|
Pazartesi okullar açılıyor ya... Dila’nın okula ilişkin tüm
gereksinimlerini tamamlamak için uğraşan Vecdan telaş içinde. Dila
“A-bay-tı-yo-sun ann-nne“ diyor. Gülüyoruz. Okul öncesi eğitim
ön lisansını üç yıl gittiği kreşten, lisansını ise bu yıl gittiği
anaokulunda tamamlayan altı yaşındaki arkadaşım Dila,
kuzenim Vecdan’ın geç ve güç doğmuş çocuğu.
(Zamane! Biz kreş- anaokulu filan bilmeden, sokakta
oynayarak büyüdük.)
Kızımızın okul öncesi eğitim diploması (!) alacağı mezuniyet töreni
öncesi hepimiz çok heyecanlandık. Dila kuaförde fön çekilen saçları,
öğretmeninin yaptığı makyajı, an’anesinin aldığı tuvaletle sınıfın
diğer kızları kadar şıktı.
(Zamane! Ben ilk makyajımı üniversite diploması
fotoğrafı çektirmek için yapmıştım.Tuvalet ise hala, hak getire!)
Bizim dönemimizde kep fırlatma yoktu
Cüppe giyip, kep takarak altın varaklı diplomalarını alan
çocukların “Onuncu Yıl Marşı” eşliğinde keplerini havaya
fırlatışları görülmeğe değerdi. Balonlar, dumanlar, kepler ve
Kenan Doğulu’nun sesi birbirine karıştı.
(Zamane! Bizim dönemimizde ya da bizim okuduğumuz
okullarda kep fırlatmak gibi adetler yoktu.)
Bu yoğun eğitim sonrası yorulan kızımız üç ay boyunca saatlerce,
haksızlık etmeyeyim; arada minik molalar verdi, bilgisayarda oyun
oynayarak dinlendi.
(Zamane! Bilgisayar mı? O da ne! Biz ya sokakta ya
masa başında oyun oynardık.)
Pazartesi okullar açılıyor ya... Dila’nın okula ilişkin tüm
gereksinimlerini tamamlamak için uğraşan Vecdan telaş içinde.
Annesinin beslenme saatleri için süt, kraker, kek aldığını (stokladığı)
gören Dila “A-bay-tı-yo-sun ann-nne“ demesi hepimizi çok güldürdü.
(Zamane! Ben altı yaşındayken anneme “abartma”
diyeceğim ha! Vallahi kuru çayda ne yapardı beni.
Ayrıca; biz beslenme saatlerinde anne imalatı pişi, kol böreği,
salyangoz kurabiyeyi küçük rakı şişesindeki ayran ya da meyve
şurubu eşliğinde yerdik. “A-bay-t-ma” konusuna gelince… Dila bence
haklı. Bizim zamanımızda okula başlamak doğal karşılandığından hiç
abaytılmazdı.)
Sıralarına örtü serilmeyen okullar...
Dila’nın gideceği okul çok kolay saptanmadı. Nisan ayında annesi
ve biz teyzeleri bu konuda fazlaca mesai harcadık.
Eve en yakın okul mu? Devlet okulu mu? Yarım gün mü? Sabahçı mı?
Proje okulu mu? Erkek öğretmen mi? Genç, dinamik, az deneyimli ya da
yaşlı ve deneyimli öğretmen mi? Sıraları tek kişilik okul mu?
Önlüklü okul mu? Her sınıfın tuvaleti ayrı olan okul mu? Yeni bir
okul mu? Eski ama geleneği olan bir okul mu? Sıralarına örtü
serilmeyen okul mu? Bağış miktarı düşük okul mu?
(Zamane! Proje okulu ne demek alla’sen! Sırada üç
kişi oturulur, tek değil. Her sınıfın ayrı tuvaleti mi olurmuş?
Neyse susayım.)
Bu bakış açısıyla bir sürü okul gezip fotoğraflar çeken, not tutup
tanıtım dosyaları toplayan annesi yarıca, artık tüm özel ve resmi
okulların –hatta sınıfların bile- web sitesi olduğundan, saatlerce
de inter alemde gezindi.
(Zamane! Mahallemizdeki okul dışında seçeneğimiz
olmadığından bizim anne-babamızın işi çok kolaymış, vallahi.
İnternet-web sitesi ne ola! Bizim çocukluğumuzda sadece radyo vardı.
Yurttan sesler korosunun o küçücük kutunun içine nasıl girdiğini hiç
anlayamadığım radyo! )
Dila eve en yakın okula yazıldı
Ve annesi başkanlığındaki Dila-Severler Meclisi nihayetinde (özel
bir merkezde İngilizce kursuna gitmesi koşuluyla) karar verdi:
‘Çocuk Dostu Okul’ projesi kapsamındaki eve en yakın devlet
okulundaki deneyimli emeklilik yaşındaki erkek öğretmen.
Bu karar; yarım günlük (sabah) eğitim, YTL cinsinden bağış, okul
tuvaletlerinin rehabilitasyonu için Okul Aile Birliği'ne seramik
desteği - iki kişilik örtüsüz sıra, 36 kişilik sınıf gibi sonuçları
da beraberinde getirdi.
(Zamane! Haydi hayırlısı…)
Kızımızın okul ve ingilizce kursu kaydı Haziran ayında yapıldı. Bu
arada herkesten bir miktar destek alan Dila, okuma-yazmayı da
öğrendi.
(Zamane! Biz yabancı dilin önemini Dila’nın yaşının
dört katı yaşlarımızda öğrenmiştik. Heyhat!)
Dila gri-beyaz formayı sevmedi
Dila kendisi dahil tüm çocukların sadece pembe giymesi
gerektiğini düşündüğünden okulun gri üzerine beyaz ince çizgili
formasından hiç hoşnut olmadı.
(Zamane! Biz siyah podiye giyer, beyaz yaka takardık.
Siyak ayakkabılarımızın içine kışın siyah, baharlarda beyaz çorap
giyerdik. O yüzden mi acep içimiz kararık)
Üç gündür evlerinin yemek masasının üstünde Dila’nın okul çehizleri
sergileniyor. Hem sergiyi görmek hem de ona aldığım barbi desenli
kırtasiye malzemelerinden oluşan hediyemi götürmek amacıyla akşam
onlara gittik. Israr edimce formasını giydi.
Onlar piyasadaki tüm barbili okul malzemelerini aldıklarından
hediyem çok ilgi görmedi. İtiraf etmeliyim ki; kaçınılmaz olarak
pembe ve barbi desenli olan resim, beslenme ve okul çantası takımı
kıskanılacak kadar şık.
(Zamane! Onlar tüketim çağı çocukları… Biz ise
tasarruf çağı çocuklarıydık.)
Biz havaya girip, bağıra çağıra hatırladığımız okul şarkılarını
söylemeğe başlayınca o da dans etti. Okul anılarımızı dinledi.
Ona “okul yolu” şarkısını öğrettim.
“Okul yolu düz gider / Çocuklar bayram eder
Öğretmenler olmasa / Emekler boşa gider
Okul yolu taş olur / Çalışkanlar baş olur
Tembel tembel gezenin / İki gözü yaş olur.”
Sohbet anında Vecdan, bir özel okulda velilerin internet üzerinden
çocuklarını ders sırasında izleyebilme olanağı olduğunu söyleyince
‘pes’ dedim. Kreşlerde olmasını anlıyorum ama…
"Herşeyi Google'dan öğreniyorum..."
(Zamane! Hayatın her alanında biri bizi gözetliyor.)
Kalkmak üzereyken Dila’ya “Neden okula gitmek
istiyorsun?” gibi bir soru sorma gafletinde bulundum. Aldığım yanıt:
”El yazısı yazmayı öğyenince, okulu bıyakacağım. Meyak ettiğim,
öğyenmek istediğim hey şeyi Google’dan öğyeniyoyum ki zaten!”
(Zamane demeli miyim? )
* Şadiye Dönümcü. Sosyal Hizmet Uzmanı.
** Bu öğrenim yılında taşlı okul yollarına
dökülecek olan tüm çocuklara ve okula başlayacağı için bayram eden
Dila’ya ve Melis’e başarılar... (ŞD/NZ) |