son sıralarına, boş kalmasın diye, daha az istek duydukları programları da yazmış olmalarından ileri gel¬mektedir.

 Bazı üniversite adayla¬rının özensizlik, dikkatsizlik ya da kendilerini doğru değerlendire-memelerinden kaynaklanan hatala¬rının tüm gençlere genellenmesi doğru bir davranış sayılamaz. İn¬sanın toplumda saygı görmesi için saygın bir mesleğin üyesi olması gerekir: Saygı görme, her insanın en doğal hakkıdır. Ancak bunu saygın bir mesleğin üyesi olarak sağlama beklentisi pek gerçekçi değildir.

 Ayrıca meslekleri saygın olan ve olmayanlar olarak ayırmak da doğru değildir. İnsan bir mes¬leğin başarılı bir üyesi olursa say¬gınlık kazanır. Bu da sahip olduğu yetenekleri gerektiren, ilgi duy¬duğu etkinlikleri (meslek görevle¬rini) içeren bir mesleğin üyesi ol¬makla gerçekleşebilir. Bir kimse¬nin, niteliklerine uymayan bir mesleğe girmesi, zayıf bir olası¬lıkla da olsa, mümkün olabilir ama o mesleğin başarılı, saygın bir üyesi olma olasılığı yoktur.

Yaşam boyu sürdüreceğim mesleğimi seçme aşamasındayım: Üniversi¬teye başvurma dönemine girmiş gençlerin dile getirdikleri bu ifade pek çok kişi için doğru ve geçerli olabilir. Ancak çok hızlı bir deği¬şimin yaşanmakta olduğu çağı¬mızda insanların ömürlerini tek bir meslekle tamamlama olasılığının azalmakta olduğu gözlenmektedir.

 Bilim ve teknoloji geliştikçe mes¬lek çeşitleri de hızla artmakta, bir yandan bazı meslekler çalışma ya¬şamından silinirken bir yandan da yeni meslekler ortaya çıkmaktadır. Bu gelişmeler karşısında, yirmi bi-rinci yüz yılda bir insanın meslek yaşamı boyunca ortalama üç- beş meslek değiştireceği öngörülmek¬tedir. Bundan, çok değil, yirmi beş otuz yıl önce üniversite adaylarına yaşamlarının en önemli kararını vermekte oldukları, meslek seçer¬ken çok dikkatli olmaları gerektiği yolunda uyarılarda bulunulurdu.

Gerçi üniversite programlarına öğ¬renci yerleştirme işlemlerinde, pu-anların ondalık basamaklarındaki ince farkların dahi dikkate alındığı ve bir kere bir programa yerleş¬tikten sonra ikinci yıl program de¬ğiştirmenin zor olduğu bir sis¬temde hala dikkatli olmak gerek¬mektedir. Ancak bir kimsenin ken¬dini tanıması oldukça zor olduğu gibi, insanda gelişim ve değişim süreci yaşam boyu devam etmek¬tedir.

Ayrıca insanların çoğu bir¬den fazla yetenek türüne sahiptir ve birden çok alanla ilgili işleri yapmaktan hoşlanabilmektedir. Bu nedenle bir kişi, bir değil birden fazla meslekte mutlu ve başarılı olabilmektedir. Bu olgu özellikle üstün yetenekli kişiler için geçer¬lidir.

 Böyle kimseler hem fen hem toplum bilimlerinde, hem sanat hem de dil- edebiyat alanlarında başarılı olabilmektedirler. Leonardo da Vinci gibi dehaların yaşamları boyunca çok değişik alanlarda üstün kalitede ürün ver¬dikleri bilinmektedir. Çağımızda olanaklar sadece üstün nitelikli ki¬şilere değil ortalama insanlara da değişik yeteneklerini kullanma ve geliştirme ortamı sağlamaktadır.

Halen üniversiteler ya programla-rından bazılarını iki alanda dip¬loma verecek şekilde oluşturmaya ya da değişik alanlardan seçimlik dersler açarak öğrencilerin çok yönlü yetişmelerini sağlamaya ça¬lışmaktadırlar. Bu uygulamanın yakın gelecekte yaygınlaşacağı beklenebilir.

Üniversiteye bir gir¬sem gerisi kolay: Üniversiteye gi¬rişin zor olduğu toplumumuzda bir gencin sınavı ya da sınavları ba¬şarı ile atlayıp istediği bir alana girmesi önemli olmakla birlikte meslek gelişiminin son aşaması değildir. Yukarıda da belirtildiği gibi, bilim ve teknolojideki geliş¬meler mesleklerin icra edilme bi¬çimlerini değiştirmekte, bu süreç boyunca, bazı meslekler ortadan kalkmakta, bunların yerine daha gelişmiş teknoloji ile yürütülen yeni meslekler ortaya çıkmaktadır.

Bu olgu bir kimsenin yaşamı bo¬yunca zaman zaman mesleğinde ortaya çıkan yeni uygulamaları öğ¬renmek için hizmet - içi eğitimi görmesini gerektirmektedir. Ayrı şekilde, mesleği iş piyasasından kalkan kişilerin yeni bir meslek öğrenme sürecine girmeleri söz konusu olabilmektedir.

 Bu du¬rumda bir gencin, üniversite dip¬lomasını aldıktan sonra eğitim so¬rumluluğunun biteceğini düşünme-sinin yanlış olacağı açıktır. Kişi değil mesleğinde ilerlemek, işini korumak için bile sürekli eğitim görmek durumunda olacaktır. Bu nedenle günümüzde, yaşamın belli bir döneminde bir kere verilen ve genellikle değişmeyen bir karar olarak meslek seçimi değil çalışma ömrünün sonuna kadar süren bir gelişimi ifade eden kariyer geli¬şimi kavramı üzerinde durulmak¬tadır.

Gencin bu gerçeği göz önüne alarak yaşamını planlaması yararlı olur. İnsan ancak dört yıl¬lık bir üniversite eğitimi görürse güvenceli ve saygın bir meslek edinebilir: Türkiye'de sosyal gü¬venlik sistemi yeterince gelişme¬diği için insanlar yükseköğretim gördükleri takdirde güvenceli bir meslek edineceklerini düşünüyor¬lar.

Bazı gençler ise iki yıllık ön lisans programlarını yüksek eğitim saymamakta, lisans eğitiminin ka¬zanç ve iş bulma açısından daha avantajlı olduğunu düşünmekte¬dirler. Oysa yalnız iki yıllık değil, dört yıllık yükseköğretim prog¬ramlarını bitiren gençler de dü¬zenli ve iyi bir gelir sağlayan bir iş bulmakta zorluk çekmektedirler.

Devlet sektöründe çalışma alanları giderek daralmaktadır. Özel sek¬törde iyi bir üniversiteden alınmış diploma iş bulma önemli rol oy¬nasa da işte tutunma ve ilerleme diplomadan çok yeterliliğin ka-nıtlanmasına bağlıdır. Kendini iyi yetiştirmiş bir tekniker sıradan bir mühendisten daha uzun süre işini koruyabilir ve ilerleyebilir. Önce iyi bir üniversiteye girmeli, hangi bölümü olduğu önemli değil: Yük¬seköğrenim görmek isteyen genç¬lerin bazılarının, önce üniversite daha sonra da program seçme gibi bir yol izlemekte oldukları göz¬lenmektedir.

Öğretim kadrosu zengin bir üniversitede eğitimin daha iyi olacağı kuşkusuzdur. An¬cak, meslek başarısında mezun olunan üniversitenin kalitesinden önce kişinin kalitesi etkili olmak¬tadır. Öğretim kadrosu yetersiz bir bölümün hevesli, çalışkan bir öğ¬rencisi, alanı ile ilgili yayınları izleyerek kendini yetiştirebilir, yüksek lisans eğitimini iyi bir bölüm ya da fakültede sürdürebi¬lir. Buna karşılık, iyi bir üniver-siteye girme uğruna istemediği bir bölüme giren bir kişi eğitim orta¬mından hoşnut olsa bile, eğitimin özünden hoşnut olamayacağı için başarılı da olamayabilir.

İyi üni¬versite derken genellikle yabancı dille (İngilizce) öğretim yapan üniversiteler kastedilmektedir. Yabancı dille öğretim yapan üni¬versitelerin tercih edilme nedenle¬rinin biri de bu kurumlardan me¬zun olanların özel sektör tarafın¬dan tercih edildiği inancıdır. Geçmişte bu inancı destekleyici örnekler çoktu. Ancak son yıllarda gazetelerdeki iş ilanlarında bu yoldaki tercihler artık eski sıklıkta görülmemektedir. Çünkü Türkçe eğitim yapan bazı üniversiteler yabancı dil öğretimine de özel önem vermeye başlamışlardır.

 Öte yandan yabancı dili sadece üniver¬sitenin bir yıllık hazırlık sınıfında öğrenme olanağı bulan öğrenciler, o dile yeterince hakim olamadıkla¬rından, öğretimi izlemede zorluk çekmekte, bunun sonucu olarak, alan bilgisini de yeterince edine-memektedirler.

 Bu durum özellikle sosyal bilim alanındaki programlar için geçerlidir. Öğretimi izleyebi¬lecek kadar yabancı dili bir yılda öğrenme umudu olmayanların ya¬bancı dille öğretim yapan prog¬ramları tercih etmemeleri iyi olur. Sadece belli bir meslek edinmek isteyenler üniversite eğitimi gör¬melidir: Üniversite mezunlarından çoğunun eğitim gördükleri alan¬lardan başka alanlarda çalıştıkla¬rını gözleyen kimseler meslek eğitimine yatırılan zaman ve para¬nın boşa harcandığını düşünerek hayıflanmaktadırlar. Ekonomik sı¬kıntı içinde bulunan ülkeler için bu düşünce bir dereceye kadar doğru olabilir ama, aslında üniver¬sitelerin üç amacı vardır:

Bunlar,
• Bilimsel araştırma yapmak ve bilgi üretmek
• Meslek elemanı yetiştirmek
• Kültür kazandırmak

Gençlerin büyük çoğunluğu ikinci amaç için üniversiteye yönel¬mekte, bir diploma, bir unvan alma ve bunlara uygun iyi bir iş edinme umudunu beslemektedirler. Mezunlara bir diploma ve ona uy¬gun bir de unvan verilmektedir ama çalışma yaşamında doktorluk, mühendislik, hemşirelik, öğret¬menlik gibi sınırları yasalarla be¬lirlenmiş olanlar dışında kalan mesleklerin pek azı diploma ile yakından ilişkilidir. Üniversite mezunlarının çoğunun eğitim gör¬dükleri alanla doğrudan ilgisi ol¬mayan işlerde çalıştıkları sıklıkla gözlenen bir olgudur. Yükseköğ¬retim lisans programlarının çoğu, aslında belli bir konuda eğitim vermekte ise de kazandırdığı bilgi ve beceri benzer başka alanlara da aktarılabilmektedir.

Böylece, iş aramaya çıkan bir mezun, başlan¬gıçta hiç düşünmediği iş alanla¬rında çalışma olanağı bulabil¬mekte, o işlerde çalışırken önemli bir uyum sorunu da yaşamamakta¬dır. Şu halde diyebiliriz ki üniver¬site eğitimi her zaman belli bir meslek kazandırmamakta, daha çok kültür kazandırarak gencin daha geniş bir alanda iş arama şansını artırmaktadır. Halen yaşa¬dığımız ekonomik bunalımda iş bulma zorluğu her meslek için ge¬çerlidir Ancak bu durumun sürekli olacağını düşünüp yanlış genelle¬meler yapmadan olaya baktığı¬mızda, hızlı ve çarpıcı değişimle¬rin olduğu ve olacağı toplumlarda gençlerin bir çok alana uyarlana¬bilecek üst düzey beceriler ka¬zanması için yapılan yatırımların hiç de boşa gitmediği düşünülebi¬lir.

Üniversiteler gençlerin iş bulma olanaklarını artırmak için programlara çeşitli seçimlik ders¬ler konmakta, bazı üniversitelerde ana dal, yan dal adı altında prog¬ramlar oluşturulmaktadır.

 Örneğin bir kimsenin ana dalı psikoloji, yan dalı sosyoloji olabilmektedir. Bazı üniversitelerde iki daldan diploma almak mümkündür. Yük¬seköğretimin lisans programların¬dan birini bitirdikten sonra benzer başka bir alanda lisansüstü eğitim görme olanağı vardır. Hatta kararlı bir iş bulmak için böyle bir eği¬time gerek de vardır.

Örneğin fizik mezunu bir genç bilgisayar, eğitim alanından mezun olan işletme ala¬nında üst eğitim görebilmektedir. Bundan başka, pek çok kişi, belli bir alanda çalışırken kurumların açtığı hizmet-içi eğitim program¬larını ya da üniversitelerde verilen sertifika programlarını tamamlaya¬rak farklı alanlara geçmektedirler. Gelecekte hangi mesleğin geçerli olacağını şimdiden bilmek çok önemlidir:

Meslek seçme duru¬munda olan gençlerden bazıları ”Gelecekte hangi meslekler geçerli olacaktır?"sorusunu sormaktadır. Bu soruyu yanıtlayabilmek için bu gençlere "Kaç yıl sonraki geleceği öğrenmek istiyorsun?”diye sormak gerekiyor. Teknolojinin hızla ge¬lişmekte olduğu bir dünyada, bir mesleğin belki beş ya da on yıl sonrasını tahmin edebiliriz. Ondan sonra bu çekici meslek teknoloji¬nin gelişmesi ve buna bağlı olarak ekonomideki değişimler sonucunda hüviyet değiştirmiş olacak, belki de pek çok kişinin o alana girmesi sonucu bu günkü çekiciliğini yiti-recektir. Ülkemizde bunun değişik örnekleri geçmişte yaşanmıştır ve yaşanmaya devam edecektir.

Gençlerin hangi mesleği seçtiği değil, bu hızlı değişime ayak uy¬durabilmek için ne gibi bilgi ve becerilerle donanmış olduğu önemlidir. Böyle bir dünyaya ha¬zırlanmak için gençlerin kendile¬rini şu alanlarda yetiştirmeleri ge¬rekmektedir: Teknolojik gelişme meslek görevlerini kolaylaştır¬makta, el becerisi ve beden gücü¬nün yerini giderek artan oranda beyin gücü almaktadır.

Bu nedenle gençlerin matematik ve mantık alanlarında kendilerini iyi yetiş¬tirmeleri, akıl yürütme, yargılama yeteneklerini geliştirici etkinlik¬lere ağırlık vermeleri gerekmekte¬dir. Ezberleme, geçer notla ye¬tinme, günü kurtarma gibi tutum¬ları benimseyenlerin gelecekteki değişimlere ayak uydurma şansı zayıf olacaktır. Gelecekte birkaç meslek ve sık sık iş değiştirme ya¬nında bir gün boyunca birden fazla meslek icra etme durumunda ola¬cak gençlerin elden geldiği kadar spor, el sanatları, güzel konuşma ve yazma gibi değişik yetenekle¬rini geliştirmeye de önem verme¬leri gerekir. Böylece bir kimse gü¬nünün değişik zaman dilimlerini değişik yetenekleri ile ilgili işleri yaparak geçirebilir.

Böylece hem gelirini artırabilir hem de ek bir iş yolu ile değişik becerilerini de¬ğerlendirme olanağı bulabilir. Gü¬nümüzde insanlar büyük iş yerle-rinde, bir çok kişi ile işbirliği ya¬parak çalışmakta; kendi küçük iş yerinde birkaç çırağı ile çalışan insan sayısı giderek azalmaktadır. O halde geleceğin genci başkaları ile iletişim kurabilme ve işbirliği yapabilme becerilerine sahip ol¬malıdır. Değişik insanlarla değişik koşullarda çalışabilme esnekliğine sahip olabilme, belirsizliğe daya¬nabilme ve yaratıcılık da iş yaşa¬mında başarıyı artırıcı kişilik özellikleri olarak görünmektedir. Bir yabancı dil, özellikle İngilizce bilmek kişinin iş bulma ve gelişme şansını artıracaktır. Bu özellikle yükseköğretim görmüş gençler için çok önemlidir.

Üniversiteye Öğrenci Seçiminde Dikkate Alınan Özellikler
Üniversiteye girişte uygulanan sı¬nav sistemi, öğrencinin akademik yeteneğini (soyut konuları öğ-renme gücünü) ve okul başarısını (bilgisini ve çalışma disiplinini) değerlendiren bir yapıdadır. Öğ¬rencinin okul başarısı da okuduğu okuldaki öğrencilerin Öğrenci Seçme Sınavındaki puan ortala¬maları (akademik yetenek düzey¬leri) ile diploma notları düzeyleri birlikte dikkate alınarak değerlen¬dirilmektedir. Böylece Anadolu li¬seleri, fen liseleri gibi, öğrencileri bir sınavla seçilmiş olan okullar¬dan mezun olanların ortaöğretim başarı puanları diğer okulların mezunlarınınkinden daha yüksek olarak değerlendirilmektedir.

ÖSYM’nin uyguladığı seçme sis¬temi adayların Tercih Bildirim Formunu doldururken, girmeyi en çok istediği programı en başa yaz¬dıklarını varsaymaktadır. Kişinin girmeyi en çok arzu ettiği program ise onun zihinsel, bedensel ve du-yuşsal özelliklerine ve ekonomik olanaklarına en çok uyan program olmalıdır. Daha önce de değinil¬diği gibi, bir kimse pek çok kişi¬nin girmek istediği, popüler ve dolayısıyla taban puanı yüksek bir programa girip akademik yetene¬ğini kanıtlamayı en önemli hedef olarak benimser ve diğer özellikle¬rinin programa uygunluğunu dik¬kate almazsa programa girmeyi başarsa bile oradan mezun olmayı başaramayabilir.

Çok zeki fakat zevkine, rahatına düşkün bir genç, zekası sayesinde sınavı kazanabi¬lir ama çalışma alışkanlığına sahip olmadığı için, kendisi gibi seçkin öğrencilerin bulunduğu ve başarı¬nın gayrete, disiplinli çalışmaya bağlı olduğu bir öğretim ortamına ayak uydurmakta çok zorluk çeke¬bilir. Daha düşük puanla girilebi¬len bir başka program bu gencin yapısına daha uygun olabilir. Ül¬kemizde mesleklerin toplumsal saygınlık düzeylerinin çok farklı oluşu gençlerin tercihlerini belir¬lemelerinde ve bunları sıralamala¬rında çok önemli rol oynamakta¬dır. Sırf yeteneği kanıtlamak için yüksek puanla öğrenci alan prog-ramları tercih etmek ve bunlardan ön sıralardaki birine girebilmek için sınavda doğru yanıtlanması gereken soruların hesabını yapmak yeterli değildir.

 Bu tür hedeflerine erişen nice öğrencinin, bir süre sonra, bulundukları durumdan hoşnut kalmadıkları, eğitimi yarım bırakarak ya da bitirdikten sonra yapılarına daha uygun alanlara geçtikleri gözlenmektedir. Sadece akademik konuları öğrenme gü¬cünü kanıtlama ve meslek yolu ile saygınlık kazanma düşüncesi ile verilen kararlar hem kişinin mut¬suz olmasına hem de aile ve ülke için ekonomik kayba yol açmakta¬dır. Bu nedenle gençlerin tercihle¬rini kesinleştirmeden önce kendi¬lerini çok iyi dinlemeleri, kişilik¬lerinin başka yönlerini de dikkatle ve ayrıntılı olarak değerlendir¬meye çalışmaları uygun olur.


Kendini Tanıma
İnsan, her canlı gibi, yaşamı bo¬yunca bir takım gelişim evrelerin¬den geçer. Kişilik gelişimi insanın toplumsallaşması, içinde yaşadığı toplumun beklentilerini yerine ge¬tirebilmesi için gerekli tutumları ve iletişim becerilerini kazanması sürecidir. Bu gelişim süreci zihin¬sel ve duygusal gelişim başlıkları altında bilimsel olarak incelen¬mektedir. Yirminci asrın ortasın¬dan itibaren buna Mesleki Gelişim adı verilen bir boyut eklenmiştir. Mesleki gelişim bireyin giderek karmaşıklaşan çalışma yaşamında kendine uygun bir yer edinmesi ve o ortamda kendini gerçekleştire¬bilmesi için gerekli davranışları geliştirme süreci olarak tanımla¬nabilir. Mesleki gelişim süreci okul öncesi dönemden başlayıp meslek ömrünün sonuna kadar de¬vam eden bir süreçtir. Bu süreç boyunca bireyin şu istendik davra¬nışları geliştirmesi beklenir:

a) Hangi işleri ne derece yapabil¬diğinin farkında olma; çeşitli ko¬nulardaki yeteneklerini doğru, gerçekçi ve ayrıntılı olarak de¬ğerlendirebilme

b) Bir eğitim ortamından, bir ça¬lışma alanından, kısaca bir mes¬lekten neler beklediğini açık ve net bir biçimde ifade edebilme

c) Mevcut seçenekleri inceleme, başka seçenekler olup olmadığını araştırma

d) Seçeneklerin her birini, istek ve beklentileri karşılama, var olan yeteneklerle ve ekonomik olanak¬larla erişebilme olasılığı bakımın¬dan değerlendirme

e) İstekleri karşılama olasılığı en yüksek görünen ve erişme olasılığı olanlara yönelme kararını vere¬bilme
İnsanın yaşamı boyunca yerine getirmesi gereken gelişim görev¬leri içinde en önemlisi ve en zor gerçekleştirilebileni ne istediği ve neleri ne ölçüde yapıp neleri ya¬pamayacağı konusunda net ve ka¬rarlı bir benlik algısı geliştirmesi¬dir. Kendini bilmek her devirde ve kültürde olgunluğun birinci koşulu sayılmıştır.

Meslek seçimi söz ko¬nusu olduğunda kişinin kendini bilmesi demek hangi çalışma ala¬nının gerektirdiği görevleri yerine getirebileceği, (yetenekleri) nasıl bir çalışma ortamında ne gibi iş¬leri yapmaktan hoşnut olacağı (il¬gileri) ve mesleki etkinliklerden başka ne gibi yararlar beklediğini (meslek değerlerini) açık seçik olarak ifade edebilmesi demektir. Bu ancak insanların çoğunun en erken orta yaşlarına doğru erişe¬bilecekleri bir durumdur. Ne var ki insanlar henüz yeniyetmelik dönemlerinde iken yaşamlarının en önemli kararını verme sorunu ile karşılaşmaktadırlar.

Gençlerin kendilerini tanımalarını güçleştiren etmenleri şöyle belir¬leyebiliriz: Ergenlik döneminde insanların deneyimleri yetersizdir. Eğitim kurumlarımızın çoğunun kol çalışmaları, seçimlik dersler, öğrenci klüpleri, hobi geliştirici kurslar gibi, bireylerin yetenekle¬rini keşfetmelerini kolaylaştırıcı öğretim ortamları hazırlamada yeterli olduğu söylenemez. Okul¬larda fen ve matematik dışındaki konu alanlarında başarının fark edilerek ödüllendirilmesi de yay¬gın bir uygulama değildir. Sınıfla¬rın kalabalık, öğretimin yarım gün yapıldığı okullarda öğretmenlerin öğrencilerini değişik yönleri ile tanıma olanakları çok azdır. Aşırı özellikleri nedeni ile göze batan öğrenciler dışında kalan geniş gruplar hakkında öğretmen kana¬atleri genellikle bulanık olduğun¬dan, bunların ifade edilmesi için oluşturulan gözlem formlarının da güvenilirliği düşüktür. Sınavlar¬dan alınan notlar öğrencinin başa¬rısı hakkında kabaca bir fikir ver¬mektedir ama onun çeşitli ders ko¬nularında akıl yürütme, analitik düşünme, yaratıcılık gibi özellik¬ler yönünden ne düzeyde olduğu hakkında ayrıntılı fikir vermekten uzaktır.

 Ergenlik kimliği oluş-turma dönemidir. O zamana kadar geçirdiği deneyimler sonucu ken¬disi hakkında edindiği bir takım yargıları değerlendirme, bunları bütünleştirme, kendisinin kim ol¬duğunu tanımlama çabasındadır. Bu dönemde bir çok gencin ilgileri kararsız, meslek emelleri gerçek¬lerden oldukça uzaktır. Ergenlerin derdi yetişkin dünyasında iyi bir yer edinmek, kendini çevresine kanıtlamaktır.

Bu nedenle çevre tarafından istendik özellikler yö¬nünden güçlü oldukları izlenimi uyandırmaya çabalamakta, çevre¬nin önemsemediği özelliklerini fark edip değerlendirememektedir. Bu durum özellikle aşırı istekçi ve otoriter ailelerin çocuklarında daha çarpıcı biçimde görülmekte¬dir. Çevresini, özellikle ana baba¬sını hoşnut etme çabasında olan genç zayıf yönlerini yadsıma, eği¬limlerini bastırma, gerçek özüne uygun bir kimlik yerine ana baba¬sının hoşuna gidecek bir kimlik geliştirme zorunluluğunu duy¬maktadır. Özüne yabancı, başkala¬rının beğenisine aşırı derecede du¬yarlı gençler ilgi ve yeteneklerine uygun olmayan, erişmesi olanaksız eğitim ve meslek hedeflerine yö¬nelmekte, emelleri gerçekleşme¬yince çöküntü yaşamaktadırlar.

Seçenekleri Araştırma
Sağlıklı bir meslek kararı verebil¬menin diğer bir koşulu seçenekler konusunda bilgi sahibi olmaktır. Oysa gençlerin eğitim ve meslek seçenekleri hakkında bilgilerinin yetersiz ve çok kere de yanlış ol¬duğu gözlenmektedir. Gözlemler ve araştırmalar üniversiteye gelen öğrencilerin ilk aylarda yarıdan fazlasının bulundukları bölümden memnun olmadıklarını göster¬mektedir. Bunların bir kısmı, hak¬kında bilgi sahibi olmadıkları bö¬lümleri tercih etmek zorunda kal¬dıklarını, bir kısmı ise isteyerek geldikleri bölümde aradıklarını bulamadıklarını ifade etmekte ve bir sonraki yıl alan değiştirme planları yapmaktadırlar. Neyse ki bunların önemli bir bölümü yıl so-nuna doğru bulundukları alanın kendilerine uygun olduğunu fark edip ona bağlanmaya başlamakta¬dırlar. Eğitim sistemimiz öğrenci¬lerin çoğunu ilköğretimin sonunda bir meslek eğitimi seçmeye bir kısmını ise bir yıl sonra alan seç¬meye zorlamaktadır. Bu yaştaki seçimlerin çoğu ana babaların yönlendirmesi ile gerçekleşmekte¬dir. Onların da bir çok seçenekten habersiz olarak bu işlemi yürüt¬tükleri gözlenmektedir. Oysa gençlerin, geleceklerini yakından ilgilendiren bir konuda karar ver¬meden önce, kendilerine açık ola¬nakları araştırmaya girişmeleri, eğitim ve meslek seçenekleri hak¬kında bilgi edinme çabası göster¬meleri gerekir. Gençlerin böyle bir girişimde bulunmalarını engelle¬yen bazı psikolojik ve toplumsal nedenler vardır.

Bunları şöyle özetleyebiliriz:
Gencin çevresi çok dar, bilgi edinme olanakları çok kısıtlı ola¬bilir. Bu durum özellikle kırsal kesimde yetişen gençler için ge¬çerlidir. Bu çevrelerde polislik, öğretmenlik, hemşirelik dışındaki meslekler için uygun örnekler de olmadığından gençlerin seçenek¬leri bu ve benzeri birkaç meslek alanı ile sınırlı kalabilmektedir. Bilgi kaynaklarından haberli ola¬mama ya da onlara ulaşma zorluğu yüzünden insanlar yetersiz bilgi ile karar verme durumunda kal¬maktadırlar. Bilgi edinmeyi en¬gelleyen diğer bir neden kişinin korkularıdır. Seçeneklerin çokluğu kendine güvensiz kişiyi şaşkına çevirebilmekte, kafasını karıştıra¬bilmektedir. Böyle bir kişi değişik durumlara uyum yapabilmek için esnek düşünebilme gücünden yok¬sundur. Yeni bir seçenek daha önce verilmiş bir karardan vaz¬geçmeyi gerektirebilir. Bu da yeni bir belirsizlik durumu demektir. Oysa güvensiz kişiler ancak net ve kesin durumlarda rahat edebilirler.
Böyle bir kişilik yapısına sahip bi¬reyler ne kendilerine ne de ola¬naklara ilişkin gerçekleri aramaya girişirler.
Kendine güvenen kişiler ise araş¬tırmanın getireceği yeni bilgilerin gelişimlerine olumlu katkıları ola¬cağına inanır ve bu yolda girişim¬lerde bulunurlar.


Bunların en önemlisini, yukarıda da değinildiği gibi, kendini tanıma konusunda gösterilen çabalar oluşturur. Kendini tanıyan, ola¬naklarının sınırlarını ve gerçek isteğinin ne olduğunu bilen bir genç, önündeki seçenekleri bu öl¬çütler açısından değerlendirir, hatta başka seçenekler olup olma¬dığını araştırır.

Buna karşılık, kendine ilişkin bazı gerçeklerle yüz yüze gelmekten kaçınan, kendinde çok üstün. nite¬likler gördüğü için üst düzey he¬deflere yönelen kişi ise, kurduğu hayali düzenin bozulacağı korkusu ile, değişik seçenekleri araştır¬maktan kaçınır, önerilen seçenek¬leri de mantık dışı bahanelerle reddeder.
Şu halde diyebiliriz ki, kendini araştırma ile seçenekleri araştırma eğilimi, kişinin doğası ile barışık olmasından kaynaklanan, yeni uyarıcılara açık olma eğiliminin görünümüdür.


Kendini ve meslekleri tanımak için neler yapmalı?
İnsanın yaradılışını, gerçek özel¬liklerini tanıması, kendini doğru değerlendirmesi kolay gerçekleşti¬rilecek bir hedef değildir. Bu özellikle deneyimi az ve kendini kanıtlama çabasında olan gençler için daha da zordur. İnsanların kendilerini tanımalarını engelle¬yen en önemli etmen başkaları ta¬rafından beğenilme, kabul görme arzusudur. Kendini başkalarının ölçütlerine göre değerlendiren kişi büyük olasılıkla kendi gerçeğinden uzaklaşacak, kendi özüne uymayan bir öz kavramı geliştirecektir. Doğru ve gerçekçi bir öz kavramı geliştirmenin ön koşulu çevrenin beklentilerine ve değerlendirmele¬rine aşırı derecede duyarlı olma¬maktır. İçsel özgürlüğünü geliş-tirmiş kişi kendini inceleyerek do¬ğasını tanıyabilir.

Doğasını tanımak isteyen kişinin yapacağı iş değişik ortamlarda neler yaşadığını, çeşitli durumlar ve olaylar karşısında neler hisset¬tiğini sık sık gözden geçirmek ve bu yaşantılarının adını koymaktır. Başkalarının önem verdiği özel¬liklerine sahip olduğuna kendini inandırmaya çalışan, başkalarının önem vermediği özelliklerini bas¬tırmaya çalışan kişi, doğasına ya¬bancılaşmaya ve gizilgüçlerini kullanamamaktan ileri gelen bir uyumsuzluk yaşamaya adaydır.
ÖSYM adayların kendilerini tanı¬maları, yükseköğretim programları hakkında bilgi edinmeleri için bazı ölçme araçları ve yayınlar hazır¬latmıştır. Bunlardan Kendini De¬ğerlendirme Envanteri on üç, BİLDEMER (Bilgisayar Destekli Meslek Rehberliği) programı altı yıldır, ve ”Üniversiteler, Yükse¬köğretim Programları ve Meslekler Rehberi” adlı kaynak kitap on beş yıldır okullarda ve dershanelerde kullanılmaktadır. Programları ve meslekleri tanıtan kaynak kitap¬taki bilgiler internet sayfalarımıza aktarılmıştır. Kendini ve çevresin¬deki olanakları tanımaya yatkın bir kişi bu kaynaklara erişmekte zorluk çekmeyecektir.


Karar Verme (Belli bir seçeneğe yönelme)
Meslek gelişiminin bu aşamasında yapılacak iş, yukarıda açıklanan iki alanda edinilen bilgilerin bir¬likte değerlendirilmesi, istenilir yönleri en fazla, istenmeyen yön¬leri en az ve erişme olasılığı yük¬sek seçeneğin bulunmasıdır.
Karar verme süreci, yukarıda açıklanan iki gelişim görevinin başarı ile tamamlanması halinde başarı ile gerçekleştirilen zevkli bir işlem olabilir. Kendisi ve çev¬resi hakkında bilgisi yetersiz, id-diaları yüksek, aşırı kaygılı, so¬rumluluğunun bilincine erememiş kişilerin bu aşamada farklı davra¬nışlar sergiledikleri görülmekte¬dir. Örneğin kendine güvensiz ki¬şiler, başkalarının (aile büyükleri, arkadaşlar vb.) daha iyi bilecekleri düşüncesi ile, kararı başkalarına bırakmakta ya da başkalarının ka¬rarlarını benimseyip uygulamakta¬dırlar. Aşırı kaygılı kişilerin tep¬kisi iki türlü olmaktadır. Bunlar ya hemen kararı kesinleştirmek için acele etmekte, ya da seçe¬nekleri en ince ayrıntısı ile ince¬leme, başka seçenekler arama, ça¬balarını bir türlü sona erdireme¬mekte ve kararlarını kesinleştire¬memektedirler.
Sorumsuz kişiler de kararı en son güne bırakmaktadırlar ama geçen süre zarfında karar verme konu¬sunu düşünmemeyi tercih etmekte¬dirler. Karar verirken bazı insanlar sezgilerine, bazıları mantıklarına bazıları ise başkalarına güven¬mektedirler.
Karar verme konusunda sorunlu bir grup daha vardır ki, bunlar kronik kararsızlardır. Bu kimseler hiçbir seçeneği kendilerine uygun bulmamakta; karar verme zorunda kaldıklarında hiç bir seçeneğe uzun süre bağlanamamakta, sık sık karar değiştirmektedirler. Sonuçta hangi seçeneği benimserlerse be¬nimsesinler gözleri daima başka seçeneklerde kalmaktadır.

Meslek Seçimi konusunda verile¬cek karar, dayanağını kişinin özünden almalıdır. Kişilik geli-şimleri sağlıklı olan, özlerini tanı¬yan ve onu gerçekleştirme çaba¬sında olan kimseler gerek kendi-leri gerekse çevre olanaklarına ilişkin doğru, ayrıntılı ve gerçekçi bilgilere sahip olduklarından, doğru karar vermekte güçlük çek¬memektedirler. Çünkü kendi ile barışık kişilerin karar verme süre¬cinde, kendilerine ve seçeneklere ilişkin gerçekleri çarpıtma, bazıla¬rını yok sayma gibi, bilinçli ya da bilinçdışı etmenlerin yeri yoktur.

Aşağıda biri kendini ve çevresin¬deki olanakları özgürce araştıran, diğeri ailesinin istekleri doğrultu¬sunda davranan, bir diğeri ise kendi sınırlarını bilmeyen ve prog¬ram seçme işlemini ciddiye alma¬yan üç gencin meslek gelişimi öy¬küsü örnek olarak verilmiştir:
Örnek-1: "Genellikle başarılı bir öğrenci sayılırım. Bunu kısmen düzenli çalışmama borçluyum diyebilirim. İlköğretim döneminde takdirler, teşekkürler aldımsa da Anadolu li¬seleri sınavını kazanamadım. Pua¬nım az farkla yeterli olamadı.
Lisede fen derslerim iyi sayılırdı. Yani kırık not almamıştım. Mate¬matikte komşumuzun oğlundan ders almak suretiyle geçer not alı¬yordum. Fizik ve kimyada da du¬rumum pek farklı değildi; öğret¬menin öğrettiklerini evde düzenli tekrarlamak suretiyle öğrenebili¬yordum ama farklı bir problem so¬rulduğunda bocalıyordum. Onun için bu derslerde geçer not aldığım zaman mutlu oluyordum. Biyolo¬jide durumum çok daha iyi idi. Hatta bu alana özel ilgim bile var diyebilirim.

Kır gezilerinde çevredeki hayvan ve bitkileri fark eder onlardan ör¬nekler toplarım. Bu şekilde bir kelebek koleksiyonu da yaptım. Akvaryumumda çeşitli balıklarım ve bir de kuşum vardı. Öğretme¬nime biyoloji laboratuarının dü¬zenlenmesine yardım ettiğimde bu işten çok hoşlandığımı fark etmiş¬tim.
İnsanların ruh durumlarını, belli olaylar karşısında neler hissettik¬lerini incelemek ve sorunlarını dinleyip yardımcı olmak da bence çok ilginç bir uğraşı olarak görü¬nüyordu. Boş zamanlarımda psi¬koloji ile ilgili hikaye ve romanlar okumaya çalışıyordum.
Gelecekteki mesleğim aile içinde tartışıldığında herkes bir meslek öneriyordu. Babam eczacı, annem doktor, dayım ise inşaat mühendisi olmamı önermişti.
Arkadaşlarım da mühendisliği dü¬şünüyorlardı. Ben önerilen tüm meslekleri tanıtıcı yayınları oku¬dum. En başarılı olduğum ve ilgi duyduğum alan biyoloji olduğu için onunla ilgili yayınları özel¬likle inceledim. Bu arada biyoloji ile ilgili meslek olarak fizik ant¬ropolojiyi tanıdım. Ancak tercih listeme önce veterinerlik, sona doğru da biyoloji programlarını yazdım. İyi bir veteriner olabilir¬sem evcil hayvan kliniği açmayı veya evcil hayvan yetiştirip sat¬mayı düşünüyordum. Bu iyi ka¬zanç getirecek bir iş olarak görü¬nüyordu bana. Biyoloji alanına gi¬rersem de hedefim aynı olacaktı. Sonunda bir biyoloji programına yerleşebildim. Biyoloji bölümünü iyi bir derece ile bitirdim Şimdi yüksek lisans eğitimi görüyorum ve bir yandan da bir hayvan hasta¬nesinde yardımcı eleman olarak çalışıyorum. Bir biyoloji bölü¬müne araştırma görevlisi olarak girebilir ya da biyoloji öğretmeni olabilirim Ama gelecekte kuş, kö¬pek, kedi gibi evcil hayvan yetişti¬ren bir yer açmak idealimden vaz¬geçmiş değilim. "
Bu genç geçirdiği yaşantıları de¬ğerlendirerek neleri yapıp neleri yapamadığı, hangi etkinliklerden hoşlandığı konusunda açık bir fikre sahip olmuş, kendisini ol¬dukça net bir biçimde ve uygun sözcüklerle ifade edecek kadar berrak bir benlik algısına erişmiş görünmektedir. Kişi aynı güvenle meslekleri de incelemiş ve ken¬dine uygun bir alan belirlemiştir. Aile bireylerinin önerilerini, arka¬daşlarının telkinlerini dikkate al¬mış ama onlardan birine bağımlı kalmamış, öz yapısına saygılı dav¬ranarak, özünü gerçekleştirebile¬ceği kariyer planı yapmıştır.

Örnek- 2: "Ben tıp doktoru bir baba ile ikti¬satçı bir annenin ikinci çocuğu¬yum. İlk çocukları özürlü olduğu için annem babam benim doktor olmamı istiyorlardı. Her halde ağabeyimin sorunları ile bu şe¬kilde daha iyi ilgilenebileceğini düşünüyorlardı. Ben okulda ol¬dukça başarılı bir öğrenci idim. Hemen her dersten ortalamanın üzerinde not alıyordum ama en güçlü yeteneğim sanat alanında idi. Sekizinci sınıfta iken resim yarışmasında dünya birincisi ol-muştum. Ama babam vaktimi re¬simle geçirmemem için bana ge¬rekli resim malzemeleri almıyor, beni resimle uğraşırken gördükçe fen derslerine çalışmamın daha iyi olacağını söylüyordu. Lisede re¬sim çalışmalarımı tamamen bırakıp bütün enerjimi fen alanındaki derslere verdim. Bir çok arkada¬şım gibi ben de bir dershaneye de¬vam ettim.

Sınava ilk girdiğim yıl bir tıp fa¬kültesine girememiştim. İkinci yıl tercih listeme, daha düşük puanla öğrenci alan programları da yazdı¬ğım için bunlardan birine yerleş¬tim. Çalışkan ve disiplinli oldu¬ğum için fakülteyi zamanında bi¬tirdim. Bir süre pratisyen hekim olarak çalıştım. Estetik cerrah ol¬mak istiyordum.
Ama iki kere girdiğim Tıpta Uz¬manlık Sınavında başarılı olama¬yınca daha düşük puanla girilebi-len başka uzmanlık seçeneklerini yazarak sınava üç kere daha gir¬dim. Bu sınavlarda da başarılı olamayınca uzmanlık eğitimi görme umudumu yitirdim. Bu arada resim çalışmalarıma tekrar yönelmiştim. Açtığım bir sergi epey ilgi gördü ama resim yaparak hayatımı kazanmak bana biraz olanaksız görünüyordu. O sırada hoş bir tesadüf oldu. Sergiyi gezen bir tıp yayınları editörü bana ya¬yıncılık alanında çalışmayı teklif etti. Ben şimdi tıp alanındaki kitap ve dergilerin resimlerini çizmekte, internet sayfalarının grafik dü¬zenlemelerini yapmaktayım ve yaptığım işi çok seviyorum"


Bu genç de sonunda özüne uygun bir mesleki ortam bulabilmiştir. Tıp eğitimi şu andaki işinin kalite¬sine önemli katkı sağlamaktadır kuşkusuz. Ama uzun, zahmetli ve masraflı bir eğitim olan tıp eği¬timi, ekmeğini çizimle kazanmak isteyen bu genç için zorunlu muydu? Onun yerine hekimlik mesleğine bağlanabilecek başka bir genç yerleştirilmiş olsaydı daha iyi olmaz mıydı?
Örnek -3 : 'İlk yıl, üniversite tercih formumu dolduracağım günler yaklaştıkça içimi bir sıkıntı kaplıyordu. Çünkü annem öğretmen olmamı istiyordu.

Evlenip çocuk sahibi olduğum za¬man boş vakitlerim olabileceğini, evime vakit ayırabileceğimi düşü¬nüyordu. Babam işletme - iktisat eğitimi görmemi öneriyordu.
Ben ise çok sevdiğim bir arkada¬şımın girmek istediği uluslararası ilişkiler bölümüne gitmeyi ve diplomat olmayı düşlüyordum. Okulda başarı düzeyim düşük, matematikten durumum daha da kötüydü. Ama ben okulda iyi öğ¬retim yapılmadığına, dershaneye giderek kendimi geliştireceğime inanıyordum. Bu inançla iki yıl sürekli dershaneye devam ettim. Orada yapılan sınavlarda da pua¬nım düşüktü. Öğretmenlerim iste¬diğim bölüme girme olasılığımın çok düşük olduğunu söyledilerse de aldırmadım. Tercih bildirim formuma önce uluslararası ilişki¬ler alanı ile, daha sonra siyaset bilimi, kamu yönetimi gibi alan¬larla ilgili programları yazdım. İlk yıl hiçbir yere yerleşemedim. Yine bir yıl dershaneye gidip aynı bö¬lümleri yazdım ama son bir iki tercihimi de sosyolojiden yaptım. Fakat bir tercihimde kodlama ha¬tası yapmışım. Zihin engelliler programına yerleştirildim. Bu bö¬lümü bitirince zihinsel özürlü ço¬cukların öğretmeni olurmuşum. Böyle bir meslek aklımın ucundan geçmiyordu. Annem bu programa kayıt yaptırmamı ve öğretmen ol¬mamı istedi ama ben reddettim. Çünkü uluslararası ilişkilere gire¬bilmeyi bir kere daha denemek ve on aylık vaktimi sınava hazırlana¬rak değerlendirmek istiyordum. Yine dershaneye gittim ama bu defa, bir önceki yıl bir programa yerleştirildiğim için ağırlıklı orta-öğretim puanım çok düştü. Zaten sınavda iyi bir puan da alamamış¬tım. Böylece üniversite eğitimi görme şansımı tümüyle kaybettim"


Bu örnekte yeteneklerini iyi de¬ğerlendiremeyen, sınav sisteminin özelliklerini bilmeyen ya da ince¬leme gereği duymayan, dikkatsiz bir gencin yanlış kararları sonu¬cunda fırsatları nasıl yitirdiği gö¬rülmektedir. Bu örnekler gençlerin öncelikle akademik yetenek dü¬zeylerini iyi değerlendirmeleri, bir yükseköğretim programına yerle¬şebilme ve üst düzeyde eğitim gö¬rebilme olasılıklarını iyi değerlen¬dirmelerinin ne kadar önemli ol¬duğu görülmektedir.
Akademik yetenek düzeyi yüksek bir genç tercihlerini belirlerken alan seçiminde hata yapsa bile bunu daha sonra düzeltme olana¬ğını bulabilir. Ama okul başarısı ve yetenek düzeyi sınırlı olan gençlerin çok dikkatli davranma¬ları, yüksekten uçmamaları ve du¬rumlarına uygun eğitim alanla-rında okumaktan mutlu olmayı bilmeleri çok önemlidir.

Yükseköğretime Başvuracak Gençlere Öneriler
Yükseköğretimde program tercih¬lerini belirleme aşamasında olan bir gencin şu hususları göz önünde bulundurması yararlı olur:
Önce kendini dinlemeli, geçmişte ne gibi işleri yaparken, ne gibi ortamlarda bulunurken mutlu ol¬duğunu, ne zaman gerginlik ve sı¬kıntı duyduğunu hatırlamaya ça¬lışmalıdır. Böyle bir içe bakış yöntemi kişiye hangi konuları ko¬lay öğrendiği, hangi alanlarda ça¬lışmakla mutlu olduğu hakkında bir fikir verir. İlgilerine uygun alanda çalışan insanlar çalışmayı bir angarya değil bir zevk olarak yaşarlar.

Meslekler, eğitim programları ve çalışma yaşamı hakkında bilgi ve¬rici kaynaklara ulaşmaya, onları dikkatle izleyip değerlendirmeye çalışmalı, girmeyi düşündüğü bö¬lümlerde verilen eğitim hakkında bilgilenmek için mümkünse ora¬larda okuyan gençlerle konuşmalı, o alanlardaki eğitimin kendisine sağlayacağı yararlarla kendisinden beklenenleri karşılaştırmalı, bu araştırmayı çok yönlü olarak yap¬malı, birkaç kaynağa takılıp kal¬mamalı, başkalarından duydukları¬nın doğruluğunu resmi kaynaklara başvurarak sınamalıdır.
ÖSYM Kılavuzunu bizzat kendisi okumalı, anlamadığı yerleri öğ¬retmenlerine sormalıdır. Kılavuz, aday ile ÖSYM arasındaki anlaşma metni, kontrat sayılır. Kişi bu do¬kümanın kendisi ile ilgili bölümle¬rinin okunmasını başkalarına bı¬rakmamalı, kulaktan dolma bilgi¬lerle hareket etmemelidir. ÖSYM, adayları programlara yerleştirme işlemini bitirdikten sonra bazı programların kontenjanlarının dolmadığını görerek ek yerleş¬tirme işlemi yapmaktadır.

Bu da ya öğrencilerin yeterince bilgi sahibi olmamalarından ya da önyargılı olmalarından dolayı ilk tercih listelerinde bu programlara yer vermediklerini göstermektedir. Oysa bu programlar bir çok öğ¬renci için uygun olabilir

Sevgili üniversite adayları;
ÖSYM Tercih Bildirim Formunuzu doldurduktan sonra siz imzalaya¬caksınız. Bu demektir ki tercihle¬rinizin yapınıza uygunluğundan siz sorumlu olacaksınız. Bu so¬rumluluğu ne derece bilinçli ola¬rak yerine getirirseniz gelecekte o derece halinden hoşnut bir kişi olabilirsiniz.
Meslek yaşamınızı mutlu ve ya¬rarlı olabileceğiniz çalışma alanla¬rında sürdürebilmeniz dileği ile.

 

 



Editörler




Google
 

 


 


KURUMSAL VE BİREYSEL İŞ İLANLARI

 


 

SOSYAL MEDYA




 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.