Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

OYUNSA… 
(BİZE HAS OYUNLAR 1)
SHU. İlyas Ali DAŞTAN
Yazarımızın yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
    dastanilyas@gmail.com  ulaştırabilirsiniz.

   Yuva ve yurt yaşamında tadına doyum olmayan oyunlar mevcuttu. Kimi oyunları yoktan kendimiz ürettik, kimilerinin de yapılarıyla oynayarak yeni şekiller verdik. Oyuncak ve uyaran eksikliği yaşadığımız o dönemlerde oynanan bu oyunların verdiği keyfi hiçbir elektronik ya da uzaktan kumandalı oyuncak vermemiştir.





 Hareketli, neşeli, yorucu olan bu oyunlar sayesinde vücudumuzdaki durağan enerji kinetik enerjiye dönüşürdü. Çoğu oyunlarımız acımasızca ve kıran kırana oynanır, bu tarz oyunlarımızdan sadistçe zevk duyardık. Oyunlarımızda canımızın yandığı kadar can acıtırdık.
Yaz tatillerinde öğle uykusu tutmadığında yataklarımızdan kalkar hemen iki gruba ayrılarak uzuneşek oynardık. En meşhur oyunlarımız arasında ilk sırada gelen uzuneşek oyununu hemen hemen bütün çocuklar –kızlar da kendi aralarında- oynamıştır.
Ebe olan grup birbirlerinin bacaklarının arasına kafasını sokarak baş aşağı şekilde bir insan zinciri oluşturarak dizilir. Sıra sıra dizilen sırtlara atlamak için diğer grup sabırsızlık içinde beklemektedir. Çökertilmek için iştahımızı kabartan bu sırtlara uzunca bir mesafeden koşarak gelir ve zıplayarak lop diye bütün gücümüzle otururduk. Amaç eşeğin çökertilmesi olduğundan hep aynı kişinin üzerine atlanarak o kişinin direnci kırılmaya çalışılırdı. Çökmemek için gurur yapan Hakan’ın direnmeleri boşuna olur, yükü ağır gelen eşek kendiliğinden çökerdi. Eşek çökmezde dayanırsa “bizim köyün imamı, alttan verir samanı, üstten çıkar dumanı, çattı, pattı, kaç attı” tekerlemesi sonucunda sorulan sayının tek mi çift mi olduğunu tahmin etmeye çalışırdı. Tahmin doğru ise biraz önceki yüklenmenin intikamı alınırdı. Altta canı çıkan Hakan boğuk sesi ile şöyle bağırırdı:
—Oğlum, ben de senin belini kıracağım!
Uzuneşekten sırtımızın tozu alınmadıysa deve güreşi oynardık. Bu oyun ikişerli gruplar halinde oynanırdı. İki kişiden biri diğerinin omuzlarına çıkarak eline ağır bir kırlent ya da yastık alırdı. Hazırlıklarını tamamlayan diğer takımlarda savaşmak üzere er meydanına çıkar ve omuzlarda duran kişi elinde tuttuğu yastıklar ile diğer takımın oyuncularını düşürmeye çalışırdı. Burada işin püf noktası takımlar arasında kurulan koordinasyondaydı. Omza alınan her zaman kilo bakımından zayıf olmalı ki devenin ayaklarını oluşturan diğer takım oyuncusu rahat hareket edebilsin ve ani gelen hamlelerden kendisini koruyabilsin. Sümbül Yılmaz yuvada en yakın arkadaşımdı. Tombul, apalak bir çocuktu. Deve güreşi oyununda Sümbül Yılmaz’ın omuzları üzerinde birçok deveyi tepetaklak etmişimdir. Sümbül Yılmaz’ın beni omzundan indirip de omzuma çıkmak istemesine bozulurdum, kilosundan dolayı uzun süreli omzumda taşıyamadığımdan bu sefer rakip oyuncuları bırakıp kendi aramızda kavgaya tutuşurduk. Yılmaz’ın kulakları çınlasın sırtında çok taşımıştır beni.
Yastık savaşlarında patlayıp dağılan yastıkların içinden fırlayan kırpıntılar için ayrıca azar ve sopa yerdik. Ama ne kadarda sopa yesek -huylu huyundan vazgeçmez- biz bildiğimizi okumaya devam ederdik.
Oyunlar içinde kendine özgü yeri ve duruşu olduğunu düşündüğüm birdirbir oyunu ile arkadaşlarımıza ne kadar atletik ve elastik olduğumuzu göstermeye çalışırdık.
Oyunları oynarken herhangi bir düzen ya da sıra olmazdı. Ekseriya oyunlar konusunda bir moda akımı vardı. Kimi oyunlara rağbet artarken kimi oyunlar o dönem için unutulurdu. Bazen bir oyun günlerce bıkmadan usanmadan istisnasız bütün çocuklar tarafından oynanırdı. Oyunlara karşı olan bu dalgalanmalı istek ve ilgiyi yaratan faktörün ne olduğunu bilemezdik.
Zıldır zımba 1,2,3 adlı oyunun telif haklarının bizim çocuklara ait olması gerekir. Yuva arkadaşlarımız arasında zıldır zımba adlı oyun ile tekme atma ve yeme gereksinimini gidermeyen kalmamıştır. Biraz şiddet varı bir tarzda oynanan zıldır zımba için kare şeklinde, ebe olarak belirlenen kişinin kaldığı bir alan tespit edilir. Bu alan işini yuvada tozdan ağırlaşmış ve yeşil rengini bataklık rengine bırakmış halılar görürdü. Halı dışına sadece tek ayak üzerinde sekerek çıkabilen ebe yüksek sesle zıldır zımba 1,2,3 diye bağırarak kendisini taciz eden oyunculara dokunmaya çalışırdı. Şayet ebe, havada olan ayağını yere basarsa güvenli bölge olan yeşil halıdan içeri girene kadar diğer oyuncular tarafından tekmelenirdi. Diğer durumda ebe, oyuncuları şaşırtarak bir tanesine dokunursa bu sefer kendisi dâhil herkes yeni ebeyi tekmelerdi. Bu oyunu daha çok kendi grubumuzda ve samimi olduğumuz arkadaşlarımızla oynardık. Yakın arkadaşlarımızın tekmeleri demek ki fazla acıtıcı gelmiyordu.
Bu tekmelerden belimizde ya da popomuzda çürükler oluşurdu. Görünmeyen yerlerdeki bu çürüklere aldırış eden kimdi ki, görünen yerlerdeki yara ve berelerimiz de az buz değildi.
Bazı oyunlar içinde akşam olup karanlık çökmesini beklerdik. Çünkü bu oyunların karanlıklarda keyfi daha çok çıkardı. Saklambaç, onun bir benzeri olan ve grupça oynanan türü burcu var, yağlı kayış bu oyunlar arasında sayılabilir. Burcu var oyununda iki grup kurulur, gruplardan biri ebe olurken diğer grup saklanır. Karanlıkta ve mümkün olduğunca uzaklarda saklanmak işin raconudur. Ebe olan grup saklananları bulmak üzere yuvanın etrafında dolap beygiri gibi döner dururdu. Karşı gruptan bir kişi tespit edilmişse yüksek sesle “burcu var” diye bağırılır ve diğer oyuncular uyarılarak kale denilen bölgeye gelmeleri sağlanırdı.
Biz bu Sümbül Yılmaz ile kaçar uzaklara saklanırdık, bizi aramaktan yorulan ve bulmaktan ümidi kesen arkadaşlar bize söverek oyunu sona erdirirdi. Uzunca bir aradan sonra yatakhanede buluştuğumuzda hummalı bir tartışmaya girer, işgüzarlığımızı bir tarafa bırakarak asıl haksız olanın onlar olduğunu kavga dövüş anlatmaya çalışırdık.
Yağlı kayış için kullanılan kemerlerin en çok yakan ve vücudun herhangi bir yerine vurulduğunda şaklayanı makbuldü. Kayış izlerinin vücuttan gitmesi de epey zaman alırdı. Artık çocuklar oyunu ne kadar abartıyorlarsa allah ne verdiyse deyip kolundaki olanca gücüyle kayışı sallardı. Havada sesler çıkararak dönen o kayışın altında kalanın vay haline…
Biz erkeklerin şiddet ve aksiyon içeren oyunlarına karşın kızların da kibar ve yumuşak huylu oyunları vardı…

 


BİZE HAS OYUNLAR 2

FUTBOL VE DİĞERLERİ… (BİZE HAS OYUNLAR 3)