Sosyal Hizmet Mesleği

Bilgiler
Yayınları
Araştırmalar
 


Sosyal Hizmet Alanları

Çocuk
Gençlik
Yaşlılık
Aile
Sosyal Sorunlar
Engeliler
Tıbbi Sosyal Hizmet


Kaynak Bilgiler

Bireysel Gelişim
Sosyoloji
Psikoloji
İnsan Hakları
İletişim Bilgisi

 

 

 

 

 
 


ANA SAYFA

 KÜRESELLEŞME, SAVAŞ, ÖZÜRLÜLÜK VE SOSYAL HİZMET
Ercüment Erbay-SHU

 
 
Küreselleşme, savaş, özürlülük ve sosyal hizmet kavramları arasında çok yakın bir ilişki vardır. Bu kavramlar birbirlerinin neden ve sonuçlarıdır. Küreselleşme, savaşı doğurmakta, savaş özürlülüğe yol açmaktadır. Özürlülük ise sosyal hizmet disiplininin ilgili olduğu en önemli alanlardan biridir.

Bu kavramlar arasındaki ilişkiye değinmeden önce her kavramın tek tek tanımını yapmak doğru olacaktır. Küreselleşme, yerel olmanın karşıtı demektir. Dünyaya yani globale açılma anlamı taşımaktadır (Doğan, 2000, s.
88). Açmak gerekirse küreselleşme, ülkeler arasındaki sınırların kalkması ve bağımsızlık anlayışının yok olması anlamına gelmektedir. Küreselleşme olgusuyla birlikte, devletlerin diğer ülkelere bağımlılıkları artmıştır.
Artık dünyanın en güçlü ülkesi olsa bile hiçbir devlet tek başına bir üretim yapamamaktadır. Örnek vermek gerekirse, bir otomobilin parçaları birçok ülkeden gelmektedir ve montajı yapılmaktadır. Hiçbir ülke tek başına
bir otomobil üretememektedir. Bu, küreselleşmenin çok açık bir örneğidir. Ülke pazarları, küreselleşmeyle birlikte birbirine girmiş ve adeta ortak bir ekonomik pazar oluşmuştur. Küreselleşmenin bilgi ve teknoloji yönleri
de vardır. Ancak küreselleşmenin ekonomik yönü, savaşla çok daha yakından ilişkilidir.
Uluslar arası ilişkilerde çok önemli olan ve sık kullanılan diğer bir kavram ise savaştır. Savaş en basit tanımıyla, ülkelerin veya etnik grupların, kendilerine göre haklı oldukları belirli amaçlar çerçevesinde, diğer ülke ya da etnik gruplarla, sıcak veya soğuk çatışma içerisine girmeleridir. Savaşın haklı olduğu alanlar olabilmektedir. Genellikle savunma amaçlı savaşlar mazur görülmektedir. Ancak en haklı şekilde gerçekleşse bile savaş, maddi ve manevi büyük zararlara yol açan bir olaydır. Binlerce insan ve çocuk ölmekte, sakat kalmakta veya evlerini kaybetmektedir.

Bu noktada savaşın önemli bir sonucu olarak özürlülük kavramı ortaya çıkmaktadır. Özürlülük, insanın bedensel, zihinsel, ussal ve ruhsal işlevlerini özünden kaynaklanan nedenlerle tam olarak yerine getirememe durumu olarak tanımlanabilir (Tomanbay, 1999, s. 202). Özürlülük doğuştan olabileceği gibi sonradan kaza, hastalık veya savaş gibi nedenlerle de ortaya çıkabilir. Özürlü insanlar toplumda, ortak yaşam sürerken birçok sorunla karşılaşmaktadırlar. Bu nedenle onlar için özel imkanlar ve mekanlar geliştirme gereği vardır. Özürlü insanlar için gerçekleştirilecek çalışmalar ve düzenlemeler, sosyal hizmet mesleğinin işlevleri ile yakından ilişkilidir. Bu nedenle bu noktada sosyal hizmetin tanımına ihtiyaç duyulmaktadır.Sosyal hizmet mesleği ve disiplininin bugüne kadar farklı tanımları yapılagelmiştir. Bir tanıma göre sosyal hizmet; insanlara bakım, koruma veya danışma sunarak yaşamlarındaki ciddi zorlukların üstesinden gelmelerini amaçlayan profesyonel bir faaliyettir (Dictionary of Social Work, 2001). Diğer bir tanıma göre ise sosyal hizmet, kişinin yardımsız çözülemeyen, kişisel olsun sosyal olsun tüm problemlerini gerekli yardımlar ve sosyal hizmetler aracılığıyla çözmektir (Onat, 2000). Tanımlardan da anlaşılmaktadır ki sosyal hizmet insanların sorunlarını çözmeye çalışan, onların bireysel kapasitelerini geliştirmeyi amaçlayan ve genelde sorunsuz bireylerden oluşan bir toplum hedefleyen amaçlı faaliyetlere verilen addır.
Sosyal hizmet mesleği, aile ve çocuk refahı, tıbbi sosyal hizmet, suçluluk, yoksulluk, özürlülük gibi birçok alanda hizmet sunmaktadır.

Bu temel bilgileri ve tanımları verdikten sonra dört kavramın birbiriyle ilişkisini açıklamak gerekmektedir. Küreselleşme sonucunda bazı güçlü ülkeler, küresel arenada kendilerine daha fazla pay bulurken bazıları bulamamaktadır. Bu da o devletlerin daha da yoksullaşmasına neden olmaktadır. Hatta, küresel pazardan büyük oranda pay alan ülkelerdeki bazı şirketlerin bütçesi, birkaç ülkenin bütçesine eşit olabilmektedir. Küreselleşme sonucu ülkeler, pazardan daha fazla pay alabilmek için birbirleriyle yarışırken çıkar çatışmalarına girmekte ve bu da bazen savaşlara yol açmaktadır. Güçlü bir ülke kendine pazar ve hammadde bulabilmek amacıyla, mantıklı olmayan nedenlerle diğer bir ülkeye savaş açabilmektedir. Bu tip savaşların diğer bir nedeni ise, yukarıda bahsedilen birkaç ülkenin bütçesine eşit olan şirketlerin ihtiyaçlarına cevap vermektir. Büyük silah firmaları ve ilaç şirketleri, küresel arenada büyük oranda söz sahibi oldukları için savaşı tetiklemektedirler. Sonuçta ekonomik
anlamda küreselleşme, savaşa doğru sürekli bir gidişi işaret etmektedir. Savaş sonucu ise ülkeler belirli paylarını artırmaktadırlar ancak birçok insan ölmekte veya sakat kalmaktadır. İktidar, para ve güç uğruna, hiçbir suçu olmayan çocukların, insanların hayatına son verilmektedir. Savaşın doğal bir sonucu olarak da birçok yeni özürlü toplumlara dahil olmaktadır. Dolayısıyla bu özürlüleri rehabilite etmek, onlar için çağdaş ve yaşanabilir bir toplum düzeni oluşturmak gereği ortaya çıkmaktadır. Ancak kabul edilmelidir ki; savaştan çıkmış, maddi ve manevi hiçbir gücü kalmamış bir ülke, rehabilitasyon ve diğer gerekli düzenlemeleri gerçekleştirememektedir. Gerekli sosyal hizmetleri, özürlü insanlara ulaştırmak imkansız hale gelmektedir. Bu noktada, diğer ülkelerden insani yardımların savaş bölgesine ulaştırılması, uluslar arası bir sorumluluk olmalıdır.Savaş mağduru özürlüler için gerçekleştirilebilecek sosyal hizmetler özetlenmek istendiğinde, özürlülük alanında çok önemli bir kavram olan rehabilitasyon karşımıza çıkmaktadır. Özürlü bireylerin rehabilitasyonu hem fiziksel hem psikolojik hem de sosyal açıdan büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla savaş yaşamış ülkelerde hızla rehabilitasyon merkezleri açmak gerekmektedir. Organlarını kaybetmiş ve savaş stresini yaşamış özürlüler, ağır travmalar içerisine girmektedir. Bu amaçla, psikologlar, psikiyatristler, sosyal hizmet uzmanları, savaş bölgesinde görev almalı ve gerekli tedaviyi özürlü bireylere sunmalıdır. Diğer önemli bir konu ise özürlülerin toplum içinde özel düzenlemelere gereksinim duymasıdır.
Savaştan yeni çıkmış bir ülkenin böyle düzenlemeler yapması imkansız gibi gözükebilir ancak unutulmamalıdır ki savaş sonucu ülkeler yeniden yapılanmaktadır. Bu nedenle en başta bu düzenlemeleri yapmak daha pragmatik ve mümkün olabilir. Bunların gerçekleşmesi için de uluslar arası yardım kuruluşlarının ve ülkelerin desteğine ciddi oranda ihtiyaç vardır. Özürlü bireylere yönelik mikro, mezzo ve makro düzeyde birçok sosyal hizmet müdahalesi
bulunmaktadır ve dahası da geliştirilebilir. Ancak savaştan çıkmış bir ülke için acil olarak yapılması gereken sosyal hizmetler yukarıdaki gibi gözükmektedir.Sonuç olarak küreselleşmenin bilginin ve teknolojinin küreselleşmesi gibi birçok olumlu yönü olabilir ancak ekonomik yönünün insanileştirmeye ihtiyacı vardır. Hiçbirşeyin insan hayatından daha önemli olmadığı gerçeği unutulmamalıdır.


KAYNAKÇA

1. Thomas, Martin ve John Pierson. Dictionary of Social Work. 5. Edit.
London: Collins Educational, 2001.

2. Tomanbay, İlhan. Sosyal Çalışma Sözlüğü: Toplumbilim, Ruhbilim,
Eğitbilim, Yöntembilim, Nüfusbilim, Hukuk ve Ekonomi Boyutlarıyla.
Ankara:
Selvi Yayınevi, 1999.

3. Doğan, İsmail. Sosyoloji: Kavramlar ve Sorunlar. Üçüncü basım.
İstanbul:
Sistem Yayıncılık, 2000.

4. Onat, Ümit. “Sosyal Hizmete Giriş – Ders Notları”, Ankara: Sosyal
Hizmetler Yüksekokulu, 2000.
 

 

 



Editörler




Google
 

 


 


KURUMSAL VE BİREYSEL İŞ İLANLARI

 


 

SOSYAL MEDYA




 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.