BİREYSEL GELİŞİM
 

MUTLULUK VE HÜZNÜN İKİLEMİNDE AŞK
Vefa AKDOĞAN / Sosyolog

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji
 

 

 

 
 İnsanlar, genelde onları mutsuz eden,onlara hüzün veren olayları yada durumları, onlara mutluluk veren olaylardan daha çok hatırlar ve bunların üzerinde daha çok konuşurlar.

Bir araya geldiklerinde hemen hemen herkes kendi sıkıntısını anlatmak için, bayram günlerinde şeker almak için sıraya giren çocukların sabırsızlığı ile bekler.Kişi bunları çevresi ile paylaşarak bunlardan, yani onu geren şeylerden kurtulma düşüncesine kapılır.Ama nedense insanlar mutluluğu yaşama konusunda çok bencilce davranırlar.Mutluluğu yaşarken en fazla hayatlarında ikinciye kişiye yer verirler.Aslında bu ikinci kişinin varlığı da, belki de söz konusu mutluluğun tek başına yaşanılamayacağındandır.Çünkü mutluluk birçok insan tarafından sihirli bir formül gibi, bir rüya gibi yada güneşli bir havada gökyüzünde kalmış son yıldız gibi algılanır.Yani hep kişiye özel ve sadece kişi tarafından görülebilen ve yaşanılabilen gerçekliğinin insanların üzerinde yaratmış olduğu etkiler gibi.İnsanlar bunu çevreleri ile paylaştıkları zaman söz konusu büyünün bozulacağını yada varsayılan rüyanın uçacağı endişesini her zaman taşırlar.Bu korku ve tedirginlik ruh hali içerisinde bunları her zaman çok “biricik” bir şekilde taşır ve saklarlar.Ama normal bir araya gelişlerde , sosyal varlık olmanın gerekliliği ile bir konuşma başlar aralarında ve herkese artık sadece hüzün ve sıkıntıları kalmıştır anlatmaları için. Toplum olarak sıkıntı ve mutsuzlukları çoğunluk konuşmamız belki de bu yüzdendir.
İnsanlar, en çok korktukları şeylere yine kendilerinin o korkunun oluşumu için zemin hazırladıklarının farkında değiller. Çünkü biz insan olarak ve en önemlisi düşünerek yaşantımızı şekillendiriyoruz. Bizim düşüncelerimiz, bir kar tanesi gibi içimize düşer ve bu düşünce sürecini uzattıkça onu içimizde iteleyerek ve geniş alanlar oluşturarak en son bir çığ oluşumuna kadar gider bu çabalarımız .Toplumumuzda kullanılan “korktuğum başıma geldi” deyiminin nedeni, kimbilir belki de bundan dolayıdır.

Öte yandan elimizdeki biricik mutluluklara sıkı sıkıya sarılmak ve onları bir ceviz kabuğunun içerisinde saklamak ta çok doğru değil.Çünkü biz bunları sıkı sıkıya korumak için bütün enerjimizi harcarken, kendimizi yeni mutlulukları yaşama zevkinden mahrum bırakıyoruz.Yeniliklere ve yeni heyecanlara karşı yine kendimiz bir kalkan konumuna geçiyoruz. Ve bir zaman sonra korumaya çalıştığımız mutluluklarımız işlevlerini yitirince yani artık bizde bir heyecan uyandırmayınca işte asıl monotonluk ve mutsuzluk o zaman başlıyor.Geriye tekrar bu yakınmalar kalıyor kişilerin konuşmaları için.

Bizler, nasıl ki sıkıntılarımızı anlatarak onlardan kurtulabileceğimiz düşüncesini taşıyorsak, mutluluklarımızı da paylaşarak onların daha anlamlı ve sürekli hale getirilmesini sağlamalıyız. Hayat zıtlıklar üzerine kuruludur.Zaten mutluluğu vareden yani onu anlamlı kılan şey, mutsuzluk ve hüzündür.Öyleyse varlığını birbirinden alan iki durumdan birisini alıp, diğerini ötekileştirmek ne kadar doğrudur ki.Sürekli mutlu olmak için mutluluğa sıkı sıkıya sarılmayın.Çünkü o bir kelebektir; çok sıkarsanız boğulur, çok gevşek bırakırsanız uçar gider.Siz en iyisi onu doğal ortamına bırakın. Emin olun ki o size geleceği zamanı çok iyi bilir.

Vefa AKDOĞAN

 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org