Sosyal Hizmet Uzmanları Web Sitesi
  

Bireysel Gelişim

Affettiğim Zaman O’nu Onaylamış Mı Olacağım?

Serkan ÖZKAN
COACH & MENTHOR

 www.serkanozkan.com.tr  /  nlp@serkanozkan.com.tr

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Kültür/Sanat
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji

Meslek Elamanı Arayan Kurumlar ve İş Arayan Meslek Elamanları


Sitemiz Yazarları

   
 
“Yanlış ve doğru hakkındaki fikirlerinizin ötesinde bir alan var. Sizinle orada buluşacağım. Çimenlerin arasına uzandığınızda, dünyanın doğru, yanlış fikirlerinize ihtiyacı olmadığını göreceksiniz” - Mevlana

Ne kadar çok travma yaşıyoruz; ölümler, aldatmalar, dolandırılmalar, tacizler, tecavüzler, ensest, terör, savaş tehlikesi…

Evet! Bazıları bizim kendi hatalarımız nedeniyle başımıza geliyor. Örneğin kendimize öyle erkekleri/kadınları çekiyoruz ki üzülmek kaçınılmaz. Birçok dolandırılma vakasında zarar görenin aslında kendi iç sesini dinlemediğine, dolandırıcıya inanmak için çaba harcadığına tanık oluyoruz. Hani sonradan, “İçimden bir ses aslında yapmamam/inanmamam gerektiğini söylüyordu.” diyor ama iş işten geçiyor. Ancak bazı travmalar bizim isteğimiz dışında gerçekleşebiliyor. Ölümler, terör, savaş, çocukken yaşanılan tacizler gibi.
Danışanlarım soruyor bazen: “Affetmek, O’nu hoş görmek değil mi?” ya da “Affettiğim zaman onu onaylamış olmuyor muyum?” Sorun “affetmek” kavramından çıkıyor aslında. Bu kavramı iki farklı anlamda kullanıyoruz. Önce birinci tipini tartışalım:

Çocukken yaramazlık ya da bir hata yapardık, annemiz babamız bize kızardı ama sonra affederdi. Kimi zaman yine aynı yaramazlığı ya da hatayı yapardık yine kızarlar ve yine affederlerdi. Bu türden bir af, gizli bir antlaşmadır, bazen onaydır. Anne baba, çocuğun sürekli olarak niçin o hatayı yaptığını sorgulamadığı sürece o hata yapılmaya devam edecektir. Çocukken, hata yapıp her defasında özür dileyince affedilen çocuk, ileride yetişkin olduğunda aynı davranış biçimini sürdürebiliyor. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, yetişkinin gerçekten dikkatsizlik, dalgınlık ya da kaza sonucu yaptığı hatalarla; sürekli olarak tekrar eden, aynı tipten hataların birbirine karıştırılmaması. Israrla tekrar eden aynı tipten hataları affeden çiftin diğer üyesi aslında o hatanın sürekliliği için bir çeşit onay vermiş oluyor. Bu, bir çeşit gizli antlaşma durumu. Erkek eşini dövüyor, kadın surat asıyor söyleniyor ve affediyor. Sonra yine eşini dövüyor, kadın yine söyleniyor, surat asıyor ve affediyor.

Bu türden bir affetme, kaybetme korkusu temelli bir süreçle besleniyor. Her affetme davranışı, sorunu daha da pekiştirdiği gibi mağdur olan taraf başta olmak üzere çiftin her iki üyesini de yıpratıyor ve kendisini değersiz hissetmesine neden oluyor.
Oralıkta “affetmek” üzerine bir sürü makale, CD, video dolaşıyor. Bu türden çalışmalarda kastedilen “affetme” kavramı ise bu kavramın ikinci tipten kullanım biçimine örnek. Aslında bunun yerine, “özgürleşme” kavramını kullanmak da mümkün. Bazen geçmişte yaptığımız kendi hatalarımıza takılı kaldığımızdan, bazen de bize haksızlık yapmış ama artık geride kalmış ya da geride kalması gereken kişilerle psikolojik bağımızı koparamadığımızdan, kendimiz için harcamamız gereken enerjinin bir kısmını bu kini, kızgınlığı beslemek için harcıyoruz.
Geçmişte, bize haksızlık yaptığını düşündüğümüz kişilerle bağımızı koparmayı başarabilmişsek, onları hayatımızdan çıkardığımız gibi zihnimizden de çıkarabilmek, onlardan özgürleşmek, onların geçmişte bize yaptığını onaylamak değildir. Buna geçmişte kendimizin yaptığı hatalardan dolayı kendimize kızmaktan artık vazgeçmek de dâhil. Elbette kendi hatalarımızdan ders çıkaracağız. Ancak kendimize bitmek tükenmek bilmez faturalar çıkarmaktan vazgeçmemiz, önümüze bakmamız gerekiyor.

Geçmişimizi değiştiremiyoruz ancak geçmişimizin bugünümüzü de yok etmesine izin veremeyiz. Bugünümüzü sağlıklı bir biçimde yaşamayı başarabilmemiz için geçmişimizdeki herhangi bir kişiye ya da güce karşı suçlamalarımızdan, öfkelerimizden ve kinimizden vazgeçmemiz gerekir. Aksi halde sağlıklı, mutlu ve üretken bir yaşam süremeyiz.
Aceleyle yemek hazırlarken elinizi kestiniz. Kanadı. Eliniz size küser mi? Kanar, şişer, hatta belki dikiş attırmak bile gerekebilir. Sonra iyileşir. Tamam, kesiğin derinliğine bağlı olarak biz iz de kalabilir ama geçer. Vücudunuz bundan dolayı sizden nefret etmez, yeni haliyle yaşamaya adapte olur, yeni bir denge kurulur.

Eğer geçmişteki bir travmaya takılıp kalırsanız ve hayatın akışına karşı direnç oluşturursanız, bu tıkanıklık her türlü olumsuz durumun ortaya çıkmasına neden olacaktır.
Size karşı geçmişte yapılan olumsuz bir tavır, davranış ya da kötülüğü şu an değiştirmek elinizde değil ancak bunun, gününüzü etkilemesine izin vermemek elinizde. Bundan özgürleşmek elinizde.
Eğer geçmişinizde size karşı bir hata yapmış kişiyi ya da kendi hatanızı affetmeyi içtenlikle istiyorsanız, en büyük engeli aşmışsınız demektir. Elbette ki, onu affetmek ondan hoşlanmak, onu hoşgörmek ya da onunla tekrar bir araya gelmek anlamını taşımaz. Sadece ondan özgürleşmek, onun gününüzü de olumsuz etkilemesine izin vermemek anlamına gelir.
 

 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org