Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

FUTBOL VE DİĞERLERİ…
(BİZE HAS OYUNLAR 3)
SHU. İlyas Ali DAŞTAN
Yazarımızın yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
    dastanilyas@gmail.com  ulaştırabilirsiniz.

   Futbol ve top ile oynan oyunlar erkekler için bir tutkudur. Kızlara bebek, erkeklere top ya da tabanca hediye etmek gelenek haline gelmiş. Çocukluğunda kucağında futbol topu ile gezmeyen erkek yoktur. Topla oynanan oyunlara geçmeden bir anımı anlatmak istiyorum.



Yuvaya gelen gönüllü dostlarımızdan biri artık ne düşündüyse bütün çocuklara futbol topu almıştı. Futbol topu dediğim şu plastik olanlardandı. Yuvanın bütün çocuklarına sıra ile toplar dağıtıldı. Rengârenk yuvarlaklar havalara uçup betonda zıplamaya başladı. Belki altmışın üzerinde çocuk vardı. Hepsinin de elinde değişik renklerde toplar ve hangi top kimin belli değil. Topa şut çeken bir daha topun peşinden gitmiyor, karşı taraftan gelen başka renk bir topa sahipleniyordu. Nasıl olsa herkesin bir topu vardı. Bu top cümbüşü birkaç gün sonra azaldı. Toplar patlamaya, patlatılmaya başladı. İlk zamanlar pek kıymeti olmayan topların sayısı azaldıkça kalan toplar daha değerlendi. Bir hafta sonra üç beş top ortada sekti, sonra onlar da kayboldu. Yuvanın dış bahçesi patlak top mezarlığına dönmüştü.
Futbol, çocuklar arasında hastalık derecesinde sevilirdi. Hafta sonları ve okuldan geldikten sonra karanlık çökene kadar futbol oynanırdı. Takımlar kurulur, dağılır, yeniden kurulurdu. Çocukluğumda nedense futbola karşı hiç merakım olmadı. Arkadaşlarımın oynadığı takımlarda adam eksikliği olduğunda sadece takım sayısını denk tutmak için birkaç kere futbol maçlarına dâhil olmuşumdur. On yaşlarımdan itibaren o kadar çocuğun neden bir topun peşinde deli gibi koştuklarını ve bundan nasıl zevk aldıklarını düşünürdüm. Herkes de olan takım tutma merakı nedense bende hiç uyanmamıştır.
Arkadaşların zoru ile takıma alınıp kalede durmam söylenirdi. Futbolun kendisinden hiç anlamayan ben kaleyi nasıl koruyacak. Gelen üç beş golü yedikten sonra bütün takım arkadaşlarım bana kızar ve takımdan çıkarırlardı. Onları kırmamak için girdiğim bu oyundan çıkarken sevinirdim.
Kız arkadaşlarımız arasında da futbola meraklılar vardı. Erkek Fatma, Sümüklü Fadime gibi kızlar grubunun elebaşları birçok dalda olduğu gibi futbol konusunda da erkeklerden geri durmazlardı.
Arkadaşlarımız arasında gerçekten çok güzel futbol oynayanlar vardı. Yetiştirme yurdunda iken kimi arkadaşlarımız futbol kulüplerine gittiler ve oralarda oynadılar. Futbolun hastalık derecesinde tutkunluğunun olduğu ülkemizde birçok arkadaşımızda büyük kulüplerde oynama hayali kurar ve kendilerine seçtikleri futbol idollerine benzemeye çalışırlardı. Bu özentinin hala devam ediyor olması gerekiyor.
O zamanlar çikletlerden futbolcu resimlerinin olduğu kartlar çıkardı. Arkadaşlar bu kartlardaki futbolcuları kendi akrabaları gibi tanırlardı. Oysa ben sadece ütmece oynamak için kullanırdım kartları, üzerindeki kişilerin kim olduğuna bakmazdım bile.
Futbola karşılık topla oynan diğer oyunları oynardım. Mesela Alman kale dediğimiz bir oyun oynardık. Dokuz aylık adlı oyunda ebe oyuncu kaleye geçer ve diğerleri topa bir kere dokunarak ona gol atmaya çalışırdı. Sayısı dokuzdan düşmeye başlar, sıfırlandığında çocuk doğdu diye dalga geçerdik. Oyunun kuralı topa bir kere dokunmak ve yere sektirmeden gol atmak. Top, kaledeki oyuncu tarafından yakalanırsa bu sefer topu yakalatan kaleye geçerdi. Bunun bir başka versiyonunu basketbol potasında oynardık. Bu kez gol atmak yerine basket atarak sayıyı düşürürdük.
İki kişi ile oynadığımız tek vuruş adlı oyunda da yine topa bir kere vurarak rakibin kalesine gol atmaya çalışırdık. Tek vuruşu, genelde samimi arkadaşlar karşılıklı oynardı. Biz de yuvada Sümbül Yılmaz, yurtta Altun ile oynardık. Altun ile oynadığımız hemen her oyun sonrası tartışma çıkar, benim tahriklerime dayanamayan Altun beni kovalardı. Hemşerim ve yakın köylüm olan Altun en yakın dostumdu ancak bazı durumlarda atışırdık. Masa tenisi oynarken de Altun kardeşim sayı kaybettiğinde sinirlenmeye başlar hele de oyunu kaybederse o zaman kızardı. Dalgacı olan ben de arkadaşımı kızdırmak için hiçbir zaman geri durmazdım.
Futbolda topla doğru dürüst şut çekemezdim ancak top sektirmece oyununda bizim futbol delilerinden geri durmazdım. Ayaklarımda ve dizimde topu düşürmeyen uzun süre saydırırdım.
Kızlarla oynadığımız ortak top oyunları vardı. Bunlardan yakan top için duyuru yapmak yeterliydi. “Yakan top oynamak isteyenler yuvanın önüne gelsin” diye bir anons duyulurdu. Yakan top oynamak için bir sürü çocuk sıraya geçerdi. Kız erkek karma oluşturulan iki takımla oynanırdı. Gruplardan kura sonucu, ortada duracaklar ve onları top ile vurmaya çalışacaklar belirlenirdi. Yakan top ile kızları vurmak hoşumuza giderdi. Kızlardan iri yapılı olanlar da erkekler kadar hızlı ve acıtıcı şekilde oynardı. Bazı günler yakan top oynamak için personelden de katılanlar olurdu. O zaman oyunlar daha çekişmeli olur ve kalabalık bir grup tarafından izlenirdi.
Bir diğer karma oyunumuz istop. Renk bulmak ve top ile vurulmamak için çil yavrusu gibi dağılırdık. Top havaya fırlatılır ve oyunculardan birinin adı söylenirdi. O kişi topu yakaladıktan sonra istop diye bağırır ve zor bulunacak bir renk söylerdi.
Oyun oynamak ne güzelmiş meğer insan büyüdükten sonra anlıyor. Her şey zamanında yaşanmalı. İnsan çocukken çocuk olmalı, acele etmeden tadına vararak ve oyun oynayarak büyümelidir.


BİZE HAS OYUNLAR 2

OYUNSA BİZE HAS OYUNLAR 1