Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Narsissizim ve Liderlik

SHU.Soner KOŞAN
Psikoterapist/Hipnoterapist
sonercan66@hotmail.com


Narsissizim,

Narsizim ve liderlik birbirleri ile çelişkili ama bir o kadar birbirlerinin üst giysisi durumundadır.
Narsizim kendi içinde direnci geliştirir. Direnç, gelen tepkilere göre bir takım savunma ve saldırıları örgütler ve bu bir güç göstergesi haline gelir. Narsizim (ego) benliği bir kale gibi koruma eksenine alır. Egonun yıkılması demek direncin yıkılması anlamına gelirki bu komple bir yıkım olur. Narsist kişiliklerde direncin önünde inat ve savunma vardır. Ne pahasına olursa olsun inkâr ne pahasına olursa olsun tepki vardır. Bu bazen haklı nedenlere bazen haksız nedenlere dayanır.
Narsist kişiliklerde çoğunlukla görülen şey karşısındaki kişi veya düşüncelerin dayandığı haklı sebeplerin varlığı ve hassasiyet veya tutarlılığı değil, geri çekilip yok olmasıdır. Çünkü karşısındaki her düşünce veya kişinin ezilmesi veya yıkılması bir zaferdir ve o zafer daha çok direniş ve inat olarak bünye ile bütünleşerek kuvvetlenecektir.

Narsist kişi savunduğu fikrin kabul görmeyeceğini bilir ve dolayısı ile çok fazla bunu için mücadele etmez kendisi inanmıştır. Bundan sonraki izlenecek yol, artık kendisini tatmin etmek için uğraşmak olduğunu bilir. Narsist kişiliklerde eğer liderlik vasfı da var ise o zaman daha potansiyel güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Her narsist lider değildir ama her lider narsistir. Diye bir genel bağlam yaparsak bunun yanlışlık payı herhalde doğruluk payından daha azdır.

Liderler, kendi düşüncelerinin doğuşu ve gelişim şekli olarak aykırı bir tarz ve sistem geliştirirler. İlk önce kendileri inanırlar yanlış veya doğru olarak birileri tarafından değerlendirilmeleri kendilerini ilgilendirmez. Çoğu zaman marjinal ve dikta bir tarz içindedirler.
Liderler bilirler ki girdikleri yol uzun ve karmaşalı bir yoldur. Karşılarında potansiyel olarak, hallerinden mutlu veya mutlu rolleri yapan çaresiz topluluk vardır. Kendilerini destekleyen birkaç kişi vardır yâda tek başlarınadır. Karşı cephe açtıkları bu düşünce ve kişiler ile topyekûn mücadele etmek için güçlü inatçı bir karaktere ihtiyaç vardır. Bu inanç ve karakter kemikleşmediği sürece esneyeceğinden korkarlar. Bundan dolayı ilk güçlendireceği yer kendi egoları olacaktır. Buda zamanla Narsizmin tohumlarının filizlenerek daha güçlü bir çınar olmasını kazandıracaktır. Bu çınarın beslenmesi için gereken olan güneş, toprak, su üçlemesi liderlerde inisiyatif, marjinallik ve direnç eşittir güçlü ego ve güçlü karakter. Tabii ki her şey zamanla değişeceğinden bu çınarda değişime uğrayacaktır. Buda güçlü Narsizim ve dikta ve tek güç kendi gücüne dönüşecektir. Zafer hiçbir zaman durmak bilmeyen bir döngüdür. Ve tatminlik duygusu hiç orgazma ulaşmaz. İlk önce hedef gördüğü yer daha sonra basamak halini alır ve bu basamaklar gittikçe çoğalır taaki fiziksel güç bitene kadar. Ve kendinden gelen hiç kimseye güvenmemeyi bilir ve herkese kendisinden gelen kişilerin kendisi gibi olmayacağı mesajı çok net verir. Liderler yanlarında yeni bir lider yetiştirmezler ezerler buda onların tekrar Narsist ve dikta yönlerini çıkartır. Lider kendine yardımcı seçer.

Lider yardımcılarına bakın; kişiliği tam oturmayan veya Narsist kişilkleri hiç olmayan ve paylaşımı ve inancı körükleyen dinamik güçlerdir. Ve bu tür kişileri ön safta kullanırlar ki zafere giden yolda hem davası şekillenmesi ve saha çalışmasında sorunlar ile mücadele etmekten stratejik konularda fikir beyan edecek bir zaman ve düşünce yapısının gelişmemesini sağlamaktır. Pratik alanda çalışan kişilerin kime hizmet ettikleri bellidir. İnancına ve davasına ötesi yoktur ve olmayacaktır.
Yani kayıtsız şartsız itaat buna ihtiyaç vardır. Kitlelere şu andaki durumu trajikliğini düşündürüp onun karşılığında vereceği bedeli yerine bedelin sonunda karşılaşacağı dünyayı sunar. Çünkü insanoğlunun tüm inanışlarında son çok önemlidir. Cennet ve cehennem ve kurtuluş veya yok oluş vardır. Buda lider kişi, kendini fiziksel boyutundan çıkartarak ruhani bir liderliğe doğru ilerleyişini topluluklara gösterir.

Liderlerin olmazsa olmazlarından biride hatip ve ikna gücüdür. Çünkü liderler bir kişinin bir düşünceyi kabul etmesi için o düşünceyi doğru bulması gerekmediğini iyi bilirler. Tek yapılması gereken toplulukların bu düşünceye inandırmak ve ikna etmektir. Kendisini inandırarak yani içselleştirerek sorgulamadan kabul etmek. Sanal bir dünya kurup o dünyada kişinin önüne hedef göstermek.
“Hiç kimse gerçeği sevmez yalnızca gerçeğin peşinden koşar.”
Bu süreçte ilk başta inanan insana ihtiyaç vardır. Yani önce dallara ihtiyaç vardır ki daha sonra o dallardan açılan yaprakların üzerinden gelen tomurcukların meyvelerini toplamaya.

Liderler aslında bu güçlü karakteri, Narsist kişiliklerine borçludurlar. Lider tolerans sahibidir ancak, hoşgörülü değildir. Tolerans eşitlik ve adalet dağıtımı diğerlerinden fazla esnektir bu nedenle su istimale açıktır. Saygı ile oluşturulur ve daima herkes için eşit olan “sınırları” vardır. Oysa hoşgörü ise; sınırları belli olmayan kişiye bağlı olarak gelişen ve sevgi temelli bir ilişki yapısındadır. “Eşitlik” yoktur ve daha çok sevilen kişiler için kurallar, konusunda, sapmaz bir doğruluk üretir.

Liderlerin en büyük özelliklerinden bir tanesi de cesaret ve atılımcı karakterlerinin olmasıdır. Bu yetenek, her toplumda alkışlanıp kişinin yapmak istediği ama yapamadığı bir özellik olmasından dolayı toplumun iç dünyalarına giden en büyük kavşak rolünü oynamaktadır. Cesaret tehlikeli bir yoldur. Çünkü fiziksel olarak rahatsızlık ve sonlanma ile sonuçlanma olgusu yüksektir. Birilerinin o ana kadar büyüttüğü ve geliştirdiği sistemi hedef almaktadır. Eğer sistem büyükse ilk önce bu düşünce cesareti ciddiye almaz ve hatta destekler kendi iç dinamiklerini ateşleyip aktif kalabilmesi için. Bu anda lider, bu stratejik oyunun ilk taşı olmaktadır. Bu süreç zorlu başlar çünkü iç dinamikler uzun yıllardan beri kalıplaştığından ilk kırılmalar her zaman sesli ve şiddetli olur daha sonra süreç durağanlaşır çünkü ilk kırılan katmanın altında daha farklı etki ve faktörlerin olduğunu gördüğünde yeni bir strateji geliştirmek zorunda. Organizma bünye içinde gelişmek istiyorsa kendi içinde dev devinimler ama bünye içinde heycan verici ama bir o kadarda hızlı tehlike olmaması gerekir. Yani aslında sigara gibi olmalıdır. Bunu da lider bilir hem kendi içinde çok iyi bir örgütlenme ve bünye içine girdiğinde ise dışarı ilk başat atılamayacak kadar bünye ile barışık ama bir o kadar da bünyeyi rahatsız edecek ve bünyenin birçok organizma ve organını yaşam alanı haline getirmesi gerekir. Bu süreç içinde Narsist kişilik büyür kendisi ile beraber ve bir şeylerin yıkılması için baskı ve şiddet çıkart burada da hümanizm ve demokrasi yok olur. Ve Egosantrizm doğar yani kendine bağlamak, kendine indirgemek, her şeyde kendi görüş açısından hükümde bulunmak gibi.

Narsist kişilikler ile liderler arasında en büyük ayrımda; liderler, bir yol, bir düşünce bir fikir üzerinden hareket ederler. Narsist ise, tek başına kendilerine endekslenirler.
Narsizm insan için yaşamını sürdürebilmesi açısından bir ölçüde gereklidir. Bazı durumlarda; kişinin Narsizmi toplum için hatta kendi akıl sağlığı için makul oranlarda değilse; kişi akıl hastalıklarıyla karşılaşabilir.

Narsizmin çok özel bir türü de; Roma sezarları, Mısır firavunları, diktatörler gibi çok güçlü kişilerde bulunan türüdür. Bu insanlar adeta nefes alıp yürüyen yeryüzü tanrıları gibidirler kendi gözlerinde. Yaşam ya da ölüm gibi önemli doğa olaylarına bile bir tek cümleyle karar verebilmekteydiler. En büyük korkuları güçlerini kaybetmeleri, ölüm, etraflarındaki herkesin kendilerine düşman olmasıydı. Güçlerinin ve şehvetlerinin bir sınırı yokmuş gibi davranmaya çalışırlar, sayısız insan öldürüp, sayısız şatolar kurarlardı. Varlıklarının kendilerinin de çözemediği sorununu insan değilmiş gibi çözmeye çalışsalar da aslında durumları düpedüz
deliliktir. Dış dünya 'ben' olmadığı için, Narsist kişi dış dünyayı anlayamaz/algılayamaz ve bu durum kişide korku yaratır. Diktatör gitgide daha yıkıcı, daha yalnız ve korkak olur.

Sigmund Freud Narsizimi ‘Dış dünyadan soyutlanan libidonun (cinsel enerji) egoya(ben) yönlendirilmesi’ şeklinde açıklamıştır. Yani libidonun büyük bir depoda toplanır gibi egoda toplanması ve daha sonra nesnelere yönlendirilmesi; fakat kolaylıkla tekrar soyutlanarak egoya yönlenmesi durumudur.

Sigmund Freud narkissos adli mitolojik kişilikten etkilenerek
(Kendine âşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte âşık olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara sevda ile içine kapanarak ölür. Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda 'eko' dediğimiz yankılara dönüşür.
Olimpos dağında oturan tanrılar bu duruma çok kızarlar ve Narkissosu cezalandırmaya karar verirler. Gene günlerden bir gün av izindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. O da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine aşık olmuştur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü . O şekilde orada ne su içebilir, ne de yemek yiyebilir, ayni Ekho gibi Narkissos ta günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür)

Narsissizm terimini kullanan ilk kişidir. Narsistler başkalarının halk ve gereksinimlerini göz önüne almadan kendilerini öne çıkarmaya ve her şeyi istedikleri gibi yönlendirmek için başkalarından yararlanmaya çalışırlar. Gerçek dişi güç, para, basarî, güzellik ya da ideal ask fantezileri geliştirirler. hiç bir zaman doymazlar. Bunun sonucunda kendine önem verme duygusunun yerini depresyon ve değersizlik duyguları alır. Çünkü sergiledikleri bu üstünlük tavırları derin bir güvensizliği gizler. Duygusal ve cinsel ilişkileri çok yoğun ve doyurucu görünmesine rağmen, kendi mutluluğundan çok karşı tarafın ona hayranlık duyması ve memnun kalmasını önemsedikleri için, hiç bir zaman tatmin olamazlar. Başka insanların düşüncelerini önemsemiyor gibi görünseler de, aslında bu onlar için en önemli şeydir. İstedikleri en önemli şey kendilerine hayranlık duyan, ilgilenen insanlardır ve bunun için hep kişiliklerinden ödün verirler ve gerçek olmayan, balon ustun imgelerinin arkasına gizlenirler.

Narsisizm, hastalar için ağır bir dramatik rahatsızlıktır. Çevresindekileri içinde dayanılmaz bir hastalıktır.

Kaynakça
Erich Fromm: Sevginin ve Şiddetin Kaynağı. Payel yayınları, 5. basım, Sayfa:63/67
 

 


               Bize Ulaşın

Google
 

 

 

UYARI! ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.