Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

ÇÜNKÜ ONLAR KİMSESİZ!..

Selim Issızada*

            Çünkü onlar yetim, onlar annesiz babasız. Onlar sevgisiz, evsiz, barınaksız, kimsesiz. Onlar insanlığın, insanlığını göstereceği bir yolculukta yolculuğun korunmaya muhtaç çocukları, onlar insan!..

            Hafta içinde Türkiye’de yıllardır duymaya ve görmeye alışık olduğumuz bir sosyal sorunla; kimsesiz ve yoksul çocuklara devlet gözetiminde ve denetiminde sosyal hizmet üreten sosyal kurumlardan olan çocuk yuvalarından birisinde uygulanan sistematik şiddet olgusuyla karşı karşıya kaldık. Hem de terbiye amaçlı. Ve henüz Avrupa’nın kıyısına var gücümüzle gelip şu günlerde umutla çökmüşken…

 Çocuk yuvalarına çocuklar aile parçalanmışlığı, terkedilmişlik, kimsesizlik ve yoksulluk gibi önemli toplumsal dinamiklerinden kaynaklı sorunlardan dolayı koruma kararı alınarak yerleştirilirler. Öyle ki, yuvalara yerleştirilen yetim çocukların birçoğu aldıkları bakımın bir sonucu olarak daha sonra içe dönüklük, anne yoksunluğu, altını ıslatma, gerileme, duygusal küntlük, psikososyal gerileyiş gibi problemlerle yaşama ezilmiş olarak girerler.

            1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, 1959 tarihli Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi Türkiye’nin de imzalamış olduğu uluslararası mevzuatlarda görüyoruz ki, çocuk refahı önemli bir yerde tutulmaktadır. Yani bu sözleşmelerde: hiçbir ayrıma gitmeksizin toplumda yaşayan tüm çocukların bir değer olarak korunmasını, ihmal, istismar, fena muameleye uğratılmamasını, psikososyal gelişimleri için şefkat, sevgi, korunma, gelişim, katılma olanaklarının sağlanmasını, sosyal güvenlik içinde büyümelerini, eğitim olanaklarının sunulması gibi hükümlerle çocuklara dokunulmaz bir sosyal koruma sağlanmaktadır. Yine ülkemizde Anayasamızın 41. maddesinin üzerinde durduğu, korunmaya muhtaç çocukların korunması için gerekli teşkilatların kurulması öngörüsünün yanında; 1983 tarihinde 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununun 3. maddesinde  belki de Cumhuriyet hükümetlerinin toplumsal sorun yaşayan çocuklara yönelik yapmış oldukları en son düzenlemeleri görmekteyiz. Bu kanun maddesinde korunmaya muhtaç çocuklar, beden, ruh ve ahlak gelişimleri veya şahsi güvenlikleri tehlikede olan ana ve/veya babasız, ana babası belli olmayan, ya da onlar tarafından terk edilen, ihmal edilen, fuhuş, dilencilik, alkollü içki veya uyuşturucu madde kullanma gibi sosyal tehlikelere ve kötü alışkanlıklara karşı savunmasız ve başıboş bırakılan çocuklar olarak ifade edilmiştir. İşte çocuk yuvaları bu özeliklere sahip çocukları koruma kararı ve sosyal çalışma uzmanının sosyal incelemesiyle devlet çocuğu olarak bünyelerine yerleştirir. Yasayla da bunun toplumsal temellerini, yuvalarda çalışacak personelin niteliğini, özelliklerini belirler. Gelin görün ki, güzel yurdumuzda yaşadığımız şu günlerde sürece bu konuya duyarlı sosyal meslekleri ve sosyal unsurları yer yer dışlayan bir hizmet görünümü hakimdir.

SHÇEK Genel Müdürüne soruyoruz ülkemizde bu kışla tipi kurum bakımı veren çocuk yuvalarında kaç tane çocuk psikologuna, kaç tane sosyal çalışma uzmanına ihtiyaç vardır? Neden meslek elemanları yeterli sayıda ve uygun koşullarda istihdam edilmemektedir? Ya da iktidarınız döneminde siyasal yollardan gelen meslek elamanı olmayan kaç idareci ve bakıcı anne çalışmaktadır? Birde yuvalara alınmayı bekleyen kaç çocuk var sırada?

            Biliyoruz ki, kurum bakımının birçok sakıncaları var; günümüz Avrupa’sında bu özel gereksinim gruplarının daha çok evlat edinmeleri, koruyucu ailelerde bakılmaları söz konusudur. Veya bu çocukların yeterli düzenlemelere sahip kurumlarda bakıldıklarını görmekteyiz. Bizde ise hâlâ kurum bakımı ağırlıklı hizmet modelidir. Sakıncaları ise kurumda önemli bir sorun çıkıncaya kadar her ne hikmetse es geçilmektedir…

Peki ülkemizde korunmaya muhtaçlık kapsamına giren çocuklara yönelik ne tür sosyal düzenlemeler yapılabilir?

21. yüzyılda bu konuyla ilgili olarak Türkiye Cumhuriyeti devletine düşen görev; çocukların korunmaya muhtaç duruma düşmemesi için toplumsal politika temelli sosyo-ekonomik önlemleri almak, korunmaya muhtaç çocuk konumuna gelen çocuklar içinse çocuğun ihtiyacına uygun sosyal hizmetlerin sunulmasını esas edinmenin yanı sıra çocuk ruh sağlığı klinikleri, küçük sosyal grup evleri açmak, evlat edinme ve koruyucu aile hizmetlerinin yaygınlaştırılmasını sağlamak, sosyo-ekonomik seviyesi düşük ailelerin ayni ve nakdi yardım uygulamalarıyla yaşam standartlarına uygun desteklenmesini kolaylaştırmak, çocuğun aile yanında yaşamını sürdürmesinin olanaklarını yaratmak, çocuk rehberlik ve araştırma merkezlerini, aile danışma bürolarının açılmasını hızlandırmak. Diğer yandan mevcut kurum bakımının yetkin meslek elemanlarının ellerinde çocuk refahına yönelik olarak iyileştirilmesini de unutmamak gerekir. Ancak bu şekilde Türkiye’de Mustafa Kemal’in dediği gibi, Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi olabilir… Böylece Türkiye toplumu aile ve çocuk refahı hizmetleri açısından uygarlık seviyesine ulaşmada önemli mesafeler de kat etmiş olur.

 *Sosyal Hizmet Uzmanı (s76_s@mynet.com)