SOSYAL HİZMET MESLEĞİ

 


SOSYAL HİZMETTE PARADİGMA ARAYIŞLARI’NDAN 
SONRA BİR HAYAL KIRIKLIĞI DENEMESİ…

Aziz ŞEKER / Sosyal Hizmet Uzmanı

Sitemiz Editörü 
shuaziz@gmail.com

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji
 

 

 

   

MUVAFFAK EKREM ULUTAŞLI’YA İTHAFEN…

Son birkaç yıldır, sosyal hizmete dair yazdığım her metin varoluşçu anlamda, disiplin ile ilgili paradigma arayışlarına “milimlik” bir katkı denemesiydi. Sosyal hizmet düşüncesinin önde gelen akademisyenlerine, meslek uygulayıcılarına, ve de yanlış yapanlara seslenmeyi bir görev edinmeme rağmen, kimi “hatalarıma” kendi doğrularınca üstün körü değinen bir iki insandan başka kimse karşıma çıkmadı. Yazdıklarımı dillendirmek dahi çoğu çevrelerde hoş karşılanmadı. Unutulması gereken bir hareketin zoraki savaşan neferine benzetiliyordum. Daha trajik olan; dönüşü olmayan bir yola unutulmuş söylemlerle girmiştim. Herhâlde kendimi yanlışladığım yerlerde, sosyal hizmetin “restorasyon” sürecinin coşkusuz ve güvensiz bir kriz halinde planlanması ve başarısızlıklara gebe olmasını hatırlatmamın da önemini bilmek gerekiyor. Ve ben hâlâ oyundan atılmış bir çocuk gibi ve ısrarla sosyal hizmetin bu ülkede yerleştirildiği çerçeveyi reddetmeyi sürdürdüm. Çünkü temel gerçekleri konuşmuyoruz. Konuşanlara ise “ama hakkın yok buna” tarzında bir kırılgan sevgili muamelesi yapıyoruz. Günümüzde sosyal hizmet “iktidarın” cezalandırdığı bir disiplindir diyebiliyorum artık açık yüreklilikle ve bütün kaleleri kaybetsek de bir başımıza bir direniş öznesi olabilirizi de kanıksamış durumundayım. Bunu inatla bir zorunluluk olarak Türkçeye dökmeye sürdürmeye de devam ediyorum. Böyle bir düşünceye beni, anlamsız güç ilişkilerinin, cesaretsizliklerin, yaratamamanın, kuyu kazıcılığın, kıtlıkların, küçük dünyalıların, sistem tarafından pasaportlandırılmış hatalara inanç taşıyanların, putların, aynı olma telaşında olan tutarsızların vicdansızlıklarının getirdiğini bende bir rahatlılıkla ifade edebilirim.
Hayal kırıklıkları en çokta bu mesleğe yakışıyor olsa gerek. Bu disiplin zaafları bol bir güzel kız gibidir. Her aşkın, her mülkiyetin, her elde edişin, her araştırmanın, her akademik apoletin, her koltuğun fiyatını bilen, toplumcu tahayyülü bir kenara iten, değerlere yabancı, vazgeçemediğimiz kurnazlıkları yeniden üreten kişiliksiz tiplerin bu mesleğin dünyasında artan sayısını unutmamak da ilerisi için sosyolojik bir fayda görüyorum.
Bu coğrafyada sosyal hizmeti büyük oranda koşullar belirledi, kendi doğası değil. Dostluğu da, sevgiyi de, yalnızlığı da aynı öğe belirledi diyebiliriz. Hatta bunlara sırlarımızı da ekleyebiliriz. Son tahlilde deyimlemek istediğimse; tarih bilinci iyi kurgulanmış yetkin bir tekillik iyi örgülenebildiği oranda, adaletli ve eşit bir dünya için gerekli toplumsal dönüşümde bir alternatif karşı koyuş olabilir. Yaşadığımız şu hoyrat ve aşağılık yıllarda olmak da zorunda.
Denemenin başlığı son çıkan kitabıma ait. Kendini tekrarlamayı görev edinen bir disipline / mesleğe acılar içinde bir dokunuşu beraberinde getiren bu kitabımdan sonra, yıllarca bu mesleği hakkıyla ve onurluca yapmış ama kimileyin suskunluğu tercih etmiş saygın bir meslektaşımın bana göndermiş olduğu mektubunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir itirafta bulunmam gerekirse; yediği golün düşsel bir gol mü, gerçek bir gol mü olduğunu çıkaramamış bir cömert kalecinin intiharına da benzetiyorum, beni mahkeme kapılarına sürükleme olasılığını anımsatan, aşağıdaki satırların öznesini. Çünkü bu meslekte kaybedecek bir şeyleri olmayanlar ya da kazanacakları çok şeyler olduklarını sananlar bilmelidirler ki, egemen olan, zaafları bol olan bu genç kızı, yani sosyal hizmeti, diyalektikten arındırılmış bir “aparatçik” konumuna çevirdi.
Mektubu yayınlamamın nedeni kitabımın ikinci baskı yapmadan unutulacağını bildiğim için, kırdığımı hisseden kişinin yazdıklarının da uzandığı yerlerin bilinmesi gerekliliğine büyük ölçüde saygı duyuşumla ilgilidir.

“Sayın Aziz ŞEKER
Sosyal Hizmet Uzmanı, Yazar.
……………………………….


Sayın ŞEKER, telefon görüşmemize dayanarak, Sosyal Hizmetler Araştırma Belgeleme Eğitim Vakfı (SABEV) tarafından yayınlanan “Sosyal Hizmette Paradigma Arayışları” isimli kitabınızın ön sözünde (s: XV, XVI) yer alan, şahsıma ait olduğunu belirttiğiniz düşüncelerin eksik ve yanlış aktarıldığını açıkça belirtirim.
‘Türkiye’de sosyal çalışma yok.’ İfademi yazarken tümcenin başını ve sonunu yitirdiğiniz görülmektedir: ‘Türkiye’de sosyal sorunlar var, yasal olanaklar (özellikle yeni yasal düzenlemelerle birlikte) var, kaynak (yerel yönetimlerin, gönüllü kuruluşların, gönüllülerin maddi manevi olanaklarını her geçen gün artırdıkları gözleniyor) var; ama sosyal çalışma yok.’ Bu anlatım mesleğe yöneltilen bir eleştiri değil, mesleği uygulayan, planlayan, temsil edenlere yönelik bir istem ifadesidir. Oysaki siz bunu mesleğe eleştiri ya da kurumsal eleştiri şeklinde sığ bir algılama ile adeta provokatif bir ifade şekline dönüştürmek yanılgısına düşmüşsünüz. Dolayısıyla kitabınızda yazmış olduğunuz soru ve cevabın sadece size ait olduğunu üzülerek belirtmem gerekiyor.
‘1960 yıllarda söylenen gerçeklikler hala yaşıyor. Değişen bir şey yok. Alanda olsun kuramda olsun bir yenilenme hareketi yok’ derken de 1960 yıllara atıfta bulunulmasının nedeni, sadece ülkemizde sosyal çalışmanın bir disiplin olarak Sosyal Hizmetler Yüksek Okulu’nun açılmasıyla başlaması işaret edilmiş, ‘değişen bir şey yok’, ‘alanda yenilenme hareketi yok’ tümcesiyle de Ülkemizin sosyal çalışma yorganının nicelik olarak küçüklüğü, sorunlu kesimleri kapsayacak şekilde yeterli olmadığı anlatılmak istenmiştir.
‘Kuramda yenilenme hareketi yok’ tümcesi bana ait değildir. Soysal Çalışma’ya ilişkin kuramların yeterli olduğunu bireysel olarak kabul ederim; sorunun uygulayıcıların mesleki bilinç eksikliğinde olduğunu, meslek elemanları tarafından kuramların yeterince özümsenmediğini savlarım; mesleki bilinç eksikliğini ve kuramların yeterince özümsenmemesinin sorumluluğunu da meslek elemanlarına değil, Sosyal Çalışma’nın kurumsallaşmamasına yüklerim.
‘İnanılmaz sorunlar yaşanıyor’ ifadesi ise, Ülkemizde insan sağlığı, eğitim, sosyal güvenlik, güvenlik alanlarında çalışan meslek elemanlarının, hızlı toplumsal değişme, sanayileşme ve kentleşme sorunsalı karşısında toplumu koruma, kollama duyarlılığının ifadesi olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu düşünce sizin başka bir tümceye aktardığınız ‘sosyal çalışmanın çok ciddi bir şekilde yapılanması gerekiyor’ ifadesiyle pekiştirilmiştir.
‘Yoksulluğun üstü mutluluk örtüsüyle örtülüyor’ tümcesinde ise yoksulluk kavramı sizin ifade şeklinizden anlaşıldığı gibi ‘fakirlik’ olarak değil, konuştuğum kişinin, sizin Sosyal Hizmet Uzmanı olmanız nedeniyle, sosyolojik bir kavram olarak kullanılmış, spesifik olarak da bilim çevrelerince ifade edilen, ülkemizdeki insan kalitesindeki yetersizlikler ve buna bağlı oluşan sosyal sorunlar işaret edilmiş, ‘magazin yaklaşımlar’ olarak tanımlanabilecek tüketim ve eğlence çılgınlığıyla insanların bireysel sorumluluk (aileye, akrabaya, yaşanılan mahalleye, kente, ülkeye) duygusundan uzaklaşarak bencilleşmeleriyle toplumsal gelişmeye olabilecek katkılarının güdük kalması eleştirilmiştir.
‘Toplum sosyal çalışmayı bilmiyor. Toplum sosyal çalışmayı tanımalı’ ifadesi de, bir mesleğin bilinip tanınmasıyla talep edilebileceği, ne olduğu geniş kesimler tarafından bilinmeyen bir mesleğin, talep edilmesinin de olası olmayacağı, böylelikle mesleğin gelişmesi konusunda dıştan ve içten pozitif yönlendirici bir baskının oluşamayacağı anlatılmak istenmiştir. Bu günlerde toplumsal yaşama yeni katılan yasalarımızın ( Türk Ceza Kanunu, Türk Medeni Kanunu, Çocuk Koruma Kanunu, Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri Kanunun, İş Kurumu Kanunu vd.) mesleğe pozitif yönlendirici bir baskı oluşturduğunu düşünmekteyim.
‘Günümüzde sosyal hizmet alanları dine yönlendiriliyor. Alanlarda din görevlileri, gönüllüler ön plana çıkartılıyor. Alt fikir bu. Böyle bir zemin inşa edilmek isteniyor’ tümceleri bana ait değildir. Konu ve size anlatılan şu idi; çağımız uzmanlık çağı, profesyonel yaklaşımlar asla göz ardı edilmemeli, bu diğer çalışma alanları için de geçerli bir yaklaşım; Sosyal Çalışma alanlarında bu olgunluk düzeyinin bulunmaması adeta ‘ağzı laf yapanın’ gerçekleştirebileceği işler olarak görülmesi elbette ülkemiz için önemli bir zaman kaybı olmaktadır. Kuşkusuz, ilahiyat da halkımızın gereksinim duyduğu değerli meslektir; ama kendi alanı içinde, bu konunun sosyal çalışma boyutunda tartıştığım süreci, zaten güçlükle kurumsallaşan Sosyal Çalışma’nın yöntem belirleyicilerinin (kurmaylarının) sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, psikiyatrist gibi sağlık emekçileri olması gerektiği savımdır.
‘Sosyal Çalışma için Marxcı olma koşulu’ olabileceğini asla düşünmüyorum; Sosyal Çalışma’nın kendi felsefesi zaten var; ama Sosyal Hizmet Uzmanı’nda sol bir damarın var olmasının uygulamada avantaj sağlayabileceği kanısındayım. Aynı zamanda Bektaş Veli, Yunus Emre, Mevlana boyutunda tasavvufi bir damarın da Sosyal Hizmet Uzmanı için uygulamada avantaj sağlayacağını düşünüyorum. Bu yaklaşım seçmeci / eklektik oluşumla açıklanması gereken bir ifadedir; sloganlar ve katı yaklaşımlar benim düşünce evrenimin dışında kalmaktadır.
Kitabınızın 2’nci basımında ifadelerimi düzeltmenizi rica eder, çalışmalarınızda başarılar diler, saygılarımı sunarım.
……………………
Sosyal Hizmet Uzmanı”

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org