|
| Hızlı Erişim |
 |
|
|
|
|
|

Hayata Attığımız "Poz"ların Suretleri
SHU.Şadiye
DÖNÜMCÜ dsado@mynet.com

İlk
çocukluk dönemimi belgeleyen çok az fotoğraf var. Yatılı okuduğum Öğretmen
Okulu günlerinse öyle çok fotoğraf var ki...
Babam "Benim kızım harçlığını fotoğrafa
yatırır," derdi. Arkalarına mutlaka tarih yazmamı ister, yoksa
kendisi eklerdi.
O yıllara ait neredeyse tüm toplu fotoğraflarımın arkasında isimler, nerede
çekildiğini bir şekilde yazmışım sayesinde. Üniversite yıllarına ait çok az
fotoğrafım var.
İkiz bebeklerim doğduktan sonra fotoğraf sayısı tavan yaptı. Çalışma
yaşamıma ilişkin olanların sayısı da hayli fazla...
Askerlik fotoğrafı benzeri grup fotosu ve vesikalık çektirmekten hiç haz
etmem ama habersiz çekilenlere de bayılırım.
Tab ettir, ayır, küçük notlar düş,
çoğalt...
Onları saklamak da ne yaman ve zor iştir! Tab ettir, ayır, bilgisayar
etiketlerine küçük notlar düş, ilgililere dağıtmak için çoğalt, yerlerine
ulaştır, filmleri sakla vb...
Koca bir dolabın içindeki klasörlerde tüm fotolarımız. Evde zorunlu ikamete
tabii olduğum bir dönemde artık albümler yetmediğinden tümünü transparan
dosyaların içine koyduğum renkli A4 kağıtlara yapıştırarak, klasörler
halinde düzenledim. Dönemler, yıllar ve elbette aile bireyleri şeklinde
ayırarak...
Artık teknoloji çok gelişti. Kameralar, dijital makineler, kameralı cep
telefonları günlük yaşamın içinde. CD'lerde ve PC'de arşivleme olanağı var.
Sonsuzluğa duyulan özlemi sabitlemek
Her insan gibi, ben de belli aralıklarla fotoğraflara bakarak yaşantılarımı
hatırlamaktan keyif alıyordum.
Zaten fotoğraflar, yaşamımızdaki bazı kareleri, anıları belgelemeye,
beynimize kazımaya yarar.
Anı görüntülemek, sonsuzluğa duyulan özlemi bir yerlere sabitlemek, geçmişe
olan özlemimizi gidermek, unutulma korkusunun önüne geçmek...
Bakarken inanılmaz yoruluyor beynim. Her biri başka tellerden çaldığından...
Artık eski fotoğrafların hüzün vermeğe başladığı yaşlara geldiğimden mi ne,
eski merakım kalmadı fotoğraflara...
Fotoğrafa bakış açımda küçük değişiklikler var; bazı yaşantılar neden oldu
bu değişikliğe belki de.....
Annemle babamın keşke fotoğrafları olsaydı!
Huzurevinde çalışırken bir yaşlımız vardı. Annesi ona hamileyken eşini
kaybetmiş. Doğum yaparken de kendisi ölmüş. Yaşlımız
"maymundan mı doğdum? Bukalemundan mı?
Annemi ve babamı hiç tanımadım. Keşke bir fotoğrafları olsaydı,"
derdi.
Ve fotoğraf çektirmeğe bayılırdı. Ben de bir makine bulduğumda bir şekilde
onun fotosunu çekip, kendine hediye etmeğe çabalardım. Evlenmemişti ve hiç
yakını yoktu, ardında bırakacağı...
Onu kaybettiğimizde mirasçısı olmadığından tereke mahkemesine gitti
fotoğrafları, diğer terekesiyle birlikte. Bende kalan bir-iki fotoğrafını
kuruluşun bazı yerlerine asarak kendimi rahatlatmıştım.
Zamanında Ankara'nın en
kalburüstü terzilerinden olan bir erkek yaşlımızın ölümü sonrası eşyaları
arasında yer alan albümler de çok etkilemişti beni. Hakim onları tereke
kabul etmeyip, imha etmişti. Nasıl hüzünlenmiştim?
Huzurevlerinde her yaşlının odasında çerçevelenmiş gençlik fotoğrafları
durur. Her birinin geçmişiyle, mevcudunu karşılaştırırsınız odadan odaya
geçerken.
Kadınlar daha bir geçmişe bağlı, sanki erkeklerden... Uzun uzun anlatırlar o
suretlerin kendilerinde kalan anlamını.....
Asker portreleriyle gelen asalet
Sıkça ziyaret ettiğim antika pazarlarında ve
Çıkrıkcılar yokuşundaki bazı dükkanlarda yerlere serilmiş bir
şekilde gördüğüm yüzlerce siyah-beyaz fotoğraf da içimi acıtıyor! Bunların
alıcısı sadece koleksiyoncular mı?
Bir satıcı "kendilerine asalet satın almak
isteyenlerin alıcı" olduğunu söylemişti. En çok omuzu kalabalık
asker portreleri imiş sattıkları zira. Hiç tanımadığınız bir insanın
fotoğrafını evinin duvarlarına asmak! Tuhaf....
Fotoğraf ve mektupları ölünce yakın,
bahçeye serpin!
Bir söyleşi esnasında Üniversiteden bir hocam
ailesinden kalan tek kişi olduğunu, yitirdiği tüm yakınlarının
fotoğraflarını sakladığını, kendisininkiyle birlikte onları ne yapacağını
bilemediğini, imha etmeyi ise göze alamadığını söylemişti.
Şimdi ismini hatırlamadığım biri fotoğraf ve mektuplarının öldükten sonra
yakılıp, bir kaba konarak bahçesine avuç avuç dökülmesini vasiyet etmiş.
Her mevsim o bahçede açacak çiçeklerle, anılarının doğada mevcudiyetini
korunmasını böylece sağlayacağı düşüncesiyle... (ŞD/NM)
NOT: Bu yazı
http://www.bianet.org da
yayınlanmaktadır.

|
|