Sosyal Hizmet Mesleği

Bilgiler
Yayınları
Araştırmalar
 


Sosyal Hizmet Alanları

Çocuk
Gençlik
Yaşlılık
Aile
Sosyal Sorunlar
Engeliler
Tıbbi Sosyal Hizmet


Kaynak Bilgiler

Bireysel Gelişim
Sosyoloji
Psikoloji
İnsan Hakları
İletişim Bilgisi

 

 

 

 

 
 



ANA SAYFA


RICHARD RORTY’NİN DÜŞÜNCESİNDE DAYANIŞMA

Özgür KEÇER

Sosyal Hizmet Uzmanı
 

 

 

Richard Rorty 4 Kasım 1931’de NEW York City’de doğmuştur. Amerikalı çağdaş filozof ve postmodern düşüncenin en önemli temsilcilerinden biridir. Temelde meta felsefeyle ilgilenen Rorty, büyük ölçüde Quire’ın düşünceleri üzerinde yoğunlaşmış ve buradan hareketle, daha çok analitik felsefeyi konu alan geniş kapsamlı bir eleştiri geliştirmiştir.1Analitik felsefe geleneğinden gelmesine rağmen, zaman içinde kıta felsefesine eğilim göstermiş analitik ve pragmatik felsefenin olanaklarından yararlanarak birtakım önemli kuramsal açılımlar ortaya koymuştur. Disiplinler arası ve düşünceler arası iletişimle çalışan Rorty pragmatizmi, postyapısalcılığı ve liberalizmi kendine özgü biçimde derinlemesine değerlendirerek felsefeye yeni katkılar ve bakış açısı sunmuştur.


Postmodern liberal anlayışın en yetkin temsilcilerinden olan Rorty, olumsallık, ironi ve dayanışma kavramlarını postmodern toplum anlayışını temellendirmek üzere ayrıntılı olarak inceler. Olumsallık, İroni ve Dayanışma adlı eserinde bu düşünceleri temellendiren Rorty amacını, “kamusalı ve mahremi birleştiren bir teori talebinden vazgeçtiğimiz ve özyaratımın ve insan dayanışmasının taleplerinden birbirleriyle eşit derecede geçerli olduklarını, ama hiçbir zaman ortak bir ölçütle kıyaslanamayacaklarını benimsediğimiz takdirde şeylerin gözümüze nasıl görüneceğini göstermek” olarak ortaya koyar.2


Rorty ortaya koyduğu bu amaç doğrultusunda liberal toplumların yeni bir yapılanmaya gereksinim duyduğunu vurgulayarak, demokratik özgürlükler ve bireysel mükemmelliklerin (private perfection) daha çok desteklenmesi, topluma hükmeden mutlak ve kesin değer yargılarından kaçınarak, tarihsel olumsallık bilincinin çok iyi anlaşılması gerektiği düşüncesinin üzerinde durur.


Rorty, Platon’un “adil olmak niçin kişinin çıkarınadır.”sorusunun yanıtlarında ve Hıristiyanlıktaki kişinin kendini gerçekleştirmesinin başkalarına hizmet ederek olabileceği görüşünün altında mahrem ve kamusal alanı birlikte değerlendirme düşüncesinin yattığını savunur. Bu tür metafizik ve teolojik anlayışlara göre ortak bir insan doğası vardır ve hepimiz için ortak olan bu yön özel alandaki doyumun ve kamusal alandaki dayanışmanın kaynağının aynı olduğu görüşüne katılmayı beraberinde getirir.


Nietzsche’ci kuşkucular ise metafizik ve teolojiyi saydam girişimler olarak değerlendirilip, tüm insanların paylaştığı bir şeyler olduğunu iddia ederek insan doğasına ilişkin farklı teoriler ortaya koymuşlardır. Kuşkuculara göre insanların toplumsallaşması ile birlikte dayanışma duygusu ortaya çıkmıştır. Tarihselci düşünürler ise gerek “ortak bir insan doğasının” varlığı gerekse de “benliğin en derin düzeyi” gibi şeylerin varlığını yadsırlar.


Bireylerin tarihsel şartlar ve sosyalizasyon süreçleri tarafından şekillendiği görüşünün yerini, insanların oluşturduğu bütün tanım ve kavramların zaman ve olasılığa bağlı olduğu görüşü metafizik ve teolojiye dayanan “hakikat” kavramı yerine “özgürlük” kavramını toplumsal ilerlemenin hedefi olarak koymamıza neden oldu. Rorty’e göre hakikat kavramının yerini özgürlük kavramına bırakması özel ve kamusal alan arasında var olan gerilimi gidermeye yetmedi. Hala bazı tarihselciler irrasyonalizmi ve estetizmi mahrem mükemmelleşme arzusunun önünde engel olarak görmeye devam ettiler. Bazı tarihselciler ise hala toplumsallaşmayı derinliklerimizde bulunan bir şeylerin karşıtı olarak görme eğilimindedirler.


Olumsallığı, bireylerin kişiliklerinden, geçici tarihsel, ekonomik, sosyal ve psikolojik şartlar ve koşullar tarafından belirlendiğini veya olumlandığını öne süren öğreti niteliğindeki kavram olarak tanımlayabiliriz. Rorty bireysel özgürlüğün evrensel metafizik felsefi hakikatle değil, olumsallık düşüncesi ile sağlanabileceğini savunur. Olumsallığı, dilin olumsallığı, benliğin olumsallığı ve liberal bir cemaatin olumsallığı başlıkları adı altında inceler.

Rorty dili tarihsel görecelikle ilişkilendirir ve onu gösterge gösteren ve gösterilen arasında zorunluluk ilişkisi bulunan ve kesin bilgi veren bir alan olmaktan çıkartarak öznenin kendisini ifade etmesini bir aracı haline getirir. Böylece dil sürekli yenilenen, özneye tabi ve onun kendisini ifade etmesinin, yeniden yaratmasının aracı olan metaforların hammaddelerini, sözcükleri içeren bir alan haline getirir.3 “Dilin dünyayı temsil eden tek bir bütün olduğunu reddederek sadece betimlemeye yarayan olumsal sözcük dağarcığı olarak görür.” Dillerin temsiller olduğu düşüncesini bir kenara bırakarak, dile yaklaşımında Wittgensteinci olmak, dünyayı kutsallığından kurtarmaktır” diyen Rorty “hakikatin tümcelerin bir özelliği olmasından ötürü, tümcelerin kendi varoluşları için sözcük dağarcıklarına bağlı olmalarından ötürü ve sözcük dağarcıklarının da insanlar tarafından yapılmalarından dolayı sonuçta hakikatte insan ürünüdür”4 der. Her bilim insanı kendi doğrularını betimlemek için farklı söz dağarcıklarını kullanır, bu söz dağarcıklarının birbirinden daha üstün ya da daha doğru olduğu söylenemez. Bu da dilin olumsallığının göstergesidir.

Rorty, benliğin olumsallığı konusunda Philip Larkin’in şu şiirin son kısmı ile felsefe ve şiir arasındaki gerilime dikkat çeker.

Şöyle boydan boya katettin mi zihnini

Bir yükleme listesi kadar açıktır hükmündekiler

Hiç ırgalamaz seni

Başka şeyler

Ne ki bunun faydası? Geldikçe zamanı

Tanımlamak her davranışınız üzerine vurulmuş

O kör damgayı bulmak anavatanını.

Ama itiraf etmek

Ölümün göründüğü o yeşil gecede

Onun ne olduğunu, beyhude.

Çünkü bir kişi için geçerli sadece

Zaten o da ölmekte. 5


Rorty, “Larkin’in şiirinin güzelliğini ve gücünü şiir ile felsefe arasındaki bu çekişmenin, olumsallığın tanınmasıyla özyaratıma ulaşma yolundaki bir çaba ile olumsallığın aşılmasıyla evrenselliğe ulaşma yolundaki bir çaba arasındaki gerilimin azaltılmasına borçlu olduğunu söyler.6


Yok olma konusunun işlendiği bu şiirde “ben” olmanın beyhude bir çaba olduğu düşüncesi hakim gibi görünmektedir.”Ben” gibi tikel olumsallıkların önemsiz olduğu evrensellik ve sürekliliğe ulaşarak tatmine erişilebileceği duygusu hakim gibi görünmesine karşın bir kişi için geçerli olan o kör damgayı çözecek kişinin artık ölmekte olduğu vurgulanmaktadır.


Nietzsche ise ilk kez “hakikati bilme” düşüncesini terk ederken bireyin davranışlarının altında yatan kör damganın bulunabileceği düşüncesinden ayrılmadı, sadece bir keşif süreci olduğu düşüncesini kabul etmedi.Nietzsche’ye göre bu türden kendinin bilgisine (self knowledge) varırken her zaman için orada (ya da burada ) dışarıda olan bir hakikati bilir hale gelemiyorduk.Daha ziyade, kendinin bilgisini öz yaratım (self creation) olarak görüyordu.Kendini bilir hale gelme, kendinin olumsallığı ile yüzleşme, kendinin nedenlerinin anavatını bulma süreci, yeni bir dil icat etme yani kimi yeni metaforlar düşünme süreciyle özdeştir.7Buda bir keşif değil, bir icat etme sürecidir.

Rorty, Kant’ın bizi hepimizde özdeş olan “akıl” denilen bir kısım, öbürü de kör olumsal, özel damga meselesi olan başka bir kısım (ampirik duyum ve arzu) halinde ikiye ayrılır.Bunun tersine Freud rasyonelliği olumsallıkları başka olumsallıklara uyumlandırılan bir mekanizma olarak ele alır.8Freud, Platoncu ve Kantçı düşüncenin (tikel eylemleri genel ilkeler altında toplanması düşüncesi) aksine, şimdi ve burada anlayışı ile tikele dönmemiz gerektiğini savunur.Freud ancak geçmişimizdeki bazı hayati olumsallıkları yakalayıp alıkoyabildiğimiz takdirde kendimize kayda değer bir şey yapabileceğimizi düşünür.Freud bize, yapmakta olduğumuz ya da yapıyor olduğumuzu düşündüğümüz şeyi, örneğin geçmişte belli otorite figürlerine reaksiyonlar bazında ya da çocukluğumuzda bize dayatılan davranış grupları bazında yorumlamayı öğretmiştir.Kendi kendini yaratmadaki başarımıza, özel bir geçmişten kurtulma yeteneğimize dair özel anlatılar deyim yerindeyse vaka hikayeleri dokuyarak kendimizle övünmemizi önermiştir.Freud kendimize, evrensel standartlara uygun yaşamadaki başarısızlığımızdan ziyade bu geçmişten kurtulmadaki başarısızlığımızdan ötürü lanet okumamamızı önerir.9Freud kamusal alanı ve özel alanı birlikte ele almamış, kendini yaratma ve kamusal ahlak arasına kesin bir hat çekmiştir. Freud bizi evrenselden somuta yöneltmiş, bize dayatılan kamusal alanın zorunlu değil olumsal olduğu anlayışına dayanan bir psikolojik ahlak anlayışı sunmuştur.

Rorty’nin kuramında olumsallığın rolünün büyük olduğu açıktır. Olumsallıkların bilincinde olan birey metafizik ve teolojik hakikatten kurtulacak ve özgürleşecektir.Ortak bir hakikat değil özgürlüğü arayan insanların nasıl birlikte yaşayacakları sorunsalının yanıtını Rorty liberal ve ironist kavramlarını açıklamakta bulur. Rorty’e göre, liberal zalimliğin en kötü şey olduğuna inanan kişidir.10 Rorty liberal tanımını Judith Shklar’dan ödünç aldığını söyler.Ironist terimi ise, kendisinin en merkezi inançlarının ve arzularının olumsallığı ile yüz yüze gelebilen kişiyi bu merkezi inançların ve arzuların zamanın ve tesadüfün ötesinde yer alan bir şeylere gönderme yaptığı düşüncesinden vazgeçmeye yetecek denli tarihselci ve nominalist olan bir kişiyi adlandırmak için kullanır.Liberal ironistler ise ıstırabın azalacağına, insanların başka insanlar tarafından aşağılanmasının sona ereceğine duydukları umudu, bu temellendirilemez arzuların arasına katan insanlardır.11Rorty’e göre ironist birey aşağıdaki üç koşulu yerine getiren kimsedir:


1) İronistin, öbür sözcük dağarlarından, karşılaştığı insanların nihai kabul ettiği sözcük dağarlarından etkilenmiş olmasından ötürü kendisinin halihazırda kullanmakta olduğu nihai sözcük dağarı hakkında radikal ve süre giden kuşkuları vardır.


2)Kendisinin şimdiki sözcük dağarı içerisinde ifade edilen argümanın bu kuşkuları ne garantileyeceğini ne de dağıtacağını idrak eder.


3)Kendi durumu hakkında felsefe yapması ölçüsünde kendi sözcük dağarının gerçekliğe başkalarınınkinden daha yakın olduğu, kendisine ait olmayan bir güçle ilişki içinde olduğunu düşünemez.12Hiçbir şeyin gerçek bir özü olmadığını düşünen ironist hem başkalarının hem de kendi sözcük dağarına karşı şüpheci bir tavır takınır.Belli bir dönemdeki sözcük dağarında “bilimsel”, “rasyonel”, “adil”….vb kavramları anlamaya yönelik uğraşların bir dil oyununun çok da ötesine götürmeyeceğini veya şiirleştirebileceği kendi sözcük dağarını da sorgulayarak tüm genel tanımlamalardan arındırılmış kendine has bir sözcük dağarı bulmaya çalışır.

Rorty’nin analizlerinin özünde özel alan, kamusal alan ayrımı vardır.Bu iki alanı kesin çizgilerle birbirinden ayırır ve bu alanları birleştirmenin hiçbir yolu olmadığını ifade eder.Özel alanda kendi kendini yaratma özerklik arzusu, kamusal alanda ise cemaat arzusu ön plana çıkar.Rorty’e göre özel alan “kişiye özgü kendi kendini alt etme projeleri”, kendi kendini yaratma ve özerklik anlayışı ile bağlantılı olarak tanımlanırken, kamusal alan ise başka insanların ıstırabıyla ilgili faaliyetlerde, zalimliği en aza indirme ve toplumsal adalet için çalışma girişimleri ile bağlantılı olarak tanımlanır.13

Kamusal alanla özel alan arasında var olan bu gerilime farklı yaklaşımlar ben ve öteki arasında bir dayanışmaya yol açabilir. Yani nasıl olurda bir arada yaşarız ve ötekine dair bir kaygı, umursama, gözetme, aşinalık duymak için evrensel genel geçer bir norm oluşturmayabiliriz.Bu yeni olanaklılık arayışı mahrem olanın kamusal olana adanmasını, yok sayılmasını gerektirmeyecek bir biraradalığın oluşturabilmesi içindir.Buna bir ütopya diyebiliriz.Ama bireysel farklılıkların ve mahremiyetin bedel olmayacağı bir dayanışmanın ve mahremiyetin bedel olmayacağı bir dayanışma olanağı güzel bir ütopya olsa gerek.14 Rorty de ironizmin evrensel olduğu liberal bir ütopyadan bahseder. Bu ütopyada insan dayanışması önyargıların bir kenara bırakılması ile oluşabilecek bir olgu olarak değil, erişilmesi gereken bir hedeftir.Bu hedefe empati yolu ile erişilebilir.Rorty’e göre dayanışma, düşünüm (reflection) tarafından keşfedilen bir şey değil, tam aksine yaratılan bir şeydir.Dayanışma başka insanların acılarını ve yoksunluklarını hissetmemiz ve duyarlılık geliştirmemizle olacaktır.Rorty de çağdaş Kant’çı liberaller olarak adlandırabileceğimiz Raws ve Habermas gibi adalet, eşitlik, dayanışma, özgürlük, fırsat eşitliği gibi kavramlar üzerinde durur.Raws’dan farklı olarak Rorty, toplumdaki biz yapısının olumsallık tabanında oluşabilecek, bireylerin olumsallıklarının farkında olup saygı duyacakları bir ortamda oluşabileceğini öne sürer, Habermas’ın sosyalist biz yapısından farklı olarak ise; biz yapısı sadece geçici bir siyasi gündem bağlamında olup sürekli bir değişim içindedir.İnsanları bizden biri olarak görmek hem onları hem de kendimizi yeniden betimlemeyi gerektirir.Rorty ahlaki değişme ve ilerlemenin aracı olarak bilimsel incelemeleri, teorileri değil roman, sinema gibi türlerin görevi olarak görür.

Rorty geliştirdiği kamusal-özel ayrımına bağlantılı olarak dayanışmayı edebiyat eserlerinden (romanlardan) faydalanarak açıklamaya çalışır. Rorty’e göre iki tür kitap vardır.İlk tür kitaplar özerkleşmeye yardım eden, kör damganın anavatanını bulma umudu ile micaza özgü olumsallıkları içeren fantezilerdir.İkinci tür kitaplar ise başkaları ile olan ilişkilerimizi, eylemlerimizin başkaları üzerindeki etkilerini irdeleyen, daha az zalim olmamıza yardım eden kitaplardır.Bunlar liberal umutla, özel ironi uzlaşmasını içerir.Rorty’nin düşüncesinde özel-kamusal alan ayrımı özel alan lehine düzenlenerek özel ironi- liberal umut olarak belirlenir.Özel kamusal alan ayrımını reddederek bireyleri bir araya getiren unsurlar ve ortak tehlikelerin ne olduğu ile ilgilenir.Bu liberal ironisti liberal umudun temeline, yani zalimliğe karşı olma duygusunun tüm bireylerde olduğu gerçeğine götürecektir.Entelektüel imgelemsel özdeşleşmeye yol açacak şekilde mazlumu betimleyerek sıradan insanla ilişki kurarak ona yol gösterecektir.Böylece liberal toplumda liberal umut temelinde dayanışma ortaya çıkacak ve güçlenecektir.15Rorty’e göre ironistin insanlığa karşı bir sorumluluğu olmayıp, ironik tavır kamusal yaşamla değil öz yaratımla ilgilidir.


Rorty, imgelemleri farklı olmasına rağmen Vladimir Nabokov’un ve George Orwell’ın kitaplarının özel ironi ve liberal umut arasındaki gerilimi dramatize ettiklerini söyler. Her iki liberal yazarın da temel konuları zalimliktir. Rorty’e göre Nabokov kişisel estetik, mutluluk arayışının nasıl zalimliğe yol açtığını görmemize yardım ederek zalimlik hakkında içeriden yazıyordu. Orwell zalimliği genellikle dışarıdan kurbanların bakış açısından ele alıyor.16Nabokov kişisel mutluluk arayışının yol açtığı zalimliklere karşı duyarlılık üzerinde dururken, Orwell daha toplumsal bakarak grupları insan eşitliğine karşı duyarlılığı üzerinde duruyor. Zalimliğe yönelik bir nefretin yapabileceğimiz en kötü şeyin zalimlik olduğu duygusunun Nabokov’da da Orwell’da da benliğin ve tarihin olumsallığı kapsamında ele alır.

Rorty bize tarihin ve kurumların ötesinde bir şey istememeyi öneriyor. Ama insanlar bir inanca, tarihsel ve olumsal koşulların belirleyici etkisine rağmen eylemleri belirlemeye çalışmaya devam eder. Rorty’nin önerdiği liberal ütopya tablosu görecelik suçlamasının etkisinin azaldığı, tarihin ötesinde ayakta kalan bir şey nosyonunun muğlaklaştığı ama insan dayanışma duygusunun bozulmadığı bir toplum taslağıdır. Rorty’e göre dayanışma duygusu önceden paylaşılan bir şeyin kabulünden çok, başkalarının yaşamlarının ayrıntıları ile kurulan yaratıcı bir özdeşleşme meselesi olarak yaşayan kişiye aittir.

Yahudi soykırımına karşı İtalyanların ya da Danimarkalıların karşı duruşlarının nedeni acaba Yahudilerin insan olmalarından mı yoksa onlarla ortak insani paylaşımları olmalarından mı kaynaklı?Amerika’da siyahların dışlanmışlıklarına karşı tutum alan insanların siyahların yanında yer almasının nedeni onların da insan olduğu düşüncesi miydi acaba?İnsan olma düşüncesi bu tavır alıştı hakim olabilir ancak onları da bizim gibi Amerikalılar olarak tanımlamak ve bir Amerikalının siyahlarının koşullarında yaşayamayacağı düşüncesi politik olarak ta ahlaki olarak ta daha ikna edicidir.Dayanışma içinde olduğumuz insanları “bizden biri” olarak görmek ve “biz’i daha yerel ve sınırlı tutmak dayanışma duygusunu güçlendirecektir.Örneklerden de anlaşılacağı üzere sadece “o da bir insan” yaklaşımı ile dayanışma duygusunu açıklamak yetersiz kalmaktadır.Ne Yahudilere karşı tavır alışta ne de siyahlara karşı tavır alıştı “insan” olmaları tek başına etken olmamış, onların ortak paylaşımları, (aynı sendikaya üyelik, meslektaş olma, aynı semte oturma….vb) ortak noktaları “biz” den biri olarak dayanışma duygusu oluşturmaya etken olmuştur.


Hıristiyanlık inancına göre bir kişiye karşı duyulan yükümlülük diğer bir kişiye karşı olan yükümlülükten farklı olamaz. Ahlaki yetkinlik düşüncesinin hakim olduğu Hıristiyanlıkta yaratıcı özdeşleşmeden dolayı kişilere yakın durmak günahtır.Kant’a göre de bir insana karşı rasyonel bir varlık olduğu için yükümlülük hissetmeliyiz.Kant’a göre dayanışma içinde olun kişinin akraba, komşu yada yurttaş olduğu için değil sadece rasyonel bir varlık olduğu için, bir görev olarak değil ahlaki bir eylem olarak yapılmalıdır.Demokratik kurumların ve kozmopolitan bir politik bilincin gelişmesinin yolunun merhamet ve vicdan azabı duygusu ile değil rasyonalite ve özellikle de ahlaki yükümlülük duygusunun gelişmesi ile olanaklı görüyordu. “Akla”, insanlığın ortak özüne saygıyı, merhamet ve iyilik severliği, zalim olmanın kuşkulu, ikinci sınıf güdüleri olarak görüyordu. “Ahlakı”, acı ve aşağılanmayı fark etme ve onunla özdeşleşme yeteneğinden ayrı bir şey haline getiriyordu.17Son yıllarda Kant’ın ahlaki düşüncenin ampirik olmayan tümdengelimsel biçimini sorgulanmaya başlandı.Kant’ın Hıristiyanlıktan etkilenerek geliştirdiği yükümlülük nosyonunu sorgulanmaya başlandı.Yükümlülük nosyonunu eleştirenlerden biri olan Bernard Williams “bir yükümlülüğü ancak bir yükümlülük aşabilir” diyerek bu konudaki düşüncesini şöyle özetler:

Doğrusu insan yaşamında anlamlı olan hemen hemen her şey, ahlakın önümüze koyduğu uçlar arasında yer alır.[Ahlak] bir dizi karşıtlığı kuvvetle vurgular: Güç ve akıl arasında, inanç ile rasyonel kanı arasında, reddetme ile suçlama arasında, beğenme ile kınama arasında, reddetme ile suçlama arasında.Onu bütün bu karşıtlıkları vurgulamaya iten tutum onun saflığı olarak adlandırılabilir.Ahlakın saflığı, ahlaki bilinci diğer duygusal tepkileri ya da toplumsal etki türlerinden soyutlama konusundaki ısrarı yalnızca topluluğun sapkın üyeleri ile başa çıkma araçlarını değil, aynı zamanda bu araçların erdemlerini de gizler.Bunları gizlemek zorunda olması şaşırtıcı değildir, çünkü erdemler ancak sistemin dışında ona değer atfedilebilecek bir bakış açısından oldukları gibi görünürler; oysa ahlak sistemi kendi içine kapanmıştır ve ahlaka ait olanlar dışında kalan değerlerin sisteme uygulanmasını münasebetsiz bir yanlış anlama olarak görmek zorundadır.18

Rorty’e göre merkezi ve evrensel bir unsur olan“akıl” ahlaki yükümlülüklerimizin kaynağı olarak modern demokratik toplumların yaratılmasında faydalı olmuştur ama liberal ütopyaların gerçekleşmesi için bu anlayıştan vazgeçilmelidir.Demokrasinin kuruluş aşamasında ihtiyaç duyduğu birtakım şeylere artık ihtiyacı yoktur ve bu temel yapı malzemelerinden vazgeçmelidir.Diğer taraftan dayanışma kavramı kapsamında başkalarına karşı yükümlülüklerimiz yaşamın sadece kamusal alanına dönüktür. Sellars dayanışmayı tarih dışı bir olgu olarak değil tarihsel süreç içerisinde oluşmuş bir şey olarak ele alır. Yükümlülüğü, özneleri insan ırkından daha küçük olması koşulu ile özneler arası gerçeklikle özdeşleştirir.

Rorty’ye göre dayanışma duyguları hangi benzerliklerin ve farklılıkların bize çarpıcı geldiği sorunudur. Bu da tarihsel ve dilbilimsel olumsallığa dayanır. Tarihsel olumsallık temelinde “öteki” olarak gördüğümüz insanları “biz” olarak görmeye başlayarak insani dayanışma artırılabilir. Bu dayanışma geleneksel, ırksal, dinsel…vb farklılıkları önemsiz görüp, bizden farklı olan insanları da “biz”e dahil edebilme yeteneğidir.Modern entelektüelin bu ahlaki ilerlemeye ve beraberinde dayanışma duygusunun gelişmesine katkısı ise romanlarda acı ve aşağılanma duygusuna dönük betimlemeleridir.İnsanlara karşı insan oldukları için yükümlülüklerimiz olduğu anlayışını, “biz duygusunu” mümkün olduğu kadar genişletmemiz gerektiğini anlıyorsak doğru yorumlamış oluruz.Marjinalleşen, ötekileşen insanları “biz” olarak görmeye başlar, aramızda var olan benzerlikleri görmeye çalışırsak sahip olduğumuzdan daha kapsamlı bir dayanışma duygusu yaratırız.Doğru yorumlama, demokratik politik kurumlar yaratmış insanlığı tarihsel olumsallıklarından oluşan biz anlayışına götürürken, yanlış yorumlama bizi ortak insanlığımıza götürecektir.

Özce Rorty özel alanda bireyin bireysel olarak mükemmelleşmesini gerekli görürken, kamusal alanda dayanışma duygusunu tarihsel olumsallık çerçevesinde ve ahlaki gelişme paralellinde öngördüğü liberalizm anlayışı kapsamında gelişmesini gerekli görür. Kamusal alanda dayanışmayı özel alanda ironiyi dengelemeye çalışır. Toplumsal dayanışma insani özün tanınması değil, başka insanlarla empati kurarak, onları olumsallıkları içine farklılıkları ile “biz” olarak görebilme yeteneğidir. Olumsallıkların bilincinde olan bireyler yetkinleşerek dayanışma duygusunu ilerletecek ve toplumsal dayanışma mümkün olacaktır.

KAYNAKÇA

1) CEVİZCİ, Ahmet, Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayıncılık, İstanbul 2005
2) CAMCI, Cihan, “Kamusal- Mahrem Geriliminde Yeni Bir Olanaklılık Arayışı Olarak İmgesel Yakınlık”, Felsefe Dünyası, Sayı:29
3) DERİDA, Jacques / LACLAU, Ernesto /RORTY, Richard, Yapıbozum ve Pragmatizm, çev.Tuncay BİRKAN, Salmal Yayınevi, İstanbul 1998,
4) RORTY, Richard, Olumsallık, İroni ve Dayanışma, çev.Mehmet KÜÇÜK-Alev TÜRKER, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1995

 



Editörler




Google
 

 


 


KURUMSAL VE BİREYSEL İŞ İLANLARI

 


 

SOSYAL MEDYA




 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.